Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
|
İmani Olgunluğun Sırrı: Teslimiyet
İmani Olgunluğun Sırrı: TeslimiyetDoğru yolun tek sahibi olan Yüce Kuran’da, sonsuz güzellik yurdu cennete kavuşmanın Kendisi'ni razı edecek salih amellerde bulunmakla mümkün olacağını bildirmiştir. Salih amellerde bulunmak ve cennete layık bir ruh güzelliğine sahip olabilmek, kuşkusuz güçlü bir imana bağlıdır. İmanın olgunluğa erişmesi ise teslimiyetli üstün bir ahlaka…
Peki, bu dünyada da ahirette de gerçek mutluluk ve huzuru yaşamanın önemli bir vesilesi olan teslimiyet, nasıl kazanılır?
Teslimiyetli bir ahlaka sahip olan müminleri, iman etmeyen insanlardan ayıran önemli farklar nelerdir?
Göklerin ve yerin nuru olan Yüce 'a duyulan güven ve teslimiyet, diğer bir ifadeyle tevekkül, iman edenlerin hayatları boyunca yaşadıkları büyük bir konfordur. Müminler, her olayın 'ın kontrolünde gerçekleştiğini bilirler. Bu yüzden hiçbir olay karşısında sıkıntı, üzüntü ya da yılgınlık hissetmezler. Hayatları boyunca karşılaşacakları her olayın kaderlerinde olduğunu ve kaderlerini de Yüce ’ın belirlediğini bildiklerinden müminler için hiçbir zaman "kötü" bir olay olamaz. Çünkü bazı olaylar o an için olumsuz gibi gözükse de, gerçekte müminler için hayırlı sonuçlara vesile olacaktır. "... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayeti gereği, iman eden bir kimse 'ın kendisi için en hayırlısını dilemiş olduğundan emin olur ve 'a sonsuz bir güven duyar. Dolayısıyla da müminler " 'a tevekkül et; vekil olarak yeter" (Ahzab Suresi, 3) hükmünün gereği olarak, ’a teslim olmakla yapılabilecek en doğru ve akılcı hareketi yapmış olurlar.
Teslimiyet İçin İmani Olgunluk Neden Gereklidir?
Yüce ’a teslim olmak, “Müminler ancak o kimselerdir ki, anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği gibi imani olgunluğa erişmiş müminlerin önemli bir özelliğidir. Çünkü;
* Teslimiyet, 'tan çok korkmak, O'na her şeyden ve herkesten çok bağlanmak ve O'nu çok sevmekle mümkündür. Bir insanın 'a gerçek anlamda teslim olması ise ancak, kendisine yalnızca 'ı dost ve veli edinmesi ile mümkün olabilir.
* Yalnızca kamil iman sahipleri kendileri de dahil olmak üzere tüm varlıkların 'ın denetiminde olduğunu, her şeyin tek Yaratıcısı, tek sahibi ve tek hakiminin Yüce olduğunu kavrayarak O’na teslim olmanın huzurunu yaşarlar.
* İmani olgunluğa erişmiş bir mümin, her insanın Rabbimiz’e muhtaç olduğunu bilip, 'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve her işi bir kader ile yarattığını anlayarak kendi bedenini ve ruhunu 'a emanet eder ve tam teslim olur.
* Kamil iman sahipleri hayatları boyunca karşılarına çıkan her olayın 'ın izni ile gerçekleştiğini ve tüm bunların özel hikmetlerle yaratıldığını bilirler. Bu nedenle de her ne olursa olsun, teslimiyetli tavırlarından taviz vermez ve her zaman için 'a karşı boyun eğici, itaatli ve şükredici bir tavır içerisinde olurlar. Müminlerin bu tavırları ise, Yüce ’ın beğendiği ve razı olduğu Kuran ahlakının en güzel biçimde yaşanmasına vesile olur.
Teslimiyet Nasıl Kazanılır?
Kesin bilgi ile iman etmenin en büyük şartı olan teslimiyet, Yüce 'ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getiren her insan için çok kolay kazanılacak bir özelliktir. Çünkü Yüce insanın fıtratını Zatına sevgi, inanç, güven ve bağlılık duyulmasına yatkın şekilde yaratmıştır. Bu nedenle asıl zor ve insanın fıtratına aykırı olan Yüce ’a teslim olmamaktır. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabbimiz, bir rahmet ve şifa olarak indirdiği Kuran’da bu fıtrat üzerine yarattığı kullarına teslimiyet kazandıracak ve müminlerin teslimiyetini artıracak ahlak özelliklerini de bildirerek, kullarının üzerinden zorlukları almış ve bu şekilde onlar için dünya hayatındaki imtihanı kolay hale getirmiştir.
Ölümü Hatırda Tutmak
Yüce Rabbimiz’in Kuran'da, "Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi, 57) ayetiyle de haber verdiği üzere, dünya üzerindeki her insan kendisi için takdir edilmiş bir günün, belirlenmiş bir saatinde muhakkak ölümle karşılaşacaktır. Ölümün kesinliğini idrak etmek, ölümü her an gerçekleşebilecek kadar yakın görmek ve ölümden sonraki sonsuz hayata hazırlık yapmak ise, teslimiyeti artırır. Çünkü kamil iman sahipleri Yüce 'ın emrettiği güzel ahlaka tam olarak ulaşamadan ve O'nun rızasını kazanamadan ölmeyi istemezler. Bu nedenle de büyük bir samimiyet ve gayretle her an ölecekmiş gibi 'ın bildirdiği din ahlakına sarılırlar. Bu doğrultuda müminler, Yüce 'a yakınlaşmak ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmak konusunda hiç vakit kaybetmez ve bu konuda titizlik gösterirler. Kuşkusuz bu da kişinin imani olgunluğunun ve teslimiyetinin artmasına vesile olur.
Kadere İman
“De ki: " 'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca 'a tevekkül etmelidirler."” (Tevbe Suresi, 51) ayetinde haber verildiği gibi Yüce canlı cansız tüm varlıkları kaderleriyle birlikte yaratmıştır. 'ın belirlediği bu kader dışında hiçbir varlığın gerçekleşecek olan bir iyiliği ya da kötülüğü engellemeye ya da tersine çevirmeye gücü yetmez. Ayette bildirilen bu sırrı kavrayan bir mümin, her şeyin 'ın yarattığı kadere uygun işleyeceği hükmünün güvencesi altındadır. Hayatı boyunca karşılaşacağı her olay kaderindedir ve kaderini de belirlemiştir. Bu nedenle ’ın belirlediği kadere iman eder. İmani olgunluğa erişerek sonsuz ihsan sahibi Rabbimiz tarafından şereflendirilmiş bu kişi, olumlu veya olumsuz gibi görünen olaylar karşısında Yüce ’tan razı olur, zorluklar karşısında bile O’na duyduğu sevgi ve güven sebebiyle teslimiyetle karşılar. Dünyaya ait hiçbir maddi değer kalbinde yer tutmadığından bunların kaybından veya elden çıkmasından üzüntü duymadan ve geleceği ile ilgili kaygıya düşmeden hayatını devam ettirir. Bu ruh hali ise onun Rabbimiz’e olan teslimiyetini artırırken, Yüce 'ın rızasını kazanabilmenin de en uygun yolu olur.
Ahirete Kesin Bir Bilgi ile İnanmak
Ahirete, sonsuz cennet ve cehennem hayatına kesin bilgiyle iman etmek ve bunu sürekli akılda tutmak Yüce ’a olan teslimiyeti artırır. İnsanın her an ahiret günü toplanma yerinde kendisi hakkında karar verilecek anı düşünmesi ve cennetin güzelliğini ve cehennemin korkunçluğunu ahireti görmüşçesine hissetmesi, onun 'a yakınlaşmasına, yalnızca O’ndan korkup sakınması gerektiğini kavramasına, ’ın sınırlarını korumasına, günahları için bağışlanma dilemesine vesile olur. ’a teslim olup, O’nun belirlediği kadere razı olmak dünyadaki tek amacı haline gelir. Ahirete kesin bilgiyle iman etmenin bir mümin özelliği olduğu Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
“Ta, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan kitabın ayetleridir. Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir. Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.” (Neml Suresi, 1–3)
Teslimiyet Eksikliğinin İnsana Getirdiği Yıkım
İman eden insanla, tam iman etmemiş bir insan arasındaki en büyük fark teslimiyettir. Bu farkı belirleyen özellikler şunlardır:
* Tam teslim olmayan bir kişi kendisini besleyenin, büyütenin, sahip olduklarını verenin Yüce olduğunu kavrayamamıştır. Yanlış bir zanna kapılarak çevresindeki insanların ve olayların onu sahip olduğu duruma getirdiğini sanmaktadır.
* Teslimiyetsiz bir kişi için hayat bir karmaşadır. Kendisi de dahil olmak üzere, etrafındaki herşeyin tesadüfler sonucunda işlediğini sanır. Bu durumda hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ve huzur duyamaz. Çünkü her an başına bir şey gelebilir, onu üzecek olaylar olabilir.
* İman etmenin kalbe verdiği huzurdan yoksun olan kişi, zamanının önemli bir bölümünü gelecekle ilgili endişeler duyarak geçirir. Sağlığını yitirmesi, işten atılması, çevresinde bulunan bir insanın yaşamını yitirmesi gibi henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşme ihtimali olan yüzlerce, hatta binlerce konuyu düşünerek, hayatının kötü olacağı kaygısını taşır. Her biri için ayrı ayrı endişelenmek durumunda kaldığı için kişi, karamsar, gelecek korkusu taşıyan, psikolojik saplantılar sahibi biri haline gelir.
* Karamsar ruh hali, teslimiyetsiz kişinin fiziksel görüntüsüne de yansıyarak olduğundan daha yaşlı, sağlıksız bir bedene, mat ve donuk bakışlara sahip olmasına neden olur. Ayrıca tüm bu sebepleri bağımsız ve kontrolsüz zannettiği için farkında olmadan yüzlerce bağımsız faktörü ilah edinerek Yüce ’a şirk koşar. ( ’ı tenzih ederiz.) Şirk ise Yüce ’ın asla affetmeyeceği çok büyük bir günahtır. (Nisa Suresi, 48)
* Başlarına gelen olayların 'tan olduğunu düşünmeyen bu kişiler, karşılarına çıkan tüm aksaklıkları ve sorunları kendilerinin çözeceklerini sanarak müthiş bir sıkıntıya girerler. Oysaki her ne yaparlarsa yapsınlar, dilemedikçe hiçbir konuya çözüm getirmeleri mümkün olmaz. Çözüm bulduklarında, bu da yine ancak 'ın emri ile gerçekleşir. Bu nedenle teslimiyetli bir insan, tüm çözümleri dener, elinden gelen tüm gayreti gösterir, ancak sonucu yaratacak olanın olduğunu bildiği için, bunları huzur ve rahatlık içinde yapar. Yüce ’a güvenmeyen, O’nu dost edinememiş, kaderini kendisinin çizdiği ( ’ı tenzih ederiz) yanılgısına kapılan bu insanlar, aslında teslim olamamanın getirdiği karanlık ruh hali ile cehennem ortamının benzerini çok değer verdikleri dünyada yaşamaya başlarlar. Onların bu yanlış zanları ve direnmeleri nedeniyle hem dünyayı hem de ahireti kaybettikleri bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:
“İnsanlardan kimi, 'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.”(Hac Suresi, 11)
Müminlerin Gücü Teslimiyetlerinden Kaynaklanır
Kuran'da hayatları örnek gösterilerek övülen Resuller ve onlarla birlikte iman eden müminler son derece zorlu olaylarla, zahiren son derece "zorlu" durumlarla karşılaşmışlardır. Ancak bu üstün ahlaklı müminler, yaşadıkları tüm olaylara karşı son derece güvenli ve teslimiyetli davranmışlar, her olayı yaratanın Yüce olduğunu, dolayısıyla her olayın arkasında bir hayır olduğunu bilerek hareket etmişlerdir. Yüce 'ın kendilerini yardımsız bırakmayacağından, kendilerine kaldıramayacakları bir zorluk yüklemeyeceğinden ve çektikleri sıkıntıların karşılığını da ahirette onlara vereceğinden emin olan müminler, “… De ki: " , bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."” (Zümer Suresi, 38) ayetinde haber verildiği üzere her ortam ve şartta Yüce ’a teslim olmuşlardır. Bu da onları ’ın izniyle tüm olaylar karşısında güçlü kılmıştır.
Ancak 'a teslim olmak, bazı kişilerce zannedildiği gibi kişinin kendisini olayların dışında tutması demek değildir. Aksine, mümin din ahlakını ilgilendiren her türlü sorumluluğu üzerine alır. Kendi yaptığı fiilleri de gerçekte 'ın yaptırdığını, kendi varlığının kontrolünün de 'ın elinde olduğunu bilen bir mümin, Rabbimiz’i vekil edinerek her işi başarıyla sonlandırır. Unutulmamalıdır ki teslimiyetli bir mümin, 'ın kendisini yardımsız bırakmayacağından, ona kaldıramayacağı bir zorluk yüklemeyeceğinden ve yaşadıklarının karşılığını da ahirette ona vereceğinden emindir. Bu durumda ortaya ’tan başka hiçbir kimseden korkmayan dünyanın en güçlü insanı çıkar. Teslimiyetin getirdiği imani olgunluğu yaşayan müminlerin, ’ın izniyle sahip oldukları güç Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
“Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) 'ın, O'nun Resûlü’nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.” (Münafikun Suresi, 
Teslimiyet Yüce ’ın kamil iman sahiplerine bahşettiği çok önemli bir sırdır. Bu sırrı kavrayan müminler dünyada karşılaştıkları zahiren zor ve sıkıntılı durumlarda bu görüntüyü yaratanın olduğunu bilirler. Bu ise onların şevklerini ve imanlarını artırır.
Peygamber Efendimiz (sav) müminlerin teslimiyetli ahlaklarını bir hadis-i şeriflerinde şöyle vurgulamıştır:
"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, s.208)
Teslimiyetsiz Kişileri Bekleyen Tehlike: Şirk
Tam teslimiyetin olmadığı durumlarda kişi olayların akışının kendisinin veya başkasının kontrolü altında olduğunu düşünerek kendisini ve çevresini Yüce ’tan bağımsız varlıklarmış gibi düşünmeye başlar, farkında olmadan bu varlıkları putlaştırır. Artık o kişi dışında başka varlıklara hatta kendine tapar ( ’ı tenzih ederiz). Şirk koşmaya başlayan bir kişi korkusunu kaybeder, olaylara karşı sabırlı davranamaz, şeytanın vesveselerine açık duruma gelir, kararlılığını yitirir, cesaretini kaybeder, haksızlığa uğradığını zannederek öfkeye veya üzüntüye kapılır, müthiş bir gelecek korkusu taşır. Olaylar istediği gibi gelişmediğinde olgunluktan, asaletten uzak, değişik psikolojik tepkiler göstererek basit davranışlar sergiler ve en önemlisi de imanın getirdiği güzel ahlaktan uzaklaştığı için şeytanın yolunu izlemeye başlar.
İlmi Araştırma Dergisi
|