Gürbüz AZAK
Her gölün, göletin bir metre yakınına çepeçevre evler kurup suları mahvet. Her sanayî atığını derelere, ırmaklara ver, nehirleri mahvet. Her yeşil yamacı betonlara bula, her sahili sevimsiz iriyarı villalarla kapat.
Eeee?
Sonra da ağla. Beter ol!
*
Geçen yıl Denizli’deydim. Pamukkale’ye giderken berrak, içi alabalık dolu bir çaydan geçerdiniz. Bir baktım simsiyah akmakta. Ama o çay yirmi yıl önce öyle değil, içilecek kadar temizdi. Beni götüren şoför, suskunluğumdaki hüznü yakaladı: “Evet Abi, dedi. Haltettik.”
Oysa bütün Türkiye elbirliğiyle nicedir aynı rezilliği işlemekteydik.
Sahillere asfalt kaplı parklar yapan biz.
Ormanları kese-yıka yol yapan biz.
Kıyıları doldurup, güzelim koy ve kulakları dolduran biz.
Eeee?
Sonra ağlayan gene biz.
Biz bizden utanmalıyız.
*
Finlilerin bir sözü var, der ki: “Ağaç kesilmez, yol onun kıyısından dolaşır.” Halbuki Finlandiya’nın toprakları gölden ve ağaçtan görünmez. Haysiyete bakınız. Dünyanın en ağaçlı ülkesinde bir ağaç uluorta kesilmiyor.
*
Hep merak ederdik. Sakın medeniyet dedikleri bu olmasın? Acep insan sevgisi, hayvan sevgisi, ağaç sevgisi nerede öğretilir? Yetmiş milyon insan varıp bir süre oralarda kurs görsek faydası olur mu ki?
*
Yana yakıla yazarım, bıktırana kadar da yazmak isterim. Okullarda bize para harcamayı, güzel ve düzgün yaşamayı, estetiği, sanat zevkini, öfkesizliği, hatırnazlığı öğretmiyorlar. Bari, tabiatla dost olmayı öğretselerdi.
Şu güzelim yurdu çamsız, zeytin ağaçsız, akasyasız, erguvansız, lâdinsiz bırakmasaydık. Bir okumuşa fırsat bulunca sorun bakalım, kaç ağaç adı sayabilir, kaç ağaç tanıyabilir?
Meselenin bam teli orasıdır. Evet ya…
İnsan, tanımadığına karşı ilgi duyamaz.
*
Bizler önce Ege kıyılarını öldürdük sonra Akdeniz sahillerini. Derken, Karadeniz oto yoluyla kuzeyin dünya tatlısı, insanla konuşan, müjdeler dağıtan yemyeşil tebessümünü zehirledik.
Ne oldu şimdi? Kaybolanlar nasıl geri gelecek?
Birbirimizle didişmekten tabiatı fark etmeğe, onu kollamaya fırsat bulamadık. İçinizde iyi yaptık diyen var mı? Eğer yetmiş milyon içinde tek bir kişi evet diyorsa:
Oh olsun. Bizler böylesine lâyığız.
*
Ninem der di ki: “Yılan bile toprağı bitecek korkusuyla yalar.”
Galiba yılan kadar olamadık.
Bir de kalkar, insanız diye övünürüz.
Pöh!
http://sanatalemi.net/KoseYazilari.asp?nereye=yazioku&ID=12854















Aralık 27th, 2007 at 1:50 pm
gerçekten öyle ya. nedir biz insanların vurdumduymazlığı… peygamber efendimiz (s.a.v.) ne buyurmuş: kıyamet kopacağı zaman elinizde bir fidan varsa, kıyamet kopmadan onu dikiniz. hele araba manyağı biz türkler bu havayı zehirledikçe daha çok öksürür yarı yolda tıkanırız…