|
|
 |
« : 17 Temmuz 2008, 13:08:33 » |
|


Hz. Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor: Rasulullah s.a.v. buyurdular ki:
“Cuma günü gelince mescidin her bir kapısı üzerinde melekler yer alır. İnsanları mertebelerine göre yazarlar. Bu mertebeler mescide önce geliş sırasına göredir. İmam minbere çıkınca defteri kapatırlar, hutbeyi dinlerler. Namaza erken gelen, bir deve tasadduk etmiş gibidir. Ondan sonra gelenler bir sığır tasadduk etmiş gibidir. Onu takiben gelenler bir koyun tasadduk etmiş gibidir.”
Rasulullah s.a.v. saymaya devam ederek tavuğu ve yumurtayı da saydı.
Hadis-i şerifin diğer bir rivayetinde şu ilave de vardır:
“Bundan da sonra gelen kimse, artık yalnız namaz sevabını almak için gelmiş olur.” (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi)
Ankara'daki üniversite öğrenciliği yıllarımız... Öğrencilik arkadaşım ve daha sonra kayın biraderim olan Tuğrul ile birlikte aynı evde kalıyoruz. Çok güzel günlerimiz oldu. “Öğrencilik günlerinizi çok ararsınız” derlerdi de, inanmazdım. Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer, diye boşuna söylememiş şairimiz...
İlahiyat Fakültesi'nde okuyorum ve fakülte çıkışlarından sonra Arapça dersleri alıyorum. O sıra Gıcık Kadın Camii imamı (bu isim yanlış değil, gerçekten Gıcık Kadın, eski Türkçe'de “küçük” anlamında olsa gerek) Ahmet Bayramoğlu Hocaefendi'nin derslerine devam ediyorum.
Ahmet Bayramoğlu Hoca çok anlayışlı ve olgun birisi idi. Meşrebi bana uyduğu için olsa gerek, kendisini müthiş severdim. Vakit ve Cuma namazlarını da mümkün olduğunca onun camiinde kılardım.
Ahmet Hocaefendinin hutbeleri çok canlı, heyecanlı olurdu. O sakin ve melek tabiatlı adam hutbelerde birden değişir, çok etkili konuşmalar yapardı. Bu yüzden Cuma günleri cami hıncahınç dolardı. Biraz geç kalsanız, yer bulmanız mümkün olmazdı.
İşte bir Cuma günü, Tuğrul ile birlikte Ahmet Hoca'nın camiine gideceğiz. Fakat her nasılsa epeyce geç kaldık. Cami çok eski bir cami ve çok büyük bir kapısı var. Kapı her açıldığında hayli yüksek perdeden “ gacııırt ” diye bir ses çıkarıyor ve herkesin dikkatini çekiyor. Epey de rahatsız edici bir ses.
İşte biz aceleyle kapıyı açıp, kapının o malum sesi duyulunca, bir de baktık ki istisnasız bütün cemaat bize dönmüş, merak, hayret ve biraz da alaycı bir tavırla bize bakıyor. Üstüne üstlük Hocaefendi de hutbeyi kesmiş, bizi süzüyor.
Ben baştan bu dehşetli durumun kapı gıcırtısından olduğunu sandım. Hani, “kapıyı daha dikkatli açsanız da, bu kadar cemaati rahatsız etmeseniz” diye düşündüklerini zannettim. Oysa kazın ayağı öyle değilmiş.
|