|
|
 |
« : 30 Nisan 2007, 01:36:31 » |
|


modern insan neden mutsuz?
--------------------------------------------------------------------------------
Kuşkusuz, modern insan devâsa başarılara imza attı. Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar nâmütanâhî hayâl kurmayı, peşinde koştuğu rüyaların önemli kısmını gerçekleştirmeyi de bildi.
Birkaç yıl önce dil üzerine bir makale okumuştum. Yılda, İngilizce diline 5 bin civarında yeni kelime hazinesinin kazandırıldığından bahsediyordu. Bu yeni sözcüklerin tamamına yakını üretilen yeni teknoloji parçalarına ve bilimsel keşiflere verilen adlardan oluşuyordu.
Bu şu demekti: Başta bilgisayar ve tıb dünyası olmak üzere, bilim elini uzattığı her alanda inanılmaz bir üretim içerisindeydi. Öyle ki, içimizden birisinin bu gelişmeleri birey gayreti ile izlemesi mümkün gözükmüyor.
Modern insan, fizik dünyasını maddi başarılarla süslemiştir. Aya gitmeyi başarmaktan tutun da enformasyon sahasında beşer hafsalasına sığmayacak çapta hız üretebilmiştir.
21. yüzyıl, birçok bilim adamına göre tıbbın çağı olacak. Gen haritasının çözülmesiyle insan hayatında büyük dönüşümler bekleniyor.
Elhak, modern insanın karnesi büyük rakamlarla dolu. Tam da burada durup sormak gerekiyor: Bu kadar başarılara imza atan modern insan mutlu mu?
Teknoloji ile kendisine sürekli boş vakit üreten, ürettiği vakti dünün krallarına dâhi nasip olmayacak eğlence çeşidiyle tüketme lüksüne sahip modern insan bunalımda. Neden?
Modern akla göre, günlük hayatta sahip olunacak kolaylıklar ve imkânlar insanı ancak huzurlu kılar. Ama, vaka neden bu varsayımın aksine? Umutsuzluk cenderesinde buhranlardan buhranlara sürüklenmek modern insanın yakasını neden bırakmaz?
Evet, neden?
Modern insan mânen boşlukta da ondan. İman yoksa ne özgüven vardır ne de huzur. Kalpler ancak imanla mutmain olur.
Maddi hayatı maddi ürünlerle doldurabilirsiniz, ancak iman yoksa ya da sönük derecede zayıf ise, insan kendi ürettiği nesnelerin kölesi olur: 'a kul olmayı reddeden seküler modern akıl, gelecek endişesine, rızkın azalma düşüncesine, salgın hastalık olgusuna, her zaman çıkma ihtimali olan savaş ihtimaline, deprem felâketine, ölüm korkusuna köle olur. 'a boyun eğmeyi reddeden birey sığınaksız ve nâmütenâhî korkularının esiridir.
Borsada yaşanan en hafif sarsıntı bile onun rüyalarını kaçırmaya yeter. Siyasetin istikrarını yitirmesi, bir generalin sert ifadeleri, büyük bir devletten sadır olan bir tehdit, onun zihin rotasını altüst eder. 'tan korkmayan her şeyden korkar.
Moden çağ, dönemin süper gücüne, "Kula kulluktan 'a kul yapmaya geldik" diye haykıran çelimsiz sahâbi Rib'i ibn Amir'in soluğuna ne kadar da muhtaç!
Olayı özetleyelim: Hz. Ömer döneminde mağrur İran ordusu ile İslâm ordusu Kadisiyye'de karşılaşınca ilk üç gün savaşsız bir çözüme ulaşmak için diplomatik görüşmeler yapılır. Görüşmelerin bir perdesinde ibretâmiz bir olay yaşanır. İbni Kesir şöyle rivayet eder:
Sa'd ibni Ebu Vakkas, Kadisiyye savaşından önce, Rib'i ibni Amir'i, İran orduları başkomutanı Rüstem'e elçi olarak gönderdi. Rib'i Rüstem'in huzuruna girdi. Kabul odası, ipekli halılar ve yine ipekli koltuk yastıkları ile süslenmişti. Rüstem, iri ve gayet pahalı yakut ve inciler takınmıştı, tacı ile birlikte üzerinde daha birçok pahalı mücevher ve süs eşyası vardı. Altın işlemeli bir tahta kurulmuştu.
Rib'i ise kaba işlemeli bir kıyafet içinde, cılız bir atın üzerinde, omuzunda kalkanı olarak onun yanına girdi. Yere döşenmiş halıların ucuna atının üzerinde geldi, hatta atının ayakları halıya basmadan üzerinden inmedi, sonra inerek atını oturduğu koltuğun bir yerine bağladı ve üzerinde silahı, başında miğferi olarak Rüstem'in yanına vardı. Rüstem'in adamları ona: "Silahını bırak" dediler. Fakat o, onlara: "Ben size gelecek değildim, siz çağırınca geldim. Beni ya böyle kabul edersiniz, ya da dönerim" diyerek tekliflerini reddetti. Bunun üzerine Rüstem adamlarına: "Bırakın öyle gelsin" diye emir verdi.
Bu emir üzerine karargahın protokol kurallarını çiğnediğini vurgulamak kasdı ile mızrığına dayanarak koltuğuna oturdu. İran ordularının ihtişamlı komutanı Rüsten ona: "Buralara niye geldiniz?" diye sordu. Rib'i ona şu cevabı verdi: "Bizi buraya, isteyen kullarını kula kulluktan kurtarıp 'a kul olma şerefine yükseltmek için, insanları dünya sıkıntılarından kurtarıp, Ahiret saadetine kavuşturmak için ve batıl dinlerin zulmünden kurtarıp İslâm'ın adaletine ulaştırmak için gönderdi." (İbni Kesir, el-Bidâye ve'Nihâye: 7/40.)
Yerimiz bitti, lâkin şunu belirtelim; modern insanın korkularından kurtulmasının yol haritası bu duruştadır
|