İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Tarihin Unutulmaz Şahsiyetlerini Hep Birlikte Analım...  (Okunma Sayısı 1373 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
10 Temmuz 2007, 21:48:17
9999999

Yeniyim

*


Üye No : 226

Nerden :

Konu  : 9

Mesaj : 15

Aldığı Teşekkür 6
Offline
« : 10 Temmuz 2007, 21:48:17 »



İmtisal-i cahidi fillah oluptur niyyetim
Din-i İslam’ın mücerred gayretidür gayretim…

(Maksadım Allah yolunda mücadeleye örnek olmak, gayret ve çabamın tek sebebi de İslam dinine hizmettir…)

Allah, Fatih Sultan Mehmed’ten razı olsun…
Logged
10 Temmuz 2007, 23:02:47
simurg

Ziyaretçi

« Yanıtla #1 : 10 Temmuz 2007, 23:02:47 »

Bir Yiğit Hz. Ebu Dücane

“Bu kılıcı benden kim alır?”

Ebû Dücâne hazretleri, Resûlullah efendimizin bütün gazâlarına iştirak etmiş ve canını Resûlullah ve din-i İslâm için hiçe saymış, edîp, şecâatlı ve kahraman bir zât idi. Bilhassa Uhud’da göstermiş olduğu kahramanlığı İslâm tarihinde dillere destan olmuştur. Bundon dolayı Peygamberimizin İltifâtına mazhar olmuştur.

Bu savaşta göstermiş olduğu kahramanlıklarla herkesi hayran bıraktı. Uhud Harbi’nin kızıştığı sırada Peygamberimiz elinde tuttuğu ve üzerinde “Korkaklıkta ar, ilerlemekte şeref ve itibâr var. İnsan korkmakla kaderden kurtulmaz” beyti yazılı kılıcını göstererek “Bu kılıcı benden kim alır?” buyurdular.

Eshâb-ı kirâmdan bir çokları “Ben, ben, ben” diye almak için ellerini uzattılar. Peygamberimiz tekrar “Bunun hakkını vermek üzere kim alır?” deyince Eshâb-ı kirâm sustular ve geri durdular. Kılıcı hararetle isteyenlerden Zübeyr bin Avvâm “Ben alırım Yâ Resûlallah” dedi. Peygamberimiz kılıcı Hz. Zübeyr’e vermedi. Hz. Ebû Bekir, Hz.Ömer, Hz.Ali’nin istekleri de Peygamberimiz tarafından kabul edilmedi.

Ebû Dücâne “Yâ Resûlallah bu kılıcın hakkı nedir?” diye sordu. Peygamberimiz “Onun hakkı eğilip bükülünceye kadar, onu düşmana vurmaktır. Onunh hakkı müslüman öldürmemen, onunla kâfirlerin önünden kaçmamandır. Onunla Allahü teâlâ sana zafer yahud şehidlik nasib edinceye kadar Allah yolunda çarpışmandır” buyurdu.

Ebû Dücâne “Yâ Resûlallah ben onun hakkını yerine getirmek üzere alıyorum” dedi. Peygamberimiz elindeki kılıcı ona teslim etti.

Ebû Dücâne kılıcı alınca, harp meydanına doğru çalımlı ve gururlu bir şekilde yürümeye başladı. Ebû Dücâne hazretlerinin bu şekilde yürümesi Eshâb-ı kirâm arasında pek hoş karşılanmadı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Bu bir yürü yüştür ki, bu yerler (harp meydanları) dışında Allahü teâlânın gadabına sebeptir.” buyurarak yalnız düşmana karşı çalımlı yürümenin câiz olduğunu, izin verildiğini beyan ettiler. Savaşta Resulullah efendimiz yaralanmış mübarek yanaklarından ve yüzünden akan kan, sakal-ı şerîflerini ıslatmıştı. Bu halde bile “Yâ Rabbi kavmimi affet. Çünkü onlar bilmiyorlar” diye duâ buyuruyordu

Ebû Dücâne savaşın en şiddetli zamanında Peygamberimizin üzerine eğilip atılan oklara karşı O’nu vücuduyla korumakta ve atılan oklar sırtına çarpıp düşmekte idi. Peygamberimiz bu olanları görüyordu ve “Allahım Ebû Dücâne’den ben nasıl râzı isem, Sen de râzı ol” diye duâ buyurmuştu. Savaşın hezimetle neticelenmemesinde, Hz. Dücanenin büyük katkısı oldu.

Ömrü savaş meydanlarında geçti

Hz. Ebû Dücâne Uhud’da çok kahramanlık gösterdi. Resûlullah Uhud gazâsından salimen dönünce, Peygamberimiz, Hz. Ali’ye “Sen muharebede sadakat gösterdin; Sehl bin Hâris ve Ebû Dücâne de sadakat gösterdi” buyurarak Ebû Dücâne ve Sehl hazretlerinin yapmış olduğu üstün hizmeti beyan buyurmuşlardır. Hz. Peygamber, Uhud gazâsından sonra müslümanlara ihanet eden ve Resûlullaha verdikleri sözde durmayan ve Resulullahı öldürmeye teşebbüs eden Beni Nâdir yahudilerinin üzerine yürüdü.

Yahudiler yenildiler. Yahudilere hiçbir mal götürmemek şartıyla eman verildi. Resûlullah Beni Nâdir yahudilerinin terkettiği malların hepsine el koydu. Bu ganimet mallarının hepsini muhâcirlere dağıtmak için istişâre etti. Böylece muhâcirler, ensârın evlerinde oturmakdan kurtulacaklardı.Ensârdan Sa’d bin Ubâde ile Sa’d bin Muaz: “Ya Resûlallah! Sen Benî Nâdir’in mallarını muhâcirlere dağıt. Onlar şimdiye kadar olduğu gibi yine evlerimizde oturmaya devâm etsinler” buyurdular. Resûlullah ensârdan Sehl bin Huneyf ile Ebû Dücâne hazretlerine fakir oldukları için bu ganimetlerden onlara da pay verdi.

Ebû Dücâne hazretleri Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkan irtidât, dinden dönme fitnelerinin ortadan kaldırılmasında da çok büyük hizmet görmüştür. Dinden dönenlerin başında bulunan Müseylemet-ül Kezzâb, peygamber, olduğunu ileri sürerek büyük fitne çıkarmıştı.

Hz. Halid bin Velid komutasındaki İslâm ordusu bu fitnecinin üzerine sevk edilmişti. Harp esnasında Hz. Ebû Dücâne düşmana çok şiddetli hücum ediyordu. Mürtedler, Hz. Halid bin Velid’in çadırına girip yağma yapmaya başlamışlardı. Bu sırada İslâm askeri geri dönüp şiddetli bir hücum ile Müseylemet-ül Kezzâb’ın ordusunu bozdu. Hz. Vahşi, Müseylemet-ül Kezzâb’ı katletti. Müseylemet-ül Kezzâb’ın ordusunu teşkil eden Beni Hanife kabilesi yenilince etrafını duvarlarla çevirip tahkim ettikleri büyük bir bahçeye sığınmışlar ve kapısını kapatmışlardı.

Bu bahçeye duvardan ilk atlayarak giren Ebû Dücâne idi. Aşağı atlarken ayağı kırıldı. Buna rağmen gayretine zerre kadar eksiklik getirmeyerek, o muhkem bahçenin kapısını bekleyen müşrikleri dağıtıp, İslâm askerine bahçenin kapısını açtı. Tekrar düşmanın üzerine hücum etti ve şehâdet şerbetini içinceye kadar savaştı ve burada hicretin onbirinci yılında şehid oldu.



“Güvenebileceğim iki amelin var!”

Hazret-i Dücane’nin şehid düştüğü Yemame savaşında, Müseylemet-ül Kezzâb’ın kırkbin kişilik ordusundan yirmi bini katledilmiş, fakat müslümanlardan da iki binden ziyade şehid verilmişti. Bunun üçyüzaltmışı muhâcirden, bir o kadarı da ensârdan ve kalanı da tabiînden idi. Şehid olanların içerisinde yetmişten ziyade hafız vardı.

Ebû Dücâne hazretleri cesaret ve kahramanılğı kadar da fazilet sahibi olup, hiç kimseye kötülük düşünmez ve boş ve faidesiz şey (mâlâya’nî) ile meşgûl olmazdı.

Zeyd bin Eslemi diyor ki, Ebû Dücane hazretleri hasta idi ve yüzü nurla parlıyordu. Huzuruna gelenlerden birisi “Bu yüzünüzün böyle nurlu olmasının sebebi nedir?” diye sordu. Buyurdu ki: Güvenebileceğim beni kurtaracak iki amelim var. Birisi mâlâya’nî ile meşgûl olmazdım. İkincisi hiçbir müslümana kalbimde en küçük bir kötülük bulundurmazdım ve hiçbir müslümana kötülük düşünmezdim.

Ebû Dücâne hazletleri anlatır: Yatıyordum; değirmen sesi gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi bir ses duydum ve şimşek gibi bir parıltı gördüm. Başımı kaldırdım. Odanın ortasında, siyah bir şeyin yükseldiğini gördüm. Elimle yokladım, kirpi derisi gibi idi. Yüzüme kıvılcım gibi birşeyler atmağa başladı. Hemen Resûlullaha gidip olanları anlattım. Buyurdu ki, “Yâ Ebû Dücane Allahü teâlâ, evine hayır ve bereket versin!”

Sonra, kalem ve kâğıt istedi. Hz. Ali’ye bir mektup yazdırdı. Mektubu alıp, eve götürdüm. Başımın altına koyup uyudum. Feryad eden bir ses beni uyandırdı. Diyordu ki, Yâ Ebâ Dücâne! Bu mektupla beni yaktın. Senin sâhibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektubu, bizim karşımızdan kaldırmakdan başka, bizim için kurtuluş yoktur. Artık seninle komşularının evine gelmiyeceğiz. Bu mektubun bulunduğu yerlere gelemeyiz”

Ona dedim ki, “sâhibimden izin almadıkça bu mektubu kaldırmam.” Cin ağlamasından, feryadından, o gece, bana çok uzun geldi. Sabah namâzını mescidde kıldıktan sonra, cinnin sözlerini Peygamberimize anlattım.

Resûlullah buyurdu ki: “O mektubu kaldır, yoksa, mektubun acısını kıyamete kadar çekerler.” Bir müslüman bu mektubu yanında taşısa veya evinde bulundursa; bu kimseye, eve ve etrafına cin gelmez ve dadanmış olup, zarar veren cin de gider.

Kaynak : Fatih Korkmaz / Güllerden inciler
Logged
11 Temmuz 2007, 07:35:08
VuSLaT

Admin

*


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1255

Mesaj : 9,394

Aldığı Teşekkür 166
ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #2 : 11 Temmuz 2007, 07:35:08 »

Ebû Dücâne Rasûlullah'ın yakın ashâbından birisi olmasına rağmen kendisinden hiç hadis rivâyet edilmemiştir. Bunun en önemli sebebi, onun Rasûlullah'tan hemen sonra şehid olmasıdır. Bu sahâbînin (r.a.) Hz. Peygamber'e itâati ve imanının sağlamlığı onu en yüksek mertebelerden birine, şehidliğe götürmüştür. Bu sebeple o İslâm'î hareketin büyük mücâhidleri arasında bir sembol olmuştur. Tarihçiler onun şu mısrasını nakletmişlerdir:

"Ben, sevgili peygamber ile ahde girmiş bir kimseyim,

Hurma korulukları yakınında tepenin eteğinde olduğumuz zaman."

(İbn Hişâm, es-Sîre s.563: Taberî, s.1425-1426).



Uhud’da, müşriklerden Asım bin ebi Avf da,

Harbe teşvik ederdi küffarı bir tarafta.

 

Derdi: (Ey Kureyşliler, biraz daha dayanın.

Muhammed’le savaştan, sakın geri durmayın.

 

Asla kurtulmamalı Muhammed bu savaşta.

Eğer O kurtulursa, ben öleyim en başta.)

 

Kâfirleri, Resule düşmanlığından sebep,

Öldürmeleri için teşvik ediyordu hep.

 

Duydu Ebu Dücane kâfirden bu sözleri.

Fırlayıp buldu hemen, anında bu kâfiri.

 

Bir kılıç darbesiyle başını kesti hemen.

Cehenneme gönderdi canını ebediyen.

 

Mabed adlı bir kâfir, almak için hıncını,

Arkadan, var gücüyle salladı kılıcını.

 

Lakin Ebu Dücane, sezerek bunu hemen,

Yere çöküp kurtuldu, öldürücü darbeden.

 

Sonra kalktı o yerden, gayet seri olarak.

Öldürdü o kâfiri, bir kılıç savurarak.

 

Kureyş kâfirlerinin gayeleri bir tekti.

O da, bir fırsat bulup Resul'ü öldürmekti.

 

Ve lakin mücahidler, etrafında Resul'ün,

Bir pervane misali dönüyorlardı o gün.

 

Onun kılına bile zarar gelmesin diye,

Can feda ederlerdi her biri o Server'e.

 

Müşrikler, gurup gurup hücum ediyorlardı.

Lakin Resulullaha ulaşamıyorlardı.

 

Bedir’de de, o Resul, bir avuç kum alarak,

Onları, kâfirlerin üstüne savurarak,

 

Buyurdu ki: (Yüzleri kara olsun küffarın!

Kalplerine korku sal ya Rabbi sen onların.)

 

Sonra Eshaba dönüp, verdi bir (Hücum!) emri.

Şanlı Eshap, bir anda atıldılar ileri.

 

Tekbir sedalarıyla oklar fırlatılmaya,

Taşlar, sonra mızraklar başladı atılmaya.

 

O gün Hazret-i Hamza, iki kılıç alarak,

Çarpışırdı, küffarı birbirine katarak.

 

Hazret-i Ömer ile Allah arslanı Ali,

Vuruşurlardı o gün, birer arslan misali.

 

Sa’d bin ebi Vakkas bir de Zübeyr bin Avvam,

Kâfirleri şaşkına döndürüyorlardı tam.

 

Abdullah bin Cahş ile hem de Ebu Dücane,

Savaşıyorlar idi kavi ve çevikane.

 

Her sahabi, geçilmez birer kale olmuştu.

Ve tekbir sedaları âlemi doldurmuştu.

 

Allahü teâlânın varlığı ve birliği,

Kâfirlerin beynine, inerdi balyoz gibi.

 

Resulullah (Ya Hayyü ya Kayyum!) diyerekten,

Allahü teâlâya yalvarırdı yürekten.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"


11 Temmuz 2007, 12:09:52
9999999

Yeniyim

*


Üye No : 226

Nerden :

Konu  : 9

Mesaj : 15

Aldığı Teşekkür 6
Offline
« Yanıtla #3 : 11 Temmuz 2007, 12:09:52 »

“Harama düşmek korkusundan yetmiş çeşit helali terk ederdim.”

Allah, Hz. Ebu Bekir’den razı olsun…
Logged
11 Temmuz 2007, 14:04:08
Osmanlı

Emektar

*


Üye No : 14

Nerden : ankara

Konu  : 99

Mesaj : 1,068

Aldığı Teşekkür 69
Durmuyor Deli Yüreğim...
Offline
« Yanıtla #4 : 11 Temmuz 2007, 14:04:08 »

şimdi ben anlamadım...unutulmaz şahsiyetlerin sözlerini mi yazıyoruz   

eğer öyle ise
yazayım bende...(kafiyede yaparım bölee  )



Trazbzon Rum İmparatorluğu üzerine yapılan seferde iken Fatih Sultan Mehmet Han'ın atı kaymış ve bir kayaya tutunmak için uğraşırken eli kanamıştır..Bu hali müşahede eden beraberindeki Uzun Hasan'ın anası Sara Hatun tam fırsatı olduğunu düşünerek; yüce bir hükümdar olduğunu..Trabzon gibi küçük bir kale için bunca meşakkate niye katlandığını söylemiştir..Fatih Sultan Mehmet Han eli sıyrıklarla dolu olduğu halde ona şöyle bir cevap vermiştir...

Ey ihtiyar ana! Bilmez misin ki, elimizde tuttuğumuz din-i İslam'ın kılıcıdır. Sen zanneyleme ki çektiğimiz bunca zahmetler, kuru bir toprak parçası içindir. Bilesin ki bütün gayretimiz Allah'ın dinine hizmettir. İnsanları hidayete kavuşturmaktır. Yarın Allah'ın huzuruna vardıkda, yüzümüz kara olmasın diyedir. Elimizde İslam'ı tebliğ ve taziz imkanları varken, birtakım zahmetlere katlanmayıp ten rahatlığını tercih edersek bize gazi denilmesi reva olur mu? Ehl-i küfre İslam'ı götürmezsek onların azgınlıklarına mani olmazsak huzur-i ilahiye hangi yüzle çıkarız?!.."
                                                 Fatih Sultan Mehmet Han
Logged




KAHROLSUN PKK
Anahtarlar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
hep birlikte bir hikaye yazalım mı? Sohbet Mekanı « 1 2 ... 5 6 » Rumeysa 82 4965 Son Mesaj 25 Mart 2008, 16:13:41
Gönderen: daybreak
Buyurun Birlikte Düşünelim!.. Genel İslami Konular TaHiR 0 380 Son Mesaj 05 Haziran 2007, 09:35:15
Gönderen: TaHiR
Tarihin bildiği en büyük vandallıklardan ikisini Hülagu ve Şarlker yapmıştır. Serbest Bölüm 9999999 1 593 Son Mesaj 02 Temmuz 2007, 22:55:44
Gönderen: VuSLaT
...Tarihin Beşiği... İslam Tarihi VuSLaT 1 2946 Son Mesaj 08 Mart 2008, 07:38:49
Gönderen: bektas
Unutulmaz Prensipler Serbest Bölüm CeNNeT 2 689 Son Mesaj 27 Ekim 2007, 10:59:12
Gönderen: CeNNeT
ŞOK ŞOK ŞOK !!!! :'( O nunla birlikte ağlayacaksınız....!!! Haber Dünyası Gülüşü Yaralı 12 1256 Son Mesaj 17 Ağustos 2008, 21:03:06
Gönderen: lubeyne
Tarihin Büyük Yalanları Serbest Bölüm simurg 4 608 Son Mesaj 30 Kasım 2007, 06:14:03
Gönderen: mevlan
Yaratılış delilleri izleyelim ALLAH`ı analım Allah c.c yıldırım purde 2 504 Son Mesaj 01 Nisan 2008, 10:43:16
Gönderen: mavi_
Tarihin en büyük siyasi münafığı...SÜLEYMANNAME... Haber Dünyası seracettin 1 210 Son Mesaj 09 Haziran 2008, 08:25:18
Gönderen: MujaHiD
''hz. Ali' Nin Unutulmaz Yakarışı''Hz.Ali' nin DUAsı Dualarımız selnur 4 593 Son Mesaj 25 Temmuz 2008, 07:55:30
Gönderen: Nurum
Powered by SMF 1.1.6 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya evden eve nakliyat İslami Sohbet İlahi Sözleri