İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Elmas Beldeye Giden Altın Yol  (Okunma Sayısı 866 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
21 Şubat 2008, 18:10:09
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« : 21 Şubat 2008, 18:10:09 »







Elmas Beldeye Giden Altın Yol

HİSARLAR; İstanbul’un fetih hazırlığının ihtişamlı sembolleridir. Biz de söze oradan başlayalım... Fethin ‘besmelesi’, onlar!...
Gönlümüz istiyor ki, şuurlu öğretmenlerimiz, öğrencilerini alarak Rumeli Hisarı’nın kulelerinin en üst terasına çıksınlar. Oradan, gözleri ve hele hele kâlp gözleri açık olarak beraberce İstanbul’u dinlesinler...

Boğaz rüzgârının uğultusu, martıların çığlıkları, vapur düdükleri... Hepsi iyi hoş da, İstanbul’un asıl sesi nerede?..

Bir an için, beşbuçuk asır öncesini tutup günümüze getirsinler.

Bu hisarların inşâ edildiği o emsâlsiz şevk ve heyecan baharlarını yaşamaya çalışsınlar:

İşte hummâlı bir faliyet... Binlerce Anadolu evlâdı, iskeleler kurmuş, sırtlarında her biri bir milyon ‘kaşıkçı elması’ değerindeki şu cennet taşlarını yerlerine yerleştirerek tarihimizi örüyorlar!...

Çekiç tıkırtıları, harç hışırtıları, mala cızırtıları... Buyruklar, emirler... Ve dudaklardan dökülen dualar, tekbirler...

Sonra bakışlarını gün batımına çevirsinler: Kostantiniyye’nin o günkü silueti... Dikilitaşlar, heykeller, Tekfur Sarayının kasvetli kuleleri... Ve Ayasofya’nın muazzam kubbesinde hârelenen bir hasret profili!...

Kulak versinler... Derinden derine inleyen çan sesleri... Arenadaki kanlı ‘araba yarışları’ndan kopup gelen alkışlar; Maviler, yeşilleri yenmiş!... Ve nihayet, işitilmese de duyulan, Bizans surları içindeki birkaç Müslümanın zikirleri, tesbihleri... Evet, o tarihte Doğu Roma Ortodokslarının mü’min ecdadımıza tanıdığı dinî serbestlik, takdire şayan idi...

Gençlerimiz şimdi de Hisarların esrarlı burçlarında, gitgide renklenen ve tüllenen bir İstanbul gurûbunun ulvî hüznü içinde, kendi akranları o civan sultânın ruh ufuklarından bir titreşimi hissedip yakalamaya çalışsınlar... O titreşim, “İstanbul karasevdası”nın ümit ve ıstırap karışımı bir ihtizazıdır ki, fethin asıl nükleer dinamosudur. Bu saâdetli radyasyondan nasip alabilenler, yepyeni fetihlerin özlenen yiğitleri olabilirler!...





Logged
21 Şubat 2008, 18:12:52
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« Yanıtla #1 : 21 Şubat 2008, 18:12:52 »



GEMİLER NEREDEN GEÇTİ?



Şimdi geliniz, dünya askerlik tarihinin bir numaralı harika hâdisesini İstanbul’un kalabalıklara boğulmuş cadde, sokak ve binaları arasında arayalım... Sahi, şu efsanevî gemiler nereden geçmişti?..

Bu sorunun cevabını, yâni, “Altın Yol” diyebileceğimiz tarihimizin en şerefli yolunun güzergâhını araştırdık.

Askerî Müze’deki krokiden başlayarak, Galata ve civarının topoğrafik haritasını ve imar plânını inceledik. İlmî bir iddia ve endişeden uzak, fakat genç evlâtlarımıza bir fikir vereceğine inandığımız bu araştırmanın sonuçlarını özetleyelim:


1) Cenevizlilerin devleti olan Galata, ayrı bir sur içinde yer alıyordu. Bu sur, deniz tarafında kıyıya paralel olarak ve 25 metre kot eğrisini takip ederek uzanıyordu. 30 metre kodunda yer alan Galata Kulesi, bütün sur içini tarassut edebiliyordu...

Asıl kale ise, 50 metre kodunda, bugünkü Tünel’in civarında olsa gerek... Bu kalenin iki yanında, kara tarafını kapatan surlar, yokuşlar üzerinde inşâ edilmişti... Bütün koloni, 500-600 dönüm...

2) Gemiler, Galata surlarından 400 m. kadar uzaktan ve surlara paralel olarak geçirilmiş... Gizlilik için gereken asgarî uzaklık... Veya, iş farkedilirse, mancınık menziline girmemek için...

3) Ahşap kızakların dengeli olması ve gemilerin iki yandan eşit kuvvet desteği ile çekilebilmesi için, yana eğimli bir yol seçmekten kaçınılmış... Bu husus pafta üzerinde, güzergâhın, topoğrafik eş yükseklik eğrilerine dik olmasını gerektirir!...

Askerî Müze’deki kroki ile, Büyük Şehir Belediyesi’nden aldığımız haritalar karşılaştırılınca, bu diklik şartını sağlayacak şekilde, güzergâhın detayları ortaya çıktı...

4) “Altın Yol”u artık tarif edebiliriz:

Bugünkü Fındıklı sahilinden başlayan güzergâh, dik yokuşu tırmanarak 400 metre sonra İlk Yardım Hastanesi civarında 75 m. koduna erişiyor... Bu, yolumuzun en yüksek noktasıdır. Evet... Asıl sabır, işin başında gerek!... Sonra bir iniş-çıkışla, Galatasaray lisesi avlusunun aşağısından, Katolik kilisesi civarından Tepebaşına... Burası, yolun yarısıdır... Ve artık hep iniş olarak Kasımpaşa’ya, Deniz kuvvetleri Komutanlığı bölgesine... Orası o zamanlar muhtemelen daha derin bir koy hâlinde idi. Böylece toplam uzunluğu 2000 m. kadar olan Altın Yol, Haliç’e düğümleniyor... Elmas şehrin anahtarı orada!...



Böyle tarihî servet, ecnebilerin elinde olsaydı, Altın Yol’a gerçek altından kaldırım taşları döşerdi!.. Bu yol üzerinde inşaat falan değil, bir tozun konmasına müsaade etmezlerdi.

Bilim-kurgu filmlerini gölgede bırakan bu misilsiz zekâ, cesaret ve azim eseri hâdise, her yıl dönümünde bir karnaval şenliği içinde kutlanırdı. Gerçeğinin tam eşi gemiler, aynı şartlar içinde ve bütün dünya televizyonlarının önünde bir denizden diğerine karadan yürütülürdü.

Ama ne yapalım ki, Osmanlı dedelerimiz zaferlerin öz sahibi oldukları için, alçak gönüllülük göstererek kutlama merasimlerine fazla itibar etmemişler...

Yeni gelenler ise, geçmişlerini inkâr etmeyi marifet sanmış!.. İstanbul’un Fethi’ni, kurusıkı mavzerlerle ve tül elbiseli kız çocuğu sembolleriyle her kasabada kutlamaktan bir türlü bıkmadıkları şu “kurtuluş günü” saçmalıklarıyla bir tutmuşlar!..

Tırman yine Ulubatlı Hasan, taşları dökülmüş pislik yuvası surlara her yıl!.. Her 29 Mayıs’ta yeniden; ama bu sefer hicap oklarıyla vurularak düş, burçların tepesinden. Sonra Mehter Bölüğü’nün yiğitleri de, takma palabıyıklarını titreterek bir iki serhat türküsü söyledimi; gerisi, günün “anlam ve önemini” geveleyen acemi hatiplerin sıkıcı nutuklarına kalır; olur biter!...

Tarihini sevmeyen nesillerden bu kadarını bile beklemek hakkımız değil!...

İlgilileri hararetle kutlarız!..






Logged
21 Şubat 2008, 18:14:34
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« Yanıtla #2 : 21 Şubat 2008, 18:14:34 »


YİNE VE HEP AYASOFYA!...




Dâvâ sahibi öğretmenimiz, pırıl pırıl öğrencilerini bu sefer de “esir sultan” Ayasofya’ya götürsün...

Hepsi, ayakkabılarını çıkararak, çoraplarının tozlanmasına aldırmadan, yüzlerce yıl nice velînin mübarek sıcaklığını emmiş o çıplak taşlara, aynı sıcaklığı hissetmek niyetiyle bassın...

Orada, Hristiyanî bir vecdin mermer soğukluğundaki ürpertilerini avlamaya çalışan bîçâre turistlerin boş gayretlerine inat; minberde, eli gaza kılıcının kabzasına, kartal bakışları gazîlerin şükürle ıslanmış gözlerine ve kalbi, ona Fethi müjdelemiş olan Resuller Sultanının sevda iklimine kilitlenmiş o “Güzel Emîr”in genç erkek sesiyle verdiği Fetih Hutbesini dinlesinler!...

Evet... Yıllarca önceden Sürekâ’yı (r.a.) Kisrânın incili bileziğini bileğine geçirirken gören ve bildiren O “Vaadinde sâdık Peygamber” (a.s.m.), Sultan Mehmed’i de bu minberde pırlantalı Fâtihlik tâcını başına giyerken gördü ve sekiz yüz elli sene önceden yılıyla, ayıyla, günüyle bildirdi!.. Ve O bildirdiği ve müjdelediği için o tâc, tâc oldu; incilendi, elmaslandı...

Evet, Ayasofya!.. Ayasofya, o tâcın sorgucudur!..

Dâvâsının eri öğretmen, öğrencileri ve hepimiz, Ayasofya’yı, düştüğümüz şu hasret gayyâsı içinde her geçen gün çoğalıp çağlayan bir özlemle, böyle saralım, böyle kucaklayalım... Ayasofya, hâşâ taştan bile olsa, inanmış gönüllerin taşları eriten sevgisine karşı hissiz ve mukabelesiz kalamaz...

Evet, aynı zamanda Ayasofya, kalbimizde bir hüzün pınarıdır; öyledir... Ancak, ulvî hüzünler, ulvî sevgilerin mahfazasıdır. Pırlanta yüzüğün, kadife kutusu gibi...

Geliniz, Ayasofya’mızın sevgisini, kadifeden yumuşak şu ılık gözyaşlarımızda saklayalım. Onu zincirlerinden kurtaracak olan, mü’min sineleri ıslatan o rahmet katreleri olacaktır... Asıl güç, budur... Sevginin gücünü bilmeyenler, sevgiyle hiç güçlenmemiş olanlardır!...

Evet, önce sevgi, önce aşk!.. Madde manivelâsı, sonradan elde edilecek basit bir âlet... Sebepleri, asıl Rahmet Sahibi halkediverir!... Seven de, sevgisinin hatırına yaratılan bu sebeplere yine sevgisiyle sarılır, tutunur... Böylece şartlar tamam olur, her zorluk yenilir zafere erişilir!.. Unutmayınız ki, Fatih’in en karşı konulmaz “şâhi”si, yüreğindeki İstanbul karasevdası idi.

Hem, sevmeyen nasıl kavuşsun?... Yeterince seven ise, dağları da deler, surları da!..

Ve nihayet... İstanbul, maddî ve manevî ölçülerde bir elmaslar, inciler, altınlar beldesidir. Onun bu iki yönlü değerini bilenlerin elinde “İstanbul’dur.” Yoksa yine hemen Kostantiniyye’ye dönüşüverir. Ve İstanbul’u İstanbul etmek, dün olduğu gibi, bugün de zaferlerin en büyüğüdür.

Bu zafer ise, kalp santralımızın “asıl sevilmeye lâyık olan”dan başlayarak diğer doğru hedeflerine odaklaştığı gün, zaten kazanılmış demektir... O zaman zorlar kolay; karalar, deniz olur!..

Belki çok dik, çok ince ama en kısa “Altın Yol”, bu!




İbrahim Erdinç Şumnu
Logged
10 Mayıs 2008, 19:00:34
huşyar

huşyar

Kopamıyorum

*


Üye No : 13943

Nerden :

Konu  : 19

Mesaj : 775

Aldığı Teşekkür 7
KALBLER ANCAK ALLAH ı ANMAKLA MUTMAİN OLUR
Offline
« Yanıtla #3 : 10 Mayıs 2008, 19:00:34 »

Böyle tarihî servet, ecnebilerin elinde olsaydı, Altın Yol’a gerçek altından kaldırım taşları döşerdi!.. Bu yol üzerinde inşaat falan değil, bir tozun konmasına müsaade etmezlerdi
çok güzel ifade edilmiş. emeğine sağlık, yüzümüz kızararak okumamız gerek diye düşünüyorum.
Logged


bir insanınnasıl güldüğünden terbiyesini Neye güldüğünden ise ZEKASINI ve seviyesini anla..... MEVLANA
10 Mayıs 2008, 19:30:56
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« Yanıtla #4 : 10 Mayıs 2008, 19:30:56 »




evet ablacım haklısın  :AHH:

sende sağol okuyan gözlerin kuran nuruyla dolsun 
Logged
10 Mayıs 2008, 22:42:31
senay

şenay

Kopamıyorum

*


Üye No : 7331

Nerden : izmir

Konu  : 4

Mesaj : 904

Aldığı Teşekkür 8
ALLAHIN RAHMETİ VE MERHAMETİ ÜZERİNİZE OLSUN
Offline
« Yanıtla #5 : 10 Mayıs 2008, 22:42:31 »

Ellerine ve gözlerine saglık g.yaralı kardeşim....keşke bu yazını  türkiyemizin her bir dört  birtarafına asa bilsek asa bilsek ki herkes tarafından yüzümüz kızarmayacak bir şekilde okuya bilsek.......ALLAH razı olsun inş. :AHH: :AHH: :AHH: :AHH:BİRDE DEGERLERİMİZE SAHİP ÇIKMAYI ÖGRENE BİLSEK. TOM:: TOM::
Logged

GÖRDÜMKİ BU DÜNYA BİR O YALANMA
HALİME BAKIPTA MUTLUYUM SANMA
BEDENİM KABEDEN UZAKTA AMMA
GÖNLÜMÜ BIRAKTIM BEYTULLAHTA BEN
Anahtarlar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Huzurlu bir hayata giden yol Sağlıklı Yaşam hatice 0 764 Son Mesaj 17 Mayıs 2007, 16:32:03
Gönderen: hatice
Hafızlık yolundaki altın prensipler... Kurani Kerim « 1 2 » CeNNeT 15 7501 Son Mesaj 30 Kasım 2008, 20:15:18
Gönderen: seracettin
Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya İfexi İlahi Sözleri