| 30 Mart 2008, 00:43:21 |
|
|
 |
« : 30 Mart 2008, 00:43:21 » |
|


'An'da saklı zamanlar Akıl ile kalp muhatabiyetini birlikte yakaladığım bir arkadaşımla internet ortamında görüşürken, o an Amerika’da imsak ile gündoğumu arası bir vakit olduğunu hatırlatması ilgimizi çekmişti. Onun sabah namazına hazırlanışı, abdest alışı ile benim öğle namazına hazırlanışım çakışmıştı. Hartford’da gecenin alacakaranlığında sabah namazının ruh halini yaşayan bir arkadaşla aynı anda, ben İstanbul’da güneşli bir sonbahar gününde, bir iş ortamında Öğle namazının aceleciliğinde koşturmada idim. Burada öğle ikindi arası yaşanırken orada imsak ile güneş arası yaşanıyordu, an aynı andı.
Diğer taraftan aynı gün ve aynı anda, kutuplarda kış mevsiminin değişik şekilleri yaşanırken, Ekvator bölgesinde yaz mevsiminin değişen halleri sunuluyordu. Orta güney yarımkürede ilkbaharın yaşandığı yeryüzünde, orta kuzey yarımküre sonbaharı solukluyordu. Sydney’de ağaçlar yaprak çiçek açıp meyveye dururken, aynı anda İstanbul’da yaprakları çoktan sararmış ağaçlar son yapraklarını döküyordu sonbaharın sonunda. Hafiften kışa dönmüştü mevsim, içinde yaşadığım İstanbul’da.. Balkonda oturmanın keyfini yaşayan Antalya’daki arkadaşım, tebessümle soruyordu İstanbul’da ‘soba yakıyor olmanın nasıl bir şey olduğunu.
Evrenin yaratılışından itibaren geçen süre içerisinde hem Hartford, hem de İstanbul, Antalya, Sydney, Berlin, Medine... aynı ânı yaşıyordu, fakat tamamen farklı hallerde.. Aynı anda, ancak farklı zaman dilimlerinde. Ağacı ve ağacın filiz vermesinden meyve evresine, yaprak dökümüne kadar tüm evrelerini, hatta nihayetsiz ağaçları tek bir tohumun içerisine gizleyen o eşsiz kudret, ânın içerisinde de farklı nihayetsiz zamanlar saklamıştı. Ve böylece, hâkim gibi olan zamanın mahkûmu olmayan bir açılımın kapısı aralanmıştı ânın içerisinde. Bir tek an, o ânı yaşayan için tüm zamanlara açılan bir pencere olabilirdi, eğer farkına varılarak yaşanabilirse.
Zamanın mahkûmu olan bir bakış bir ânı, bir günün 24 saatinden birinin altmışta biri olarak algılamak durumundaydı. Hatta ‘an’, daha az bir zamanı ifade ederdi böyle bir bakış için: Ancak bir günün en küçük bir parçası, cüz’î bir cüzü olabilirdi o. Oysa zamandan ve mekandan bir nebze olsun sıyrılıp dünyanın dışından bakınca bir tek ânın içerisinde bir günün, hatta bir yılın ve daha fazlasının gizlenmiş olduğunu hayret ve sevinçle fark edebiliyordu insan. Çünkü kayıtlardan, zaman ve mekân mahkûmiyetinden bakış açınız nispetinde kurtulmuş olduğunuzu hissediyordunuz. Cennetin soluğunu hissetmek gibi bir şeydi bu.
Doğru bakmayı başarabilen için an, cüz’îlikten kurtulup tüm zamanlarla bir şekilde bağlantısı olan küllî bir an hükmüne geliyordu böylece. Böyle bir ruh halinde yapılan ibadet de aynı oranda cüz’ilikten sıyrılıp küllîleşme imkanını yakalatıyordu insana. Namazın içerisindeki bir tek secde namazın küçük bir cüz’ü iken; andaki tüm zamanları tefekkürle yakalamanın verdiği genişlikle, küllî bir ibadet hükmüne geçebiliyordu. Kâinattaki tüm varlıkların tüm zamanlar içerisinde yapmakta oldukları geniş bir ubûdiyet halkasının, zamanlar üstü eşsiz bir cemâatin bir ferdi oluveriyordunuz bir ‘an’da.
Şimdi şu an burada ben bu yazının başında iken, bir başka mekânda bir mü’min kardeşim öğle namazının, bir başkası sabahın secdesinde idi kesinlikle. Biri bir yerlerde bir doğuma şahitlik ederken, bir başkası ölümün celalî yüzünü okuyordu. Bir ışık yılı ötelerde seyreden bir melek geçen yılın namazlarını seyrediyordu aynı zamanda. Tutulan oruçlarını idrak ediyordu. Bir başkası ise Rabbisinin kendisine vermiş olduğu bir nazarla evrenin ilk yaratılış sahnesindeki harikuladeliği, kelimelerle uğraştığım aynı anda hamd ve sena ile onun da benim de Rabbim olan zamandan ve mekandan münezzeh Zât-ı Akdes’e sunuyordu. Aynı anda bir başka semada kıyametin ve yeniden ihyanın heyecanının yaşanıyor olması pekâlâ mümkündü. Ve benim bir tek ânımın kainat kadar ve tüm zamanlar kadar genişlemesi de…
Bir anlık tefekkür bir ömre bedel olabiliyordu böylece. Bir ânın içerisine tüm zamanları gizleyen bir rahmetin bereketiyle. Böylece anlayabiliyordunuz bir tek secdenin dünyayı dolduran her şeyden nasıl daha hayırlı olabileceğini. Ve “bir saatlik tefekkür bir senelik ibadetten hayırlıdır” diyen Resûl-ü Ekrem aleyhissalât-ü vesselamı.
Salih Özaytürk
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 30 Mart 2008, 00:53:03 |
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 30 Mart 2008, 00:53:03 » |
|
Ağacı ve ağacın filiz vermesinden meyve evresine, yaprak dökümüne kadar tüm evrelerini, hatta nihayetsiz ağaçları tek bir tohumun içerisine gizleyen o eşsiz kudret, ânın içerisinde de farklı nihayetsiz zamanlar saklamıştı. Çok güzel...harika bir paylaşımdı... RABBİM razı olsun...Bir tek an, o ânı yaşayan için tüm zamanlara açılan bir pencere olabilirdi, eğer farkına varılarak yaşanabilirse 
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
|
|
|
| 31 Mart 2008, 08:50:08 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 31 Mart 2008, 08:50:08 » |
|
Ağacı ve ağacın filiz vermesinden meyve evresine, yaprak dökümüne kadar tüm evrelerini, hatta nihayetsiz ağaçları tek bir tohumun içerisine gizleyen o eşsiz kudret, ânın içerisinde de farklı nihayetsiz zamanlar saklamıştı. Çok güzel...harika bir paylaşımdı... RABBİM razı olsun...Bir tek an, o ânı yaşayan için tüm zamanlara açılan bir pencere olabilirdi, eğer farkına varılarak yaşanabilirse  +1
|
|
|
|
|
Logged
|
ene_abd
|
|
|
| 31 Mart 2008, 15:11:50 |
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 31 Mart 2008, 15:11:50 » |
|
Şüphesiz niyetler bâkidir. Mekke Medine arası yol tükense, Hicret her an, adım adım bizimledir. Akabe uzak olsa, Rıdvan o devirlerde kalsa, Söz bâkidir ve bizimledir. Bedir bitse, Uhud savaşı sona erse, Mücadele her devirdedir.
Bizi Mü'min kılana hamd ile...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|