|
|
 |
« : 02 Ekim 2008, 03:23:27 » |
|


SİVRİSİNEĞİN SİVRİ ZEKASI
Görsek ki: “Bir insan doğar doğmaz yürümeye, koşmaya hatta araçsız bir şekilde uçmaya başlıyor. Ses çıkarmadan bir çöle inip eline aldığı bir su borusunu toprağa saplıyor. Sapladığı borudan su ya da petrol akmaya başlıyor. Çöl haramileri gelmeye yakın da oradan sessizce uzaklaşıyor ve onların tehdidinden kurtuluyor. Bu olayı günde yüzlerce kez devam ettiriyor”. Bu durum karşısında önce gözlerimizden şüphe etmeye başlarız. Sonra rüya ihtimalini düşünüp derimizi bükeriz herhalde. Böyle bir şeyin olmasının mümkün olamayacağını kendi kendimize söyleyip dururuz. Bir insanın daha doğar doğmaz hiç kimsenin yardımı olmaksızın yürüyebildiğini, koşabildiğini, alet kullanmadan uçtuğunu, su borusunu sert olan toprağa o incecik kollarıyla gömdüğünü ve çölün ortasında su ya da petrolün olduğunu bildiğini, haramilerin geleceğini anlayıp oradan sessizce uzaklaştığını, ve bu olayı günde yüzlerce kez sıfır hata ile yaptığını aklımıza sığdıramayız. Halbuki bu canlının bir insan olduğu, akıl sahibi olduğu, ilim sahibi olduğu, yaratılanların en kabiliyetlisi olduğu o an aklımıza bile gelmez. Neden? Çünkü: İnsan bile olsa, önce gelişmesini tamamlaması gerektiğini, belli bir eğitimden geçmesi gerektiğini, belli konularda ihtisaslaşması gerektiğini biliriz. O yüzden bu durumun kesinlikle bir olağan üstü durum olduğunu düşünürüz. Olağanüstü bu durumu çevremize anlatmaya başlarız. Resmini çekip, video görüntülerini kaydedip diğer insanlara gösteririz. Van Gölü canavarını merak eden bilim adamlarımızın, bu olay karşısında küçük dilini yutması içten bile olmasa gerektir. Halbuki: zayıf ve acizliğin simgesi olarak bildiğimiz sivri sineğin hayat periyodu bundan farklı değildir. Hatta birçok hayat safhası bundan daha da enteresandır. Yukarıda anlatılanların bir sivrisinek tarafından yapıldığını gözlerimizle görüyoruz. Nasıl mı? Gelin hep birlikte bir sivri sineğin hayat periyodundan bir kesiti ve maceralı ömründen birkaç dakikayı seyredelim. Anofel cinsi dişi sivrisinek daha larvadan çıkar çıkmaz UÇMAYA başlıyor. Soru: Neden yürümüyor, koşmuyor ya da yüzmüyor. Hâlbuki larvası su üzerinde duruyordu. Uçması gerektiğini nereden biliyor, uçmayı nasıl beceriyor, hiç deneme yapmadan havada nasıl manevralar yapabiliyor? Hâlbuki bir insanın bile bunu yapmasının imkânsız olduğunu biliyoruz. Araçlı bile olsa bir UÇUŞ EĞİTİMİ alması gerektiği bilinen bir gerçektir. Pilotlarımızın ve paraşütçülerimizin kulakları çınlasın! Uçan sivrisinek bir filin hortumuna konsun. Filin toplar damarını daha havada iken buluyor ve tam toplar damarın üstüne konuyor. Soru: Damar sistemine sahip tüm hayvansal organizmaların atar ve toplardamarları türe özgü şeklinde Yaratanımız tarafından farklı dizayn edilmiştir. Sivrisinek konduğu canlının hangi tür olduğunu nereden bilmektedir, CANLI SİSTEMATİĞİ'Nİ nereden bilmektedir. Sistematikçilerimizin kulakları çınlasın!İnsanın bile bir biyoloji, tıp, veteriner ya da zootekni bilgisi olmalı ki, canlı sistematiği, anatomi, fizyoloji dersi almalı ve laboratuar uygulamalarını da yıllarca yapmalı ki hangi türe ait toplardamarın vücudun hangi bölgelerinde ve ne kadar sıklıkta bulunduğunu bilebilsin, parmağını koyar koymaz toplardamarı bulabilsin. Böyle bile olsa bu işi her seferinde hiç hatasız yapması neredeyse imkânsızdır. Tıpçılarımızın, hekim ve hemşirelerimizin, biyologlarımızın, veterinerlerimizin, zooteknist'lerimizin kulakları çınlasın! Neden toplardamar? Hâlbuki atar damar daha temiz kan içermektedir! Çünkü kainatta bir yardımlaşma (muavenet) var ve hiçbir şey anlamsız değildir. Toplar damar kirli kanı taşır. Sivrisinek bir yandan karnını doyururken, öbür yandan yararlandığı canlının kirli kanını emerek o canlıya bir faydası dokunur. Yardım vakıflarımızın, iktisatçılarımızın ve ekonomistlerimizin kulakları çınlasın! Ağzından bir sıvı salgılayarak derinin o bölgesini toplardamarla birlikte uyuşturuyor. Tıp dilinde buna “LOKAL ANESTEZİ” yani bölgesel uyuşturma denir. Anestezi uzmanlarının kulakları çınlasın! Ayrıca bölgeyi uyuşturan maddenin neden sivrisineği de uyuşturmadığı araştırılması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Eczacılarımızın ve Kimyagerlerimizin kulakları çınlasın! Sivrisinek hortumunu filin hortumuna batırıyor. İğnesini deri ile birlikte toplardamara sokuyor. Hayatın devamını sağlayan kanı emmeye başlıyor. Bunda da bir SONDAJ ve kuyu kazma sanatı, ayrıca emme kuvveti görülüyor. Sıfır hata ile sondaj ve petrol çıkarma bilgisi var. Jeoloji ve Petrol Mühendislerinin kulakları çınlasın! Karnını bu şekilde doyuran sivrisinek artık kaçmaya hazırlanmaktadır. Zaten anestezinin etkisi de geçmek üzeredir. Anestezinin etkisi geçince acıyı hisseden fil hortumunu gövdesine ya da kafasına vurur ama sivrisinek çoktan uçmuştur bile. Buna askeri sahada VUR-KAÇ taktiği denmektedir (eski dilde kerrü fer harbi denir). Bu taktiği sivrisinek nereden öğrenmiştir? Nerede eğitim almıştır? Harp sanatıyla uğraşanların ve strateji uzmanlarımızın kulakları çınlasın! Bu kadar özel bilginin, hepsinin birden bir insanda olmasının bile ne kadar zor olacağını düşünmek lazımdır. Eğer bu bilgiler ve eğitim varsa yani; bir insan hem mühendis, hem tıpçı, hem pilot, hem eczacı, hem kimyager, hem iktisatçı, hem ekonomist ve hakeza; hepsini birden olmayı ya da hepsinin işini birden yapmayı becerebiliyorsa, o insan ne kadar övülse azdır. Hele bunu bir sivri sinek yapıyorsa durup düşünmek lazımdır. Yukarıda anlatılan bu kadar ince sanat ve özel bilgilerin, sivri sineğin sivri zekasının bir ürünü olmadığını anlamak için öyle sivri zekalı olmaya gerek yoktur. Her türlü zekaya sahip bir insan bunu anlayabilir. Demek hayvanların ilim ve dua etmekle tekemmül etmeye ihtiyaçları yoktur. Başka yerde talim ve terbiye ediliyor ve bu dünyaya öyle gönderiliyorlar. Bu gerçeği ortaya koyan ve tefekkür eden insan ise; bu dünyaya ilim ve dua vasıtası ile tekemmül etmek için gönderilmiş olduğu gerçeğini ortaya koymuş olmaktadır. Tüm bu anlatılanlar bir sivri sineğin sokmasıyla ilgilidir. Ehemmiyetsiz bir şeyi anlatacağımız zaman “sivrisineğin ısırması gibi” deriz. İşte sivri sineğin ısırmasında bile bu kadar hikmet varken tüm eşyanın sahip olduğu hikmeti araştırmak ve hayret etmek gerektir. Yüce Peygamberimizden öğrendiğimiz dualardan birisi de “Ya Rabbi hayretimi arttır”dır. Çevremizde hiç dikkat etmediğimiz bu olaya benzer binlerce olay vardır. Hepsinde de bir düzen ve intizam vardır. Yalnız imtihanın bir gereği olarak üzerilerinde tenteneli perdeler vardır. Tenteneli perdeye yakından ve iyice bakılırsa arkasındaki eşya ve hikmet görünür. Dikkat etmek yeterlidir. Dikkat hayreti, hayret gayreti, gayret rıza-ı ilahiyi ve cenneti getirir.
Dr. Zafer TEL
|