| 28 Şubat 2008, 16:21:29 |
|
|
 |
« Yanıtla #30 : 28 Şubat 2008, 16:21:29 » |
|
Bediüzzaman bazı tefe'üllerini şöyle anlatır:
"Bundan otuz sene evvel (I. Dünya Savaşı sonrası)eski Saîd'in gafil kafasına müthiş tokatlar indi. "Elmevtü hak" (ölüm haktır) kaziyyesini düşündü, kendini bataklık çamurunda gördü.
Meded istedi, bir yol aradı, bir halaskar taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif, tereddüdde kaldı. Gavs-ı Azam olan Şeyh Geylani'nin (R.A), Fütûhu'l-Gayb namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tef'eülde şu çıktı: "Sen Dâr u'l-Hikmette iken, kalbini tedavî edecek bir doktor ara ."
Acibtir ki, o vakit ben Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiye azası idim. Güya, ehl-i İslâm'ın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta ben idim. Hasta evvela kendine bakmalı, sonra hastalara bakabilir. Sonra, İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat kitabını gördüm.
Elime aldım. Halis bir tefe'ül ederek açtım. Acaibtendir ki, bütün Mektubat'ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lafzı var. O iki mektub, bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektubların başında
"Mirza Bediüzzaman'a mektub" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhanallah, dedim, bu bana hitab ediyor.
" İmam, o mektublarında tavsiye ettiği gibi, çok mektublarında musırrane şunu tavsiye ediyor: "Tevhid-i kıble et!" Yani, birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma!
(...)Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle kalbime geldi ki: Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menbaı ve şu seyyaralerin güneşi, Kur'an-ı Hakîm'dir. Hakîkî tevhîd-i kıble bunda olur. Öyle ise, en âlâ mürşid de, en mukaddes üstad da odur." (Mektubat, s. 355-356)
Görüldüğü gibi Bediüzzaman, Abdulkadir-i Geylanî ve İmam-ı Rabbanî'nin kitaplarıyla yaptığı tefe'ülde, haline uygun bir ders almış, hayatının akışına bir yön vermiştir.
Bediüzzaman'ın ilk talebelerinden Sıddık Sabri'nin ayağında Bediüzzaman'da olduğu iki parmak bitişiktir. Bediüzzaman, bu talebesine gönderdiği bir mektubunda şöyle der:
“Senin cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikkesini gördüğüm zaman, bir hiss-i kable'l-vuku (önsezi) ile kalbime geldi: Bu zat, mühim bir vakitte bana çok ehemmiyetli bir kardeşlik edecek. Ve muvaffak oldun, yaptın.” (Kastamonu Lahikası, s. 30)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
| 28 Şubat 2008, 16:24:55 |
|
|
 |
« Yanıtla #32 : 28 Şubat 2008, 16:24:55 » |
|
“Tesadüf onun işine karışamaz." (S: 197)
"Zelzele gibi vakıalar olan şu hâdisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller." (S: 170)
“Hangi tesadüf bu işlere karışabilir?" (S: 673)
“Tesadüf ise, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlahiyenin perdesidir"
“Demek tesadüf yok, hâdisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir." (M: 349)
“Fakat rububiyet-i âmmedeki daire-i esbab-ı zâhiriyede, ehl-i gafletin nazarında hikmeti ve sebebi bilinmeyen işlerde, tesadüf namını vermişler." (M: 379)
“Karışık tesadüf karışamaz." (Ş: 45)
“Evet fennî bir nazarla dikkat edilirse anlaşılır ki, o zerrenin hareketi, körükörüne, tesadüf eseri değildir." (İ: 57)
“Âlemde tesadüf yoktur." (Ms: 243)
“Bu tevafuk kat’iyen tesadüf değil." (B: 255
“Birincisi: Her şeyde -ne kadar cüz’î de olsa- bir kasd ve iradenin cilvesi bulunmasıdır; tesadüf, hakikî olarak olmamasıdır." (K: 65) En cüz’î işlerimiz de tesadüf değil, kasdî tevafuktur." (K: 221)
“Gözümüzle bu latif tevafuktaki şirin inayet-i İlahiyenin cüz’î cilvelerini gördük ve anladık ki, kör tesadüf işimize karışmıyor." (K: 222)
“Bu kadar kesret ve vüs’atle tesadüf olamaz." (STİ: 5)
“Bu işler tesadüfî olamaz." (S: 35)
“Demek ki, şu enharın nebeanları, âdi ve tabiî ve tesadüfî bir iş değildir." (S: 250)
Şadi Eren ( Doç. Dr.)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 06 Mart 2008, 19:00:36 Gönderen: Gülüşü Yaralı »
|
Logged
|
|
|
|
|
|
| 02 Mart 2008, 21:29:46 |
|
|
 |
« Yanıtla #34 : 02 Mart 2008, 21:29:46 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 12 Mart 2008, 01:01:45 |
|
|
 |
« Yanıtla #35 : 12 Mart 2008, 01:01:45 » |
|
Hayranlıkla Okuyorum 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 21 Mart 2008, 01:02:53 |
|
|
 |
« Yanıtla #36 : 21 Mart 2008, 01:02:53 » |
|
selamün aleyküm. aciz bir kardeşiniz olarak bir hususta uyarıda bulunmak istedim ve en müsait burayı buldum. selam hususunda dikkatimi çekti esselamüNaleyküm yazılıyor bir kaç yerde rasladım اَسَّالَامُ عَلَيْكُمْ esselamü aleyküm veya سَلَامٌ عَلَيْكُمْ selamün aleyküm arapçada basına elif lam takısı gelen kelimenin sonundaki tenvin düşer bundan dolayı esselamüN demek uygun değildir.
Bir kıssa anlatayım: sakaryalı Bilal efendi var idi (rahmetli) arapçası yoktu fakat isanlara devamlı yüce dinimizi anlatır. islamı elinden geldiği kadar güzel yaşamaya çalışırdı. Neyse bir grup hoca ile Tillo ya ziyarete giderler. Medrese önünde hocaları karşılayan talebelere selam verir esselamüN aleyküm der. Talebeler düşünür acaba arapçada bizim bilmediğimiz bir kaide mi var, bu hoca neden esselamüN aleyküm dedi derler ve içlerinden birisi sorar hocam siz selam verirken esselamüN aleyküm dediniz başında elif lam takısı olan bir kelimeden tenvin düşer acaba bizim bilmediğimiz bir kaide mi var diye sorar. Rahmetli Bilal efendi de hiç bozuntuya vermeden arkasından gelen genç bir hocayı işaret ederek, Talebeme sorun der.
|
|
|
|
|
Logged
|
(-0) + (+0)= -0,0 (1'e hasret kaldım)
Ölümün bana uzak olduğu kadar ölüme aşığım.
|
|
|
| 21 Mart 2008, 01:08:17 |
|
|
 |
« Yanıtla #37 : 21 Mart 2008, 01:08:17 » |
|
akılda kalıcı olsun için böyle bir kıssa anlatmayı düşündüm inşaallah başınızı ağrıtmamışımdır. ben biraz gevezeyim ağzımı kapatınca parmaklarıma vuruyor. duaya ihtiyacı olan bir kardeşiniz olarak görüp dua buyurursanız memnun olurum. hakkınızı helal edin.
|
|
|
|
|
Logged
|
(-0) + (+0)= -0,0 (1'e hasret kaldım)
Ölümün bana uzak olduğu kadar ölüme aşığım.
|
|
|
|
|
| 21 Mart 2008, 13:05:01 |
|
|
 |
« Yanıtla #39 : 21 Mart 2008, 13:05:01 » |
|
ya gülüşü yaralı kardeşim bildiklerine hayranım çok güzel konularla bizleri bilgilndiriyosun aydınlatıyorsun  senden razı olsun benim senden bir ricam var benim için duacı ol allahta benim ilmimi artırsın inşaallah benim bir tane çocuğum var haliyle onunla ilgilenecğim diye fazla kitap okuyamıyorum bu sitenin sayesinde çok güzel bilgilee sahip oldum  hepinizden razı olsun...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 27 Mart 2008, 03:21:01 |
|
|
 |
« Yanıtla #40 : 27 Mart 2008, 03:21:01 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 27 Mart 2008, 07:33:50 |
|
|
 |
« Yanıtla #41 : 27 Mart 2008, 07:33:50 » |
|
ya gülüşü yaralı kardeşim bildiklerine hayranım çok güzel konularla bizleri bilgilndiriyosun aydınlatıyorsun  senden razı olsun benim senden bir ricam var benim için duacı ol allahta benim ilmimi artırsın inşaallah benim bir tane çocuğum var haliyle onunla ilgilenecğim diye fazla kitap okuyamıyorum bu sitenin sayesinde çok güzel bilgilee sahip oldum  hepinizden razı olsun... SA. SİZ ELİ ÖPÜLESİ KARDEŞLERİMİZSİNİZ .HAKKINIZI HELAL EDİN .HAYIRLA YAPILAN HER İŞİN SONU HAYIR ÇIKAR .AHİRETTE SENİN DE ÖNÜNE BU HAYIRLI İŞLERİN ÇIKSIN İNŞ.
|
|
|
|
|
Logged
|
BİNLERCE EVİN OLSA HEPSİ SENİ KOVACAK. DÜŞÜN EN SADIK EVİN YİNE MEZAR OLACAK...
|
|
|
| 27 Mart 2008, 08:05:50 |
|
|
 |
« Yanıtla #42 : 27 Mart 2008, 08:05:50 » |
|
 razı olsun Maşaallah şeklinde olduğunu sizden öğrendim artık daha dikkatli olacağım yardım için  razı olsun sizden 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 05 Nisan 2008, 09:46:26 |
|
|
 |
« Yanıtla #43 : 05 Nisan 2008, 09:46:26 » |
|
S.A UYARILARIN İÇİN  RAZI OLSUN "GÜLÜŞÜ YARALI"ABLACIĞIM SĞLSN
|
|
|
|
|
Logged
|
Kendisini Silemeyen  'ı Bulamaz; Kendi Nefsine Takılıp Kalan  'a Ulaşamaz......
|
|
|
| 05 Nisan 2008, 09:49:30 |
|
|
 |
« Yanıtla #44 : 05 Nisan 2008, 09:49:30 » |
|
S.A uyarıların için RABBİM razı olsun "GÜLÜŞÜ YARALI" ablacığm (bu arada benim yazdığım mesajlarım niye gözükmüyor ya bu 2.aynı şeyi yazıyorum 
|
|
|
|
|
Logged
|
Kendisini Silemeyen  'ı Bulamaz; Kendi Nefsine Takılıp Kalan  'a Ulaşamaz......
|
|
|
|