|
|
 |
« : 12 Kasım 2007, 20:14:57 » |
|


Sonsuz nimetlerini bizlere, sadece lütuf ve merhametiyle bahşeden Rabbimiz (cc) Haccı bize farz kılmış ve diğer ibadetlerde olduğu gibi, onu bize sevdirmiş. İnsanoğlu fıtratı gereği zaten yolculuk yapmayı çok sever. İşin içine, farziyet ve kuşatılmış bir rahmetin üzerimizdeki hazzı ve kalplerimize inen sekinesi girince, böyle ulvi bir yolculuğun heyecanı, gidenlerle birlikte gitmeyenleri de çepeçevre sarıyor. Her hac mevsimi yaklaştığında, içimi garip bir duygu seli ve hüzün kaplar. Haccın kutsal bir yolculuk ve hacca gidenlerin de -u Zülcelâlin misafiri olduğunu, her hac mevsimi bir kez daha hatırlar ve anlamaya çalışırız.
-u Zülcelal'e emanet olmak, o emin beldede, O'nun evini ziyaret etmek, ne büyük şeref ve bahtiyarlık. İnsan hayatının adeta bir dönüm noktası olan, böyle bir yolculuğa muhatap olmaktan daha güzel ne olabilir ki? Düşünsenize, hem ibadet hem seyahat... Üstelik -u Zülcelâl'in "evim" dediği bir mekânı ziyaret... Evet, kesinlikle bu büyük bir şeref ve bahşedilen bir nimet-i bâlâ. İşte, yine bir hac kafilesi, hacı adayları, üzerlerinde özel kıyafetleriyle göz dolduruyorlar ve onları uğurlamaya gelen, bu kutsal toprakların hicranıyla ve Sevgililer Sevgilisinin (sav) firkatiyle günbegün yanıp tutuşan susamış gönüller, gidenlerle kucaklaşıp helâlleşiyorlar. Kimileri dua istiyorlar, ‘bize de dua edin, o mübarek mekanlara gittiğinizde, ne olur bizi de unutmayın’ diye gözyaşlarını saklamaya çalışıyorlar. Hacılar da ağlıyor. Gözlerden taşan bu yaşlar hasrettir, O'nun ve mübarek sahabilerinin, bir zamanlar üzerinde yürüdükleri topraklara kavuşma coşkusunun gözyaşları... Farkında olmadan bir ilahi mırıldanıyorum: Eylül ekim gel aralık, Muhammed (sav) e gidemedim, Olmaz olsun fukaralık, Muhammed (sav) e gidemedim. Keşke imkanımız olsaydı da gidenlerle gitseydik. Bir başkası yanımda iç geçiriyor, "bu sene de gidemedik..." Bu yolculuğun basit bir yolculuk olmadığını ve gayesinin çok büyük olduğunu düşünmeye çalışıyorum. Kâbe’ye, Arafat’a, Safa ve Merve tepelerine, Medine’de yatan ’ın Rasulü’ne ve O’nun hatıralarına dalıp dalıp giderken, Haccın bir İlâhi prova olduğunun idrakine varmayı diliyorum Yaratan'dan. Sırf hacı desinler diye ya da sırf gezme lüksüne bu en büyük davet feda edilebilir mi? Yüce Rabbimiz’in şekillere, suretlere değil, kalplerimizdeki niyetlere baktığını elbette hepimiz biliyoruz. Dünya sevgisiyle dolu bir kalbi, Alemlerin Sahibi’ne nasıl sunabiliriz? ‘O’nun evini ziyaret, O’nu ziyaret etmek gibidir’ şuurunda olmak lazım. Bu şuurda olan bir Müslümanın, Hacı adaylarını uğurlamaya gelmemesi hiç olur mu? Bu bizim için bir rahmet ve bağışlanma vesilesidir elbet. İşte, af umudumuzun, hasretimizin, iştiyakımızın, teslimiyetimizin bir kere de O’nun misafirleri tarafından takdim edilmesini istiyoruz, dua taleplerimizle, gözyaşlarımızla... Bunlar geçiyor aklımdan ve el sallıyorum kafilenin ardından. Tarifsiz duygu yoğunluğu içerisindeyim. Hüzün ve huzurla karışık bir halde, ’a ve Rasulü’ne emanetler göndermiş olmanın derunî hazzıyla oradan ayrılıyorum...
ZEKERİYA MARAL Gülistan Dergisi
|