|
|
 |
« : 06 Mayıs 2007, 14:13:36 » |
|


Bu kadar temiz, bu kadar yumuşak, bununla beraber bu kadar kahraman bir fıtrat yalnız hürmet değil, muhabbet de telkin eder. İslâm tarihçileri, pek tabiîdir ki, Hazret-i Muhammed [S.A.V.]‘in meziyetlerinden ve fikrî mevhîbelerinden mağrûrâne bir hoşnûdlukla bahsederler. Büyüklere hürmeti, fakirlere şefkati, cür‘etkârlara karşı sabırlılığı ile Peygamberimiz [S.A.V.] herkesin ta‘zim ve takdirini kazanmıştı. Sîmâsı kalbinin iyilikseverliğini anlatırdı.
Ümmî olmakla beraber kâinatın özüne derin bir yakınlık ile yükselen, genişleyen tabiatın kitabına derinden nüfuz eden Hazret-i Muhammed (S.A.V.)‘in dimağı, ümmîleri de, âlimleri de eşit olarak etkilemek kudreti ile mümtazdı. Sımasında öyle bir ihtişam, öyle bir dehâ ifâdesi vardı ki kendisi ile temas edenlerin hepsine hürmet ve muhabbet hislerini ilham ederdi. Bütün rivayetler, Peygamberimiz (S.A.V.)‘in fikrî yüceliği, en son derecede olan yumuşaklığı, iffet ve temizliği, namusluluğu ve doğruluğu etrafında toplanmıştır. Kendinden aşağı bulunanlara karşı pek şefkatli olan Hazret-i Muhammed (S.A.V.), kendisine hizmet edenlerin hiçbirini, bir defa azarlamamıştır. Peygamberimiz (S.A.V.)‘e hizmet edenlerden Hazret-i Enes (R.A.) der ki: «Resûlüllah‘a on sene hizmet ettim. Bana bir defacık «öf!..» dediğini işitmedim.»
Peygamberimiz (S.A.V.) ailesine son derece bağlı idi. Oğullarından biri bir demircinin zevcesi olan bir kadının dumanlı evinde Peygamberimiz (S.A.V.)‘in bağrında ölmüştü. Peygamberimiz (S.A.V.) çocuklara pek tutkundu. Onları yolda durdurur, yanaklarmı okşardı. Peygamberimiz (S.A.V.), ömründe bir adamı dövmemiş, hiçbir kimseye fena bir söz söylememiştir. Birine lanet etmesi söylendiği zaman «Ben lanet okumak için değil, âleme rahmet olmak için gönderildim» demişti.
Peygamberimiz (S.A.V.) hastalan ziyaret eder, tesadüf ettiği her cenazede yürür, kendisini davet eden kölelerin bile dâvetine icabet eder, keçilerini sağar, kendi hizmetlerini bizzat görürdü. Kendisi ile musâfaha edenlerin elinden daha evvel elini çekmez, kendisinden ayrılanlar dönmeden evvel dönüp gitmezdi. Peygamberimiz (S.A.V.) çok cömert idi. Çok cesurdu. Lisanı ancak doğruyu söylerdi.
Himâyesi altında bulunanların en sâdık koruyucusu idi. Konuşurken sözün en tatlısını, en güzelini söylerdi. Kendisini görenler derhal hürmetle duygulanırlardı. Kendisi ile temas edenler mutlaka onu severlerdi. Onu tavsif edenler «Ne O‘ndan evvel, ne O‘ndan sonra bir benzerini görmedik» diyorlar. Sözlerini kesin ve temiz bir ifâde ile söyler ve söylediği sözleri bir kimse unutmazdı. İffet, nezâket, sabır, nefis feragati, âlicenâblık hareketlerine hâkimdi. Felâkete uğrayanlara ve matemlilere teselli verirdi.
Kıtlık zamanlarında bile sofrasına başkalarını davet ederdi. Etrafında bulunanların şahsî refahları ile hararetle alâkadar olurdu. Yollarda durur ve en fakîr bir insamn şikâyetini dinlerdi. Kalbleri kırık olanların gönlünü almak, matemlilere başsağlığmda bulunmak için en fakîr insanların evine kadar giderdi. En zavallı köle gelir, Peygamberimiz (S.A.V.)‘in elinden tutar, efendilerine götürür, uğradığı kötü muameleyi anlatır, ya özür dilenmesini veya serbest bırakılmasını isterdi.
Peygamberimiz (S.A.V.) «Besmele» çekmeden yemek yemez ve (C.C.)‘a şükretmeden kalkmazdı. Vaktini düzenli olarak kullanır ve kesinlikle israf etmezdi. Gündüzün ibâdetle meşgul olmadığı zamanlar ziyaretçilerini kabul eder ve umûmî işleri görürdü. Geceleyin az uyur, vaktini ibâdetle geçirirdi. Fakirleri sever ve onlara hürmet ederdi. Evleri olmayanları ikametgâhına yakın câmi‘de müsâfir ederdi. Her akşam mutlaka birini pek basit olan sofrasına davet eder, diğer fakirler de Eshâb-ı Kiramın yanında müsâfir olurlardı. En müthiş düşmanlarına karşı benimsediği hareket tarzı afv ve bağışlama idi. Devletin düşmanlarına aman vermediği halde kendi şahsına karşı yapılan istihzaları, söylenen kötü sözleri, uydurulan iftiraları, aleyhine hazırlanan sûikasdları, kendi şahsına uygulanan işkenceleri hep unutur ve bunların faillerini afvederdi.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.) pek sâde yaşardı. Elbisesi, eşyası hep sâde idi. Bir çok defalar, Zât-ı Risâletpenâhinin gıdasız kaldığını Ebû Hüreyre (R.A.) rivayet etmektedir. Bir kaç hurma ile biraz su, Peygamberimiz (S.A.V.)‘in aldığı gıda idi. Aylarca evinde ışık yanmadığı olurdu. İslâm tarihçileri derler ki; Cenâb-ı Hak (C.C.) bütün dünyadaki hazînelerin anahtarlarını O‘na vermiş, fakat o reddetmişti.
En büyük mürşid, ileriye dönük fikirleri itibariyle asrın adamıdır. İnsan varlığı için devamlı çalışmanın bir gereklilik olduğunu ifâde eden Peygamberimiz (S.A.V.), insanın çalışmasının meyvesinden başka bir şey kazanamıyacağını Kur‘ân Lisânı ile teblîğ etmiştir. Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyor ki:-«Çalışmak bizden, muvaffakiyet ‘dandır.»
Peygamberimiz (S.A.V.), dünyanın kanuna tâbi ve kâinatı kuşatan en yüce bir aklın idaresine bağlı olduğunu öğretmiştir. Her şey zamanına rehnedümişi tir. Bununla beraber kendi kurtuluşunu sağlamak hususunda insan irâdesi, muhtardır.
Peygamberimiz (S.A.V.)‘in muhabbeti, evrenseldi. İlâhî rahmeti bütün canlı varlıklara teşmil eden odur. Bir insan hayatını kurtaranın bütün insanlığı kurtarmış gibi olacağını ilân eden ancak Hazret-i Muhammed (SA.V.)‘dir.
Peygamberimiz (S.A.V.)‘in içtimaî telâkkileri, yıkıcı değil, yapıcıdır. Aile hayatının kutsallığını Peygamberimiz (S.A.V.) en yüksek şekilde ifâde etmiştir. Peygamberimiz (SA.V.)‘in nazarında en yüce ibâdet insanlığa hizmettir. Peygamberimiz (S.A.V.), mü‘minleri meziyet ve mükâfat kazanması için vazifelerini yapmaya davet etmiştir. Peygamberimiz (S.A.V.)‘e göre çocuklar sevgi ve yumuşaklıkla yetiştirilmek üzere Cenâb-ı Hakk (C.C.)‘ın bize tevdi ettiği emânettir. Ana baba çocukları tarafından sevilecek ve hürmet görecektir. Bu vazife dâiresine akraba, komşu ve fukara da dâhildir.
Peygamberimiz (S.A.V.), ondört asır önce risâletini yerine getirmiş bulunuyor, fakat onun telkîn ettiği esaslar üzerinde zamanın hükmü yoktur. Bu gün de mü‘minler kalbleri ve dudakları ile şu tarihî sözü tekrar ediyorlar:
«Ruhî fedâke yâ Resûlellâh!» (Yâ Resûlüllâh, canım sana feda olsun!)
|