|
|
 |
« : 06 Aralık 2007, 14:52:21 » |
|


KIZ TEVHİDE, SEN NE YAPTIN! Tevhide'nin gözyaşları laikçi irticayı boğuyor.. Basında konuya ilişkin tartışmalara bakarken, özellikle laikçi kesimin çaresizliği, korku ve panik içindeki çözüm arayışlarını hüzünlü bir tebessümle izliyorum.. Hâlâ kendi yanlışları ve inatları ile yüzleşmeye cesaret edemiyorlar. Onun için de öfkeleniyorlar..
Artık bu noktada tutunmalarının mümkün olmadığını anlamaya başladılar. Nerede duracaklarını tartışıyorlar. Oraya nasıl hangi gerekçelerle geri çekilecekleri konusuna daha gelemediler..
Milletle inatlaşmanın bedelinin ağırlığı karşısında omuzları çökmüş gibi..
Hem milli egemenlik, hem demokrasi, insan hakları diyeceksin, hem de bu kaba dayatmaları ısrarla savunacaksın. Bu işin dinozorları, eminim, kendi çocuklarına, en yakınlarına bile anlatamıyorlar, içine sürüklendikleri derin çelişkileri.. Derin bir yalnızlığa düştüler. Oysa yakın zamana kadar her şeye sahip olduklarını sanıyorlardı.. Şimdi geçmişin, bugün Türkiye'nin geldiği noktadaki olumsuzlukların ve ödemeye çalıştığımız ağır faturaların hesaplarının kendilerinden sorulmasından korkuyorlar.. İktidarları, kolay yoldan elde ettikleri servetlerini, itibarlarını, imtiyazlarını kaybetmek korkusu sanki akıllarını zail etmiş gibi..
Suç duyurusu ile konu hukuki zeminde tartışmaya açılırken Hukukçular Derneği olaylar ilgili Kozan'a bir inceleme heyeti göndermeye hazırlanıyor.
Bunun anlamı şu: Biz bu konuyu tartışmaya devam edeceğiz. Araştırmalara bakıyor musunuz, toplumun böyle bir tehdit algılaması filan yok! Yaşanan şizofrenik bir paranoya! Hayali bir tehdit algılaması adına, bir temel hak olan inanç hürriyetinin engellenmesi çabası! Bir hakkın, varsayılan bir tehdide feda edilmesi çabası!
Sonuç şu, ne irtica ve ne de terör konusunda mevcut politikalar bu şekli ile sürdürülemez.. Bu konularda ilerleme ve iyileşme olmadan Türkiye insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olamaz.. Özgürlükler güvence altına alınamaz ve toplumsal barış sağlanamaz..
Toplumda böyle bir sorun ya da tehdit algılaması yok. Bu sorunun temelinde bir kısım CHP'li, bazı YAŞ üyeleri, bir kısım yüksek yargı mensubu, Bazı YÖK üyeleri, bir kısım mediatör ve onların kışkırtmasına inanan topluluklar var. Ve bir de Türk halkını birbirine düşürmek isteyen kökü dışarıda örgütler ve onların Türkiye'deki uzantısı olan derin yapı, örgüt, çete mesupları ve onlarla işbirliği içindeki unsurlar.. Bunların toplamının sosyolojik tabanı %10 bile değil..
Sarıgül CHP'nin başına geçse, CHP tabanından başörtüsüne karşı çıkanların sayısı %20'yi bulmaz.. Bakın tek başına Sezer nasıl ülke gündemini geriyordu o yaklaşımı ile. Sonra ne oldu. Unutuldu gitti. Yakında adını bile hatırlamayacak insanlar. “Çankaya’daki o Gül’den önceki adam” diye hatırlanacak sadece..
Cumhurbaşkanı'nın eşi başı örtülü, Başbakan'ın da.. TBMM Başkanı'nın eşinin böyle bir sorunu yok..
Birileri şizofrenik bir ruh hali ile ortalığı germe çabasında.. Eskişehir'den bekar bir prof. hakkında Çankaya'ya, “eşi çarşaflı” diye not gönderiliyor..
Bu konuda bunların ikiyüzlülüğünü bir kez daha suratlarına çarpmak için, dün bu konuya nasıl baktıklarının belgesi olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun, “Çarşaf ve Peçeye Dair” başlıklı yazısını tekrar yayınlıyorum.. Bunlar Çankaya'daki çarşaf hikayesini ne çabuk unuttular?!.
Yakub Kadri sözkonusu makalesinde “Bu çirkin asrın ve çirkin muhitin yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir” diyor.. Buyurun bu ilginç makaleyi birlikte okuyalım: Çarşaf ve Peçeye Dair: “Bu çirkin asrın ve çirkin muhitin yegâne süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki, gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor. Niçin ondan müştekî gibisiniz? O mazrufa bu zarftan muvafık ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum. Siz bizim aşkımızın, hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın mutî mahbubeleri değil misiniz? Vücudunuzun şeklini alan bu dillirib (gönül alan, çekici) mahpesi sizin etrafınıza, sizin yüzünüz üstüne biz ördük; bizim ihtimamımız, bizim muhabbetimiz ördü. Sizi güneşten, havadan, sizi kem nazardan sakındık da böyle yaptık. Yazık değil mi ki o saçlara güneş vursun, o yüzü havalar, tozlar hırpalasın. Yazık değil mi ki -mazallah- o gözlerin harimine kolayca, lâubali bir yabancı gözün kıvılcımı sıçrasın. Düşündük ki, belki bilmeyerek, belki farkına varmayarak birine gülüverirsiniz. Nazarlarınız belki bilâihtiyar birinin üstünde fazlaca tevakkuf ediverir. Onun için yüzünüzü örttük. Zira tebessümlerinizin, bakışlarınızın kıymetini biz anlıyor, biz biliyorduk. Gönlümüz, onların öyle lüzumsuz yere heder olmasına acıdı da, bir ipek mahfaza içinde muhafazalarına lüzum gördük. Cemiyetlerin, medeniyetlerin esasını bir erkeğin kıskançlığı kurdu. Memleketlerden, vatanlardan evvel ilk müdafaa edilen, kadındı. Bana inanınız; bütün bu evler, bu mabedler ve bu şehirler sizin için yapıldı ve sizin açıldığınız ve sizin kıskançlık mahpesini yıktığınız yerlerde derhal evler yıkıldı, mabedler harap oldu, şehirler çöktü. Çünkü sizin mahpesleriniz o yerlerin surları idi, kaleleri idi. Niçin başka cinsten kadınlara bakıp da başınızda garip mütalâalara meydan açıyorsunuz? Onlardan size ne? Siz başlı başınıza bir âlemsiniz. Ben o âleme girdiğim dakikadan itibaren, hariçte başka mevcudiyet var mı, yok mu unuttum bile. Siz niçin kendinizde herkesi unut muyorsunuz? Söze başlarken demiştim ki, bu çirkin asrın, bu çirkin muhitin yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Memnun ve müsterih yaşamak için bu kanaat size kifayet etmez mi? Halbuki benim ruhumu sadece bu kanaat dolduruyor. Peçeniz ve çarşafınız. Bunlardır ki bana muhabbet öğretiyor; hayata muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor; bahusus memlekete muhabbeti. Zira sizin örtüleriniz, bu süsleriniz değil midir ki, minarelerden ve o al râyetten (bayraktan) sonra bu serseri ruha biraz âşina melce ve bir emin mersa (liman) saadeti veriyor. Peçenizin kudsiyetini şuradan anlayınız ki, bir yabancı elin ona uzanması ihtimali bile gayz nedir, kin nedir hiç bilmeyen bu tembel ve yorgun ruhta beldeler yıkacak, burç ve barular (kaleler) devirtecek bir ateş alevliyor. Gördünüz mü? Peçenizden bahsederken haşin adımlarla surlar etrafında dolaşan eski bir kahraman gibi söz söylemeye başladım. Belki bunların hiçbirini yapmayacağım, fakat emin olunuz ki, şu dakikada çok samimiyim. Size, sizin örtülerinize ve süslerinize doğru teveccüh edince kendimi her şeye kadir hissediyorum. Tarih, menakıb-ı beşeriyeyi dolduran en büyük kahramanlıklar, bana birer çocuk oyunu gibi geliyor. Sakın onları çıkarmayınız, sakın onları atmayınız. Bu çirkin muhitin ortasında asalet ve zarafete yegâne dâl (işaret) olarak bunlar, sade bunlar kaldı. İnsanlar senelerden beri, insanlığı terzil için ve cemiyetlere manzaraların en fenasını vermek için, sevimsiz bir cinnetle her şeyi devirdiler. Bu güruha peyrev olmak (peşinden gitmek) size yakışır mı? Ben sizi zamanların ve insanların fevkinde, onların haricinde biliyorum. Siz mestur ruhlardan değil misiniz? Dünya yüzünde tek başına kalan ulvî bir dinin İlâhı, sizi bu sıfatla sair mahlûkat arasında mümtaz kılmamış mıydı? Siz onun halk ettiği cennetâsa âlemin meleklerisiniz. O, Kitab'ında sizin isminizi zikretti. O vakitten beri siz mukaddesat meyanına girdiniz; artık ne hale, ne maziye, ne atiye mensupsunuz. Yalnız unutmayınız ki, sizi bu mertebeye bizim aşkımız, bizim hürmetimiz, bizim kıskançlığımız is'ad etti (yükseltti)." Kadınlık ve Kadınlarımız Yakub Kadri, Sayfa: 39-41
Yakub Kadri Karaosmanoğlu, Cumhuriyet rejiminin ünlü ve önemli yazarlarından biridir. Daha önce Hakimiyeti Milliye gazetesinin başyazarı olan Yakub Kadri, daha sonra CHP'nin yayın organı olan ve Hakimiyeti Milliye'nin devamı Ulus gazetesinin de yazarlarındandır.
Fuhuşu, çıplaklığı, pornoyu, her türlü sapkınlığı çağdaşlık adına meşrulaştırmak isteyenlerin, inanç, gelenek, kültür, iffet, haya, namus ve tarihe dayalı değerlere karşı bu saldırgan tavırlarını anlamak ne mümkün!
Bu yazıyı kesip, o çevrelerdeki insanların önüne koymak ister misiniz?
Selâm ve dua ile.
ABDURRAHMAN DİLİPAK-VAKİT
|