Moral FM Programcısı ve Bugün Gazetesi yazarı Mehmet Paksu’ya bir dinleyicisi ÅŸu soruyu sordu: “Hocam, bu sabah radyoda dinlediÄŸim Kur’ân mealinde nikâhla ilgili dört hanıma kadar nikahlanabileceÄŸimizi, eÅŸit davranamazsak bir hanımla nikâhlanmamızı ve cariyelerle yetinmemizi söylüyordu. “Cariyelerle yetinmek” kısmını anlayamadım, “ihtiyaçlarımızı giderirken cariyelerle nikâhlanmamıza gerek yok mu?” demek isteniyor. (İlkay Murat Kılıçarslan)
Mehmet Paksu’nun bu soruya cevabı ÅŸu ÅŸekilde oldu:
Yaklaşık bundan yüz sene öncesine kadar yürürlükte olan eski savaÅŸ hukuku sisteminde savaÅŸ sırasında düşman tarafından esir edilen kadınlar “cariye” olarak alınır. Hukuk itibariyle ganimet sayıldıklarından İslâm devleti tarafından hizmetçiye ihtiyacı olan gazilere verilirdi.
Azat edilip özgür bırakılmadıkça bir ücret karşılığı baÅŸka bir aileye de geçebilirdi. Artık o andan itibaren “cariye” âilenin bir parçası olarak kabul edilirdi. Cariyenin sahibi olan “efendi” onu ÅŸahsî hizmetlerinde ve ev iÅŸlerinde çalıştırabildiÄŸi gibi, isterse, ayrıca bir nikâh kıymaya ihtiyaç duymadan eÅŸi gibi ondan faydalanabilirdi.
Bu durum her ne kadar ilk anda garip karşılanacak olsa da, tarihî ÅŸartları içinde bu gayet normal ve tabii karşılanırdı. Sizin de sözünü ettiÄŸiniz âyetlerde ve diÄŸer bazı surelerde geçtiÄŸi gibi bu konuya Kur’ân da izin veriyor. “O mü’minler ki, iffetlerini korurlar; ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı iliÅŸkilerinde müstesnadır. Bunlarla olan iliÅŸkilerinden dolayı kınanmazlar.”1
Efendinin, cariyesinden cinsel yönden faydalanmasının cariyenin hesabına iki önemli hikmet ve faydası vardır. Birincisi ve en önemlisi, esir düşen ve sahipsiz kalan bu kadınların bu vesile ile ihmal edilmeleri önlenmiÅŸ olur. Aksi halde, cariyelerin fuhÅŸa düşme ihtimalleri kaçınılmaz olduÄŸu gibi, efendisinin evine de baÄŸlı kalmış olur. DiÄŸer bir faydası, cariyenin efendisinden bir çocuÄŸu olduÄŸu zaman “çocuÄŸun annesi” mânâsına “ümmü’lveled” sayılır. Cariyeden doÄŸan bu çocuk hür kabul edilir.
Çocuğun doğumu ile annesi de, efendisinin ölümünden sonra mirasçılarına geçmeyip hürriyetine kavuşur. Çocuk olmasaydı, efendisi de âzat etmeseydi, cariye miras olarak mirasçılara kalırdı. Fakat efendinin cariyesiyle cinsel ilişkide bulunması şartı yoktur, onu sadece bir hizmetçi olarak çalıştırabilir. Bu arada cariyenin kocası esirler arasında bulunuyorsa, eşlerin nikâhları devam edeceğinden, efendinin bu cariye ile ilişkide bulunması caiz olmaz. Öyle ki, erkek başka birisinin, kadın da bir başkasının yanında köle ise, yine efendi, yanında bulunan bu kadın köleden cinsel yönden faydalanamaz.2
Bu meselelerle birlikte, Kur’ân-ı Kerim, erkek ve kadın kölelerin birbirleriyle evlendirilmesini de teÅŸvik ediyor: “Bir de içinizden bekârları ve kölelerinizle cariyelerinizden sâlih olanları evlendiriniz. EÄŸer fakir iseler, Allah onları kendi lütfundan zengin eder.”3
Böylece kölelerin kendi aralarında bir nevi eÅŸitlik saÄŸlanmış olur. İslam her vesileyle kölenin özgürlüğüne kavuÅŸturulmasını tavsiye ederken, cariyenin de nikâhlanarak ev hanımı yapılmasını teÅŸvik ediyor. Bir hadiste Peygamber Efendimiz bu hususu şöyle ifade ederler: “Sizden cariyesi olan biriniz onu en güzel bir ÅŸekilde terbiye eder, yetiÅŸtirir de sonra âzat edip onunla evlenirse, onun için iki sevap vardır.”4 Ayet ve hadisler ışığında bakıldığında İslâm’ın köle ve cariyelerin haklarını ne kadar koruduÄŸu açıkça görülüyor. Cariye sadece “kadınlığından” istifade edilen bir insan olarak da görülmüyor. O aynı zamanda evin hanımından sonra ailenin en sorumlu kadınıdır.
1. Mü’minûn Suresi, 23:5-6.
2. Istılâhât-ı Fıkhiyye Kamusu,
3:402 3. Nur Suresi, 24:32.
4. Buhari, Itk:15.















