İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Değer tüketenler, değer üretenler!  (Okunma Sayısı 323 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
12 Mayıs 2008, 13:39:26
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« : 12 Mayıs 2008, 13:39:26 »







Değer tüketenler, değer üretenler!

Adam dini değerleri üretiyorsa, ona “dindar” derler. Yok dini değerleri tüketiyorsa, ona da “dinci” derler.

Dindar olanlar, dini tezgâhlamazlar; dinci olanlar, dini tezgâhlarlar.

Gerçek dindarlar dini değerleri tüketmezler, aksine üretirler.


Nasıl mı?

Mesela; Hz. Peygamber’i sevdiğini söyleyen bir dindar, O’nu hayatında üretir. O’nun örnekliğini çağa taşır. O’nun mesajına dil olur, el olur, ayak olur. O’nu gönülden gönüle, kulaktan kulağa, gözden göze, özden öze taşır.

Dindar, “mezhebim” demişse, mezhebinin tezgâhtarlığını yapmaz. Mezhep imamının yüzünü ağartır. Mezhebini merkebi gibi kullanmaktan sakınır. İşte o zaman, “mezhepçi” değil “mezhepli” olur.

Birine “imamım” demişse, o imamın yüz karası olmaz. Aksine yüzünü ağartır. Birine “üstadım”, “efendim”, “önderim”, “liderim” demişse, onları tezgâhına koyup pazarlamaz. Onların sırtından geçinmez. Onlara değer ekler, onların medar-ı iftiharı olur. O zaman ona “ustasını pazarlayan işportacı” değil, onun yüzünü ağartan “hayru-l halef” olarak bakılır.

Dindar, inancı uğruna bedel öder; dinci, inancına bedel ödetir.

Dindar, imanını sermayesi bilir; dinci, sermayesini imanı bilir.

Dindar, arı gibidir. Çiçekten çiçeğe konar. Amacı bal yapmaktır. Hem kendi beslenir hem de başkalarını besler.


Dinci, sinek gibidir. Başkalarının yaptığı ballara konar. Ağızlarıyla ve ayaklarıyla mikrop taşır temiz ballara. Konduğu balı da berbat eder. Çünkü onun temyiz yetisi, bal ile pisliğin arasını ayıracak kadar gelişmemiştir. Aklını kullanmadığı için aklı bücür kalmıştır.

Evet, sinekler de sever. Fakat bu sevgi, gerçekte üretici değil, tüketici bir sevgidir. Sevginin tüketici olanına, aslında “sevgi” değil, “tutku” denir. Tutku tutuklar; sevgi azat eder, özgür kılar.

Değerler nasıl tüketilir?

“Tüketmek nasıl olur?” derseniz, 1400 yıl öncesinden sizi hayrette bırakacak bir örnek vereyim:

Müslim ve Nesai, sahabi Hz. Cabir’den naklediyor: “Münafıkların reisi Abdullah b. Ubeyy b. Selul öldüğünde cenaze namazını Rasûlullah’ın kıldırmasını vasiyet etmişti. Oğlu, Hz. Peygamber’e geldi ve dedi ki: “Babam Senin gömleğinle kefenlenmeyi vasiyet etti.”

Ölmek üzere olan ikiyüzlü elebaşı, Rasûlullah’ın cenaze namazını kıldırmasını, O’nun hırkasıyla kefenlenmeyi vasiyet ediyor.

Açıktır ki; tescilli münafık, Rasûlullah’ın hırkasından, namazını kıldırmasından medet umuyor. Bu onun, sözüm ona “sevgi” ve “saygı”sının ifadesi. Ölüm döşeğindeki bir adama, Rasûlullah’ın hırkasıyla kefenlenmeyi vasiyet ettiren saik başka ne olabilir ki?

Fakat bu “saygı” ve “sevgi” tüketime, istismara yönelik bir ilgi. Tabii ki buna ‘tutku’ bile diyemeyiz; olsa olsa, münafığın yüreğinde oluşan iman ve inkar arasındaki gel-gitlerin şiddetini gösteren bir gösterge olabilir.

İşte, tüketmek ve üretmek dediğimiz şey de bu. Yoksa adına “sevgi” denilen, fakat “tükettiği” için sevenlerin sevgisi “sinek sevgisi”dir. Sinekler sevgilerinin bedelini ödemedikleri gibi, neyi seviyorlarsa onu berbat ederler.

Şu âyet, Allah sevgisinin dahi bir bedelinin olduğunu ifade ediyor:

“De ki; eğer Allah’ı seviyorsanız, beni izleyin ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın; zira Allah çok affedicidir, rahmet membaıdır.” (3/31)

Âyet şöyle yorumlanabilir: Allah’ı sevmenin bir bedeli vardır. Bu bedel, “tabi olmak”tır. Sorunun can alıcı noktası, “kime” tabi olunacağıdır. Âyet, Allah’ı sevmenin bedeli olarak “Zâtına” değil, “Elçi’ye tabi olmayı” göstermiştir.

Peki, neden?

Âyette geçen “fettebiûnî” sözcüğünün bu bağlamdaki anlamı genel bir ‘itaat’ değil; ‘izleme, peşinden gitme, takip etme’dir. “Allah’ın peşinden gitmek” ya da “Allah’ı izlemek” mümkün değildir. Çünkü insan ve Allah, mahiyet açısından farklı varlıklardır; insan içkin ve sınırlı, Allah aşkın ve mutlaktır. Biri yaratılan, diğeri Yaratan’dır.

Böylesine mahiyet farklılığı olan iki varlık arasındaki ilişki, izleyen-izlenen, takip eden-takip edilen ilişkisi olamaz.
Yapısı gereği dikey ilişki türü olan insan-Allah ilişkisi bunu mümkün kılmaz.
Bunun mümkün olabilmesi için, izleyenin izlenenle aynı düzlemde olması, aynı dünyayı paylaşması gerekir.
Değil mi ama; izlemek, “iz sürmek, izini takip etmek, izi sıra gitmek”tir. İzi olmayanın izini sürmekten söz edilebilir mi? İz bırakmayanın, “izi sıra gitmek” mümkün mü?

İşte, bu nedenle âyette Hz. Peygamber’e Allah’ı seviyorsanız beni izleyin” demesi emredilmektedir.
Çünkü O, yolcu olan, yolda yürüyen ve iz bırakan bir insandır. Kendisini izleyecek olanlarla aynı düzlemi paylaşmakta, aynı dünyada yaşamaktadır. O, Allah tarafından kendisine memur edilen Cebrail gibi bir kılavuz, vahiy gibi bir yol haritası sayesinde yolculuğunu güvenlikli bir biçimde sürdürüp tamamlamıştır.

Bize de O’nun izini, aynı yol haritasıyla sürmek, haritayı O’nun okuduğu kodlarla okumak tavsiye edilmekte, bunun Allah sevgisinin bir bedeli olduğu ima edilmektedir. Bunun karşılığında, Allah da insanın bedelli sevgisine aynı yöntemle, yani hem sevip hem de sevgisinin bedelini Allah’ca ödeyeceğini vaat etmektedir. Seven ve sevgisinin bedelini “itaat” biçiminde ödeyen bir insana ödenen bu bedel, Gafur ve Rahim olan Allah’ın “günahları bağışlaması”dır.

İnsanımız, inandığı değerleri üretenlerle tüketenleri birbirinden ayıracak bir kabiliyete ulaşmadıkça, şap şekere karışmaya, arılarla sinekler aynı muameleye tabi tutulmaya devam edecektir.

Siz siz olun, “tezgâha” gelmeyin!





Logged
12 Mayıs 2008, 14:08:27
mücahit..

Alışıyorum

*


Üye No : 21262

Nerden :

Konu  : 23

Mesaj : 73

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #1 : 12 Mayıs 2008, 14:08:27 »

selamun aleyküm.allahcc sizdende mustafa islamoğlu hocamızdanda razı olsun...

Dindar, “mezhebim” demişse, mezhebinin tezgâhtarlığını yapmaz. Mezhep imamının yüzünü ağartır. Mezhebini merkebi gibi kullanmaktan sakınır. İşte o zaman, “mezhepçi” değil “mezhepli” olur.
Logged
12 Mayıs 2008, 19:40:47
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« Yanıtla #2 : 12 Mayıs 2008, 19:40:47 »

selamun aleyküm.allahcc sizdende mustafa islamoğlu hocamızdanda razı olsun...

Dindar, “mezhebim” demişse, mezhebinin tezgâhtarlığını yapmaz. Mezhep imamının yüzünü ağartır. Mezhebini merkebi gibi kullanmaktan sakınır. İşte o zaman, “mezhepçi” değil “mezhepli” olur.


amin inşaallah..
sizdende razı olsun..
Logged
13 Mayıs 2008, 02:00:56
hızır-murad

خدا را

Minare Team

*


Üye No : 15934

Yaş : 126

Nerden :

Konu  : 12

Mesaj : 702

Aldığı Teşekkür 4
Sen dilemedikten sonra asla.........
Offline
« Yanıtla #3 : 13 Mayıs 2008, 02:00:56 »

Allah razı olsun hocamızdan.
Logged

(-0) + (+0)=   -0,0 (1'e hasret kaldım)

Ölümün bana uzak olduğu kadar ölüme aşığım.
13 Mayıs 2008, 07:35:58
mavi_

arzu

Isınıyorum

*


Üye No : 12083

Nerden :

Konu  : 7

Mesaj : 465

Aldığı Teşekkür 3
EY ALLAHIM BENİ SENDEN AYIRMA!
Offline
« Yanıtla #4 : 13 Mayıs 2008, 07:35:58 »

Evet, sinekler de sever. Fakat bu sevgi, gerçekte üretici değil, tüketici bir sevgidir. Sevginin tüketici olanına, aslında “sevgi” değil, “tutku” denir. Tutku tutuklar; sevgi azat eder, özgür kılar.
Sinekler sevgilerinin bedelini ödemedikleri gibi, neyi seviyorlarsa onu berbat ederler.

Seven ve sevgisinin bedelini “itaat” biçiminde ödeyen bir insana ödenen bu bedel, Gafur ve Rahim olan ’ın “günahları bağışlaması”dır.

Faydalı bir paylaşım olmuş.Allah razı olsun.
Logged

DERMAN ARADIM DERDİME,
DERDİM BANA DERMAN İMİŞ...
Anahtarlar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Kayda değer birşey yok !!! Osmanlı Devleti VuSLaT 2 758 Son Mesaj 21 Temmuz 2007, 19:31:10
Gönderen: Osmanlı
şirin ufak çocuk dinlemeye değer :) Mizah Köşesi ilim aşığı 2 116 Son Mesaj 31 Ekim 2008, 21:05:36
Gönderen: ilim aşığı
Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya İfexi İlahi Sözleri