|
|
 |
« : 15 Aralık 2007, 23:00:26 » |
|


Rabbin Huzurunda Yakarış
Hazreti Mevlana haccın hikmet incilerini şöyle anlatır: “Cümle ilmin ruhu şudur; Haşr gününde ne olacağını bilebilmek”
İslam dini, mükemmelliğe bir çağrıdır!
“Çağrını duyduk da geldik. Rabbim, burası, Senden bizi aşkın mükemmelliğine çıkarmanı istediğimiz yer; bizi iman mertebelerinde yükselt, bizi nurunun mükemmelliğine ulaştır. Bizi, marziyatını en mükemmel şekilde yaşama mertebesine eriştir. Bizi Ahlak-ı Muhammedi’nin mükemmelliğine eriştir.”
Burası öyle bir yer ki burada ne korku ne de endişe var; burası mutlak iman, azim, güven, rıza ve huzur yeri. Burası gönüllü bir ölümü tercih etme zorunda olduğumuz yer. Ancak ve ancak kendimizi tüm kalbimizle ve kayıtsız şartsız verirsek, duayla fani olursak, nefsimizi feda etmenin sırrını yaşarsak, ilahi bir ihsan olan hakiki sevgiye, ilahi aşkla ebedi saadete, Huzur-u Ilahi meyvelerine mazhar oluruz.
“Burası Senin rızana, hoşnutluğuna ve memnuniyetine erişebileceğimiz yer. Senin İlahi Cemaline dalacağımız yer. Senin tükenmez muhabbet hazineni gözümüzle müşahede edeceğimiz yer.
Tek isteğimiz Seninle dost olmanın, Seninle sohbet etmenin tatlı kokusunu duymaktır. Zayıflığımız, çaresizliğimiz, iktidarsızlığımız, fakirliğimiz, çıplaklığımız, kusurlarımız, gafletimizle geldik; ve Senden bize hidayet, inayet, gına, mağfiret, necat ve şifa ihsan etmeni diliyoruz.
Bizi Senin marifetine mazhar olmaya çalışan kulların, Senden dilenen, hadsiz muhtaç, çıplak, fakir ve Senin Huzur-u İlahine yakınlık arzusuyla yanan mahlukatın olarak kabul eyle diye yalvarıyoruz Sana. Bize velayet elbisebi giydir. Bizi Senin sonsuz sıfatların ile bağışla.
Bu dünyada bize Senin mükerrem bir misafirin olma şerefini bahşettiğin gibi kalplerimize de Senin misafir olmanı diliyoruz Senden. Huzur-u İlahin sırrı ile kalplerimizi tatmin et. Ve saf coşku ile Sana ihtiyaç duymak, Seni tanımak, Seni sevmek ihsan eyle.”
İslam dini sevgi dinidir. İnsanlar arasında ırk, soy, millet, statü, memleket ayrımı yapmayarak muzaffer olmuştur. Tek amaç, tek renk, tek elbise, tek fikir, tek isim, tek nefeste birleşmişiz.
“Rabbimiz, bizi tek bir ruh, tek bir aile ve tek bir kardeşlik olarak kabul et.”
Hazreti İbrahim’in a.s. buyurduğu gibi; “Kardeşlik sütü önemlidir ki içenleri birleştirir, çünkü içenler aynı ilme sahip olur.”
Efendimiz sav buyuruyorlar ki; “Müminler kardeştirler ve âlimler de tek bir ruh gibidirler.”
Kur’ân’da ise şöyle buyrulmaktadır; “Sizin yaratılmanız da tekrar diriltilmeniz de ancak bir tek nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir.”
Rabbimiz, paylaşma, karşılıklı anlaşma, hakiki dostluk, hakiki kardeşlik kabiliyetimizi kaybettik. Tevazu ve haya sıfatlarını, göz yaşı dökme kabiliyetini, samimi dostluğun kokusunu, konuşan kalbin sessizliğini, maneviyatın yaşayan zarafetini, itaatkar manevi lezzeti kaybettik. Bunlar Senin tevhidinin nuru, ey bizim bütün alemlerin Rabbi olan Halikımız. Muhabbetin sırrını kaybettik.”
Ey Rabbimiz, Sana yalvarıyoruz, bize kaybettiğimiz bu güzel sıfatları, bu ilahi tatları, bu ilahi ihsanları, bu sonsuz hediyeleri geri kazanmamızı lütuf eyle.
Bu mukaddes beldede değilse, başka nerde ruhlarımızın muhtaç olduğu böylesine ulvi manevi gıdayı vermekle bizleri şereflendireceksin ki?
Tevazu ilmini öğrenmeye geldik. En yüce sıfat olan “haya” sıfatını yaşamaya, halis tevazu hazinesini kazanmaya geldik. İslam dini tevazu ilmini ders vermektedir. Tevazu insanda kibri, saldırganlığı, güç hırsını, nefret duygusunu ve şöhret sevdasını azaltır; hayayı, merhameti, cömertliği, itaatkarlığı, mahviyeti, alçak gönüllülüğü artırır. Ebedi Nurunun güzelliğini müşahede edebilmek için kalplerimizi yumuşatmaya geldik. Seni merhametin, şefkatin, keremin ile tanırsak, saldırganlığı, nefreti, cehaleti, düşmanlığı, kibri, güç hırsını, kıskançlığı bırakırız. Egoist duygulardan temizlenmiş bir kalple, nasıl birbirimizi öldürür, terörizm rüzgarları estirir, nefret duygularını besler, birbirimize zorbalıkta devam ederiz?
“Gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve bu yüzden kainatı yarattım” dediğin gibi muhabbetin en yüksek noktası Senin mahlukatına duyduğun muhabbetir.
Bu ilahi kelamının hakikat manalarını yaşamaya geldik. Bize olan muhabbetinle ve Sana olan muhabbetimizle tükenmek istiyoruz. Ey Rabbimiz, Seninle değilse, dostluk kiminle? Seninle değilse, güzellik kiminle? Seninle değilse, mükemmellik kiminle? Seninle değilse, muhabbet kiminle?
Günümüz insanının kendini sunabileceği bir ilahi alışverişin olmadığını görüyoruz. Herhangi bir bedel ödemek istemiyor. Yüce Rabbimiz’le Mekke’de, Kabe’de bir araya gelip kendimizi sonsuz hayat karşılığı Ona sunabileceğimiz buradan daha bereketli bir pazar yok.
Halbuki kutsal hac ziyaretinin yegane sebebi kendimizi kurban etmektir.
“Senden canımızı satın almak ve “hiçlik” mertebesine ulaşmaktır. Onun yerinde ebedi hayat kazanacağız. Senden Sana yakınlık satın almak istiyoruz Cüneyd-i Bağdadi r.a. bu konuda şunları söylüyor; “Tasavvuf ’ın seni ölümle kendinden uzaklaştırarak, Kendisinde yaşamanı sağlamasıdır.”
Bu yüzden, dünyevi gözlerimizi, kulaklarımızı, dilerimizi, ayaklarımızı, ellerimizi göz ve kulaklarla yerinde irfan (manevi görmek ve işitmek??) kazanmağa geldik. Tüm dünyevi meşguliyetlerimiz, arzularımız, özlemlerimiz, sevgilerimiz, amaçlarımız, ihtiyaçlarımız, işlerimiz, endişelerimiz ve korkularımızdan sıyrılıp yüreğimizin en derin arzusunu göstermek ve dünyevi endişelerimizi ilahi endişeye çevirmek istiyoruz. Maddî meselelerde kaybolmamız yerine bize ebedi hayır olan ebedi bir hayat ihsan eyle.
Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır; “…Nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar…” ve kalplerimizi boş konuşmak, çok uyumak, çok yemek, aile, mal mülk, şöhret, makam sevdalarından arındırarak Sana geldik ve Sen kalplerimizi kutsal haşmetin, celalli kudretin, ebedi cemalin ve sonsuz rahmetinle doldur.
Ey Rabbimiz, gerçekten huzurundan çok uzağız. Sen Rahmanürrahimsin. Şefkatlilerin en Şefkatlisisin. Bu yüzden tüm hastalıklarımızın kaynağı; İlâhi Huzurun idrakinde olmamaktır! Ey Rabbimiz, kalplerimizdeki perdeyi kaldır; alçaklığımız, korkularımız, endişelerimiz, zilletimiz, gafletimiz ve şuursuzluğumuzdan bizleri kurtar.
Tek bir amaçla, Seni zikretmek için, geldik. İhramlarımızla bizlere gece gündüz tüm duyularımızla, aklımızla, kalbimizle Seni zikretmeyi nasip eyle.”
Arkamızda bıraktığımız modern dünya “dışsallaştırma” diyebileceğimiz büyük bir rahatsızlığa sahip. İnsanlar manevi boyutlarını kaybettiler. Hayat ve din arasındaki uçurum tehlikeli bir biçimde büyümekte.
Halikın bize olan güvenini suistimal ettik. Doğa anayı, insan ilişkilerini kötüye kullandık. Kainatın ilahi düzenini suistimal ettik.
Modern toplum hayatı, gerçek anlamı olan kökleri ile bağlantısını kaybetti. Köklerimizi kaybettik! Köklerimiz ’ın sıfatları olan iyiliğe dair beşeri ahlak değerleridir.
“İnsanlığın şu anki durumundan derin acı, utanç duyuyor ve yüzlerimiz kızarmış bir halde senden af ve merhamet diliyoruz. Ey Halikımız, her şeyden önce Sana olan muhabbet ve ihtiyacımızı geri kazanmaya geldik ve manevi hastalıklarımızdan şifa bulmaya ve ruhumuzun miraç, eksenimizi tekrar kazanmağa geldik.
“Toprakla, çölle, uzayla alakamızı, birbirimizle kalpten kalbe bağlılığımızı kaybetmiş olsak da hakiki haccı yaşama niyetiyle Hakikate olan ihtiyacımızı samimane dile getirmeye geldik. İnsanın bu dünyadaki var oluş manasını ve değerini bilmek cennet hazinelerini, yani gizli hazineyi, bilmekle eş değerdedir. Vazifemizi yerine getirmeye yani cenneti yeniden keşfetmek ve yaşamaya geldik. Bu nedenle haccımız ahiretin provası hükmündedir. Bu provayı yapmak için geldik. Ahiret meyvelerini kazanmaya ve cennetin tatlı kokusunu duymaya geldik.
Ey sevgili Rabbimiz, ruhlarımız Sana aittir. Böylece tümüyle yardıma muhtaç varlıklarız. İnsanoğlu ilahi bir mülkiyettir. Sen bizi sadece Hakikat’ın önünde gece gündüz eğilmemiz için yarattın. İhtiyaç gözüyle aramaya geldik, Sana olan sonsuz bağlılığımızı ifade etmeye geldik, Sana sığınmak için ağlamaya, yardımını dilemeye, gözyaşlarıyla dolu pişmanlık içinde Sana yalvarmaya, mütevazı talebeler, gözü yaşlı hayranlar, bağrı yanık arayanlar, ilahi samimi muhataplar olarak huzurunda durmaya geldik. Ey Halikımız, bizi hidayete erdirmene, doyurmana, korumana ve bize ilim öğretmene hadsiz derecede muhtacız.
Her şeyi kuşatan Kudretinin Huzurunda, kalbi kırık, aciz, utangaç, alçak, biçare bir halde göz yaşı dökmeye, titremeye geldik. Çünkü böylesine sonsuz ebedi cemal karşısında müthiş teşekkür, hayret, şaşkınlık, hayranlık duyoruz.
Bedenlerimizin hapsinden kurtularak, dünyevi varlığımızın sınırlamalarından sonsuz ilahi güzelliğinin meydanına kaçmayı şiddetle arzuluyoruz. Kaybettiğimiz Sana olan yakınlığımıza tekrar kavuşmak istiyoruz. Görünmeyen ilahi sırlarını görebilmek için varlık duvarının arkasından bakmak istiyoruz; ki oradan hakiki birliğe şehadet edebiliriz ve Senin yardımınla mahlukattaki vahdeti gercekleşebiliriz. Huzur-u Kahhar-ı Mutlakına yönelerek, süresiz ve sonsuz içsel kulluğumuzu yapmak için geldik.”
Evimizden ayrıldık, kutsal topraklara gelmiş manevi yolcularız. Bu, ömür yolculuğumuzu ifade eder. Gerçekten evimizden ayrıldık m? Geçekten sırtımızı dünyaya döndük mü, evimizle, malımızla, statü ve paramızla alakamızı kestik mi? Fazla yemeyi, fazla uyumayı, aşırı konuşmayı terk ettik mi? Dünyevi arzularımızdan sıyrılıp uhrevi arzularımızı arttırdık mı? Ebedi bir rahatlık karşılığında dünya hayatını konforlu hale getirip bizi mutlu eden binlerce şeyi terk ettik mi? Ebedi hayat zenginliği gibi ilahi başarılar karşılığında dünyevi başarılardan vazgeçtik mi? Kötü alışkanlıklardan, hatalardan, tensel zevklerden vazgeçtik mi? Kötü huylarımızı, stresli davranışlarımızı, saldırgan bağırtılarımızı bıraktık mı? En küçük bir zarar için aşırı bir şekilde endişelenmeyi, ufacık bir kazanç için çok fazla neşelenmeyi, dünyevi konulardaki üstünlükleri terk ettik mi?
Peygamberimiz Hazreti Muhammed sav de; “Açlık kapısını” buyuruyor. Yani hakiki ihtiyaç kapısını çal. Bu kapıyı çaldık mı?
Huzuruna gelip bütün kuvvetimizle Senin ‘Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz’ dediğin ilahi kelimelere sarıldık mı? Kendimizi dünyevi her şeyden sıyırıp, Senin ilahi sıfatlarına daldırmak için çaresiz, ihtiyaçlı ve zavallı olarak Huzuruna geldik mi?
Bir hacı için mutlak bir şart var; ’ın cemaline aşık olmak! Eğer biz hacılar ’ın Huzuruna bir âşık, bir hayran, arzu duyan, arayış içinde, bir öğrenci ve kul olarak mutlak ihtiyaçla, kuvvetli bir iştiyakla, tam bir teslimiyetle, sonsuz bir minnettarlıkla, ve tam bir odaklanma ile varmazsak, O’nun lütuflarını, memnuniyetini kazanamayacağız ve ibadetimiz kuru ve anlamsız hareketlere dönüşen mekanik bir rutin olacak. Bu demek oluyor ki, biz insanın ilahi yapısını ve gizli hakikatını reddettiği ve sadece balçık olarak gördüğü için Adem a.s. secde etmeyen Şeytana varis oluyoruz.
İnsanlar için asli ve ilahi yapısından bağımsız olarak kendi değerlerini, yazgılarını, şereflerini bilmeden aşırı yaşamak ne korkunç bir trajedi! Rabbimiz onlardan korusun bizleri.
Cenab-ı ’ın ebedi nurunun mükemmelliği önünde saşkınlık, müthiş ve hayret duyguları içinde duymiyorsek, O’nun Emanetini ve halifesi olma sorumluluğunu taşımakta başarısız olduk. İnsanların kalplerine devamlı fısıldayan şeytanın elinde hala oyuncak top olacağız; ‘...yuwasfisu fi sudurinnas’.Onun iki yüzlülüğüne, aldatmacalarına, kafa karıştırmacalarına, düşmanlığına, küstahlığına, aldatıcı aklına, cimriliğine, merhametsiz hırsına bağlı kalacağız.
|