Bazen yaşadığımız anın hiç geçmeyeceğini sanırız ve geceden sonra sabah olmayacakmış inancına kapılırız, bir korku içimizdeki bütün olumlu duyguları siler atar, zamanı geri almak mümkün olsa bir çırpıda sileriz olanları ve hatalarımızı hiç tereddüt etmeden sileriz. Unutturabilmek için, kalbini kazanmak, kalpleri kazanmak için feda edemeyeceğimiz şey yoktur oysa onun veya onların yeri aynıdır kalbimizde. Bu kadar kolay mı vazgeçilebilmeli mi ondan onun olan her şeyden. Sevgi nerelerde, nerelere sıkıştırılıyor ve buruşturulup atılıyor geçmiş, anılar nasıl da savruluyor. Kimlerin kucağına salınıyor yalnızlık, öfke hop oturtuyor, hop kaldırıyor gönülleri ve karaya boyuyor zihinleri, böyle mi olmalı hayat, önce acıya mı açılmalı kapılarımız ve affetmeye kapanmalı mı sonsuza, sonsuzluğumuza kadar? Bir an gelir değişir dünya, dünyalarımız, içimizde kimler var bir bakmalıyız aynada gerçek yüzümüze bakmalı, tanışmalıyız diğer yarımızla, yüzleşmeliyiz hatalarla, hatalılarla hayatın ayrılmaz parçası hata, acımasız mı olmalıyız, katı, içten pazarlıklı, yoksa açmalı mıyız sonuna sonsuza kadar gönülleri, aynı hataları biz yapamaz mıyız, pişmanlıktan kavrulurken yüzümüze mi kapanmalı kapılar...

bile affederken kullarını biz neden affetmeyelim, kulları siz affediyor musunuz? Hayatınızı kendinizi, içinizi acıtanları, ağlatanları? Aynı kitabı baştan okuyabiliyor musunuz aynı filmi yine yeniden izleyebiliyor musunuz? Aynı kolları aynı hislerle sarmalayabiliyor musunuz? İtiraf edin siz affedebiliyor musunuz? Affedilmeyi becerebiliyor musunuz?