|
|
| 15 Şubat 2008, 21:01:12 |
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 15 Şubat 2008, 21:01:12 » |
|
İNCİRİN FAYDALARI
İncir hoş bir meyve, latif bir gıda ve çabucak hazmedilir. Aynı zamanda ilaçtır. İnsanın tabiatını yumuşatır. Balgam söker ve böbrekleri temizler. Mesanedeki kumların atılmasını sağlar. Beden şişmanlatır. Karaciğer ve dalakta kapalı olan damarları açar. Sütle kaynatıldığında ses kısıklığına iyi gelir. Kalbe ferahlık verir. Sindirim organı sancılarını giderir. İncirde şeker organik asitler, sabit yağ ve vitaminler (A,B,C) vardır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi, c–10, s–90)
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 15 Şubat 2008, 21:02:54 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 15 Şubat 2008, 21:02:54 » |
|
ZEYTİNİN FAYDALARI Zeytin güzel bir katıktır. Zeytin, yağından faydalanılan bir meyvedir. Aydınlatmada ve tıpta kullanılır. Zehirlere karşı faydalıdır. İnsanın içini sürdürür ve asalak yaşayan kurtçukları düşürür. Deriyi yumuşatır ve ihtiyarlamayı geciktirir. Zeytinin tuzlu suyu, yanık yerin şişmesini önler ve diş etlerini sertleştirir. Zeytinin yaprağı kızarıklığa, karıncalaşmaya, kirli yaralara, kurdeşen hastalığına fayda sağlar ve terlemeyi engeller. Zeytin ağacı uzun ömürlüdür ve 200–300 sene yaşaya bilir. Peygamberimizde yılda bir defa vücudunu zeytinyağıyla yağlardı. Zeytin ve yağının bu sayılanlardan daha fazla faydaları vardır. (Tıbbı Nebevi, İbn-i Kayyim el-Cevziyye, s–480)
İkrime ( r.a )’de derki; yüce incir ve zeytinin bittiği yerlere yemin etti. Çünkü incir Dimaşk bölgesinde, zeytinde Beyti Makdis’de çok olur. Bu mana daha açıktır.
Böylece bu yemin, ’ın; vahiy ve semavi emirlerle şereflendirdiği mukaddes yerlere yapılmış bir yemindir.
Dolayısıyla, İsa ( a.s )’ın doğduğu, Peygamberlik vazifesini yaptığı ve oradan göğe yükseltildiği mukaddes beldeye; ilahi kitaplardan İncil’in, Tevrat’ın ve Zebur’un indiği o beldelere yemin olsun ki.
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
|
|
| 16 Şubat 2008, 22:38:11 |
|
|
 |
« Yanıtla #4 : 16 Şubat 2008, 22:38:11 » |
|
1) "Tin'e ve Zeytun'a andolsun". - Tin incir demek ise de burada öyle terceme etmek pek uygun olmayacaktır. Zira tefsircilerin bir çoğunun açıklamasına göre burada Tin ve Zeytun birer özel isim yerindedir. Özel isim olmuş kelimelerin ise tercemesine kalkışmak doğru değildir. Çünkü onlar neye isim olmuşlarsa onları mânâlarıyla değil lafızlarıyla tanıtırlar. "İncir Köyü" diye bilinen bir köy, "Tin Karyesi" diye terceme edilmekle tanıtılmış olmayacağı gibi, Tin adıyla anılan bir dağı veya mescidi veya beldeyi de incir diye anlatmaya kalkışmak izah değil, karıştırma olur. Gerçekte tefsirler burada Tin ve Zeytun hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir:
BİRİSİ: Bazı tefsirciler demiştir ki: Görünen şekli ile Tin ve Zeytun'dan maksat, bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lugat itibariyle görünen bu olduğu gibi Hasen, Mücahid, İkrime, İbrahim Nehai, Ata, Mukatil, Kelbi ve daha bir kısım âlimlerden "O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir.", yahut "O, yenilen incir ve sıkılan zeytindir.", yahut "o, insanların yediği yemiştir." tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnü Abbas'a da nisbet edilmiştir. Bunlardan ise, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir karine (ipucu) bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmaktır. Fakat bu durumda insan yaratılışının güzelliğini veya çirkinliğini ve sonunun acılığını veya tatlılığını anlatırken incir ve zeytine yeminle başlamanın ne ilgisi olduğunu da düşünmek gerekeceğinden incir ve zeytinin insan hayatı için hem gıda, hem meyve, hem ilaç, hem ticaret açısından faydaları pek çok olan meyvelerin en güzel ve mübareklerinden olduğunu açıklamaya çalışmışlardır ki, biz burada bunun ayrıntılarına girmeye gerek duymuyoruz. İnsan yaşamak için maddi ve manevi gıdaya muhtaçtır. Maddi gıdaların en önemlileri tatlı ve tuzlu veya yağsız ve yağlı yiyecekler, bunların en güzelleri de meyvelerdir. İşte incir ve zeytin ya meyvelerin en faydalı ve en mübarekleri olmak itibariyle özel durumlarına veya özeli zikredip geneli kastetmek yoluyla tatlı veya tuzlu, yağsız veya yağlı genellikle önemli yiyecekleri temsil edecek birer misal; Tur-i Sina ve Beled-i Emin de manevi gıdalara yer olan mübarek mevkiler olmaları nedeniyle bunlara yemin edilmiştir, demek olabilir. Bununla beraber insan yaratılış, açısından düşünüldüğü zaman "Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun."(Leyl, 92/3) yemininin taşıdığı mânâdan dolayı bu iki meyvenin dişi ve erkekten kinaye olmaları ihtimali de uzak değildir. Bu görüşe göre Tin ve Zeytun, incir ve zeytin diye tercüme olunabilir.
İKİNCİ görüşe gelince: Birçok tefsirci de demiştir ki: Burada "tin" ve "zeytun"dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. Turu Sinin ve Beled-i Emin ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Alûsî de bir çoğunun kabul edip inandığı üzere "bunlar, mübarek şerefli yerlere yemindir" diyerek bu görüşü tercih etmiştir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, birer mescid ismi, birer belde ismi olması hakkında üç gürüş zikretmişlerdir. Şöyle ki:
1- Birer dağdırlar.
İbnü Cerir'de Katade'den: Tin, Dimeşk'ın bulunduğu dağ; Zeytun, Beyt-i Makdis'in bulunduğu dağdır. İkrime bir rivayette de: Bunlar iki dağdır.
Rebi'den: Hemedan ile Hulvan arasında iki dağ, Şam dağları.
Said b. Mansur ve İbnü Ebi Hâtim, Ebu Habib Haris b. Muhammed'den Tin, Tur-i Tina; Zeytun, Tur-i Zeyta denilen dağlardır. İyi incir ve zeytin bittiği için bu şekilde isimlendirilmişlerdir. İmam Razî bunu İbnü Abbas'ın sözü olmak üzere naklederek şöyle der: İbnü Abbas demiştir ki: Bunlar mukaddes topraklardan iki dağdır. Bunlar incir ve zeytin yetişen yerler olduklarından dolayı bunlara Süryanice'de Tur-i Tina (Tin Dağı) ve Tur-i Zeyta (Zeytin Dağı) denilmiştir. Bu takdirde yüce Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. Tin denilen dağ İsa (a.s)'nın; Zeytun, Şam İsrailoğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; Tur, Musa (a.s)'nın peygamber gönderildiği yer; Beled-i Emin de Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olarak gönderildiği yerdir. Şu halde gerçekte yeminden maksat, peygamberlere hürmet ve derecelerini göstermek olur.
2- İki mescittirler. İbnü Zeyd: Tin, Dimeşk mescidi; Zeytun, Beyt-i Makdis Mescidi demiştir. Ka'b da: Tin Dimeşk Mescidi, Zeytun İliya Mescidi demiştir. İbnü Abbas'tan gelen bir rivayete göre de Tin Nuh Mescidi, Zeytun Beyt-i Makdis Mescidi'dir.
3- İki beldedir. Ka'b'ın dediğine göre Tin, Dimeşk; Zeytun, Beyt-i Makdis'tir. Şehr b. Havşeb de: Tin, Kûfe; Zeytun, Şam'dır demiştir. Maksadı Kûfe'nin bulunduğu yer demek olacaktır ki Nuh (a.s)'un konakladığı yere denir.
Demek ki Tin ve Zeytun, aslında bildiğimiz incir ve zeytin meyveleri ve ağaçları olmakla beraber bunların yetiştiği bereketli yerler olmakla tanınmış iki dağ ve onlarda iki belde ve onlarda iki mescid dahi Tin ve Zeytun adlarıyla tanınmış, bunlar da Tur-i Seyna ve Mekke gibi dinin çıktığı mübarek şerefli yerler sayılmış olduğundan burada hayat için maddi, manevi gıdaların ve incir ve zeytin gibi faydalı meyveler verecek çalışma ve amelin ve yerin önemine ve özellikle incir ve zeytinin lezzet, kıymet ve faydalarına da ima ve işaret ile beraber daha ziyade peyamberlerin yetiştiği, dinlerin çıktığı yerler olarak bilinen kutsal yerlere yemin edilmiştir. Bundan dolayı "Keşf" yazarının dediği gibi, bunların hepsi dinî ve dünyevî hayır ve bereketi ile mukaddes topraklara ve emin bir beldeye yemin demek olur. Yalnız incir ve zeytine yeminde bu ahenk ve kapsamı anlamak güçtür. Onun için Tin'i ve Zeytun'u sade incir ve zeytin meyveleri diye terceme etmemeli, gerek Hıristiyanlık'ta, gerek Yahudilik'te gerek İslâm'da "Çevresini mübarek kıldığımız."(İsrâ, 17/1) mânâsı gereğince mübarek tanınan ve hayır ve bereketinden istifade için iyi olma hususunda yarışılarak çalışılması arzu edilen mukaddes topraklara dahi işaret olmak üzere sözü geçen incir ve zeytin isimleriyle şöyle demelidir: ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR
|
|
|
|
|
Logged
|
kırıldı ümidim.. incindi yüreğim...
|
|
|
| 16 Şubat 2008, 23:26:01 |
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 16 Şubat 2008, 23:26:01 » |
|
 razı olsun canlar.paylaşımlar çok faydalıydı..incirin ve zeytinin faydalaını bilmiyordum..sayenizde öğrenmiş oldum...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 17 Şubat 2008, 03:44:09 |
|
|
 |
« Yanıtla #6 : 17 Şubat 2008, 03:44:09 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 17 Şubat 2008, 13:32:01 |
|
|
 |
« Yanıtla #7 : 17 Şubat 2008, 13:32:01 » |
|
“Eleysallahü bi ahkemil hakimîn” Meâli: “ (Teâlâ) hâkimler hâkimi değil midir?”
Bu âyet Tîn Sûresinin (95. Sûre) son âyetidir (8. âyeti).Tirmizî, Ebu Davud ve Ebu Hureyre (r.a.)’den Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Biriniz bu Sûreyi okuyup da “ hakimlerin hakimi değil midir?” âyetine geldiğinde “Amenna ve saddakna, evet, ben de ona şahitlerdenim” desin” buyurmuştur. Bazı rivayetlere göre de Resulullah (s.a.v) bu âyete geldiği vakit “ ’ım sen noksan sıfatlardan uzaksın, amenna; sen hakimler hakimisin” derdi. Başka bir rivayette ise, Fahr-i kâinat Resûl-i kibriya efendimiz (s.a.v) ashabına adeta çıkışarak “size ne oluyor, bu Sûre cinlere okunduğunda onlar “amenna ve saddakna” derlerdi. Biriniz bu Sûreyi okuyup da “ hakimlerin hakimi değil midir?” âyetine geldiğinde “Amenna ve saddakna, evet, ben de ona şahitlerdenim” desin” buyurmuşlardı. Bu kadar üzerinde durmasının hikmeti vardı.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 17 Şubat 2008, 13:36:14 |
|
|
 |
« Yanıtla #8 : 17 Şubat 2008, 13:36:14 » |
|
Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyuruyor: " ;Tin Suresini okuyan kimseye iki nimet verir: Selamet ve yakin."
Hz.İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Tin Suresini günlük farz ve nafile namazlarında okuyan kimseye, cennette razı olduğu her yer verilecektir."
Kim Tîn sûresini okursa, sağ olduğu müddetçe ü teâlâ ona (dünyâda) yakîn ve âfiyet verir. Vefât ettiği zaman da bu sûreyi okuyanların adedince sevâb verir. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 17 Şubat 2008, 13:42:40 Gönderen: VuSLaT »
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 17 Şubat 2008, 13:39:05 |
|
|
 |
« Yanıtla #9 : 17 Şubat 2008, 13:39:05 » |
|
 Kur'an'da, insanı, özellikle tanımlayan üç süre vardır: Yusuf Sûresi, Asır Süresi ve Tîn Sûresi. Bu süre, aynı zamanda Kur'an'da açıklanması en zor olan üç sûreden (93, 94, 95) biridir.
Sûre-i Tîn'de, hem insanın hilkati, hem de temeldeki yaratılış hikmetleri iç içe bir gülün goncası gibi açmaktadır.
Her sûrede baş vurmamız gereken bu gül goncası gibi açılış ilkesi, ancak bu surenin yorumu sırasında anlaşılmıştır. Bu hikmet şudur:
Kur'an'da her âyet bir diğerini açar. Birbirine ilgisiz gibi görünen kelimeler, gerçekte birbirini tamamlayarak bir büyük mesajın çatışını teşkil eder.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 19 Şubat 2008, 17:02:42 |
|
|
 |
« Yanıtla #10 : 19 Şubat 2008, 17:02:42 » |
|
TİN SURESİ AÇIKLAMA____>>>devam... “Ancak iman edenler…”
’a saf ve katıksız bir imanla inananlar. Yaratıcı, yaşatıcı ve yönetici olarak sadece yüce kudreti bilen ve ona boyun eğenler yükselecektirler. Burada özellikle “iman eden” değil de “iman edenler” denilmesinin birçok sebepleri vardır. Ama biz burada sadece bir hususuna dikkatinizi çekelim.
Oda şu: Yeryüzünde izzetli ve onurlu yaşamanın, emperyalistlerin sömürüsünden uzak kalmanın, aç kurtların yemi olmaktan ve terörizmin kurbanı olup onların emellerine hizmet etmekten kurtulmanın tek yolu cemaat halinde yaşamaktır. İmanımızı ancak bu halde koruyabiliriz.
Sağlam bir imana sahip olduktan sonra, bizden imanın göstergesi olan Salih amel isteniyor. Çünkü kul iman ettikten sonra Cenab-ı Hak, hadi kulum imanını amelinle ispat et.
“Salih amel işleyenler…”
Salih amel: İman sözleşmesinin hayata geçirilişidir. Bir başka deyişle, dünya ve ahirete yönelik değerli işler üretmenin ve ortaya koymanın adıdır. Kısaca Kur’an’a göre yaşamaktır.
Bugün bizler Salih ameli, sadece namaz, oruç, zekât ve hac olarak anlıyoruz. Hâlbuki:
Yoldan bir taşı kaldırmak Salih ameldir.
Müslümanların birbirlerine yardımı Salih ameldir.
Müslüman’ın kardeşine tebessümü hem sadaka hem de Salih amel olarak değerlendirilir.
Müminin din kardeşine duası Salih ameldir.
İslam’ın helal ve haram kavramındaki sınırı gözeterek yaşamak Salih ameldir.
En güzel şekildeki yaratılışın gereği olarak yaşamak ve dünyaya gönderiliş gayesinin bilinci içerisinde olmak Salih amel işlemektir.
İman edip ve onun icrası olan güzel işleri yapanlara, Mevla Teâlâ sonsuz mükâfatlar vereceğini ayetin devamında şöyle beyan ediyor:
“Onlar için kesintisiz mükâfat vardır.”
Bu mükâfat hem dünyada hem de ahirette kesintisiz devam edecektir. Bizlere kendisini tanıma ve iman etme bahtiyarlığını vermesi bir mükâfattır.
Peygamberimize ümmet kılması bir mükâfat değil midir?
İslam dininin bir mensubu olmak bir mükâfat değil midir?
Kur’an talebesi olmak bir mükâfat değil midir?
Terörist olmamak bir mükâfat değil midir?
Hülasa namaz, oruç, hac, zekât, cömertlik, merhamet ve yardım severlik dünyada bize verilen bir ikramiye değil midir?kaynak: Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yapwww.cumaesintileri.com
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 20 Şubat 2008, 23:07:30 |
|
|
 |
« Yanıtla #11 : 20 Şubat 2008, 23:07:30 » |
|
 razı olsun. Açılımlar çok faydalı ve isabetli oldu. Bu haftaki mütalaamızın konusuyda buydu. Demek ihtiyaç varki cenab-ı  tekrar tekrar okutuyor.  razı olsun.
|
|
|
|
|
Logged
|
SEVGİ GÜNEŞİNİN GURUB ETTİĞİ KARANLIK BİR DÜNYADA ,İNSAN BÜTÜN DÜNYANIN SULTANI OLSA NEYE YARAR Kİ?
|
|
|
| 24 Şubat 2008, 13:43:30 |
|
|
 |
« Yanıtla #12 : 24 Şubat 2008, 13:43:30 » |
|
sağol  razı olsun olsun inşaallah yüreğine emeğine sağlık
|
|
|
|
|
Logged
|
BİNLERCE EVİN OLSA HEPSİ SENİ KOVACAK. DÜŞÜN EN SADIK EVİN YİNE MEZAR OLACAK...
|
|
|
| 01 Nisan 2008, 12:35:13 |
|
|
 |
« Yanıtla #13 : 01 Nisan 2008, 12:35:13 » |
|
.....Ve hâkezâ, herbir mevkiin, ayrı ayrı nüktesi ve faydası vardır. Vakit müsait olmadığı için, yalnız icmâlen "Yemin olsun incire ve zeytine"(eskimez yazıyla yazamadım turgay)-1- kasemindeki çok nüktelerinden bir nükteye işaret edeceğiz. Şöyle ki:
Cenâb-ı Hak, tîn ve zeytinle kasem vasıtasıyla azamet-i kudretini ve kemâl-i rahmetini ve büyük nimetlerini ihtar ederek, esfel-i sâfilîn tarafına giden insanın yüzünü o taraftan çevirip, şükür ve fikir ve İmân ve amel-i salih ile, tâ âlâ-yı illiyyîne kadar terakkiyât-ı mâneviyeye mazhar olabilmesine işaret ediyor. Nimetler içinde tîn ve zeytinin tahsisinin sebebi, o iki meyvenin çok mübarek ve nâfi olması ve hilkatlerinde de medar-ı dikkat ve nimet çok şeyler bulunmasıdır. Çünkü, hayat-ı içtimaiye ve ticariye ve tenviriye ve gıda-yı insaniye için zeytin en büyük bir esas teşkil ettiği gibi; incirin hilkati, zerre gibi bir çekirdekte koca incir ağacının cihazatını saklayıp derc etmek gibi bir harika mucize-i kudreti gösterdiği gibi, taamında, menfaatinde ve ekser meyvelere muhâlif olarak devamında ve daha sair menâfiindeki nimet-i İlâhiyeyi kasemle hatıra getiriyor. Buna mukabil, insanı İmân ve amel-i salihe çıkarmak ve esfel-i sâfilîne düşürmemek için bir ders veriyor.
Risale-i Nur
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 01 Nisan 2008, 13:27:23 |
|
|
 |
« Yanıtla #14 : 01 Nisan 2008, 13:27:23 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
DERMAN ARADIM DERDİME, DERDİM BANA DERMAN İMİŞ...
|
|
|
|