İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Ekmeksiz kalırsanız pasta yersiniz, ya Kur’an’sız kalırsanız ne’ylersiniz  (Okunma Sayısı 618 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
19 Mayıs 2008, 23:54:17
Gülüşü Yaralı

Ziyaretçi

« : 19 Mayıs 2008, 23:54:17 »







Ekmeksiz kalırsanız pasta yersiniz, ya Kur’an’sız kalırsanız ne’ylersiniz

Arap dilinde, gelen konuğun önüne çıkarılan mükellef sofraya “nüzul” denilir. İşe bakın ki, Kur’an’ın “inişine” de “nüzul” denir.

Çünkü Kur’an, insanlığa indirilmiş bir Allah sofrasıdır. Yüceler yücesi Yaratıcı, insanlığa “tenezzül” buyurmuş, insanı muhatap almış, insana hitap etmiş ve insanla özge bir ‘diyaloğa’ girmiştir.

O bir gök sofrasıdır ki, insanı, ağzını dayadığı yalancı memeleri bırakarak gürül gürül çağlayan rahmet kaynağı vahye davet eder. Kur’an’ın insana verdiği gıda, akleden kalbin gıdasıdır: insanın karnını doyurmak ona saatlerle sınırlı bir ikramdır, sırtını giydirmek yıllarla sınırlı bir ikramdır, servet ve bilgi vermek ömürle sınırlı bir ikramdır.
Fakat, Allah’ın yeryüzündeki konuğu olan insana “indirilmiş” Kur’an sofrası, ebedidir, bitimsiz bir ikramdır.

Beden gıdasız kalırsa, kapasite kaybına uğrar, sonunda yetersiz beslenmeden gider. Fakat insan, sınırlı bedenini beslediği halde sınırsız ruhunu, yüreğini ve bilincini beslemezse; iman yetmezliğinden gider: İnsanın manevi ölümü, gerçek ölümüdür; o artık bir dik sürüngendir: Ömrünü yatakhane, yemekhane, abdesthane ve işhane arasında geçirmeye mahkûm bir hortumdur.

Allah’ın insana “tenezzülü” olan vahiy, aslında insana inen bir “anlam”dır. İnsan-Allah ilişkisi, aslında insan-anlam ilişkisidir. Yani ki, Allah demek anlam demektir;
Allah’ı olmayanın “anlamı” olur mu?
Anlamı olmayan bir hayatın kendi başına değerinin, bir amipin, bir solucanın, bir atsineğinin ‘yaşam’ değerinden daha fazla olduğuna ilişkin ikna edici bir delil olan varsa, beri gelsin.

Kur’an, mü’minler için şifa, zalimler için hüsrandır

İşte tam da bu yüzden, Kur’an’la insanın buluşması tohumla toprağın buluşması gibidir, etle tırnağın buluşması gibidir. Dahası, insanın yabancılaştığı, kavgalı hale geldiği öz benliğiyle buluşmasının, bilişmesinin, tanışmasının ve sarışmasının ta kendisidir. Çünkü Kur’an, ideolojilerin beşeri manifestoları gibi insanı kendine çağırmaz; insanı insana, yani benliğine çağırır.

İnsanı Kur’an’sız bırakmak, tohumu topraksız, toprağı yağmursuz, eti tırnaksız bırakmakla eşdeğerdir. Mikropları kuluçkaya yatırıp aşıları ve ilaçları yasaklamaktır. AhmetTaşgetiren tepelere seslenerek “Bir çocuğun Kur’an okumasında ne mahzur olabilir ki?” diye soruyor.

Ah, Sevgili Taşgetiren! Elbette birileri için birçok mahzuru var. Muhal farz, güneşin kaderini yarasaların eline verseniz, hangi gerekçeyle güneşi mahkûm ederlerdi dersiniz? “Aydınlıktan rahatsız oluyoruz!” diye değil mi? Buğdayın kaderini bıtırakların eline verseydiniz, buğdayın ipini çekerken ne gerekçe üretirlerdi? “Beni rahatsız ediyor!” demezler miydi? İşte bu da öyle. Çünkü Kur’an, kendi ifadesiyle “Mü’minler için şifadır, zalimlerinse yalnızca hüsranını artırır.”

Bu millet bundan daha zor günler gördü geçirdi. Samanlıkta Kur’an öğrettiği, elif cüzünü bir suç aleti gibi köşe bucak sakladığı, Kur’an öğretiyor iddiasıyla insanların sorgusuz sualsiz götürülüp falakaya yatırıldığı, mahkûm edildiği dönemler...

O, yerin demir, göğün bakır olduğu kurak mevsimlerde, zor zaman kor mekân demeden evladına Kur’an öğreten bu millet, her şeye rağmen o yıllarla kıyaslanamayacak olan şu dönemde mi Kur’an’sız bırakma operasyonuna kurban gidecek? Hayır, buna boyun eğen manen intihar etmiş olur.

Söyler misiniz; her evin Kur’an okulu olmasının önünde ne mani var?

Kendi çocuklarınızın yanına apartmanınızın, sokağınızın, mahallenizin sakinlerinin çocuklarından üç-beşini de katıp neden Peygamber’in şu muştusuna nail olmayasınız:

“En hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.”

Değilse mi? Değilse, o zaman da Hz. Nebi’nin şu uyarısına kulak verin:

“Ya öğrenen ol, ya öğreten, ya da dinleyen: Sakın dördüncüsü olma, helak olursun!”

Herkes, kendisinin ‘kaçıncı’ olduğunu gözden geçirsin.

Kur’an’ın dili, bülbülün dili!

“Anlamadığı halde ille de asli dilinden Kur’an öğrenmenin ne manası var efendim?” gibi suyuna tirit bir söylemi de, Paris’e gönderin “monsieur”ler yesin, Londra’ya gönderin “Sir”ler yesin; ama siz yemeyin.

Ve deyin ki; Behey gafil! Kur’an’ın iki dili vardır: Biri beşeri, diğeri tabii. Beşeri dili Arapça’dır ve ancak anlamı bilinerek anlaşılabilir. Kur’an da asıl anlaşılmak için indirilmiştir. Bu yerden göğe kadar doğrudur. Fakat Kur’an’ın bir de tabii dili vardır ki, o “diller üstü bir dil”dir. O, kelimelerle tarif edilemez bir dildir. O tıpkı, bir ormanın uğultusu, bir ırmağın şırıltısı, bir rüzgârın efiltisi gibidir: Hiçbir dile tercüme edilemez, hiçbir kelimeyle izah edilemez. Çünkü bu dili baş kulağı değil, gönül kulağı işitir, yürek anlar. Bu dil evrenseldir; bir ırkın, bir kavmin, bir kültürün, bir medeniyetin diline sığmayacak kadar üst bir dildir.

“Türkçe Kur’an” teranesini tutturursa, de ki:

Behey gafil! Sizin orda bülbüller Türkçe mi ötüyor?
Kara Afrika’nın ormanları Huasaca mı uğulduyor;
Mississippi’nin sesi ne’cedir?
Bülbülün, gülün, ırmağın, ormanın dilini duyacak bir yürek olsaydı, Kur’an’ın tabii dilini de duyardın!






M.İslamoğlu



Logged
20 Mayıs 2008, 00:29:06
hızır-murad

خدا را

Kopamıyorum

*


Üye No : 15934

Yaş : 126

Nerden :

Konu  : 12

Mesaj : 701

Aldığı Teşekkür 4
Sen dilemedikten sonra asla.........
Offline
« Yanıtla #1 : 20 Mayıs 2008, 00:29:06 »


“Türkçe Kur’an” teranesini tutturursa, de ki:

Behey gafil! Sizin orda bülbüller Türkçe mi ötüyor?
Kara Afrika’nın ormanları Huasaca mı uğulduyor;
Mississippi’nin sesi ne’cedir?
Bülbülün, gülün, ırmağın, ormanın dilini duyacak bir yürek olsaydı, Kur’an’ın tabii dilini de duyardın!


 :aro:
Logged

(-0) + (+0)=   -0,0 (1'e hasret kaldım)

Ölümün bana uzak olduğu kadar ölüme aşığım.
26 Mayıs 2008, 14:34:42
senay

şenay

Kopamıyorum

*


Üye No : 7331

Nerden : izmir

Konu  : 4

Mesaj : 904

Aldığı Teşekkür 8
ALLAHIN RAHMETİ VE MERHAMETİ ÜZERİNİZE OLSUN
Offline
« Yanıtla #2 : 26 Mayıs 2008, 14:34:42 »

 :AHH: :AHH: :aro:
RABBİM Kuransız olmaktan muhafaza eylesin inş.
RABBİM biz seninleyiz inş sende bizimle ol RABBİM ................
RABBİM biz Kur a nınla beraberiz Kur a nımızıda  bizimle beraber eyle inş.


  AMİNNNNN........
Logged

GÖRDÜMKİ BU DÜNYA BİR O YALANMA
HALİME BAKIPTA MUTLUYUM SANMA
BEDENİM KABEDEN UZAKTA AMMA
GÖNLÜMÜ BIRAKTIM BEYTULLAHTA BEN
26 Mayıs 2008, 15:22:36
daybreak

seher

Fanatik

*


Üye No : 12469

Nerden : Kâl-û Belâ

Konu  : 33

Mesaj : 2,144

Aldığı Teşekkür 24
limit sonsuza giderken 0 üssü 0 = tanımsız..
Offline
« Yanıtla #3 : 26 Mayıs 2008, 15:22:36 »

Allah’ın insana “tenezzülü” olan vahiy, aslında insana inen bir “anlam”dır. İnsan-Allah ilişkisi, aslında insan-anlam ilişkisidir. Yani ki, Allah demek anlam demektir;
Allah’ı olmayanın “anlamı” olur mu?

 “Bir çocuğun Kur’an okumasında ne mahzur olabilir ki?”
 Elbette birileri için birçok mahzuru var. Muhal farz, güneşin kaderini yarasaların eline verseniz, hangi gerekçeyle güneşi mahkûm ederlerdi dersiniz? “Aydınlıktan rahatsız oluyoruz!” diye değil mi?“Türkçe Kur’an” teranesini tutturursa, de ki:

Behey gafil! Sizin orda bülbüller Türkçe mi ötüyor?
Kara Afrika’nın ormanları Huasaca mı uğulduyor;
Mississippi’nin sesi ne’cedir?
Bülbülün, gülün, ırmağın, ormanın dilini duyacak bir yürek olsaydı, Kur’an’ın tabii dilini de duyardın!




çok güzel bir konuydu.
ARO olsun Gülüşü Yaralı..
Rabb'im herkesi hidayete erdirsin..
Logged

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan;
Bana bir ben lazımım bir de Anlayan..


Kim bildiği ile amel ederse Allah (celle celalühü)
onu bilmediklerine varis kılar.. (Hadisî Şerif)


"Musibetler çoktur; fakat musibetlerin en büyüğü
vakti boşa geçirmektir."


el hayr-u fî mahtarahullah -
Allah'tan (azze ve celle) gelen herşey hayırlıdır.
Anahtarlar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya İfexi İlahi Sözleri