Tüm müzik ve ses sistemi fırsatları için tıklayın !

Kerbela’dan Miras Kalan


Yine bir Aşura vakti gelip çattı…

Kerbela’nın deprem gibi üzerimize çöktüğü bir hayata isyan vakti…

Kerbela’yı düşününce bir ihanet çemberinin bizi alabildiğine kuşattığını hissediyoruz…

İhanetin rengini ve ahengini Kerbela’da görebilmemiz mümkün…

Zilletin, zulmetin, işbirlikçiliğin, ihanetin, işgalin, iğfalin veifsadın karanlık izlerini Kerbela’da görüyoruz…

Zulmün nabzı Kerbela’da atıyor…  Peki! nedir Kerbela?.. Hayatımıza niçin bu kadar etki ediyor?..

Kerbela; İslam ümmetinin bünyesinde açılan kapanmaz bir yaranın adıdır…

Kerbela; saltanatın gücünü kutsayan mürai münafık güçlerin, İslam adına Peygamber ailesinin canına okuduğu bir mekandır…

Kerbela; kirli arzuları egemen kılma hesapları yapan kanı bozukların, dünyevi çıkar ve kar uğruna terör estirdikleri bir adrestir…

Kerbela; “yanlızlaştırma” ve ”kimsesizleştirme” operasyonlarının en acımasız yöntemlerle uygulandığı garip bir çöldür…

Bizi asıl düşündüren, çölün yapısal garipliğinden ziyade çölleşen yüreklerin garipliğidir…

Kuraklık ve çoraklık önce yüreklerde başladı…

Kalp toprağında başlayan yozlaşma ve yoklaşma insanı alabildiğine canavarlaştırdı…

Çürüyüş, çözülüş ve çökülüş sendromuna doğru hızla sürükledi…

Beşer  beter  oldu… insanlığın  tepesine  çöreklendi…

Öğüt, öğreti ve öze dönüş çağrısı dinlemez oldu…

Azgınlaştı, azmanlaştı, alçaklaştı…

Adileşen  ve  asileşen  bir  Tağut’a  dönüştü…

Ahlak  çizgisinden kaçıp, ahmak  olmakta  diretti…

Aşka, irfana  ve  manaya  karşı  savaş  açtı…

İdeolojik idollerin, Batılı ikonların, Cahili ilah ve ilahelerin,Şeytani star ve stariçelerin ve fetişleştirilen  yıldızlar!  dünyasının  peşine  takıldı…

Cennetin derecesinden uzaklaşınca, cehennemin derekesine savruldukça savruldu…

İblisten çıkan telkinleri, vesveseleri, dürtüleri, fısıltıları ve üfürükleri hiç boş çevirmedi…

Hülasa; şunu  demeye  getirdi… İnkar, ihanet, isyan  ve  ifsad  IN, iman, imar, itaat  ve  ittika  OUT…

Kerbela’da beliren Nesl-i Kabil işte böyle bir düşünüşün temsilcisiydi…

Nesilden nesile müteselsilen intikal eden ifsad transferi Kerbela’ya taşınıyordu…

Kalleşlik, kaypaklık, kanperestlik ve küstahlık ne derseniz Kerbela’da var…

İhanetin resmi, zulmün fotoğrafı, vahşetin karesi  ve istibdadın enstantanesi Kerbela sahnesinde…

İşgalin eşgali”ni daha yakından görüyoruz… İşgal ateşini iş’al edenler (tutuşturanlar) hemen yanı başımızda gibi…

Şu  pis  pis  sırıtan alçak, Ubeydullah İbn-i Ziyad değil mi?… Anası yasını tutasıca…

Ya şu at üstünde ağzından intikam salyası akan Şimr bin  Zil-Cevşen’e bir bakın… Kahrolasıca…

Peki; Sinan bin Enes’in  İmama uzanan kılıcı ve sıçrayan mübarek kanın ifade ettiği hakikat… Elleri kırılasıca…

Kerbela’da ”vahşet resitali”ne imza atanlar, gövde gösterisi yapanlar ve güç şovuna katılanlar-kapılanlar elbette bunlarla sınırlı değil…

Temim bin Kahta, Zeyd  Ebtahi, Bahteri  bin  Rebia, Şeys bin Rebia ve diğerleri…Hepsi aynı yolun yolcuları…

Korku imparatorluğuna boyun büken, zillet edebiyatı yapmakta ısrar eden ve mazoşizmi (köleleşme) fatalite (alın yazısı) gören pısırık ruhlar o kadar çok ki!..

Bu tipleri Kerbela’laşan her yerde görebilmemiz mümkün…

Silik  ve  sinik  kimlikler… Sönük  kişilikler… Direnişin  edebinden  kaçarak, dileniş  edebiyatı  yapanlar…

Yüreklerini  statükoya  pazarlayanlar… Ruhlarını  egemenlere  satanlar… Kiralık  beyinler… 

İktidar  ve  saltanat  suflörleri… Esfel  yolcuları… Eşref  kaçkınları… Ekrem  olanı  erzel  olanla  takas  edenler…

İhanet  kampında  çadır  kuranlar… Beyinlerinden  fikir  değil  kir  çıkanlar… Bahaneci  ve  bananeci  zibidiler…

Meskenet  ve  mezellet  şövalyeleri… Vandalizm  kovboyları…

Kıst  çizgisine  kast  edenler… Kıstas  medeniyetinden  kısas!  alanlar… Sivilizasyon (medeniyet)  düşmanları…

Rant, rahat  ve  rehavet  tutsakları… Reklam, rekabet, reyting  ve  rekor  kurbanları…

Şöhret, şehvet, sermaye  ve  servet  budalaları… Gaflet, garabet, kasvet  ve  dalalet  anaforunda  tükenenler…

Hakkı çarpıtmayı meslek edinmiş şeytanlar… İslamı tahrip, tahrif, tahrik ve tahriş etmeye yeminli aşağılık ruhlar… Dini sulandıran sahtekarlar…

Şimdi Kerbela’yı gündemimize daha sıkı  almak zorundayız…

Kerbela’yı gündemine almayan bir Müslüman kusurludur, özürlüdür…

Kerbela’nın  bir  laboratuar  odası  ve  tomografi  merkezi  olduğunu  unutmayacağız…

Kulluğumuzun kalitesi ”Kerbela testi”nden geçecek…

”Kerbela  sınavı”nda  kimliğimizin çapı  ortaya  çıkacak…

”Kaç kuruşluk  adamız”, bunu Kerbela hassasiyetimiz belirleyecek…

”Kerbela nedir?” sorusuna verilecek cevap daha bir önem kazanıyor… Net  ve  nezih  bir  yanıt  vermenin  tam  zamanı…

Kerbela  bir  feryattır…

Çift yüzlülüğe, mürailiğe, kaçkınlığa, kaypaklığa ve arkadan vurma alçaklığına bir feryat…

Yüzüstü debelenen bir feryat değil, izzetle yükselen bir feryat…

Zeyneb’in, Abbas’ın, Ali Asğar’ın ve Akil’in direnen feryadı

Köleleşmeyen, kullaşmayan ve kaçmayan bir feryat…

Kerbela  bir  renktir…

Renksizliğin renginin, renk cümbüşünün, rengarenk kimliklerin Allah’ın (C.C) rengi karşısında kaçıştığı, kaybolduğu, kahrolduğu bir renk…

Renge denge vermeyi Kerbela’da  öğreniyoruz… Rengimiz Kerbela’dır…

Rengi batıl felsefelerle anılanların Hüseyin’i ideolojik rant kapısı görmeleri onlara bir şey kazandırmayacak…

Kerbela’yı kendi hesaplarına sui-isti’mal edenler avuçlarını yalayacaklar…

Aktüel siyasal hesaplaşmaları Hüseyin ve Yezid üzerinden yürütenler, Hüseyni dünya görüşüyle yıllardır çatışırken, nasıl kendilerini Hüseyin’e nispet edebilirler ki?..

”Yezidler bitmedi” açıklamalarını Aşura günlerinde yapan politik dessaslar bu pişkinliği nereden buluyorlar acaba?..

Yezid ile kan bağlarını görmüyorlar herhalde…

Kerbela’da akan kan safları çoktan belirledi… Savrulan ve fışkıran kan maskeleri düşürdü…

Kan’ın rengi ile coşuyoruz… Sıçrayan kanımız katillerimizin yüzüne renk katıyor… Asli renkleri de bu değil mi?..

Kerbela  bir  süreçtir…

Yalanın, yağmanın, yağcılığın, yaltaklanmanın, yanlışlığın yağmur gibi üstümüze yağdığı bir süreç…

İhanet tarihinin izini Kerbela’da sürüyoruz…

”Suskunluk  dini”ne  karşı  isyanın  bayrağı  kerbelada  yükseliyor…

İktidar  savaşının, güç ve rant devşirme kavgasının, dünyevileşme marazının korkunç boyutlarının, çıkar, ihtiras ve ihtikarın birbiri ardınca yaşandığı bir süreci Kerbela’da izliyoruz…

İbretlik bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçiyor kerbela sahnesi…

Kerbela  bir  umuttur…

Ye’sin, karamsarlığın ve ümitsizliğin ümmeti derbeder ve darbeder ettiği bir dünyada, sis yüklü ”ihanet bulutları” dağıtan bir umut…

Umut aşısını Kerbela ile vuruyoruz nesillere…

Kerbela’dan yükselen yangını umutla söndürüyoruz…

Çünkü biz umudun çocuklarıyız… Umuda teşne yüreklerimiz var…

Umut ile özgürlük kapısını aralayacağız…

İstikbalden  ümitsiz  değilim…

Artık Kerbela’nın daha ciddi bir tonda ele alındığını düşünüyorum…

Hüseyin, Zeynep, Ali Asğar, Hürr, Müslim bin  Akil, Yezid, İbni Ziyad, Şimr ve Sinan bin Enes temaları üzerinde daha derin durulmaya başlandı…

Kerbela programları daha coşkulu ve doyurucu geçmeye başladı…

Ancak bir sorun var ki üzerinde durulmalı!.. Aşura günleri tamamen Kerbela’yı ve Hüseyin’i anlama günlerine dönüşmeli…

Mitolojiler, hikayeler, hurafeler ve esatirler Hüseyni bilinçlenme sürecini gölgelememeli…

Aşura günü gerçekleştiği iddia edilen sözde mucizevi olayların doğruluğunu sorgulamak durumundayız…

Kitap ile sağlaması yapılmayan ve Sünnet ile test edilmeyen bilgiler bize ait değil, bunu görmeliyiz artık… 

Yine bir Aşura günü idi… Bir proğram’a davet edilmiştim… Konuşmacı kardeşin özetle değindiği konular şöyleydi…

Hz. Adem’in tevbesinin Aşura Günü kabul edildiği… Hz. Nuh’un tufandan kurtulan gemisinin  Cudi dağına Aşura Günü  demirlediği… Hz. İsmail’in Aşura Günü doğduğu ve Hz. İbrahim’in Aşura Günü ateşten azade olduğu… Hz. Yusuf’un Aşura Günü kuyudan kurtulduğu… Hz. Eyyüb’ün Aşura Günü hastalıklarından halas bulduğu… Hz. Yunus’un Aşura Günü  balığın karnından azade olduğu… Ve  onlarca  maddelik  uzun  bir  sıralama…

Programdan sonra konuşmacı kardeşe eğilip ”Hüseyin’den başka herşeyi bugün anlattınız” dediğimi hatırlıyorum…

Aşura günü bütün Peygamberler dertlerinden kurtulurken, Hz. Hüseyin  katlediliyordu!.. Bu  bilgi  büyük  paradoks  taşımıyor mu?..

Anlatılan rivayetlerin doğruluğunu kabul edeceksek Aşura özgürlük günü!.. Ancak Hüseyin ve Ehl-i beyt için kahır ve keder günü…

Aşurayı  israiliyatla kirlettiler…

Kur’anla teyid edilmeyen, sünnetle test edilmeyen bilgiler nesilleri zehirledi…

Aşura kültürümüz aşura tatlımız gibi karmakarışık… Ne derseniz içinde var… 

Yapmamız gereken çok şey var…

Kan akıtarak kâr elde etmeye çalışan kan tüccarı Yezid’i daha yakından tanıyacağız…

”Yezidin  safında  Hüseyin’i  alkışlamak” ve ”Hüseyin’in ordusunda Yezid’e vurulmak” olur mu, sorusunu samimiyetle soracağız…

Aldatıcı etiketlerin altındaki aleni Şirki artık görmek durumundayız…

Kerbela’da sadakat sakadat fiyatına pazarlandı… Yezid Yezdanı terketti…

Bizden beklenen Ehl-i beyt’beyit okumak değil, beyat etmek…

Binlerce hadis rivayet edenlerin, Hüseyin’in çağrısına riayet etmediğini üzüntüyle belirtmek gerekiyor, ama kaçmadan…

Bu  bilgileri  birbirimizden  gizlememek…

Şimdi “Hüseyin neyin peşindeydi? Yezid neyi hedefliyordu?” buna cevap verme vakti…

Hüseyin kitabı  tarif etmeye çalışıyordu… Yezid ise kitabı tahrif etmek için didiniyordu…

Hüseyin Hakka davet ediyordu… Yezid ise hakka adavet ediyordu…

Hüseyin Kerbela’da sevaba koşuyordu… Yezid ise çölde cezbedici seraba koşuyordu…

Hüseyin tecdid-i iman için ter döküyordu… Yezid ise tecrid-i iman ve tehdid-i iman’da ısrar ediyordu…

Hüseyin Hakim olanı adres gösteriyordu… Yezid ise ne Hakem ne de harem dinlemiyordu…

Hüseyin  kalbin işrahı (hakka açılması) derdindeydi… Yezid  ise midenin iştahı için kabilleşiyordu…

Hüseyin Rahim olana sığınıyordu… Yezid ise Racim olana yöneliyordu…

Hüseyin Malik olanı gündemine almıştı… Yezid ise mal ile kendinden geçiyordu…

Hüseyin Hakka dayanıyordu… Yezid ise Hakka dadanıyordu…

Hüseyin İstiğfar iklimine kanatlanıyordu… Yezid ise  İstikfar güçleriyle iş tutuyordu…

Hüseyin iflaha çağırıyordu… Yezid ise iflasa çağırıyordu…

Hüseyin’in yolu  netti… Yezid ise netameli yolların adamıydı…

Hüseyin biat için haykırıyordu… Yezid ise bid’at cephesinde çıldırıyordu…

Hülasa; Kerbela sadece mektep değil… Aynı zamanda bir mektuptur…

Mektubu olmayan bir mektebi ne yapalım… Böyle bir mektep neyimize yarar?..

”Heyhat minez zille”, demekle zilleti kendimizden uzaklaştırmış olur muyuz?…

Zillet gömleğini giymemek için direnen bir nesil inşa etmek bizim elimizde…

Önce biz inşa olacağız… Kendimizi masaya yatıracağız…

”Hayat iman ve cihattır” diyen Hüseyin’in seslenişini kulak arkası yapmayacağız…

Mesajı ıskalamayacağız… Sulandırmayacağız…

Sahi cihatla aramız nasıl?..

Yoksa! chat yapmaktan cihat‘a vakit bulamıyor muyuz?..

Ne dersiniz?.. Haksız mıyım?..

Murat Burtaş / Hürseda.net

Gelen Arama Terimleri:

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yazı Etiketleri

DMCA.com