İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9 10 ... 13   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: AŞK tırki...gerisi vesairedir...  (Okunma Sayısı 13860 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
20 Mayıs 2008, 12:58:00
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #105 : 20 Mayıs 2008, 12:58:00 »






Ecmain kardeşim..Allah(c.c) hepimizden razı olsun inşAllah...

İLLA AŞK!
Logged
23 Mayıs 2008, 20:53:40
söztutan

Yeniyim

*


Üye No : 23330

Nerden :

Konu  : 0

Mesaj : 11

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« Yanıtla #106 : 23 Mayıs 2008, 20:53:40 »

SiZe BiŞi AnLaTMaYı  İsTiYoRuM 3 dk nızı alacam Hz yusuf alehiselam köle iken bir bayanın köleliğini yapıyormuş Hz yusuf alehiselam ile sahibi arasında bir sevgi oldugunu anlayan bir bayan o  zamandaki sosyetelerin hepsine yayar filan kişi kölesine aşık olmuştur bunu duyan bayan bir günherkezi toplar bir perdedinin arkaasına saklar Hz.YuSuF alehiselamı herkezin eline bir bıçak ile bir elma werir daha sonra perde açılır Hz. yusuf alehiselamı görmüşler ve ordakilerin hepsi Hz. yusuf alehiselamı görünce herkez elini bıçakla keser ve bu acıyı hiç kimse fark etmez BiLiYoRuM 5 para etmem ama saol beni dinlediğiniz için bunu bi abim anlatmıştı çok sevmiştim Smiley
Logged
23 Mayıs 2008, 22:59:08
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #107 : 23 Mayıs 2008, 22:59:08 »

Estf.Kardeşim o nasıl söz..Burada hep beraber birşeyler paylaşıyoruz inşAllah..
Bahsettiğiniz bayan Hz.Yusuf'a olan aşkıyla bilinen Züleyha..
***


Yusuf,dedi Züleyha, sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.

Yusuf,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim.
Yusuf, dedi Züleyha, sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin.
Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni,çünkü mümkünü var,suret kasrında bir suret değilsin.

Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür.

Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim?

Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene.
Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.

Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim.

Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım. Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım. Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım.

Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda. Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana.
Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var.

Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.
Dünyanın en iyi kadın yazarından....(Nazan Bekiroğlu)
« Son Düzenleme: 23 Mayıs 2008, 23:01:39 Gönderen: neva » Logged
23 Mayıs 2008, 23:17:28
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #108 : 23 Mayıs 2008, 23:17:28 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Logged
23 Mayıs 2008, 23:18:43
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #109 : 23 Mayıs 2008, 23:18:43 »

Âh Bîne'l Aşk...
« Son Düzenleme: 24 Mayıs 2008, 13:14:35 Gönderen: neva » Logged
24 Mayıs 2008, 00:12:15
BERRE

BERRE

Kopamıyorum

*


Üye No : 21176

Nerden : uzun ince bir yol

Konu  : 42

Mesaj : 900

Aldığı Teşekkür 2
Offline
« Yanıtla #110 : 24 Mayıs 2008, 00:12:15 »

allahım aşkını içimize nakş etsin          amin
Logged

ஐ◄███▓▒░░ LA İLAHE İLLALLAH░░▒▓███►ஐ
29 Mayıs 2008, 22:30:00
VuSLaT

Admin

*


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1286

Mesaj : 9,771

Aldığı Teşekkür 191
Vuslatın Kalbimde Lâle...
Offline
« Yanıtla #111 : 29 Mayıs 2008, 22:30:00 »



Feridüddin Attar Aşknâme’de anlatıyor:

Sultanın kızına bir gariban âşık olmuştu. Sultan bunu duyunca âşıkı huzura getirtip:

-Ya ülkemi terk eder gidersin, dedi, ya da kelleni vurdurtacağım, kararını hemen ver !

Zavallı adam, düşündü, taşındı ve gitmeye karar verdi. Sultan ise adamın cevabını duyunca cellatları çağırttı. Vezir dedi ki:

-Hünkarım, neden suçsuz birinin kellesini vurdurttunuz?

-Çünkü gerçek bir âşık değildi o, sahtekardı. Eğer gerçekten âşık olsaydı, başının kesilmesini seçerdi. Eğer başının kesilmesini seçseydi, tahtımdan kalkıp onu yerime oturtacaktım.

Hayatını sevgilisinden daha çok seven kişi aşk davasına kalkışmamalı. Bir an durup düşünelim; Sevgili’yi hayatımızdan daha çok sevebiliyor muyuz?!.

İ.Pala
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
05 Haziran 2008, 20:47:07
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #112 : 05 Haziran 2008, 20:47:07 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Fahruddin-i Iraki "bütün musibetleri ve belaları bir araya koydular ve adına aşk dediler" demiş.Seyyid Nesimi de " ey rakib sanmaki sevgilinin Nesimi ye hiç ihsanı yoktur.bilakis o durmadan Nesimiye cefasını gönderir.."diyerek âh-ı derununu dile getirmiş.
aşk yolu çilelidir.yol diyorum çünkü başlangıcı yol olarak gözükür aşkın.ama bir bakar ki aşk yolcusu,aşkın aslı yol değil şahid olduğun herşeymiş.tıpkı Bayezid-i Bistaminin dediği gibi " O nu arayarak bulamazsın.ama nedense O nu bulanlar hep arayanlardır "
âh bir aşıkın gönlünden koptuğu vakit gönül eri bir zat gel şu ahı bana ver bende şu ömrümde yaptığım bütün ibadetlerin sevablarını sana bağışlayayım demiş.maşukun elinden çekilen herşey hoş..kahrıda hoş lutfuda hoş...ilk nefes aşk,son nefes aşk,her dem aşk olsun...
Logged
05 Haziran 2008, 20:48:33
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #113 : 05 Haziran 2008, 20:48:33 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



- Allah'sız müslümanlık nasıl bişi ?

Allah ile beraber yaşanmayan müslümanlık, Allahsız müslümanlık kandırmacısıdır.
Allah ile iletişim kurdurmayan, Allah için sevdirmeyen müslümanlık insanı geliştiremez, insanı mutlu edemez.
Müslümanlık bir külfetler paketi değil bir zevk olmalıdır. Müslümanlık aşk ile yaşanmalıdır.
Müslüman dışardan bakanı imrendirmelidir. Kişi müslümanım diyorsa kendisini tanıyanlar
ona baktıkça bu ne güzel insan demelidir.

Doğru söze ne denir evladım...

- İyi de baba nasıl olacak bu iş ? Allahsız değil de Allah'lı müslümanlık nasıl olacak ?

Evladım Müslümanım diyen herkes müslümandır.
Fakat aşk ile olmayan bir müslümanlık zordur, eziyettir, zevksizdir.
Dışardan bakanı iter, kimseyi özendirmez, kimseyi bu ne güzel insan dedirtmez.
Aşk gelene kadar insan “tam” müslüman değildir, “ham” müslümandır.
Aşk gelince kişi Allah'ın sevdiği ve Allah'ı seven kişi olur
Allah'lı müslümanlık budur.Allah'lı müslüman, iyiliklerini kendinden bilmez
İyilik yapmışsa unutur, kötülük yapmışsa unutmaz.
Müslümanlığını Allah'tan kendisine gelmiş en büyük hediye kabul eder
Müslümanlığı seçmiş olmasını kendi marifeti saymaz.

Allah'sız müslüman ise inadına yaptıklarıyla övünür.
İyiliklerini kendi marifeti bilir, kötülüklerini başkalarına maleder.
Kabahati zamana ve şartlara atar.
Kusurlu müslümanı da müslüman olmayanı da hor görür.

- İyi ama hadi ben istedim. Allah'a aşık olayım dedim ama istemekle nasıl aşık olacam ki ?
Mesela ben Gönül'e durup dururken pat diye aşık oldum.Ben istedim diye olmadı.
Kendi kendine oldu bitti. Aynı şekilde ha diyeAllah'a nasıl aşık olayım ?

Evladım. Sen bir yerlerde dolaşmasaydın, Gönül kızımıza nasıl sevdalanacaktın ?
Allah'a aşık olmak istersen, aşk oklarının hedefe sıkıldığı yerlerde dolaş,
Allah'ın yeryüzüne ve göklere çizdiği şaheserlere gönlünü aç.
Günün doğuşuna bak,günün batışına bak.
Bulutların yürüyüşünü seyret.Çiçeklerin kokusuyla konuş.
Aşk okuyla vurulmak isteyen, zırhını çıkarır.

- Zırh nedir Ömer Baba ?

Zırh “Dünya Sevgisidir”

- E dünyayı sevmeyecek miyiz ?

Terkedeceğin bir şeyi seveceğin kadar.
Logged
06 Haziran 2008, 19:15:40
VuSLaT

Admin

*


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1286

Mesaj : 9,771

Aldığı Teşekkür 191
Vuslatın Kalbimde Lâle...
Offline
« Yanıtla #114 : 06 Haziran 2008, 19:15:40 »



İlk nefes aşk,son nefes aşk,her dem aşk olsun...
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
06 Haziran 2008, 19:17:31
VuSLaT

Admin

*


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1286

Mesaj : 9,771

Aldığı Teşekkür 191
Vuslatın Kalbimde Lâle...
Offline
« Yanıtla #115 : 06 Haziran 2008, 19:17:31 »

Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
08 Haziran 2008, 01:21:37
VuSLaT

Admin

*


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1286

Mesaj : 9,771

Aldığı Teşekkür 191
Vuslatın Kalbimde Lâle...
Offline
« Yanıtla #116 : 08 Haziran 2008, 01:21:37 »



Ey Aşk

Ey Yakup’u Yakup yapan aşk

Beni de divane yap

Sınanma bıçağını vur boynuma

Hüznümü kan eyle canıma

 


Ey,aşk!

Oldur beni

Ölmeden öldür beni

 


Yusuflar geçir içimden

Kuyularla beraber

Çöllerde kavur beni

Yanmaya yandır beni

 


Ötelerde bir ben var

Benlerde nice canlar

Bilebilsem ben beni

Bulabilsem kendimi

 


Ey,aşk!

Bildir beni

Bilmeye döndür beni..


alıntı..

alıntı..
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
08 Haziran 2008, 12:44:44
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #117 : 08 Haziran 2008, 12:44:44 »

Bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettir. Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?

.

Sözün var olduğu günden beri, en fazla sarf edildiği alan aşktır. Aşk üzerine söylenmiş sözlerin sınırı yoktur. Belki söylenmemiş söz de yoktur; ama her dönemde başka türlü söylenmekten dolayı çoğalan söz vardır. Söz nötr bir varlıktır, üst derecesi kelam, alt derecesi laftır. Sözün kelam derecesinde konusu aşktır. Söze en güzel manayı aşk verir. Bütün boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz. Bir cümleyi aşkla yazın; görün cümle ne kadar güzelleşir. Usulen yazılan cümleden muhatabın alacağı pek bir şey yoktur.

.

Hayatin aşktan yoksun olduğu hiçbir zaman gösterilemez ki. Bitkinin hayati olsun, insanin hayati olsun, dünyanın hayati olsun, bütün hayatların her kademede aşka ihtiyaçları vardır.

.

Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir. Göz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fonksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür. Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür. Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir.

.

"Yalnızca bir türlü aşk vardır; ama görüntüleri binlerce türlüdür" der bir bilge. Üç çeşidini söyleyelim: Aşk beşeridir; şakayla baslar, sorumluluk getirir. Gözden girer, gönülde yasar. Surete meyledenler ziyandadır. Aşk platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir. Zihinden girer, gönülde yaşar. Siretini süslemeyenler yol şaşırır. Aşk İlahidir; imanla başlar, vahdete götürür. Gönülde doğar, gönülde yasar. Sırrı saklamayanlar, başını verir.

.
Aşk, Allahu Teala'nın "Bilinmeyi istedim kainatı yarattım" buyurduğu noktada başlar. Ve oradan bir ırmak gibi birdenbire coşkuyla akar, binlerce yola ayrılır, binlerce ırmak oluşur. Bir bastan binlerce baş oluşur. Onun için bir türlü aşk vardır. Varlığımızı sürdürdüğümüz medeniyet birikiminin içinde aşkın bütün çeşitleri mevcut. Bugün dahi mevcut, biz hangi boyutunda yasıyorsak aşkın, o türlüsünü tadıyoruz demektir.

.

Beşeri aşkın (mecazi aşkın) İlahi aşka dönüşmesi tabii bir seyir. Pek çok mutasavvıf İlahi aşk için beşeri aşkı ilk basamak olarak görür. Çünkü Allah güzeldir, güzelliği sever. Mevcudattaki o İlahi kudretin eserine bakarak ancak bir izden asıla gidebilir, görüntüden orijinale geçebilir manasında beşeri aşkı ilk basamak olarak görmüşlerdir ve atlamışlardır oradan.

.
İşte; Leyla ile Mecnun. Leyla’nın bir beşer olarak aşkını Kays'in biriktirmesi... Kays içinde büyüyen o aşkla ileride bir eşikten atlayarak Leyla ile bütünleştirmesi... Buradan da ileri giderek başka boyutlara yol alması... Artık o Hallacın "enel hak" dediği noktadır, o Nesimi'nin cübbemin altında "Allah'tan gayrisi yoktur" dediği noktadır. Gerek baş verirsiniz gerek derinizi yüzerler. Sırları ifşa etmek noktasında aşk biter.

.

Salt sırdır aşk. Aşk bir kişilik sırdır, iki kişiye müsaadesi yoktur. Zaten aşk tekildir. Sevilen hiçbir zaman aşkın içinde değildir. Aşkın içinde seven vardır o kadar. Sevilenin haberi bile olmayabilir aşktan, olması önemli de değildir üstelik. Aşk tekil olduğu için sırları da, kederleri de, acıları da, firkati de, hicranı da, gözyaşı da, ateşi de tekildir. Yani içinde bulunduğu ateş sadece bir kişiyi yakar, gözyaşı da bir kişiden akar, ayrılığı bir kişi çeker. Aşkı bunlar çoğaltır, aşkın "eksilmeyen fakat artan" özelliği ayni zamanda buradan beslenir. Gözyaşı aşkı artırır, hicran, hasret bu duygular aşkı devamlı büyütür, katmerler, yuvarlar bir çığ gibi. Yani aşk, acı çekmeyi bastan göze almayı gerektiriyor. Aşkın bir tarifi de acı ve bütün bu acılardan duyulan mutluluk. Onun ötesinde de insanin kabiliyeti. Aşk her gönülde ayni kıvamda varolamaz. Gönül medeniyetindeki gönüllerimiz aşkı değişik boyutlarda alacaktır, o zaman işin içine sırrı da girer. Yani benim sırrım benim kalbime sığacak olan kadardır, daha ötesini kaldıramaz. Sır, acı ve hasret varsa aşk vardır ve o aşk tekildir bir kişiyi ilgilendirir.

.

Biz aşkı genel kabulümüzde "beşeri aşk" derken bir zaaf olarak algıladık "İlahi aşk"i da bir hedef olarak gördük. Beşeri aşkın ve İlahi aşkın ikisinin de ayni anda ve ayni bünyede tezahürü bir geçiş itibarıyla mümkündür.

.

Ahsenü'l-Kasas buyurulmuş Yusuf Suresi'nde; aşkı anlattığı için bu sure. Mevlana "Zeliha o hale gelmişti ki..." diyor, "... çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adi Yusuf'tu onun için. Yusuf'un adini başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. Mum ateşte yumuşadı, dese; sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. Bakin ay doğdu, dese; söğüt dalı yeşerdi, dese (...); başım ağrıyor, dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese hep ayrı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi, birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüz binlerce şeyin adini ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de..."

.

Hiçbir insan bir kadına aşık olmayı veyahut da bir kadının bir erkeğe aşık olmasını, "beşeri aşk" dediğimiz duyguyu yadsıyamaz, ayıplayamaz. Ne din, ne de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah'a aittir çünkü. Gönül ki Allah’ın evidir, aşkın her çeşidine itibar eder.
.
Bütün milimetrekarelerinde ayni sevgili olmayan bir gönül aşkı bilir mi acep?!. Bir kuru yakınlaşmayı, ilgiyi, arzuyu aşk sanarak yaşanılan ömür adına va veyla ve va esefa!.. Bir Cemal'e kul, bir Ahmed'e köle, bir Leyla'ya deli ve bir ışığa pervane olmayanın aşkı mi vardır, ya akli mi vardır ki!.. Alem bir ask için yaratılmış ve "Aşk imiş her ne var alemde!...

.

"Muhabbetten Muhammed oldu hasıl

Muhammedisiz muhabbetten ne hasıl."

.

Sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk. Aşk acıdır, hasrettir. Hicran ve hayrettir, firkat ve gurbettir. Gözyaşı ve ahtır; tazarru ve münacattır. Aşk ölümdür, can vermedir, kurban olmadır. Canların birbirinde kaynayıp erimesidir; canların can özünde yitirilmesi ve aranmamasıdır aşk. Parçalara böldükçe demiri, mıknatısı güçle bütün parçaların yine birbirlerini aramalarıdır. Arama gücünü yitiren, zayıflatan, küçülten parçalar bırakır; ancak birbirini kovalamayı. Tasın içinde saklı olan ateştir aşk; bir kıvılcım çakınca kuşatır bütün evreni. Atom çekirdeği etrafında saniyede iki bin kilometrelik hızla dönen elektronların karıdır bu. Kudretin ve İlahi san'atin özündeki cevherden beşeri estetiğe akıp gelen ilhamdır o. Bir şehre Ussak bir köye Asıklar adini vermektir. Aşk ki şiirde Su kasidesi, mimaride Selimiye, musikide Ferahfeza'dir. Aşk, haddehanelerden dökülen ateş, manaya gebe sözdür. Aşk, meşktir.

.

"Kim aşık olur da iffetini muhafaza eder, halini gizler ve bu yüzden ölürse şehit olarak vefat eder." diyen bir hadis-i şerif rivayet ediliyor.

.

Kalplerimizin incelmesi, yüreklerimizin güzellikleri tatması ve tanıması açısından her insanin aşka ihtiyacı vardır. Bunu yasaklayamazsınız. Fakat gizlilik esastır. Aşık olan insan aşkını herkese ilan edemez, bu ayıp bir şeydir. Çünkü sevgilinin adi onun için kutsaldır. Sevilen insanin eskiden beri adinin ulu orta söylenmesi aşık’ı incitir. Aşık olmak değil, aşkı söylemek ayıptır. Çünkü aşk bir sırdır dedik. Aşkı mutlaka kötü yorumlamamak lazımdır. Çünkü aşk olgunlaştırıcıdır. Gönlümüzle, Allah’ın işaretlerini görebilmemizi sağlayacak en önemli vasıtalardan birisidir aşk. Gönlü açmak ancak sevmekle olur. Aşktan kaçış ta yoktur, siz istediğiniz kadar yasaklayın o, kişiye bir gün gelir. Seyh Galib’in dediği gibi "Birden bire bu aşkı bu tuhfe bulanındır." (Tuhfe:hediye)

.

Önce beşeri aşkın rafine edilmesi lazım, İlahi aşka yükselmesi için. Bir insanin esine veyahut da bir başkasına beslediği aşk-i mecazi var. Daha sonra bu insan Aşk-i İlahi‘ye yükseliyor. Bu hal ailesine karşı olan aşkında bir düşme göstermeyecektir. İlahi aşkın içerisinde beşeri aşkın cüzleri zaten mevcuttur. İlahi aşka vasıl olmak bilakis beşeri aşkların temelini sağlamlaştırır. Denizin içinde damla vardır; ama deniz damladan ibaret değildir. Bugün aşkla ibadet edebilen bir insan, yarin ibadet eder gibi aşık olabilir. Bugünkü isini aşkla yapan da, ayni isi yarin aşk ile yapamayabilir.

.

Aşk sayesinde insan ebedilik kazanır ve lamekan olur. Aşk bir hiçliktir tasavvuf neşvesinde. Fakat o hiçlikte kendinizi "hiç" hissettikçe var olursunuz ve hiçlik büyük bir varlığa sebep olur. Can verirsiniz; ama can verdikten sonra yaşamaya başlarsınız, kendinizi feda edersiniz feda olduktan sonra şöhret olursunuz.

.

"Güzelsiz olmazız amma oluruz etsiz ekmeksiz".

.

Beşeri boyutta aşkın mekanı ve zamanı çok kısıtlı, insanlar sadece birisinin gözlerini görebiliyor. "Küçüksu'da gördüm seni, gözlerinden bildim seni" gözlerinden başka bir yerinden de bilmesi mümkün değil zaten. Böyle bir kıyafet, böyle bir toplum yapısı, sokakta olmayan bir kadın. Beşeri aşkın sadece gözyaşı getirdiğini, sadece acı getirdiğini, dolayısıyla bizim şairlerimizin de "sevgili" diye hitap ettikleri insanların ancak kokularını duyabildikleri; saba yeli sevgilinin saçının kokusunu getirdiği zaman, acısının en fazla olduğu, yoldan geçecek diye günlerce yolda beklemek, bir haber gelecek diye bir süzgün bakışına, bir gamzeli bakışına muhatap olurum diye günlerce uykusuz kalmak. Bütün bunlar içerisinde beşeri ilişki ve birliktelik çok sınrlı. Bu sınırlılık aşkın bir gömlek daha yükselmesini sağlayabiliyor. İçinizde büyütüyorsunuz, hasretin çoğalması aşkın da çoğalması demek.

.

"Eyitti ol peri bir gün düşüne gireyim bir seb, Sevincimden nice yıllar geçiptir görmedim uyku" : O sevgili bir gün bana dedi ki hadi gönlün olsun rüyana gireceğim bir gece, bu sözü duyduğumdan sonra sevincimden nice yıllar geçiyor hala uyku uyuyamadım. Böyle bir tek söz, bazen bir çift göz ömür boyu süren bir aşkın merkezidir. Böyle bir toplumda o güzellikten, o sözden yola çıkan insan İlahi aşka gidebiliyor.

.

Aşkın en büyük özelliği ruh terbiyesine müsait olması. Seven daima niyazda, sevilen daima nazda. Sonuçta insanin yaratılısındaki özü, mutlak suretle hissetmesini sağlayacak bir acı ve kederle kalbi yumuşatmak, mumları eritmektir. Kalp mumlaşıp mum da eriyince ister istemez bir yanış, "Hamdım, pistim, yandım" olur. Yanma son noktadadır. Artık çeşitli tecellileri kabul etmeye hazırız; hoşgörü, affetme, sabır ve hatta bütün ömrünüz boyunca ulaşacağınız duyguları kapsar. Bunu yapmadıkça, kalp çiğ kalır, ister istemez meseleleri de hazmetmek zor olur. Onun için ayrılık vardır, acı ve hasret vardır. Aşkta vuslat yoktur, vuslat olduğu an aşk yoktur. Vuslat aşkın düşmanıdır üstelik.

.

Bugünün nisanlılıkları üç ay, evlilikleri iki-üç sene sürüyor. Çünkü aşk diye yaşanılan şeyler riyakarca yürütülen bir oyundan ibaret. Her iki taraf da gerçek yüzlerini gizliyorlar, karşı tarafa hoş gelecek geçici bir hale bürünüyorlar. Oğlan bir simit alıp gelesiye kadar, kız yeni bir sevgili bulabiliyor mu kendine, ona bakmak lazım. Bu kadar vazgeçilebilir duygulara aşk diyebiliyorlarsa onu sorgulasınlar.

.

Aşk sorgulanmalıdır; bir ilgi midir, bir sevgi midir, bir tutku mudur. Anormalliktir; ama bu anormalliğe geçiş sürecinde bizim duygularımızı hangi derecede, hangi merhalede tuttuğumuza bağlı. Bir üstünlük, bir ayrıcalık vesilesi yani. Oysa bugün hepsine aşk diyoruz, hatta cinselliğe bile aşk deniyor, aşk yapmak aşk adına çok küçültücü bir şey üstelik. İnsanin bir ilgiyi aşk sanması; onun askıdır; fakat aşkın ancak bir nebzesidir. İçinde aşk yok değil mutlaka vardır; ama askın ne kadarıdır iste ona bakmak lazımdır. Mutlak aşktan herkes ancak nasibi kadarını alabilir.

.

Bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması, patolojik olması, anormal olması gerekir. İştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda düğümleniyorsa; derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere, sen bir mecliste adi anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insani, iste odur aşk. O ki, göz kapakları kapandığında karanlıkları son bulmuyorsa, ne cür’et aşktan söz edile!?.

.

Eskiler "Ah mine'l-Aşk" yani "Ah aşkın elinden!..." demişler. Galiba biz de "Ah Bine'l-Aşk " yani "Ah aşka ulaşmak!..." demeliyiz.

.


İSKENDER PALA
Logged
08 Haziran 2008, 13:41:51
neva

Isınıyorum

*


Üye No : 615

Yaş : 18

Nerden :

Konu  : 8

Mesaj : 253

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #118 : 08 Haziran 2008, 13:41:51 »

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Logged
10 Haziran 2008, 00:35:05
VuSLaT

Admin

*


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1286

Mesaj : 9,771

Aldığı Teşekkür 191
Vuslatın Kalbimde Lâle...
Offline
« Yanıtla #119 : 10 Haziran 2008, 00:35:05 »




Vücutlarımız bir kovan gibidir; bu kovanın balı ve mumu da Allah aşkıdır.

« Son Düzenleme: 10 Haziran 2008, 00:58:04 Gönderen: VuSLaT » Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Anahtarlar:
Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9 10 ... 13   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya İfexi İlahi Sözleri