İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Hukuk devleti'ne güven böyle mi sağlanacak?  (Okunma Sayısı 198 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
07 Haziran 2008, 13:41:19
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« : 07 Haziran 2008, 13:41:19 »







Hukuk devleti'ne güven böyle mi sağlanacak?



Gazetenin biri “AKP'ye kötü haber” manşetini atmış. Durumun farkında değil herhalde.

Manşet şöyle olmalıydı: “Türkiye'ye kötü haber”.

Nereden başlamalı bilmiyorum ki...

Bir kere her şeyden önce, “hukuk”un ve bunu takiben Yargı'nın ve onu da takiben özellikle Anayasa Mahkemesi gibi bir kurumun toplumu “kıstırılmışlık” duygusuna sevk etmesinin doğurabileceği gelişmelerin vahameti meselesi.

Ne istiyoruz. Yoksa, bir yüzyılı aşan anayasa tecrübesi bulunmasına rağmen bugüne kadar bu işten pek de bir şey anlamayan Türkiye toplumunun yasa-anayasa ve nihayet “hukuk devleti” hakkında geri dönüşü çok zor yanlış bir kanaate sahip olmasını mı istiyoruz?

Ne yapsın şimdi bu toplum?

411 milletvekili tarafından usulüne uygun olarak oylanarak Meclis'ten geçirilen anayasa değişikliğine ilişkin bir kanun, 1987'de bir, 2007'de iki kere olmak üzere, anayasa değişikliklerine ilişkin toplam üç kararında açıkça ilan ettiği sınırlı yetkisini bir kere daha aşan Anayasa mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin kararları da -malum- kesindir.

Toplum şimdi ne desin, durumu nasıl değerlendirsin ve nasıl bir sonuç çıkartsın?

Var gücüyle “Anayasa Mahkemesi filan istemiyoruz” mu desin?

“Yargıçlar Hükümeti'nin kararlarından bıktık usandık, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyerek yollara mı düşsün?

Dün olduğu gibi bugün de bir topluma yapılabilecek en büyük kötülük, toplumun hukuktan, anayasadan, yasadan, yargıçlardan umudu kesmesi değil midir? Meydan hepten “politikacılara” mı kalsın isteniyor nedir...

Bu hiç özlenmemesi gereken manzara kimi politikacıların gönlünde yatıyor olabilir. Böyle durumlarda bunun çıkar yol olmadığını topluma anlatmak, kararlarıyla yargının görevidir herkesten önce.

Ama siz şu işe bakın: Hak ve özgürlüklerin savunucusu olarak gerektiğinde “Milli irade”yi temsil ettiğini söyleyenlerin karşısına dikilmesi gereken Anayasa Mahkemesi, tam tersine, kendi varlık nedenine ilişkin gerekçeleri kendi kararıyla ortadan kaldırıyor.

Hem de, evrensel hak ve özgürlüklerle arası hiç iyi olmayan bir “soğuk ideoloji”nin yanında saf tutarak.

Gelin de kolaysa bu topluma “hukuk devleti”nin faziletlerini anlatın.

Prof. Ergun Özbudun, bir ay kadar önce, önceki gün açıklanan kararın hangi yönde olması gerektiğine ilişkin şunları yazıyordu:

“Anayasa Mahkemesi, anılan üç kararında (yani, 1987'de ve 2007'de aldığı toplum üç karar. K.B.) Anayasa'nın sözüne ve ruhuna ve istisna hükmünün dar yorumlanması yolundaki evrensel yorum kuralına uygun hareket etmiştir. Halen önünde bulunan, Anayasa'nın 10 ve 42'nci maddelerinde yapılan değişikliğin iptaline ilişkin dâvada değiştirilemez hükümlere aykırılık gerekçesiyle farklı bir yol izlemesi, daha önceki tutumuyla büyük tezat oluşturacaktır. Böyle bir karar, Anayasa Mahkemesi'nin tâli kurucu iktidarı çok büyük ölçüde sahiplenmesi anlamına gelecek ve Mahkemenin demokratik meşruluğu üzerindeki tartışmaları daha da derinleştirecektir.”

Öngörülmeyen manzara ne yazık ki bugün önümüzdedir: Mahkeme son kararıyla önceki üç kararı arasında “tezat” oluşup oluşmadığını -bile- dikkate almamış ve tabii ki “demokratik meşruluğu üzerindeki tartışmaları” derinleştirmekten de ötede kapamıştır.

Ancak bu kararlar karşılaştırılırken -Özbudun'un dikkat çektiği gibi- gözümüzden kaçmaması gereken önemli bir husus var. Mahkemenin anayasa değişliklerine ilişkin yetkisini doğru kullandığı bu üç karara neden olan iptal başvurularının hiçbirinde anayasanın değiştirilemez maddelerine aykırılık iddia edilmemiştir.

Bu “ayrıntı” çok önemli.

Demek ki Mahkeme, söz konusu maddelere (değiştirilemez maddeler) aykırılık iddiası taşımayan (anayasa değişikliklerine ilişkin) iptal başvurularını son derece “soğukkanlı” biçimde ele alıp, “kuvvetler ayrımı” ilkesini ve sınırlarını gözeterek karara bağlamakta, ama başvurularda “değişmez maddelere aykırılık” iddiasının yer alması durumunda hukuku-anayasayı filan bir kenara koyup kendisini süratle kemalist devletin güvenli kollarına bırakmaktadır.

Önceki gün açıklanan iptal kararının “beklenen bir sonuç” olduğunu, dile getirilen itirazlara rağmen kimseyi şaşırtmadığını söyleyebiliriz. Aslına bakacak olursanız, karara ilişkin bu tahminin büyük ölçüde paylaşılması bile tek başına, toplumun sürekli tekrar edilen “hukuk devleti”ne yönelik “yüksek güveni”ni (!) güzel açıklamaktadır.
Bu “hukuk devleti”nin anayasanın “değiştirilemezler”i arasında yer alması ise,
toplumu bu konuda belki daha da kötümser yapıyordur.

Bu iyiye doğru bir gidiş değil tabii ki. Yazının başında da belirttiğim gibi, “kuvvetler ayrımı” retoriği çerçevesinde alınan bu kararların toplumu hepten “hukuk devleti”nden ve anayasa mahkemesi gibi sınırları içinde kaldıkça hak ve özgürlüklerin koruyucusu olabilen bir kurumdan hepten yaka silkmeye götürmesi, yaşadığımız derin siyasi krizin yol açması muhtemel en kötü sonuçlarından birisidir. Temsil mekanizması ve hukukun dengesine ilişkin yakın zamanda toplumda yerleşmeye başlayan bilincin bu kararların -haklı olarak- yol açtığı sert tepkiye kurban gitmemesine çalışmalıyız. Bu konuda yargıçların özensiz ve sorumsuz davranmaları bile bizi bir başka yanlış retoriğe doğru itmemelidir.


Kürşat Bumin

07 Haziran 2008 Cumartesi



Logged
Anahtarlar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
KURAN’DA GÜVEN TOPLUMU (1) Kurani Kerim hatice 1 902 Son Mesaj 07 Ağustos 2008, 15:42:28
Gönderen: tuğçe gökçegöz
Orduya güven, gerisini merak etme sen! Makale ve güzel Yazılar... Gülüşü Yaralı 0 261 Son Mesaj 06 Temmuz 2008, 05:53:52
Gönderen: Gülüşü Yaralı
Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya İfexi İlahi Sözleri