İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ  (Okunma Sayısı 1459 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
04 Mayıs 2008, 13:41:18
erkan özbil

Yeniyim

*


Üye No : 21150

Nerden :

Konu  : 1

Mesaj : 2

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« : 04 Mayıs 2008, 13:41:18 »






Said Nursî'nin başarısı: Hakikat ve hoşgörü
Prof. Dr. Ian Markham

Bu, hemen hemen bütün büyük dinlerdeki sadece kendi geleneklerinin doğru olduğunu savunan inananlar için bir problem teşkil eden agnostisizm konusunda gerçek bir kapilütasyondur. Risale-i Nur’a döndüğümüz zaman bir alternatif buluyoruz. Said Nursî İs­lâmın doğruluğunu mütalaa ederken aynı zamanda eserlerinde hoş­görüye de yer vermiştir. Risale-i Nur’u incelediğimizde, “ehl-i ki­tap” kavramının, mantıksal olarak, Karl Rahner’ın “İsimsiz Hıris­tiyanlar” mefhumundaki gibi işlediğini görüyoruz. Çözümü, doğ­ruluk ve hoşgörü probleminin dinî karşılığına duyulan ihtiyacı vur­gulayarak buluyoruz.

Takdim

Çoğu Batılı için doğruluk ve hoşgörü tamamıyla bağdaşması im­kansız olarak görülür. Problem, bir dünya görüşünün “doğru” ol­duğunun kabul etmenin, diğerlerini “yanlış” olduğunu imâ etmek anlamına geleceğini savunan görüşün altında yatar. Tarih boyunca, güçlü olana karşı olan rağbet, güçlü olanlarla görüş ayrılığı olanların (ve bundan dolayı görüş açıları “yanlış” olanlar) sansürlenmesi ve hatta öldürülmesi gerektiğini savunmuştur. Neticede tartışma, doğru olanın onaylanmasının genelde hoşgörüsüzlükle karşılanmasıyla sonuçlanır.

Bu tebliğde, İngiliz filozof John Hick’in yaklaşımını inceleyerek başlayalım. Hick, dünyadaki bütün büyük dinlerin eşit ve “haki­katin” makûl karşılığı olduğuna inanan çoğulcu hipotezi öne sürü­yor. Bu bağlamda, her büyük dinin sadık mensupları için büyük problem teşkil eden, anlayışlı mizacın benimsenebileceğini göster­me­ye çalışacağım. Öncelikle, çoğulcu hipotezin mantıkî anlamının, her geleneksel dindeki ayrı hakikat kavramlarının yanlış olmasıdır. Burada bir yanlış vardır. Sadece liberaller hoşgörülü olabilir ve hoş­görü, dindeki hakikat ihtimalini inkar etmeye karşın ortaya çıkar.

Yeni bir alternatif arayışı için Bediüzzaman Said Nursî’nin düşün­cesine dönüyoruz. Onun Risale-i Nur’unda, dinî çeşitliliğin, İs­lâmın doğruluğunu ve mucizevîliğini kesin olarak taahhüt ettiğine dair bir yaklaşım görüyoruz. Said Nursî’nin dini çeşitliliğe yaklaşımının üç özelliğine bakalım:

Çoğulcu hipotez

Dinsel farklılıklara alternatif bir bakış öneren John Hick’in[1] yak­laşımıyla başlıyoruz. Onun çözümü “Diğer Dinlerin Hıristiyan Te­olojisi tartışması” meselesinde ortaya çıkıyor. Hick, öğrencisi Alan Race’in[2] öne sürdüğü tasniflendirmenin üzerine bina ederek, din­sel çeşitliliğin içe kapalı ve dışa açık karşılıklarının uygunsuz olduğunu iddia ediyor. Bunun yerine, hepimiz “çoğulcu” olmalıyız. Bu tartışma Hıristiyan doktrinindeki Hz. İsa’ya itikat problemi ta­rafından provoke ediliyor; yani, eğer İsa tek yol ise, Hıristiyan ol­mayanlar ne olacak? İçe kapalılar, dinsel inançlarına sadık Hıristiyanların, İncil’in kurtuluş için tek yol olduğu iddiasına kendilerini adamış olduğunu öne sürer. Ve bu kilise dışına ulaşabilmek için misyonerliği zorunlu kılmaktadır. Dışa açıklar Hıristiyanlıkta Tanrının muhafaza ediciliğinin sadece bilinçli onaylamaya ihtiyacı olmadığını savunurlar. Bir insanın Hıristiyanlık tarafından kurtarılması başka bir dine mensup olsa da mümkündür (örneğin İslâm). Romalı Katolik teolog Karl Rahner, böyle Müslümanların gerçek isimsiz Hıristiyanlar olduğunu söyler. Hick, içe kapalı durumu tutarsız ve adaletsiz olduğu için reddediyor. Tutarsızdır, çünkü Tanrı bü­tün insanların kurtuluşunu istiyor (bk. 1 Tim 2:4) ve sadece bir kül­türel dinin meşruluğu halinde bu istek gerçekleştirilemez olur. Ada­letsizdir, çünkü, insanların büyük çoğunluğu, kendilerinden kay­naklanan bir hata olmaksızın, Hıristiyan olmayan kültürlerde doğ­muşlardır. Hick’e göre, merhametli bir Tanrı, insanların çoğunu yanlış kültürün içinde doğdukları için cehenneme mahkum ede­mez. Dışa açık durumu reddediyor, çünkü kuramsal olarak çok ken­dinden emin ve aşağılayıcı bir tutumdur. Bilgi kuramında, Hick’in görüşü hiçbir insanın Tanrının doğasından ve dünyayla olan ilişkisinden tamamen emin olamayacağıdır. Dışa açıklar Hıristi­yan hareketinin hakikate yakın olduğundan ve diğer bütün dinlerin (en iyi ihtimalle) bu hakikat hakkında kısmi bilgiye sahip olduğun­dan emindirler; Hick bu özgüveni haklı çıkaracak hiçbir şey gö­re­mez. Bu aşağılayıcı ve kibirli bir yaklaşımdır. Çünkü bir insanın kendi tanımını kabul etmez (sözgelişi Müslüman), fakat bunun ye­rine bu insanı bir isimsiz Hıristiyana çevirir.[3]

Neticede onun çözümü sözde bir çoğulcu hipotezdir. Çoğulcu hipotezin özü ulaşılmış basit bir gerçektir ve dünyanın bütün büyük dinlerinde kısmen açığa çıkar. Bu durumda gerçek neye benzer? Hick’in ilk yazıları bir teistik çoğulculuğu öneriyordu—sevecen ve iyi, bütün büyük inanç geleneklerini alttan destekleyen tek bir tanrı. Fakat sonradan, teistik çoğulculuğun Budizmi karşılamadığını fark etti. Budizm sayısız değişik formlar alır, fakat bütünüyle bir tan­rıdan söz etmeyi zorlaştıran için önemli engelleri vardır. Bu­diz­min esas ilkesi olan dört Yüce Hakikat mefhumunun içinde neredey­se Tanrı hiç yer almaz. Bu yüzden, “Dinin Bir Yorumu” adıyla ya­yınlanan Gifford konferanslarında Hick, hiçbir geleneğin tarif edemeyeceği yahut tamamen bildiğini iddia edemeyeceği “hakikat”i tartışır. Bu yolla, Budizm’deki Nirvana’nın önemi “hakikat”in tecrübe edilmesiyle bağdaştırılabilir.

Bu durumda şu manzarayla karşı karşıyayız: Hakikat, her kültürde farklı şekilde yorumlanan yüceliğin tarafsız anlamıdır. Türkiye’deki Müslümanlar “yüceliği” “Allah” olarak tanımlarken, Hindistan’da yaşayanlar Krishna olarak, Kuzey Amerika’da yaşayan Hıristiyanlar ise İsa olarak adlandırırlar. Kant’ın felsefesindeki nominal (varlığından emin olunmayan yalnızca akılla idrak edilen) ve fenomenal (gözlemlenerek aklî olarak anlaşılan) kavramlar arasındaki farkın doğruluğunu kabul etmektedir. Nominal, kutsallığı “biz­zat kendi içinde” görme bilincidir. Fenomenal ise kutsalı, “akıl­la idrak edilen” bir kavram olarak kabul eder. Nominal ula­şı­la­maz­dır. Bütün bildiğimiz, her kültürün kendi dili ve kendi kavram­ları içinde tarafsız bir hakikat yorumu yaptığıdır. Herhangi bir kültürün daha az doğru olduğunu iddia edemeyiz. Çünkü hiçbirimiz kendi kültürümüzü yüceleştiremeyiz ve Hakikatin gerçekte neye ben­zediğini bulamayız.

Hick’in dinsel çeşitlilik konusunda hoşgörülü onayı bazıları tarafından takdir edilse de, mantığının vardığı sonuç büyük dinlerin, sadık mensuplarını rahatsız edecektir. Bu sonuç, “hakikat”in varlığı hakkında bütün bildiğimizin, agnostik olma zorunluluğumuzdan ay­rı olduğunu belirtmektedir. Hick’e göre çoğulcu hipotezle ters dü­şen bütün farklı doktrinler reddedilmelidir. Yani, Hick’e göre, Müs­lümanlar Kur’an’ın Allah’tan gelen en son ve kesin bildiri oldu­ğuna inanırken ve Hıristiyanlar İsa’nın Tanrının vücut bulmuş ha­li olmasını kabul ederken, her ikisi de yanılmaktadırlar. Bu doktrin­ler, geleneksel olarak anlaşıldığı şekliyle çoğulcu hipotezle bağ­daş­maz. Çünkü, bu anlayışa göre eğer Kur’an doğruysa, Kur’­an’­ın dün­ya görüşü diğerlerinden daha doğrudur ve kısmen, çok tan­rılı dine inananlar ve Teslis inancını kabul eden Hıristiyanlar ya­nıl­mak­tadırlar.

Eğer Hick’in çözümünü gerçek ve hoşgörü olarak kabul edersek, bu, hepimiz inanç geleneklerimizin liberal taraftarları haline gelmemiz anlamına gelir. Bütün geleneklerdeki farklı hakikatler kökten yeniden yorumlanmalıdır. Neticede Tanrının vücut bulmuşu olan İsa sadece pek çok değişik peygamberden biridir; ve Kur’an, Tanrıdan gelen son ve kesin kitap olmak yerine, sadece, çoğunu hemen hemen hiç bilmediğimiz yüce varlığın hakikatine tanıklık eden pek çok kutsal kitaptan biridir.

Alternatif arayışı

İşte bu noktada Bediüzzaman Said Nursî’nin eserlerine dönüyoruz. Bediüzzaman (asrın harikası anlamına gelir) Said Nursî’nin ha­yatı (1873-1960) halifelik ve Osmanlı İmparatorluğunun çözülme yıllarına, Birinci Dünya Savaşı’nın trajedisine, 1923’te koyu laikliğe olan bağlılığın ilk etkileriyle Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasına kadar birçok tarihî değişime tanık olmuştur. Onun başlıca muhatabı (hem laik, hem de Hıristiyan olarak gördüğü) Batı ve İslâ­­mın birçok değişik formlarıydı. Yahudilik, özellikle Said Nur­sî’­­nin düşünce yapısından dolayı eserlerinde sadece belirli yerlerde ge­çer. Risale-i Nur’un başarısının, İslâma hem hakikati benimseye­cek bir yaklaşım getirmek, hem de, dinsel çeşitliliği hoş görmeyi sağ­lamak olduğunu gösterebilirim. Bu Said Nursî’nin müteakiben dö­neceğimiz düşüncesidir.

Hakikat ve hoşgörü açısından Said Nursî

Nursî’nin fikirlerindeki üç özelliği incelemek istiyorum. Bunlar:

Birincisi, Said Nursî kendisini İslâmın doğruluğuna ve başkalarına bu doğruyu anlatmaya adamıştır.

İkincisi, Said Nursî kendi geleneğinde diğer inanç gelenekleriyle birlikte uyumlu olmanın önemini gösteren birçok delil bulmaktadır.

Üçüncüsü, Nursî, Müslümanların gayr-ı Müslimlere karşı şiddete başvurmalarının İslâmdaki özgüven eksikliğini gösterdiğine inanır. İmanı güçlü, özgüvenli Müslümanlar şiddete başvurmaya ih­ti­yaç duymazlar.

Birinci özelliğe dönersek, Nursî için İslâm sadece kültürel bir se­çim değildir. Onun yerine İslâm Allah’ın varlığının ve Allah’ın in­sanlardan istediklerinin son, kesin ve en nazik tarifidir. Bundan dolayı, Nursî Hz. Muhammed’in öneminden şöyle bahseder:

“Rahmânü’r-Rahîmden, Arş-ı Âzamdan gelen Furkan-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenatı adedince milyonlar salât ve milyonlar selâm olsun. Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur’da müjdelenen; nübüvveti irhâsâtla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşerin kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay parçalanan Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin hasenâtı adedince milyonlar salât ve selâm olsun.”[4]

Bu dine bağlılığın temelinde, Hz. Muhammed’in ahlâkı ve onun Tevrat ve İncil’le olan ilişkisi hakkında kesin hakikatler bulunduğu­nu belirtmek gerekir. On Dördüncü Reşha’da Said Nursî dikkatini Hz. Muhammed’den Kur’an’a çevirir:

“İşte, Rabbimizi bize tarif eden Kur’ân-ı Hakîm: şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; şu sahâif-i arz ve semâda müs­tetir künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşafı; şu sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftâhı; şu âlem-i şehadet perdesi arkasındaki âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliyenin hazinesi; şu âlem-i mâneviye-i İslâmiyenin güneşi, teme­li, hendesesi; âlem-i uhreviyenin haritası; Zât ve sıfât ve şuûn-u İlâ­hiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, burhan-ı nâtıkı, tercüman-ı sâ­tıı; şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi, hikmet-i hakikîsi, mürşid ve hâ­dîsi; hem bir kitab-ı hikmet ve şeriat; hem bir kitab-ı dua ve ubu­di­yet; hem bir kitab-ı emir ve davet; hem bir kitab-ı zikir ve marifet gibi, bütün hâcât-ı mâneviyesine karşı birer kitap ve bütün muhte­lif ehl-i mesâlik ve meşârib olan evliya ve sıddıkînin, asfiya ve muhakkikînin herbirinin meşreplerine lâyık birer risale ibraz eden bir kütüphane-i mukaddesedir.”[5]

Said Nursî, İslâmın doğruluğu konusunda son derece mantıkî de­lillerin olduğuna inanır. Kur’an’ı okuyan hiç kimsenin metnin özündeki ilahiliği kabul etmekten kaçamayacağı fikri Said Nursî’­nin eserlerinin bir çok yerinde yer almaktadır. Hakikaten de, Kur’­an’­ın okuyucu üzerindeki etkisi o kadar büyüktür ki, Nursî onun İla­hî kaynağını savunurken bir “reductio ad absurdum (yanlış olanın çürütülerek hakikatin ortaya çıkarılması)” yöntemi kullanır. Hal­kın Kur’an’ın diğer bütün kitaplardan farklı olduğunu tam açıkla­yamasa da kabul ettiğini şöyle açıklıyor:

“Öyleyse, ya Kur’ân umumun altındadır veya umumun fevkinde bir derecesi vardır. Umumun altındaki şık ise, muhal olmakla be­raber, hiçbir düşman, hattâ Şeytan dahi diyemez ve kabul etmez. Öy­leyse, Kur’ân umum kitapların fevkindedir; öyleyse mucizedir. Öy­leyse, bizzarure ve bilâşüphe, Kur’ân Hâlık-ı Kâinatın kelâmıdır. Çünkü ortası yoktur ve muhaldir ve olamaz.”[6]

Said Nursî, John Hick’in aksine kendi geleneğine olan güçlü bağlılığıyla yola çıkar. Nursî, İslâmın hakikat olduğuna inanır. İslâm, sadece onun için değil bütün dünya için bir hakikattir. Nur­sî’nin kapsamlı eserlerinde, Allah hakkında birçok hakikatin olduğu­nu ve Kur’an’ın bu doğrulardan biri olduğuna dair bir açıklamaya rastlamayız. Risale-i Nur’da hiçbir postmodern kültürel izafiyet yok. Nur Talebelerini yetiştirmenin önemi anlatırken bunu apaçık ya­pıyor. Diyor ki:

“Kur’an ehl-i kitaptan iman edenleri tahsisle şereflerini ilân; ve imana gelmeyenleri imana şu âyetle teşvik ediyor: ‘Onlar sana indirilen Kur’ân’a da, senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara da inanırlar. Onlar, âhirete de kesin olarak iman etmiş kimselerdir.’ (Bakara, 4) Bu âyet, şunu anlatmak ister: ‘Ey ehl-i kitap! İslâ­mi­yeti kabul etmekte size bir meşakkat yoktur; size ağır gelmesin. Zi­ra, size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak, iti­kadatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniye üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor. Zira Kur’ân, bütün kütüb-ü sâli­fe­nin güzelliklerini ve eski şeriatlerinin kavaid-i esasiyelerini cem et­miş olduğundan usulde muaddil ve mükemmildir. Yani, tâdil ve tek­mil edicidir.”[7]

Said Nursî’nin İslâmın tüm dünyadaki tek hakikat olduğunu savunmasıyla ilgili olarak, bu paragrafta iki yorum daha görebiliriz. Bunlar: Müslüman olmayanları İslâma dönmeleri için davet etmek ve bir anlamda Kur’an’ın Hıristiyanlık ve Yahudiliği tamamladığı inancıdır. Bu “ifa teolojisi”, Karl Rahner’ın Hıristiyanlık ve Hıristiyanlık dışı inançlar arasında kurduğu bağlantıda da bulunabilir.

Şimdi, bu “gelenek temelli” başlangıç noktası (Alasdair Mac­Inty­re’ın eserinden alınmış bir ifade) John Hick’in liberal yaklaşımı için büyük bir avantajdır. Bu avantaj şudur: Dünyadaki Müslümanların büyük çoğunluğu aynı noktadan yola çıkmaktadır. Çeşitlilik, diyalog ve hoşgörü konusundaki birlik kısmî inançsızlıktan kaynaklamaz, fakat inanç geleneğinin özellikleri üzerine temellen­di­ril­meye ihtiyacı vardır. Her gelenekte, hoşgörüyü sağlamak için “dinsel inançlarına sadık” inanırlara ihtiyaç vardır. Zaten Hick’in yak­laşımı sadece liberal olanları ve kendi geleneklerinde kısmen ta­rafsız olanları cezp etmektedir. Said Nursî’nin yaklaşım tarzı çok da­ha ümit vericidir.

Şimdi, Said Nursî’nin hakikat ve hoşgörü konularındaki ikinci özelliğine dönüyoruz. Bu yorumda, açık bir şekilde kaynağını gele­nek­ten alan, gayr-ı Müslimlerle uyumlu olmayı teşvik etmek hak­kın­da birçok gerekçe gösterir. Sadece bu özellikte verilen, kendi doğ­rultusunda sağlam bir tez olabilir ve ben az sayıda örnekle tatmin olabilirim. Said Nursî’nin bu özellik hakkındaki başlıca misalin­de, muhabbetin önemini vurgular. Hutbe-i Şamiye’deki şu parag­raf bu yaklaşımı çok güzel anlatır:

“Bütün hayatımda, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeden kat’î bildiğim ve tahkikatların bana verdiği netice şudur ki: Muhabbete en lâyık şey muhabbettir; ve husumete en lâyık sıfat husumettir. Yani, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhab­bet ve sevmek sıfatı, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır. Ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîrüzeber eden düşmanlık ve adâvet, her şeyden ziyade nefrete ve adâvete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muzır bir sıfattır.”[8]

Şimdi Said Nursî için bu çok temel olan muhabbet ihtiyacı, diğer­leriyle uyumlu ve barış içinde yaşamayı gerektirir.

Bu konunun güzel bir misali Thomas Michel tarafından da kaydedilmiştir.[9] Doğu Anadoludaki Kürtler, Yunanların ve Ermeniler serbest kalmalarından dolayı endişelendikleri zaman, Said Nursî son derece kararlı bir şekilde “gayr-ı Müslimlerin özgürlüğünün bizim özgürlüğümüzün bir parçası” olduğunu savunmuştur.[10] Ayrıca Hıristiyanların bağımsızlığının meşru olmasının onaylanmasından korkmanın cehalet, sefalet ve husumet temelli olduğunu belirtir. Michel’in de belirttiği gibi: “Said Nursî’nin mesajı neredeyse 80 yıl önce söylenmiş olmasına rağmen günümüz için de geçerlidir. Bugün Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki çatışmaların ve gerginliklerin temelinde yatan sebep, sadece başkalarının kötü ni­yeti değil aynı zamanda bizim de egemen olma, intikam ve hükmet­me gibi bencil isteklerimizdir.”[11] Nursî’nin nazarında, Müslüman­ların Hıristiyanların özgürlüğüne saygı göstermeleri Kur’anî bir yükümlülüktür.
Logged
04 Mayıs 2008, 13:48:18
miftahulkuluub

Mehtaba uzanan hayalin peşindeyim..

Yeniyim

*


Üye No : 1291

Nerden :

Konu  : 7

Mesaj : 18

Aldığı Teşekkür 0
WWW
Offline
« Yanıtla #1 : 04 Mayıs 2008, 13:48:18 »

Şunu ifade etmemiz icap ediyor burada. Said Nursiye göre Hristiyanlara şu şekilde yaklaşılması lazım, şu şekilde yaklaşılmamassı lazım, Hristiyanlara karşı olan sert tavırları yumuşatmıştır gibi ifadeler...

Bunlar son derece tehlikeli ve dini şahsileştirmek olgusunu ifade eder ki itikadi olarak son derece karanlık uçurumların habercisidir.

İslamda kurallar belirlidir. Hristiyanlara karşı nasıl davranılması gerektiği ayeti kerime hadisi şerif icma ve kıyasla sabittir.

Biz mukallidlerin yapacağı husus, onlara riayet etmektir. Farklı bir yöntem denediğimiz zaman Allah muhafaza reform denen dinde sonradan gelen yeniliklere gebe olmuş oluruz. Hz Allah Kuranı Kerimde;

"İnnemennesiu ziyadetüf filküfr"

Yani dinde reform, küfrün ziyadeleşmesidir, şeklinde bu hakikate dikkat çekmektedir.
Logged

Sen yazmazsan ben yazmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
Sadakat.Net
03 Haziran 2008, 01:05:31
yağmur--

Yeniyim

*


Üye No : 24906

Nerden :

Konu  : 4

Mesaj : 21

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« Yanıtla #2 : 03 Haziran 2008, 01:05:31 »

Nur Risâlelerinin hayata etkisi

Vaktiyle, laikliğe aykırı olarak dinî propaganda yapmak bahanesiyle ağır ceza mahkemesine tutuklu olarak sevk edilen Müslüman, nurlu gence, hâkim:

“Bu kitapları (Risâle-i Nurları) okuyunca ne olmuşsun sanki?” dedi.

Genç, büyük bir samimiyetle:

“Bu kitapların hayatımda yaptığı yüzlerce değişiklikten birini anlatayım:

“Biz çoban iken, iki metre kutrunda (çapında) ardıç ağaçlarını, hangisinin alevi daha yükseklere çıkacak diye sırf keyif için yakardık. Asırlık ağaçlar birkaç dakika içinde kül olur yanar giderdi. Bu eserlerden (Risâlelerden), ağaçların bizim menfaatimiz için dağlarda ihtiyat ambarı gibi türlü istifademize amade oluşunu, havada zararlı gazları arıtıp temizlediğini, yağmur bulutlarını çekişini, Rabbimizi zikir edişini ve daha nice faydalarını okuduktan sonra, aynı çevrede koyunlarımızı otlatmamıza rağmen kuru dalları seçerek yemeğimizi, otlar yanmasın diye say taşlarının üzerinde pişiriyorduk.

“Münkiri Mü’min, eşkıyayı evliya eden bu nurlu eserlerin yaptığı böyle bir değişikliğin memleket ve millet için fevkalâde bir kazanç olduğunu takdir buyurmazsanız, vereceğiniz en ağır cezayı kemal-i vicdan ve kalp ile kabul ediyorum.

“Yoksa, okuyana iman bahş edip, insanı gerçek insan eden kitaplarımın bana geri verilmesini ve dâvâmın beraatını talep ediyorum.”

Hâkim:

“Anlıyorum evlâdım. Beraat kararı veriyorum” dedi.

Yaşanmış bu ibretlik olayda olduğu gibi Risâle-i Nurlar sadece fertleri kurtarmakla kalmıyor, Kur’ân hakikatlerine çok muhtaç toplumları zulmetten nura çıkarıyor. Hatta ülkeleri, kıt’aları, kurtarıcı ışıklarını saçarak ihyâ ediyor. Zaten Üstad Hazretleri ne güzel buyurmuş.

“Din hayatın hayatı, hem nuru hem esası, ihya-yı dinle olur bu milletin ihyâsı.”

Abdullah BATTAL
Logged

13 Haziran 2008, 20:59:02
aciz kardeş

aciz kardeş

Yeniyim

*


Üye No : 26264

Nerden : Adana

Konu  : 1

Mesaj : 11

Aldığı Teşekkür 0
şehadet hem çok yakınsın bana hemde çok uzak
Offline
« Yanıtla #3 : 13 Haziran 2008, 20:59:02 »

Rabbim kendisinden razı olsur inşallah.
insanlığa bi çok şey kazandırdı.
Logged

ben zaten bir zemin istiyordum ki efkarımı onda beyan edeyim
13 Haziran 2008, 21:12:31
BERRE

BERRE

Kopamıyorum

*


Üye No : 21176

Nerden : uzun ince bir yol

Konu  : 42

Mesaj : 900

Aldığı Teşekkür 2
Offline
« Yanıtla #4 : 13 Haziran 2008, 21:12:31 »

Rabbim kendisinden razı olsur inşallah.
insanlığa bi çok şey kazandırdı.
aminn
Logged

ஐ◄███▓▒░░ LA İLAHE İLLALLAH░░▒▓███►ஐ
02 Temmuz 2008, 10:29:53
tuluğ

Alışıyorum

*


Üye No : 29225

Nerden : Fas

Konu  : 6

Mesaj : 92

Aldığı Teşekkür 0
Allah rızası için...
Offline
« Yanıtla #5 : 02 Temmuz 2008, 10:29:53 »

Üstad Bediüzzaman hazretleri asrın müceddididir. Eserleri hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilmiştir. Gelişmiş ülkelerde, ABD ve Japonya gibi, bu eserlerin incelenmesi için üniversitelerde kürsüler kurulmuştur.

Eserlerinde şöyle geçmektedir. Bir ayda gidilen yola bir günde götüren arabaya, şimendifere veya bir kaç satte götüren uçağa lakayt kalınamayacağı gibi eskiden yıllarca uğraşılan imani hakikatlerin yerleşmesini şimdi çok kısa sürede gerçekleştiren risalelere de lakayt kalınamaz.
Logged

Akıllı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.
Aciz, nefsini hevasına tabi kılan ve Allah'tan batıl şeyler arzu edendir.
11 Temmuz 2008, 20:31:26
mehmet akif

mehmet akif

Yazar

*


Üye No : 25901

Nerden : istanbul

Konu  : 172

Mesaj : 490

Aldığı Teşekkür 20
yollar ki Allah a çıkar bendedir...
Offline
« Yanıtla #6 : 11 Temmuz 2008, 20:31:26 »

Rabbim ahirette Efendimizin yanında Üstadımızın baş ucunda bizleri haşreyler inş.
Logged

Gül devrini bilseydim onun bülbül olurdum..YA Rab beni evvel getireydin ne olurdu.....
14 Temmuz 2008, 18:37:57
ahmetbilalucan

Yeniyim

*


Üye No : 32558

Yaş : 12

Nerden : İSTANBUL

Konu  : 0

Mesaj : 2

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« Yanıtla #7 : 14 Temmuz 2008, 18:37:57 »

üstadımızdan allah razı olsun
Logged
14 Temmuz 2008, 18:43:15
can_bu

Yeniyim

*


Üye No : 32122

Nerden :

Konu  : 2

Mesaj : 3

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« Yanıtla #8 : 14 Temmuz 2008, 18:43:15 »

paylaşımınız için teşekkür ederim
Logged
22 Temmuz 2008, 00:01:26
mehmet akif

mehmet akif

Yazar

*


Üye No : 25901

Nerden : istanbul

Konu  : 172

Mesaj : 490

Aldığı Teşekkür 20
yollar ki Allah a çıkar bendedir...
Offline
« Yanıtla #9 : 22 Temmuz 2008, 00:01:26 »

Allah razı olsun..
Logged

Gül devrini bilseydim onun bülbül olurdum..YA Rab beni evvel getireydin ne olurdu.....
11 Ekim 2008, 00:17:39
GENERAL25

Yeniyim

*


Üye No : 59289

Nerden :

Konu  : 0

Mesaj : 3

Aldığı Teşekkür 0
WWW
Offline
« Yanıtla #10 : 11 Ekim 2008, 00:17:39 »

Rabbim razı olsun Mübarekler...
Logged
Anahtarlar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
SAİD NURSİ (1) Önemli Şahsiyetler emrullah 0 646 Son Mesaj 03 Ağustos 2007, 17:22:36
Gönderen: emrullah
ZAYIF HADİSLER VE SAİD NURSİ Sorularınız chakby 0 329 Son Mesaj 11 Ağustos 2008, 18:42:10
Gönderen: chakby
Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya İfexi İlahi Sözleri