Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yap
Bir romanın adı evvel.
Sonra çok güzel, narin; upuzun ipek saçlı bir kız çocuğunun adı. Geçmiş on yıl adına, “benim olabilirdi, olsaydı bu olurdu” dedirten. Kucağınıza gelip yavru bir kuş gibi sokulan…
Eylül, sevilen olup da seven olamamanın acısı. Hep için acıyınca mevsimden mevsime taşınmaktan vazgeçmek… Kelimelerin, hayatların ihtişamından sıyrılıp kadere sığınmak… Haktan razı olmak eylül. Teslim olmanın hazzı eritir eylüllerin acısını. Teslim olmanın nazarı yıkar eylüllerin ihtişamını. Bu ihtişamların da sıkıntılar gibi, “bu da geçer ya Hu” mahiyetinde durduğunu.
“Eylül”, bir edebiyat hocasının anlattığı en güzel ders. Arka sıradaki bir öğrencinin kendini seyrettiği ayna. İçinden, “bu kadar acıya, böyle bir kalbe talibim” dediği an. Kelimeler melekler tarafından kaydolunup söz dua hükmüne uğramışken… Dua, hayat olup genişlerken vakit hep eylüldü. Eylül, aslında bir ay. Lakin bir mevsim zannında, geniş bir zaman. İçine hayatlar ve kalpler sığan.
Takvim yaprağında durduğu gibi durmuyor eylül. Otuz gün değil mesela. Mesela ekime müjde değil, yağmurların salkım saçak ineceği günleri beklemek değil.
Yaşı küçük, kalbi büyük olmak eylül.
Pek çok evliliğin özeti. Suat ve Süreyya gibilerin varlığında şekillenip var olan evlilikler… Biri ruh biri bedense hiç yetmemek. Suat ruh, Süreyya beden. Ruh bedene sığmaz. Varlık hakikati de bu. Ruh bedende misafir. Ruh, bedende -Rabbinin emri olduğunu bilmese- esir. Suat hep ruh, bedende gönlünce dinlenemeyen. Bedenin cazibesinde ağırlanamayan.
Ruh, kendinden olanla ağırlanır. Özüyle hemhal olunca lâtif olur. Kemâl bulur. Suat ve Necip, öz aynasında iki ayrı görüntü.
Yaşanılanlara olurluk vermek değil benim duruşum. Olanı fark etmek. Suat’ın sahip olduğuna sahipseniz Süreyya gibilerde durmak pek mümkün değil. Suat’la insan kadınlığını değil; varlık şuurunu bilir. Var olmanın anlamlarını yani. Bu sebeple arka sırada duran öğrencinin anladığı, kendiyle karşılaşmak. Bildiği, hissettiği; anlatan da her anlatışta kendiyle yeniden karşılaşıyordu. Bu sebeple hayatları hep örtüşüyordu. Hayatlarının örtüşmüşlüğünü hep cümleler, cümleler teyit ediyordu. Altı çizilmiş cümleler. İki kişi aynı anda, aynı şeyi bir kez olsun hissetmişlerse ebedî dost olmanın müjdesi, garantisi veriliyordu. Tarkovski, “Mühürlenmiş Zaman”. Mühürlenmişti zaman. Eylül mühürlenmiş zamanların arefesi. Mühürlenmiş zamanların kendisi.
Mühürlenmiş zamanın hediyesi: Anlatan ve ki dinleyen hep dost…
Zamanların mühürlenmişliği, hayata tutunmuşluğumuzu muhkem kılıyor, emniyette tutuyor. İnsan, insanla emniyette buluyor kendini. Acizliğin, insan olmanın gerçeği; insanın ufku insan yani. Hani iman edemeyenler, her peygamber gelişinde onun melek olmadığından şikayet ederler ya… Nebilerin insan olması, onlara batar ya... Rab, ille de nebileri insan olarak gönderir ya.. Bu gerçekle… Biz bir roman anlatısında karşılaştık… Önce kendimizle. Sonra birbirimizle. Eylüldü. Aynı anda aynı şeyleri hissetmiştik ve bunu her nasılsa bilmiştik.
Bunca eylül geçti aradan. Kalp geçti, hayat geçti yani. Biz mühürlenmiş bir zamanda tutunduk, tutulduk. Şimdi. O hep anlatıcı. Lakin seyr ü sefer değişti. Kendiyle karşılaşınca insan, Rabbinin dilinden olana, dinleyici olmak istiyor. Suat, bir fark etme sebebi; o kadar. Bir roman kahramanı sadece. Yapıp ettikleri yanlış. Acıları yapıp eylediklerinden değil. Kendiyle karşılaşmasından. Bir romandan çıkıp bir hayata uğradığımda gördüm Eylül’ü. O upuzun ipek saçlı, kirpiklerinin narin gölgesi yüzüne düşen kız çocuğunu. Su perisini. Keşke lisanını. Eylül.. varlık mucizesi. Bir cennet tedaisi. En çok cennet gölgesi. Sevilen olup da seven olamamanın acısı. Sade bir tebessüm. Ezelde yokmuş. Ezel fısıltısı değilmiş ki hayat ikramı olmamış. Teslimiyet. Rabbim iyi ki varsın. Şükür ki telkin ettiklerin var. Kadere, kazaya iman var. Razıyım demek var. Şimdi yine eylül her şey hoş bir teslimiyet. İfadesi birilerine riya gelse de bende olan bende duran gölge olsa da… Razıyım. Olana bitene, bütün eylüllere razıyım. Sen de şu eylülde, ikram ettiğin Ramazan-ı şerif sırrınca bizden razı ol. Razı olmayı bize ikram et.
Kübra DEMİRAY