İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010)[ Konu İdsi : 32315 ]
Favorilerime Ekle Aşağı git Sayfa: [1] 2
02.02.2010, 15:26
İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #0
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı





Allah'ın selamı, muhabbeti, yardımı, merhameti ve mağfireti hepinizin/hepimizin ve tüm Müslümanları üzerinden eksik olmasın.

Es selamu Aleyküm


Yeni bir haftanın konusu ile karşınızdayız:

Tüm peygamberlerin hayatında ayrı ayrı eşsiz mesajlar vardır. Halilullah olan Hz. İbrahim (as)'ın hayatının mesajı ise tam anlamıyla iman ve teslimiyettir.
Bizlere İbrahim (as) hayatı "işte teslimiyet bu şekilde olur" diye açık bir şekilde seslenmektedir.


Bizler de bu hafta "teslimiyet" konusunu işleyelim inşAllah, nedir teslimiyet, İman ile ne gibi alakası vardır bizim bu konudaki eksiklerimiz nelerdir ve nasıl izale edebiliriz?

Buyrun,,, Katkılarınızı ve desteklerinizi, paylaşımlarınızı, yorumlarınızıbekliyoruz. Bizleri yalnız bırakmayın!

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

02.02.2010, 15:41
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #1
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı
HAYAT İMANLA HAYAT BULUR

   


Hayatın gayesi iman

İnsanı en güzel bir şekilde yaratmış olan Yüce Allah, ona akıl denen nimeti vererek onu bütün yaratıklardan üstün kılmıştır. İnsanın mükemmel bir şekilde yaratılıp diğer varlıklardan üstün kılınıp dünyaya gönderilmesinin bir gayesi vardır. İşte, insanın bu gayeyi bilip o doğrultuda bu dünyada yaşaması gerekir.

İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi, kâinatın yaratıcısını tanımak ve O'na iman edip ibadet etmektir. Zira Yüce Allah: "Cinleri ve insanları yalnızca (Beni tanımaları ve) Bana kulluk etmeleri için yarattım." ( Zariyat, 51/56) buyurmaktadır. Demek ki insanın yaratılış gayesi, Allah'ı tanımak, O'na iman edip kuvvetli iman ile varlığını ve birliğini tasdik etmektir. "O'nu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O'nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır." (Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, s. 208)

Dünya ve ahirette gerçek kurtuluşa erişmek için sağlam bir imana sahip olmak gerekir. “İman, insanı insan eder, dünyada sultan eder. Dünya ve ahiret saadeti yalnız İslâmiyet'te ve imandadır. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız, farzları yaparak süsleyiniz ve günahlardan çekinerek korununuz.” (Sözler, s.146) Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: "Ölümden önce hayatın, yaşlılıktan önce gençliğin, çok işten önce boş zamanın değerini biliniz." (Fethu'l-barî, 14/9)

Yüce Allah, Mülk Suresi 2. ayette: "Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O Azizdir, Gafurdur: Üstün kudret sahibidir, çok bağışlayandır ." buyurmaktadır.

Demek ki hayat, anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, adeta hayırlı amellerde yarışma alanı, bir imtihan salonu; ölüm ise bu dünyada yaptığımız amellerin karşılığını alacağımız, ebedi varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır.



Huzur imandadır


Bu dünya hayatı geçicidir. Baki olan ahiret hayatıdır. Eğer bu dünya hayatı, Allah'ın buyurduğu istikamette geçirilirse, hem dünya hem ahiret adına büyük bir fidelik olma fonksiyonu görecektir. O bakımdan insan, hayatını, dinimize uygun, iffet ve namuslu olarak yaşamalı ve böylece ebedi hayatı kazanmalıdır. Ahirete göre çok kısa olan bu dünya hayatını yiyip-içip safa sürmekle gayr-i meşru bir şekilde geçirenler, bu dünyada çok sıkıntılar ve üzüntüler çekecek, kabirde ve ahirette de elbette cezalarını göreceklerdir. Yüce Allah; "Kim ki Benim zikrimden yüz çevirirse kitabımı dinlemez ve Beni anmaktan gaflet ederse, ona dar bir geçim vardır ve biz onu Kıyamet Günü kör olarak diriltir, duruşmaya getiririz."[/size] (Taha, 20/124) buyurur.

Hakiki mutluluk ve huzur, yalnız imanda ve iman hakikatleri içerisinde bulunur. Hayatlarını Allah'ın emirleri doğrultusunda geçirenler, hem ailelerine hem de içinde yaşadıkları topluma faydalı birer kişi olurlar.

İnsanın dünyada ve ahiretteki tek kurtuluşu imandadır. Eğer bir insan Allah'a gereği gibi kulluk eder, ibadetlerini ihlâsla yerine getirir ve bu yolda ciddi bir çaba gösterirse, Allah Teala'nın rahmetini umabilir. Nitekim Allah salih olan kullarının günahlarını bağışlayacağını, onların kötülüklerini iyiliklere çevireceğini ve nimetlerle dolu cennetine varisçi kılacağını şöyle müjdelemektedir:

"Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir milletin, Allah ve Resulünün karşısına çıkan kimseleri, isterse o kimseler babaları, evlatları, kardeşleri ve sülaleleri olsun, sevip dost edindiklerini göremezsin.
İşte Allah, onların kalplerine imanı nakşetmiş ve kendi tarafından bir ruhla onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, hem de ebedi kalmak üzere yerleştirecektir. Allah onlardan, onlar da O'ndan razıdırlar. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. Ve iyi bilin ki, felaha erenler, Allah'ın tarafında yer alanlar olacaklardır. "
(Mücadele, 58/22)

Bunun aksini seçen bir kul için rahatlık ve ferahlık içinde yaşamak adeta bir hayaldir. Dünya hayatı, imansız bir insana taşıyamayacağı kadar ağır zorluklar yükler. Bir insan tevekkül etmedikçe, Allah'a dayanıp güvenmedikçe o insanın zorlukların altından kalkması, bunlardan ruhen etkilenmeden kurtulması imkânsızdır.

Mümin için ise durum tam tersidir. Taşıdığı iman mümine iç huzuru ve rahatlığı sağlar. Allah, bu kullarını kendisine varan doğru yola iletir ve yaptıkları iyiliklerin karşılığını kat kat artırarak verir. En önemlisi onları hüsrana uğrayan bir topluluk olmaktan kurtarır ve felaha ulaştırır. Şüphesiz bu Allah Teala'nın iman edenlere rahmetinin ve sevgisinin en açık göstergelerinden biridir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri: "İman tevhidi, tevhid teslimiyeti, teslimiyet tevekkülü, tevekkül de saadet-i dareyni gerektirir." (Sözler, s.315) demektedir.

"İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdiselerin baskısından (sıkıştırmasından) kurtulabilir." (Sözler, s.314 )       




İman, tevhidi gerektirir



Tevhid, Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmek demektir. Bu da "la ilahe illallah" olan kelime-i tevhidle ifade edilmektedir. Bu sözle insan, Allah'ın bir olduğunu, eşi ve benzeri bulunmadığını, Allah'tan başka ibadet edilmeyi hak eden, gerçekte hiçbir ilah olmadığını ikrar etmiş oluyor.

"Muhammedun Rasulullah" şahadeti de, Hz. Muhammed (sav)'in Allah katından gönderilmiş bir peygamber olduğunu kabul etmek anlamını taşımaktadır. Allah Teala, Resulünü tebliği ile görevli olduğu risaletinde hataya düşmek ve yanılmaktan korumuştur. O'na itaati de kendisine itaat saymıştır. "Kim Resul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur."
(Nisa, 4/80)

 Kim O'na itaat ederse Cennet'e girer, kim de O'na isyan ederse Cehennem'e girer. Allah Teala, bizi O'nun emrine karşı çıkmaktan sakındırıp bizleri bundan şöyle yasaklamıştır:

"Rabbin adına yemin olsun ki, onlar, aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde seni hakem kılmadıkça, sonra da içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan senin verdiğin hükme tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe asla iman etmiş olmazlar. " (Nisa, 4/65)

Yüce Allah, bu ayette şu üç noktaya dikkatimizi çekiyor:

1- Her meselede Resulullah'ın hakemliğine başvurmak. (Bugün için alimlerin farklı görüşleri karşısında Resulullah’ı hakem tutmak.)

2- O'nun verdiği hükümden dolayı içimizde hiçbir sıkıntı ve rahatsızlık duymamak.

3- Tam bir teslimiyetle O'na boyun eğmek.


"Kim Allah'a ve Resûlüne karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır." (Nisa, 4/14)

Allah'ın varlığını ve tek olduğunu kabul eden, Hz. Muhammed (sav)'in Yüce Allah'tan getirip haber verdiği her şeyin doğru olduğunu tasdik eden kişi iman etmiş sayılır.

Tevhid de teslimiyeti gerektirir



Allah'a ve Resulüne iman eden kişi, Allah ve Resulünün emir ve buyruklarını kabul edip teslim olarak itaat etmesi gerekir. Nisa suresi 59. ayette bu hususa şöyle dikkat çekilmiştir. "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Resulüne ve sizden olan ulü'l-emre de itaat edin. Eğer Allah'a ve ahirete iman ediyorsanız, hakkında ihtilafa düştüğünüz meseleyi Allah'a ve Resulüne arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir. "

Allah'a ve Resulüne iman eden kişi Allah ve Resulünün emrine teslim olmalıdır. Nitekim Kur'an-ı Kerim, mü'minlerin mutlak teslimiyetten başka bir tercih haklarının da olmadığını kesin bir ifade ile şöyle haber veriyor: "Mü'min bir erkek ve kadın için Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, artık onlar için teslimiyetten başka hiçbir tercih hakkı yoktur." (Ahzab, 33/36)
   



Teslimiyet ise tevekkülü gerektirir


Teslim ise tevekkülü, Allah'ı vekil kılmayı gerektirir. İnanan insanın, acziyet ve (manevi) fakirliğini bilip "Hasbunallâhu ve ni'mel vekil" (Allah bize kâfidir. O ne güzel vekildir.) demekten başka çaresi yoktur. Allah'ı vekil kılmak, O'na tevekkül etmek, hem dünya hem de ahiret saadetini kazanmanın zaruri şartıdır. Allah ve Resulüne iman edip itaat eden ve buyruklarına teslim olan müminin, Allah'a tevekkül etmesi en sağlam sığınaktır.

Tevekkül, Allah'a güvenmektir. Tevekkül, Allah'ın takdir ettiği mukadderatın mutlaka gerçekleşeceğine inanmaktır. Tevekkül, işlerinin tedbirini aldıktan sonra takatinin üzerindeki hususları Allah'a havale etmektir. Tevekkül, en güzel vekil olan Allah'a dayanmaktır. Tevekkül, sadece Allah'tan yardım beklemektir. Tevekkül, yerine getirilmesi gereken durumları yerine getirmek hususunda, Allah Resulü (sav)in sünnetine tabi olmaktır.

Burada şunu da belirtmeliyiz ki, tevekkül, sebepleri tamamen reddetmek değildir. Belki, sebepleri, kudret elinin perdesi bilip riayet ederek; sebeplere teşebbüsü ise bir nevi fiilî dua telâkki ederek, sonuçları yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibarettir.

İnsan, başına gelen bela ve musibetlerin baskısından, sıkıntısından, ancak Allah'a teslimiyet ve tevekkülle kurtulabilir. Sebeplere tevessül ederek üzerine düşeni tam olarak yaptıktan sonra, Allah'a tevekkül eden insan, hem bu dünyada hem de ahirette mutluluk ve saadete erişir.

PROF.DR. MEHMET SOYSALDI

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

02.02.2010, 15:54
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #2
*

Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...

Çevrimdışı
Allah’a teslim olmak ne güzel…
Allah’a güvenmek ne güzel…
Allah’a güvenen gelecek korkusu yaşamaz…
Allah’a güvenin Allah’a teslim olun…Allah’ın kontrolü dışında hiçbir olay gerçekleşemez.Onun da bize sonsuz şefkati var…

Ondan başka şefkatli yok
Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter...

Dünya imtihan yeri bollukla-darlıkla… imtihan bu.Allahtan razı olanlardan olalım…Allah’ı razı etmek için çalışanlardan olalım…

Allah’a teslim olmak ne güzel…
Gönlümüz yüce Allah’a öyle teslim olmalı ki,Güçlü bir mıknatısa bir demir zerresi nasıl teslim olursa öyle…Elimiz dilimiz güzelliklere gark olmalı…Ahlakımız Kur’an ahlakı olmalı…Duygularımız ibadet olmalı…

Allah’a teslimiyet ne güzel…
Şeytanın oyuncağı olmamanın tek yolu bu.Allah’a teslim edelim nefsimizi…Şeytandan Allah’a sığınalım.

Soralım kendimize teslimiyetin neresindeyiz…

Teslimiyetin neresindeyiz…
Kurban kesiyor muyuz…Malımızı canımızı Allah için feda etmeliydik.
Teslimiyetin neresindeyiz…
Yetimi okşuyor mu elimiz…Yalandan kurtulmalıydı dilimiz.

Teslimiyetin neresindeyiz…Kırmalıydık nefsin terazisini “Kahrı da lutfu da hoş “ görmeliydik...

Teslimiyetin neresindeyiz…Allah’ın emirlerine sımsıkı sarıldık mı…Nehiylerinden sakındık mı…Yüce Allah’ın çirkin gördüklerini çirkin görmeliydik…Yüce Allah’ın güzel gördüklerini biz de güzel görmeliydik nefsimiz istemese bile.

Teslimiyetin neresindeyiz…
Nefse teslimiyetten ne kadar kurtulduk...
Nefsimize yakışan güzelliklere mest olmaktır.Allah'a teslim olmaktır.Mahşer günü elimizden Allah tutacak...Öyle sıkıntılar var ki yolumuzda...

Teslimiyetin neresindeyiz…Allah’ın nimetlerine şükrettik mi…Hatalarımıza tevbe etmeliydik…

Teslimiyetin neresindeyiz…Gönül sahibi olmak teslimiyetle mümkün…Teslimiyet aşkın isbatı…Biz kimlere aşık olduk...

Allah’a teslimiyet ne güzel…Şeytanın hilelerine papuç bırakmamak bu…


Hamdi Oruç
« Son Düzenleme: 02 Şubat 2010, 16:04:45 Gönderen: CeNNeT »
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır



02.02.2010, 16:11
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #3
*

Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...

Çevrimdışı
   İman eden bir insan Rabbimiz'e samimi bir kalple iman etmiş ve derin bir Allah (cc) korkusuyla boyun eğmiştir.Allah (cc)'tan başka bir ilah olmadığını, O'nun tüm varlıkların tek hakimi ve herşeyin üstünde, sonsuz güç sahibi olduğunu kavramıştır.Bu nedenle yalnızca Allah (cc)'tan korkar ve yalnızca O'nun rızasını hedefler.Yalnızca Allah (cc)'a ibadet eder, O'nu dost edinir ve sadece O'ndan yardım ister. Kendisine isabet edecek bir güzellik varsa bunu ona ancak Allah (cc)'ın verebileceğini ve aynı şekilde kendisine ulaşacak bir kötülük varsa bunu da Allah (cc)'ın engelleyebileceğini, kendisini ancak Allah (cc)'ın koruyabileceğini bilerek yaşar. Sadece Allah (cc)'a muhtaç olduğunu, kendisini hayatta tutan, ona nimetini ve yardımını ulaştıran, koruyup kollayan tek gücün Allah (cc) olduğunu bilir. Dolayısıyla hiçbir zaman için temelde insanlara yönelik bir beklenti içerisinde olmaz.

Allah (cc)'a, kalbinde hiçbir kuşkuya yer vermeden iman eder. imanındaki bu samimiyetini hayatının sonuna kadar, her an sürdürür; hayatının her aşamasında, her ne zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın, bu samimi inancından vazgeçmez. Nimet içerisinde olduğunda Allah (cc)'a karşı nasıl şükredici, hoşnutluk dolu bir yakınlık içerisindeyse, şartlar aksine döndüğünde de aynı teslimiyeti göstermeye devam eder. Rabbimiz'in kullarına olan sonsuz sevgisinden, rahmetinden, esirgeyiciliğinden ve bağışlayıcılığından emin, tevekküllü bir tavır içerisinde olur.

Bir zorlukla karşılaştığında, Allah (cc)'ın Kuran'da her zorlukla beraber bir kolaylık kılacağını bildirdiğini, önemli olanın ise bu zorluk anında kişinin Allah (cc)'a olan sevgisinde, teslimiyetinde ve güveninde kararlılık göstermesi olduğunu bilir. Allah (cc)'ın adaletinden, her olayı hayır ve hikmetle yarattığından emindir ve Allah (cc)'ın vaadinden asla dönmeyen olduğunu bilir.Karşılaştığı zorluklar uzun süre devam etse bile, hiçbir zaman için ümitsizliğe kapılmaz, Allah (cc)'ın yardımından asla şüpheye düşmez.Güzel bir sabır ve teslimiyetle, Allah (cc)'ın kendisine verdiğiyle yetinir ve bunda kendisi için bir hayır olduğunu kesin olarak bilir.Allah (cc)'ın bu konuda Kuran'da bildirdiği örnekleri aklından çıkarmaz; zorluklarla karşılaştıkları zaman ümitsizliğe kapılanların teslimiyetsizliğini bilir. Kendisine, her ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar Kuran’da "... Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir" (Şuara Suresi, 62) diyerek Allah (cc)'a tevekkül ettikleri bildirilen peygamberlerin üstün ahlakını örnek alır. Hayatı boyunca karşısına çıkan her olayda Allah (cc)'ın rahmetini, yakınlığını, sevgisini, yardımını ve dostluğunu görebilen bir iman derinliği içerisinde olur.

Müminlerin gösterdiği bu ahlakın üstünlüğü, cahiliye inançlarıyla şekillenen bakış açısı ile kıyaslandığında çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Cahiliye ahlakını benimseyen kimi insanlar, hayatları boyunca karşılaştıkları her detayı yaratanın Allah (cc) olduğunu ve bunların her birinde pek çok hayır ve hikmet gizlendiğini düşünmedikleri için yaşadıkları olaylar karşısında gereken teslimiyeti gösteremezler. Zorluk ve sıkıntılar karşısında tahammülsüz, sabırsız tavırlar gösterebilirler. Allah (cc)'a güvenip teslim olmadıkları için, zorluklara, sıkıntılara karşı koyabilecek gerçek sabrı ve gücü kendilerinde bulamazlar.

iman sahibi bir insan ise gücünü imanından ve Allah (cc)'ın rızasını kazanma konusundaki kesin kararlılığından aldığı için, dayanıklılığı çok kuvvetli olur. Allah (cc) Kuran'da müminlerin, bu ahlaklarını "... Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (Enam Suresi, 71) sözleriyle dile getirdiklerini bildirmektedir. Buna karşılık Rabbimiz, tam bir teslimiyetle Kendisi'ne teslim olan kullarını şöyle müjdelemektedir:

"Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır. " (Lokman Suresi, 22)


Harun Yahya
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır



02.02.2010, 16:18
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #4
*

Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...

Çevrimdışı
İmani Olgunluğun Sırrı: Teslimiyet

İmani Olgunluğun Sırrı: TeslimiyetDoğru yolun tek sahibi olan Yüce Allah Kuran’da, sonsuz güzellik yurdu cennete kavuşmanın Kendisi'ni razı edecek salih amellerde bulunmakla mümkün olacağını bildirmiştir. Salih amellerde bulunmak ve cennete layık bir ruh güzelliğine sahip olabilmek, kuşkusuz güçlü bir imana bağlıdır. İmanın olgunluğa erişmesi ise teslimiyetli üstün bir ahlaka…

Peki, bu dünyada da ahirette de gerçek mutluluk ve huzuru yaşamanın önemli bir vesilesi olan teslimiyet, nasıl kazanılır?

Teslimiyetli bir ahlaka sahip olan müminleri, iman etmeyen insanlardan ayıran önemli farklar nelerdir?

Göklerin ve yerin nuru olan Yüce Allah'a duyulan güven ve teslimiyet, diğer bir ifadeyle tevekkül, iman edenlerin hayatları boyunca yaşadıkları büyük bir konfordur. Müminler, her olayın Allah'ın kontrolünde gerçekleştiğini bilirler. Bu yüzden hiçbir olay karşısında sıkıntı, üzüntü ya da yılgınlık hissetmezler. Hayatları boyunca karşılaşacakları her olayın kaderlerinde olduğunu ve kaderlerini de Yüce Allah’ın belirlediğini bildiklerinden müminler için hiçbir zaman "kötü" bir olay olamaz. Çünkü bazı olaylar o an için olumsuz gibi gözükse de, gerçekte müminler için hayırlı sonuçlara vesile olacaktır. "... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayeti gereği, iman eden bir kimse Allah'ın kendisi için en hayırlısını dilemiş olduğundan emin olur ve Allah'a sonsuz bir güven duyar. Dolayısıyla da müminler "Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter" (Ahzab Suresi, 3) hükmünün gereği olarak, Allah’a teslim olmakla yapılabilecek en doğru ve akılcı hareketi yapmış olurlar.

Teslimiyet İçin İmani Olgunluk Neden Gereklidir?

Yüce Allah’a teslim olmak, “Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği gibi imani olgunluğa erişmiş müminlerin önemli bir özelliğidir. Çünkü;


    * Teslimiyet, Allah'tan çok korkmak, O'na her şeyden ve herkesten çok bağlanmak ve O'nu çok sevmekle mümkündür. Bir insanın Allah'a gerçek anlamda teslim olması ise ancak, kendisine yalnızca Allah'ı dost ve veli edinmesi ile mümkün olabilir.

    * Yalnızca kamil iman sahipleri kendileri de dahil olmak üzere tüm varlıkların Allah'ın denetiminde olduğunu, her şeyin tek Yaratıcısı, tek sahibi ve tek hakiminin Yüce Allah olduğunu kavrayarak O’na teslim olmanın huzurunu yaşarlar.

    * İmani olgunluğa erişmiş bir mümin, her insanın Rabbimiz’e muhtaç olduğunu bilip, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve her işi bir kader ile yarattığını anlayarak kendi bedenini ve ruhunu Allah'a emanet eder ve tam teslim olur.

    * Kamil iman sahipleri hayatları boyunca karşılarına çıkan her olayın Allah'ın izni ile gerçekleştiğini ve tüm bunların özel hikmetlerle yaratıldığını bilirler. Bu nedenle de her ne olursa olsun, teslimiyetli tavırlarından taviz vermez ve her zaman için Allah'a karşı boyun eğici, itaatli ve şükredici bir tavır içerisinde olurlar. Müminlerin bu tavırları ise, Yüce Allah’ın beğendiği ve razı olduğu Kuran ahlakının en güzel biçimde yaşanmasına vesile olur.


Teslimiyet Nasıl Kazanılır?

Kesin bilgi ile iman etmenin en büyük şartı olan teslimiyet, Yüce Allah'ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getiren her insan için çok kolay kazanılacak bir özelliktir. Çünkü Yüce Allah insanın fıtratını Zatına sevgi, inanç, güven ve bağlılık duyulmasına yatkın şekilde yaratmıştır. Bu nedenle asıl zor ve insanın fıtratına aykırı olan Yüce Allah’a teslim olmamaktır. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabbimiz, bir rahmet ve şifa olarak indirdiği Kuran’da bu fıtrat üzerine yarattığı kullarına teslimiyet kazandıracak ve müminlerin teslimiyetini artıracak ahlak özelliklerini de bildirerek, kullarının üzerinden zorlukları almış ve bu şekilde onlar için dünya hayatındaki imtihanı kolay hale getirmiştir.

Ölümü Hatırda Tutmak

Yüce Rabbimiz’in Kuran'da, "Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz." (Ankebut Suresi, 57) ayetiyle de haber verdiği üzere, dünya üzerindeki her insan kendisi için takdir edilmiş bir günün, belirlenmiş bir saatinde muhakkak ölümle karşılaşacaktır. Ölümün kesinliğini idrak etmek, ölümü her an gerçekleşebilecek kadar yakın görmek ve ölümden sonraki sonsuz hayata hazırlık yapmak ise, teslimiyeti artırır. Çünkü kamil iman sahipleri Yüce Allah'ın emrettiği güzel ahlaka tam olarak ulaşamadan ve O'nun rızasını kazanamadan ölmeyi istemezler. Bu nedenle de büyük bir samimiyet ve gayretle her an ölecekmiş gibi Allah'ın bildirdiği din ahlakına sarılırlar. Bu doğrultuda müminler, Yüce Allah'a yakınlaşmak ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmak konusunda hiç vakit kaybetmez ve bu konuda titizlik gösterirler. Kuşkusuz bu da kişinin imani olgunluğunun ve teslimiyetinin artmasına vesile olur.

Kadere İman

“De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."” (Tevbe Suresi, 51) ayetinde haber verildiği gibi Yüce Allah canlı cansız tüm varlıkları kaderleriyle birlikte yaratmıştır. Allah'ın belirlediği bu kader dışında hiçbir varlığın gerçekleşecek olan bir iyiliği ya da kötülüğü engellemeye ya da tersine çevirmeye gücü yetmez. Ayette bildirilen bu sırrı kavrayan bir mümin, her şeyin Allah'ın yarattığı kadere uygun işleyeceği hükmünün güvencesi altındadır. Hayatı boyunca karşılaşacağı her olay kaderindedir ve kaderini de Allah belirlemiştir. Bu nedenle Allah’ın belirlediği kadere iman eder. İmani olgunluğa erişerek sonsuz ihsan sahibi Rabbimiz tarafından şereflendirilmiş bu kişi, olumlu veya olumsuz gibi görünen olaylar karşısında Yüce Allah’tan razı olur, zorluklar karşısında bile O’na duyduğu sevgi ve güven sebebiyle teslimiyetle karşılar. Dünyaya ait hiçbir maddi değer kalbinde yer tutmadığından bunların kaybından veya elden çıkmasından üzüntü duymadan ve geleceği ile ilgili kaygıya düşmeden hayatını devam ettirir. Bu ruh hali ise onun Rabbimiz’e olan teslimiyetini artırırken, Yüce Allah'ın rızasını kazanabilmenin de en uygun yolu olur.

Ahirete Kesin Bir Bilgi ile İnanmak

Ahirete, sonsuz cennet ve cehennem hayatına kesin bilgiyle iman etmek ve bunu sürekli akılda tutmak Yüce Allah’a olan teslimiyeti artırır. İnsanın her an ahiret günü toplanma yerinde kendisi hakkında karar verilecek anı düşünmesi ve cennetin güzelliğini ve cehennemin korkunçluğunu ahireti görmüşçesine hissetmesi, onun Allah'a yakınlaşmasına, yalnızca O’ndan korkup sakınması gerektiğini kavramasına, Allah’ın sınırlarını korumasına, günahları için bağışlanma dilemesine vesile olur. Allah’a teslim olup, O’nun belirlediği kadere razı olmak dünyadaki tek amacı haline gelir. Ahirete kesin bilgiyle iman etmenin bir mümin özelliği olduğu Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

Ta, sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık olan kitabın ayetleridir. Mü'minler için bir hidayet ve bir müjdedir. Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.” (Neml Suresi, 1–3)

Teslimiyet Eksikliğinin İnsana Getirdiği Yıkım


İman eden insanla, tam iman etmemiş bir insan arasındaki en büyük fark teslimiyettir. Bu farkı belirleyen özellikler şunlardır:


    * Tam teslim olmayan bir kişi kendisini besleyenin, büyütenin, sahip olduklarını verenin Yüce Allah olduğunu kavrayamamıştır. Yanlış bir zanna kapılarak çevresindeki insanların ve olayların onu sahip olduğu duruma getirdiğini sanmaktadır.

    * Teslimiyetsiz bir kişi için hayat bir karmaşadır. Kendisi de dahil olmak üzere, etrafındaki herşeyin tesadüfler sonucunda işlediğini sanır. Bu durumda hiçbir zaman gerçek bir güvenlik ve huzur duyamaz. Çünkü her an başına bir şey gelebilir, onu üzecek olaylar olabilir.

    * İman etmenin kalbe verdiği huzurdan yoksun olan kişi, zamanının önemli bir bölümünü gelecekle ilgili endişeler duyarak geçirir. Sağlığını yitirmesi, işten atılması, çevresinde bulunan bir insanın yaşamını yitirmesi gibi henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşme ihtimali olan yüzlerce, hatta binlerce konuyu düşünerek, hayatının kötü olacağı kaygısını taşır. Her biri için ayrı ayrı endişelenmek durumunda kaldığı için kişi, karamsar, gelecek korkusu taşıyan, psikolojik saplantılar sahibi biri haline gelir.

    * Karamsar ruh hali, teslimiyetsiz kişinin fiziksel görüntüsüne de yansıyarak olduğundan daha yaşlı, sağlıksız bir bedene, mat ve donuk bakışlara sahip olmasına neden olur. Ayrıca tüm bu sebepleri bağımsız ve kontrolsüz zannettiği için farkında olmadan yüzlerce bağımsız faktörü ilah edinerek Yüce Allah’a şirk koşar. (Allah’ı tenzih ederiz.) Şirk ise Yüce Allah’ın asla affetmeyeceği çok büyük bir günahtır. (Nisa Suresi, 48)

    * Başlarına gelen olayların Allah'tan olduğunu düşünmeyen bu kişiler, karşılarına çıkan tüm aksaklıkları ve sorunları kendilerinin çözeceklerini sanarak müthiş bir sıkıntıya girerler. Oysaki her ne yaparlarsa yapsınlar, Allah dilemedikçe hiçbir konuya çözüm getirmeleri mümkün olmaz. Çözüm bulduklarında, bu da yine ancak Allah'ın emri ile gerçekleşir. Bu nedenle teslimiyetli bir insan, tüm çözümleri dener, elinden gelen tüm gayreti gösterir, ancak sonucu yaratacak olanın Allah olduğunu bildiği için, bunları huzur ve rahatlık içinde yapar. Yüce Allah’a güvenmeyen, O’nu dost edinememiş, kaderini kendisinin çizdiği (Allah’ı tenzih ederiz) yanılgısına kapılan bu insanlar, aslında teslim olamamanın getirdiği karanlık ruh hali ile cehennem ortamının benzerini çok değer verdikleri dünyada yaşamaya başlarlar. Onların bu yanlış zanları ve direnmeleri nedeniyle hem dünyayı hem de ahireti kaybettikleri bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:


İnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.”(Hac Suresi, 11)

Müminlerin Gücü Teslimiyetlerinden Kaynaklanır

Kuran'da hayatları örnek gösterilerek övülen Resuller ve onlarla birlikte iman eden müminler son derece zorlu olaylarla, zahiren son derece "zorlu" durumlarla karşılaşmışlardır. Ancak bu üstün ahlaklı müminler, yaşadıkları tüm olaylara karşı son derece güvenli ve teslimiyetli davranmışlar, her olayı yaratanın Yüce Allah olduğunu, dolayısıyla her olayın arkasında bir hayır olduğunu bilerek hareket etmişlerdir. Yüce Allah'ın kendilerini yardımsız bırakmayacağından, kendilerine kaldıramayacakları bir zorluk yüklemeyeceğinden ve çektikleri sıkıntıların karşılığını da ahirette onlara vereceğinden emin olan müminler, “… De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."” (Zümer Suresi, 38) ayetinde haber verildiği üzere her ortam ve şartta Yüce Allah’a teslim olmuşlardır. Bu da onları Allah’ın izniyle tüm olaylar karşısında güçlü kılmıştır.

Ancak Allah'a teslim olmak, bazı kişilerce zannedildiği gibi kişinin kendisini olayların dışında tutması demek değildir. Aksine, mümin din ahlakını ilgilendiren her türlü sorumluluğu üzerine alır. Kendi yaptığı fiilleri de gerçekte Allah'ın yaptırdığını, kendi varlığının kontrolünün de Allah'ın elinde olduğunu bilen bir mümin, Rabbimiz’i vekil edinerek her işi başarıyla sonlandırır. Unutulmamalıdır ki teslimiyetli bir mümin, Allah'ın kendisini yardımsız bırakmayacağından, ona kaldıramayacağı bir zorluk yüklemeyeceğinden ve yaşadıklarının karşılığını da ahirette ona vereceğinden emindir. Bu durumda ortaya Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmayan dünyanın en güçlü insanı çıkar. Teslimiyetin getirdiği imani olgunluğu yaşayan müminlerin, Allah’ın izniyle sahip oldukları güç Kuran’da şöyle haber verilmiştir:

Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır." Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü’nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.” (Münafikun Suresi, 8)

Teslimiyet Yüce Allah’ın kamil iman sahiplerine bahşettiği çok önemli bir sırdır. Bu sırrı kavrayan müminler dünyada karşılaştıkları zahiren zor ve sıkıntılı durumlarda bu görüntüyü yaratanın Allah olduğunu bilirler. Bu ise onların şevklerini ve imanlarını artırır.

Peygamber Efendimiz (sav) müminlerin teslimiyetli ahlaklarını bir hadis-i şeriflerinde şöyle vurgulamıştır:

"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, s.208)

Teslimiyetsiz Kişileri Bekleyen Tehlike: Şirk

Tam teslimiyetin olmadığı durumlarda kişi olayların akışının kendisinin veya başkasının kontrolü altında olduğunu düşünerek kendisini ve çevresini Yüce Allah’tan bağımsız varlıklarmış gibi düşünmeye başlar, farkında olmadan bu varlıkları putlaştırır. Artık o kişi Allah dışında başka varlıklara hatta kendine tapar (Allah’ı tenzih ederiz). Şirk koşmaya başlayan bir kişi Allah korkusunu kaybeder, olaylara karşı sabırlı davranamaz, şeytanın vesveselerine açık duruma gelir, kararlılığını yitirir, cesaretini kaybeder, haksızlığa uğradığını zannederek öfkeye veya üzüntüye kapılır, müthiş bir gelecek korkusu taşır. Olaylar istediği gibi gelişmediğinde olgunluktan, asaletten uzak, değişik psikolojik tepkiler göstererek basit davranışlar sergiler ve en önemlisi de imanın getirdiği güzel ahlaktan uzaklaştığı için şeytanın yolunu izlemeye başlar.

İlmi Araştırma Dergisi
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır



02.02.2010, 16:20
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #5
*

Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...

Çevrimdışı
Hakkın karşına çıkardığı değişimlere




direnmek yerine, teslim ol.


Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.


“düzenim bozulur, hayatım alt üst olur”



diye endişe etme.



Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını??




~ Tebrizli Şems ~
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır



02.02.2010, 16:26
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #6
*

Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...

Çevrimdışı



“…(İbrahim) dedi ki: Ben Âlemlerin Rabbi’ne teslim oldum.” (Bakara Sûresi, 131)

Dün gece ansızın çıkıverdi karşıma… Ben de fırsat bu fırsattır deyip sormaya başladım sorularımı gafilâne. Soru sorulmaması gereken bir makamla muhatab olduğumu düşünmeden… Dedim ki:

“-Âh teslimiyet! Kaf Dağı’nın ardında mı, karlı dağların zirvesinde misin? Yoksa bir Zümrüdüanka mısın? Söyle nesin, neredesin ki, seni bulmak bu kadar zor, elde tutmaksa sıratta yürümek misali…

Önce bir derin süzdü beni. Maksadı yoklamaktı kalbimi… Belli ki, anlayacak olana söylerdi kavlini… Baktı, baktı… Sonunda söze başladı. Bilmem ki Mevlânâ misali söyleyeceğinin kaçta birini söyledi ve bilmem dinleyen, söyleyenin kaçta birini anladı. Yine de, anladığını anlatmaksa vazife, ben nakledeyim, siz de dinleyin anladığımı… Kalbime işleyen nazarlarının eşliğinde başladı söze:

“-Evlâdım…” dedi. “Benim yaşadığım yer, buralardan çok uzakta. Adına Rıza Ülkesi derler. Orada söz yoktur, kalpler konuşur. Suâl yoktur, başlar eğilir. Cedel yoktur, baktığın her yer Harem’dir. Orada kimse incitmez ve incinmez. O ülkenin sultanı Muhammed Mustafâ -sallallâhu aleyhi ve sellem-’dir. Yanında İbrahim ve İsmail -aleyhümesselâm- vardır, yani benim ceddim… Evlât, gözlerin bu ülkeye vâsıl olmak için yüreğinin kıvılcımlandığını haber vermekte… Başlangıç için güzel… Lâkin önce bilmen gereken mühim şeyler var. Bu ülke -dedim ya- çok uzaklarda… Yol çetin… Aşman gereken nice karlı dağlar, derin sular, yarıcı dikenler, fırtınalı mevsimler var. Bunların yanında ins ve cin şeytanları; daha beteri de senden hiç ayrılmayan nefs canavarı var. İmdi bütün bunları bile bile kabul ediyor musun yola çıkmayı? Yani demem o ki, yolun başı da «eslemtü/teslim oldum» demekle başlar. Teslim oluyor musun, karşına çıkabilecek her meçhûle, daha doğrusu onu İhsan Eden’e? ”

Cümlesi bittiğinde, teslimiyetin cevap bekleyen nazarları yine kalbimin derinliklerinde dolaşıyordu. Cevabı dudaklarımdan değil, kalbimden alacaktı. Öyle ya! Onun ülkesinde söz yoktu, kalbler konuşurdu. Gelelim bana… Kalb okuyucusunun karşısında ne söz söylenebilirdi ki? Zaten söylemek istesem de, söz bulamazdım bu suâl karşısında… Hayatı boyunca «eslemtü» dememiş, gönderilen hiçbir ilâhî ikramı tebessümle misafir etmemiş, semaya başını kaldırıp «üf», «of»lardan başka bir söz söylememiş, dili söylemediği yerde de kalbi isyanlarını haykırmış bir âsî olarak, ne dilimin kımıldamaya mecali, ne de kalbimin bakılacak hâli vardı. Bu yüzden, yüzümden başka kalbim kızarmıştı. Utanç içinde, başım önde eğik okunmayı bekledim. Ve o sırada konuştu teslimiyet! ..

Benim sözsüz cevabımı anlıyor, fakat benim sükûtu anlayamayacağımı da bildiği için -rıza ülkesinin sâkini değilim, zira- zahmet buyurup sözcükleri kullanıyordu:

“-Görüyorum ki derya gibi olan acziyetinden bir damlacık olsun tatmak sana lütfedilmiş. Lâkin öylesine bidayettesin ki, kibrin tevazuunu fersah fersah aşmış. Yine de bu yol, rahmet-i ilâhî ile doludur. Senin gibiler de kapıdan döndürülmez. Madem bir lütf-i ilâhî olarak verilmiş kalbine azim, o hâlde yola koyulmak sana, kabul etmek de bize düşer.”

 Teslimiyet, sözünü bitirdiğinde, bana da yüzümü yerden kaldıracak can bahşedilmişti. Karşımda ruhumu okşayan bir tebessümle duruyordu. Bakışlarından aldığım cesaretle, biraz da endişeyle sordum:

“-Peki efendim, bu yolculukta yalnız mı olacağım? Bir yârenim olup yardım etmeyecek mi bana? ” Sordum, ama sorar sormaz pişman oldum. Daha yola çıkmadan teslimiyetimi bozmuş, ilk adımda sorulara başlamıştım. Hemen kalbime döndüm, onu konuşturdum. Sözsüzce: “-Affedin! ..” dedim. “Hamlığıma verin. Zaten ham olmasaydım, şu an buralarda olur muydum? Rıza ülkesinin sonsuz semalarına kanat açmış, öteleri temâşâ ediyor olurdum. Pişmek için, olmak için çıkıyorum ya bu yolculuğa, affedin ne olur! ..” Duydu af dilenişimi ve: “-Peki…” dedi. “Ama unutma, soru sorma hakkın sınırsız değil. Yoldaşının Hızır olduğunu bil de, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın üç sorudan sonra yalnız bırakıldığını hatırla. Bu yolda, soruların haddini aştığında ceza alır, hattâ başa bile döndürülebilirsin.

Bu sebeple daima, ceddim İbrahim -aleyhisselâm-’ın nârın yanıbaşında kaderinin tahakkukunu beklerken, bana nasıl sımsıkı sarıldığını hatırla! .. Boğazına bıçak dayanmış hâlde, beni gönlünden hiç eksik etmeyen İsmail -aleyhisselâm-’ı hatırla! Her şeyden öte, hayatı boyunca kalbinden «eslemtü»’den başka bir şey geçmemiş, darlıkta ve bollukta, rızânın son haddini yaşamış olan, rıza ülkesinin padişahı, o Güzel’i hatırla!

Eğer ayakların hep O’nun izine basarsa, gözün de, gönlün de yoldan kaymaz. En sarp kayalıkları, nicelerini alabora eden o tufanları hep O’nunla aşarsın. Sallallâhu aleyhi ve sellem…

Sözün kısası evlât, ben derim ki başka yâren arama. Dost olarak Rabbin, yâren olarak da azîz Peygamberin kâfidir. Kur’ân-ı Kerîm’de sorar Cenab-ı Hak:

«Allah kuluna kâfi değil midir? » Ne cevap verilir bu soruya? Haydi, şimdi niyetini sağlam, azmini ziyade eyle de düş yola Allah’ın izniyle… O’nun izniyle yürü, O’nun izniyle var, varacağın yere inşallah. Benim sözüm bu kadar. Haydi, kal teslimiyetle…”

Diyeceğini deyip geldiği gibi esrarlı bir hâlde gözden kayboldu teslimiyet. Artık onu: “Âh teslimiyet! ” yazılı levhalardan okumaktan vazgeçip, yüreğime yazmalı, hattâ kazımalıydım.

Evet… Dediği doğruydu. Teslimiyetin de, rızanın da pâdişahı, Rasûller Sultanı’ydı. Her derdin dermanı O, her kilidin anahtarı O, yârenim, yoldaşım, duâcım hep O -sallallâhu aleyhi ve sellem-…

Âh bir öğrenebilsem O’na dost olabilmeyi, Rabbim! .. O zaman önümdeki çile dağları dümdüz olur; nehirler yola, kışlar bahara, dikenler güle dönerdi. Bir öğrenebilsem ey teslimiyetin Padişahı; “Teslim oldum Âlemlerin Rabbi’ne! ..” demeyi…

Lütfeyle Rabbim, kerem eyle, dilime de, kalbime de

Sen öğret ey Âlemlerin Rabbi!

Sen’i benden, beni Sen’den ayırma, ey kimsesizlerin yâreni!


Hüdanur Eslem
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır



02.02.2010, 16:27
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #7
*

Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...

Çevrimdışı


“Ne olur beni de kendine benzet. Beni de sen gibi yak!” Bunun üzerine Hz Şems, şöyle konuştu: “Sen zaten sevgi için seçilmişsin. Senin gönlünde bir aşk güneşi gizli. Şimdi bazı bulutlar ona perde oluyor. Eğer güneşin meydana çıkmasını diliyorsan, bütün bildiklerini unut ve bana tam teslim ol. Tıpkı toprağın çiftçiye teslim olduğu gibi… Zira aşk deryasında teslimiyet yelkeni açmadan yol alınmaz.” Hz Mevlânâ bu teklife bütün kalbi ile “Kabul!” dedi. Ve Hz Şems hemen ilk imtihanına başladı: “Öyleyse çarşıya git, bir şişe şarap al da, içelim… ” Hz Mevlânâ o güne kadar hiç içki içmemiş, daima içkinin haram olduğunu söylemiştir. Buna rağmen Hz Şems’in söylediğinde mutlaka bilmediği bir hayır vardır diye derhal çarşıya koşar. Bir şişe şarabı alır. Hızlı hızlı geri dönerken çarşının en kalabalık yerinde şişe birden elinden kayar ve yere düşer. Hz Mevlânâ kırılan şişenin başında öylece durur. Kalabalık başına üşüşür. Bir de bakarlar ki dökülen şaraptan etrafa mis gibi gül kokulan yayılmaktadır. Hz Mevlânâ anlar ki bu bir teslimiyet sınavıdır. Ve imtihanı kazanmanın sevinci içinde doğruca Hz Şems’ine koşar…
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır



03.02.2010, 23:47
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #8
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı
Alıntı
Teslimiyetin neresindeyiz…Gönül sahibi olmak teslimiyetle mümkün…Teslimiyet aşkın isbatı…Biz kimlere aşık olduk...

Allah’a teslimiyet ne güzel…Şeytanın hilelerine papuç bırakmamak bu…

bu aslında müslümanın elindeki çok büyük hazine, Yani teslimiyet. Şeytan zaten, "yenildin, yapamayacaksın seni aşıvor vb". cümlelerle sağdan yaklaşır ya bize. İşte sağdan da yaklaştırmayacağız teslimiyetimizle,,,


Alıntı
Müminlerin Gücü Teslimiyetlerinden Kaynaklanır

öyleyse burdan şu anlamı gayet açık bir şekilde çıkarabilir: Eğer müslüman güçsüzse, kendini güçsüz hissediyorsa teslimiyetinde eksiklik vardır.

Ne yazık bize  :AHH:

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

04.02.2010, 00:12
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #9
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı
Alıntı
-Evlâdım…” dedi. “Benim yaşadığım yer, buralardan çok uzakta. Adına Rıza Ülkesi derler. Orada söz yoktur, kalpler konuşur. Suâl yoktur, başlar eğilir. Cedel yoktur, baktığın her yer Harem’dir. Orada kimse incitmez ve incinmez. O ülkenin sultanı Muhammed Mustafâ -sallallâhu aleyhi ve sellem-’dir. Yanında İbrahim ve İsmail -aleyhümesselâm- vardır, yani benim ceddim… Evlât, gözlerin bu ülkeye vâsıl olmak için yüreğinin kıvılcımlandığını haber vermekte… Başlangıç için güzel… Lâkin önce bilmen gereken mühim şeyler var. Bu ülke -dedim ya- çok uzaklarda… Yol çetin… Aşman gereken nice karlı dağlar, derin sular, yarıcı dikenler, fırtınalı mevsimler var. Bunların yanında ins ve cin şeytanları; daha beteri de senden hiç ayrılmayan nefs canavarı var. İmdi bütün bunları bile bile kabul ediyor musun yola çıkmayı? Yani demem o ki, yolun başı da «eslemtü/teslim oldum» demekle başlar. Teslim oluyor musun, karşına çıkabilecek her meçhûle, daha doğrusu onu İhsan Eden’e?

biz neleri, hangi yüzle şikayet ediyoruz ki,
işte alında tüm zorluklar bize teslimiyeti öğretmek için,,,


Alıntı
Artık onu: “Âh teslimiyet! ” yazılı levhalardan okumaktan vazgeçip, yüreğime yazmalı, hattâ kazımalıydım.

kazımalıyım, kazımalısın, kazımalı. Yoksa bizler ateşlerden kurtulamayız asla, bulunduğumuz yeri gül behçesine çeviremeyiz,,,

Alıntı
Âh bir öğrenebilsem O’na dost olabilmeyi, Rabbim! .. O zaman önümdeki çile dağları dümdüz olur; nehirler yola, kışlar bahara, dikenler güle dönerdi. Bir öğrenebilsem ey teslimiyetin Padişahı; “Teslim oldum Âlemlerin Rabbi’ne! ..” demeyi…

nasib et RaBB'im hepimize,,,  :smiley01: :smiley01:


Can'ım teşekkür ediyorum paylaşımlarından ötürü. Hepsini içime çekmeye çalıştım. okumalıyım, içime benliğime yerleştirip benimsemeliyim ki amele döneşebilsin değil mi (;

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

07.02.2010, 15:41
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #10
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı
KURTULUŞUN ADI: TESLİMİYET





İslâm¸ teslimiyettir. Teslimiyet ise kurtuluştur. Ama öncelikle Allah'a teslim olmalıyız ki kurtuluşa erebilelim. Zira Allah'a teslim olan¸ O'ndan başka bütün bağlardan kurtulmuş olur. Yüce Allah ise kulunun hep hayrını diler. O¸ asla kulu için şer dilemez. O'na bağlanan¸ O'na teslim olan her zaman kârdadır. Onun için yalnızca O'na teslim olunmalı¸ O'na boyun eğilmeli¸ O'nun hatırı her şeyden üstün tutulmalı.

Yüce Allah'a teslim olan¸ ondan başka bütün bağlardan¸ esâretten kurtulur¸ gerçek özgürlüğüne kavuşur. Allah'a teslim olamayanların ise şeytana¸ nefislerine yahut kendileri gibi başka insanlara esir olmaları söz konusudur. Bu yüzden Allah'a kulluk gerçek özgürlüğün kendisidir.

"Allah¸ geçimsiz efendileri olan bir adamla¸ yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misâl olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir¸ fakat çoğu bilmezler."[39/Zümer¸ 29.] O halde bir olan Allah'a teslim olup karmaşadan kurtulmak mı¸ yoksa birbiriyle sürekli çatışan birden fazla efendilere/güç odaklarına teslim olup karmaşada boğulmak mı istediğimize karar vermeliyiz.

Allah'a teslimiyet¸ O'nun hep hayır dileyeceğine can u gönülden inanıp içtenlikle emirlerine boyun eğmekle olur. Bunun için O'nu tanımak¸  O'nun emirlerini bilmek gerekir; sonra O'nun ölçülerine uymak gerekir.

Kur'ân¸ göklerde ve yerde olan bütün her şeyin Allah'a teslim olduğuna¸ O'nun emirleri doğrultusunda hareket ettiğine vurgu yaparak¸ yeryüzünün en şerefli varlığı olan insanın da yalnızca Yüce Allah'a teslim olmasını ister: "Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa¸ ister istemez O'na teslim olmuştur¸ O'na döneceklerdir."[ 3/Âl-i İmrân¸ 83.]

İslâm¸ aynı zamanda teslimiyet demektir. Müslüman olabilmek için¸ gönülden Allah ve Rasûlünün ölçülerine inanmak¸ onların gereklerini yerine getirmek gerekir. Bu anlamda teslim olanlar¸ doğru yolu bulmuş demektir. Teslim olmayanlar ise¸ yoldan çıkmış kimselerdir: "Onlar¸ şâyet İslâm olurlarsa doğru yola girmişlerdir¸ yüz çevirirlerse¸ sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür."[3/Âl-i İmrân¸ 20.]

İslâm'a göre teslim olup İslâm'a giren kendisi kazanır. Akıllı insan¸ başkalarını beklemeden teslimiyetle Allah'a boyun eğen kimsedir. Bu nedenle Kur'ân¸ Müslümanların ilki olmayı bize öğütler: "Doğrusu ben ilk Müslüman olmakla emrolundum¸  de; asla ortak koşanlardan olma!"[6/En'âm¸ 14; 40/Gâfir¸ 66]

Allah'a teslim olarak İslâm'a giren kimse Müslüman unvanını almaya ak kazanır. O selâmete/esenliğe ermiş demektir. Artık onun dünyası stres ve buhranlardan uzak esenlik yurdu olan Dâru'l-İslâm'dır. Âhireti de esenlik ve selamet yurdu olan Dâru's-Selâm'dır. Onların dünyadaki sloganları da "selâm" sözüdür¸ Âhiretteki sözleri de "selâm" sözüdür. Zira onlar bir adı da es-Selâm olan Yüce Allah'ın¸ kulları için düzenlediği İslâm'a gönül verenlerdir.

"Allah¸ selâm yurdu cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir."[10/Yûnus¸ 25.]

"Rablerinin katında selamet yurdu onlarındır. O¸ işlediklerinden ötürü onların dostudur."[ 6/En'âm¸ 127.]

"Oradaki cennetteki tebrikleri selâmdır."[10/Yûnus¸ 10.]

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

07.02.2010, 16:03
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #11
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı
KUR'ÂN'DA TESLİMİYET ÖRNEKLERİ

Allah katında geçerli din İslâm'dır. Bu dine bu ismi bizzat Yüce Allah vermiştir. Kur'ân bütün peygamberlerin Allah'a teslim olmuş Müslüman kimseler olduğunun altını çizer:

"Allah katında din¸ şüphesiz İslâmiyet'tir."[3/Âl-i İmrân¸ 19] "Size Müslüman adını veren O'dur."[22/Hac¸ 78.]

"Nuh kavmine şöyle demişti: Eğer yüz çevirirseniz bilin ki¸ ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aittir. Müslimlerden olmakla emrolundum." [10/Yûnus¸ 72.]

Hz. İbrahim¸ Rabbinin¸ "Teslim ol/İslâm ol emrine¸ ben âlemlerin Rabbine teslim oldum¸"[ 2/Bakara¸ 131] diyerek teslim olmuş ve babası başta olmak üzere çevresinin inkârcı tavırlarına tahammül edebilmiştir.

Aynı şekilde İbrahim Peygamber oğlu İsmail ile birlikte¸ Yüce Allah'ın kurban sınavını teslimiyetle başarıyla bitirebilmişlerdir. [37/Sâffât¸ 103]

"Yakub'un oğulları¸ ‘Senin Tanrı'na ve ataların İbrahim¸ İsmail ve İshak'ın Tanrı'sı olan tek Tanrı (olan Allah'a)  kulluk edeceğiz¸ bizler O'na teslim olmuşuzdur' demişlerdi." [ 2/Bakara¸ 133.]

"De ki: ‘Ben¸ yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kur'ân okumakla emrolundum." [27/Neml¸ 91-92.]

"Havârîler şöyle dediler: Biz Allah'ın yardımcılarıyız¸ Allah'a inandık¸ O'na teslim olduğumuza şahit ol." [3/Âl-i İmrân¸ 52¸ 5/Mâide¸ 111.]

"Cinler de şöyle dediler: İçimizde¸ kendini Allah'a vermiş Müslüman olanlar da¸ yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler¸ işte onlar¸ doğru yolu arayanlar¸ ona layık olanlardır." [72/Cin¸ 14.]

Bunun için Peygamberimiz¸ "İslâm ol/teslim ol kurtulasın." buyurmuştur. Demek ki kurtuluş Allah'a teslim olmakta¸ O'nun yegâne Hak dini İslâm ile şereflenmektedir. O'na teslim olan dünyada stres ve buhranlardan kurtulur¸ huzurlu bir hayatın adamı olur. Âhirette de azap ve gazaptan kurtulup cennetin sakini olur.

Kurtuluş teslimiyette ve İslâm'dadır. Ancak tam bir teslimiyet ve bütünüyle İslâm'a girmek şarttır. Çünkü bir sistem bütün parçalarıyla birlikte çalışırsa¸ tam randıman verir. Sistemin bir kısmı faaliyette olur¸ bir kısmı atıl kalırsa ondan tam bir randıman beklenmez. Bunun için Yüce Rabbimiz¸ "Ey İnananlar! Hep birden topyekûn barışa/İslâm'a girin¸ şeytana ayak uydurmayın¸ o sizin apaçık düşmanınızdır." [2/Bakara¸ 208.] buyurarak bütünüyle İslâm'a girmeyi bizlere emretmiştir. Yine Kur'ân¸ Allah'ın âyetlerini parçalara ayıran¸ bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmeyenleri¸ Allah'a pazarlıklı ibadet ve kulluk edenleri uyarmıştır:

"Nitekim biz kendi kitaplarırn parça parça ayıranlara da (kitap) indirmiştik. Ki onlar¸ (bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr ederek) Kur'an'ı da parça edenlerdir; Rabbine and olsun ki onların hepsine¸ yapmakta olduklarının hepsini soracağız."
[ 15/Hicr¸ 90-93.]

"Kitabın bir kısmına inanıp¸ bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?" [ 2/Bakara¸ 85.]

"İnsanlar içinde Allah'a¸ bir yar kenarındaymış gibi¸ bir ucundan kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır¸ başına bir belâ gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da Âhireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur." [ 22/Hac¸ 11.]

O halde tam bir teslimiyetle ve bütünüyle Allah'ın dinine girelim¸ onu bir bütün olarak yaşamaya gayret edelim ki¸ dinin dünya ve âhiret kazanımlarına nail olalım.


Ali AKPINAR

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

07.02.2010, 23:09
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #12
*

Kayit Tarihi: 22.04.2007
Mesaj: 9,948
Aldığı Teşekkür 219
...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...

Çevrimdışı

Can'ım teşekkür ediyorum paylaşımlarından ötürü. Hepsini içime çekmeye çalıştım. okumalıyım, içime benliğime yerleştirip benimsemeliyim ki amele döneşebilsin değil mi (;


Aynen öyle canim, bende sana tesekkür ediyorum bu güzel konuyu bizlere sundugun icin...
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır



08.02.2010, 23:41
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #13
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı
İmtihan veya kurban

       
Yazar: Şükrü Bulut   


Kurban imtihanın bir usülü müdür, yoksa neticesi mi? Cevabını hepimiz bilmeyebiliriz, fakat şu hakikati herkes kabul etmek zorundadır: İmtihana girenler bazen kurban olurlar, bazen kurban edilir ve en kolayı da kurban ederler. Kurbandan kaçınmak, imtihanı reddetmek anlamına geldiğinden, Adem (a.s.) babamızdan kıyamete kadar sebep-sonuç irtibatı içinde imtihanımız sürüp gidecek.

Dar-ı imtihan dünyadan mı ibarettir. Rabbimiz istediğinde cennette de imtihan olunur. Adem babamızın Arafata doğru sürüp-gelen sergüzeşt-i hayatı serapa imtihanlardan ibaret değil mi? Ben-i Adem’in imtihanı da ceddinin yolunda değişik şekil ve renk ve tadlarla devam edecektir. Habil ile Kabil’in imtihanları... Sonra emredildikleri kurbanları... Ve imtihanı kazanan Habillere karşı, Kabillerin devam eden imtihanları...

İmtihanı kabul etmemek mümkün müdür? Bezm-i Elestteki “kabul” ile yüklendiğimiz imtihanları reddetme çaremiz elbette yok... Kur’ân’da, imtihanlarına itiraz için gelen Ben-i İsrail’in hikâyelerini bilirsiniz. İtiraz veya redd, imtihanlarını şiddetlendirmiştir. İmtihanın en ateşli sorusu Rabbimize imanıyla birlikte tevhid içindeki teslimimiz değil mi? İmtihan salonundaki itirazı işmam eden en küçük bir sorunun İzzet-i İlâhiyyeyi ne denli celâle sevkettiğini merak edenler, Kur’ân’a bakabilirler. Yani Rabbinin karşıtlarına küçük bir meyli ihsan eden bütün duruşları silip süpüren elbetteki “Kabuldur”. Musa’nın (a.s.) muhalifleri, tevhide teslim olmayanlar ve hâlâ “icl” meselesini tartışanlar yalnızca Firavun müttefikleri değildi. ‘İcl’ meselesinin Musa’ya (a.s.) rağmen hâlâ Ben-i İsrail arasında cereyan ettiğini ve postmodern bakarperestliğin bilhassa Avrupa ve Amerika’da, altına gümüşe çokça düşkünler mabeyninde devam ettiğine inanmayanlar, meşhur borsaların amblemlerine baksınlar... Sina’daki nimete rağmen kalplerini ilâhî vahye kapatanların, güya düşmanları Firavun’un ordusunda hakikî Musevî ve İsevilerle nasıl savaştıklarını rahatça görebilecekler. Kurbana itiraz edenler çokça cahil ve aptallık derecesinde ahmak değillerse, şuurlara itiraz ediyorlarsa; onlara tavsiyemiz nifaklarını açığa vurmalarıdır. Mesellet ve meskenet içinde tevhide baş kaldıracaklarına, mertçe Amerika ve Avrupalı yoldaşları gibi inkârlarını ilân etsinler.

Rabbimiz kendisine olan sevgimizin mecazi sevgilerle gölgelenmesini istemiyor. Çoğunlukla yarattığı mahlukûna duyduğumuz aşırı muhabbetten dolayı bizi imtihan ediyor. Genellikle en çok sevdiklerimizle İbrahim (a.s.) ile Sara’nın çocuk hasretlerini kimler bilmez ki... Zayıf Sara’nın imtihanı daha kolay... Hacerle... Ve çok sevdiği İbrahim’den geçici ayrılıklarla... Halilullah ise çok sevdiği İsmail’i (a.s.) kurban etme imtihanıyla aylarca günlerce tutuşur, alev alev yanar. Ta “Kabul!..” deyinceye kadar. Elbette ki, şeytan yalnızca Mina’da değil. Mesele İsmail’deki teslimiyettir... Kabuldür... Bu evlâd muhabbetiyle yakıcı imtihanlara giriftar babalara semboldür İbrahim (a.s.)... Niyazımız, çevremizde hergün İbrahim’in “Kabul” makamına yükselen babaların sevgilerinin çoğaltmasıdır.

Sevgililer sevgilisi de kurbanların çocuğudur. Hem İsmail’in (a.s.), hem de Abdullah’ın... İbrahim’i yakan ateşlere Abdulmuttalip de yanmıştı... Oniki evlâd bir yana, Abdullah bir yana... Sen misin Abdullah’ı bu denli seven... Tıpkı Yakub’un Yusuf’a muhabbeti gibi. Ah imkânımız olsaydı da Abdullah’ın bir bedelini de biz ödeseydik. Kabul makamına yükselene dek imtihanın eritici ateşi devam eder, şayet iman varsa! “Kabul” aynı zamanda bir kurtuluştur... “Kabul!” deyiverdiğimizde sarp uçurumlar ovalara dönüşüyor, tsunamiler sakin denizlere, en vahşi canavarlar munis hayvanlara ve nihayet bize dehşetli görünen “Kabir” ise cennet bahçelerine... Fakat bir hakikat var: Kurbansız imtihan olmuyor...

Kalbimizi yaratan ve en mutena yerini kendisine ayıran Rabbimiz, oraya kendisini unutturacak başka sevgilerin girmesini istemiyor. Hem Rabbini ve Malikini sevecek ve aynı derecede masivaya gönül bağlayacakların imtihanı değil mi kurban?

İmtihandaki doğru tercihe kurbanla ulaşıyoruz. Kurban aynı zamanda O’nun bize sevgi ve şefkatinin işareti. Sultan kuluna acıyor, yönünü ve yüzünü kurbanla kendisine çeviriyor. Yani Kurban, en güzel isimlerin sahibine ve güzelliğin aslî kaynağına yakınlaşmak ise; hidayet ve saadete giden yol anlamına da gelir.

Tevhid, Allah’tan başka hiçbir şeye kurban olmayacağını da emreder. Küçücük bir müsaade olsaydı, insana kurban olurdu insan... Fakat sevgililer sevgilisi diyor ki, “Ben iki kurbanın çocuğuyum.” Yani insan da o yolun kurbanı. Fakat O’nun bize sevgisi, şefkat ve acımasına bakıyoruz ki, insanın yardımına semadan kurbanları gönderiyor, O...

İmtihanla Kurban arasındaki gel gitlerden ibaret olan hayatımız da, ondan gelene razı olmak üzere Kabul-Rıza mertebesine ulaşmak biricik hedefimiz olsa gerek... Teslim olmak... Zaten İslâm da bu değil mi?

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

09.02.2010, 00:26
Ynt: İBRAHİMÎ DuRuŞ'uN adı: TeSLiMiYeT (02.02.2010) | #14
*

Kayit Tarihi: 30.04.2008
Yer: mevlana diyarı
Mesaj: 4,358
Aldığı Teşekkür 155
Ben aşkı satın aldım, verdiğim bir CAN oldu...

Çevrimdışı

BİR TESLÎMİYET NUMÛNESİ


Bizlere teslîmiyeti öğreten sahabe-i kiram efendilerimiz¸  her durum ve ortamda Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e tâbî olup onu örnek almışlardır.  Şu ayet-i kerime buna işaret etmektedir:

"Andolsun ki¸ Resûlullâh (s.a.v)¸ sizin için¸ Allah (c.c)'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah (c.c)'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir."
(33/Ahzâb¸ 21.)

 

Hicret esnasında Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)'in ve Hz. Ebû Bekir (r.a)'in teslimiyeti İslâm ve tasavvuf tarihinin en mühim tablolarındandır. Allah Resûlü (s.a.v)'nün hicret esnasında hem Sevr mağarasında hem de daha sonra müşriklerden Süraka bin Malik'in peşlerine düşmesi sırasında Allah (c.c)'a göstermiş olduğu teslimiyet dillere destandır. Mekke'den Medine'ye hicret esnasında müşrikler¸ Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizi ve sâdık yol arkadaşı Hz. Ebû Bekir (r.a)'i amansız bir takibe almışlar ve Sevr mağarasında kendilerine ulaşmışlardı. Onlar mağaranın sağını solunu dolaşıyor ve "Eğer mağaraya girmiş olsalardı¸ güvercinlerin yumurtası kırılır¸ örümcek ağı da bozulurdu." diyorlardı. Bu esnada endişeye kapılan Hz. Ebû Bekir (r.a)¸ Peygamber Efendimize hitaben; "Ben öldürülürsem¸ nihayet bir tek kişiyim¸ ölür giderim. Fakat sen öldürülecek olursan¸ o zaman bir ümmet helak olur gider." diyordu. O sırada Peygamberimiz ayakta namaz kılıyor¸ Hz. Ebû Bekir (r.a)'de gözcülük yapıyordu. Efendimize; "Şu kavmin seni arayıp duruyorlar. Vallahi ben kendim için tasalanmıyorum. Fakat sana zarar vermelerinden korkuyorum." dedi. Resûl-i Ekrem; "Ey Ebû Bekir¸ korkma! Hiç şüphesiz Allah (c.c) bizimledir!" buyurdu. (Buhârî¸ Fezâilü'l-Ashâb¸ 2; Müslim¸ Fezâilü's-Sahâbe¸ 1.)

 

Dilediğini yapan, dilemediği karşılığı alır!!!



Dayan Mücahid'im dayan,
Bu senin Yüce Davan!

Hür olmazsa bil ki KUR'AN,
Kalpte hapis kalır İ M A N

  Yukarı git Sayfa: [1] 2
 


2009 © Minare.Net
Dünyanın en büyük türkçe islami platformu!
Bu sayfa 0.305 saniyede 32 sorgu ile oluşturulmuştur
Powered by SMF 2.0 RC3 | SMF © 2006–2009, Simple Machines LLC
Newyorkta 5 Minare

Sitemizde yayınlanan içerikten "İÇERİK SAHİBİ" sorumludur. Herhangi bir yasal durumda sitemiz sorumlu tutulamaz.