|
|
 |
« : 30 Ağustos 2008, 20:43:38 » |
|


Ne beton merdivenler, ne de soğuk koridor konuşur. Dilleri, dimağları onlardan da taş ‘insan’lar karşısında tutulur, tutuşur; yanar taşlar-betonlar! Dilleri olsa bir, bir konuşsalar! Dile gelseler de “Dine gelin!” deseler!... Ne olurdu, onlar kadar şu iki kulaklılar da beni dinleseler!.. Dinledikçe ‘din’lense ruhlar ve durup dinlese de ‘dinlen’se; dünyanın etrafında dönmekten yorulan vücutlar!..
‘Canı yanan’ her insan gibi feryad ediyorum… Sen(S.A.S)sizlik canımı ve çok canları yakıyor; fark ediyorum… Yandığım için susamıyorum…
Şiirler, ezgiler, ağıtlar,... Hiçbir şey dile getiremiyor çektiklerimi… Şiiri utandıran şuurum, ezgiyi susturan sezgim, ağıtı ağlatan kanıtım oldun Sen(S.A.S)! İşte bu vesilelerle, Sen(S.A.S)sizlikle tanıdım Sen(S.A.S)’i… Bu yüzden susamıyor, haykırıyorum! Kuru bir sesten, uyaklı bir sözden, bir iniltiden başka bir şey duyuramıyorum ne yazık!..
Ne yazık içimde duyduklarımı(hissettiklerimi), Sen(S.A.S)’i duyuramıyorum…
Uyarıp uyandıramıyorum ‘ben’i bile, ne yazık!..
Habbab(r.a.)lara karşı koz olmayınca köz, söndüremeyince onlardaki iman ateşini, Habiblerin gönüllerine attılar kör ateşi(şeytanı)! Yaktılar can evimizi, yüreğimizi, yaktılar bizi…
Mum ışığı gibi titrek diye şulemiz, aşk ateşiyle alev alev yanmıyor diye yüreğimiz küfrün ateşi mum gibi eritti bizi… Küfür rüzgarı arttırmadı, söndürdü sevgimizi… Yanan bizdik, yakan da biz; Sana(S.A.S) uymayarak, duymayarak Sen(S.A.S)’i yazık ettik kendimize. ‘Başka’sı olmak için başkalaştıkça aynılığın tavasında, ayrılık havasında eriyip tükendik. Dönmedik özümüze… Yazık(lar) oldu bize, yazık ettik kendimize…
|