| 14 Mayıs 2007, 11:16:35 |
|
|
 |
« : 14 Mayıs 2007, 11:16:35 » |
|
ŞEHİTLİK, İMAN İSTER
yolunda öldürülen müslümana şehit denir. Şehitlik, katında yüksek bir rütbedir.
Şehit ’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup rızıklanacağı ve cennete gireceğine şehadet olunduğu için bu adı almıştır. Kur’an-ı Kerim’de şehitler hakkında şöyle buyurulur:
“ yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Lakin siz onu anlayamazsınız.” (Bakara, 154)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 14 Mayıs 2007, 19:20:45 Gönderen: CeNNeT »
|
Logged
|
Müminlerden öyle yiğitler vardır ki; Onlar  'a verdikleri söze sadakat gösterdi. Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimiside şehit olmayı bekliyor...
|
|
|
| 14 Mayıs 2007, 11:17:57 |
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2007, 11:17:57 » |
|
Şehit üç çeşittir
1- Hem dünya, hem de ahiret bakımından şehit. Bu, savaş alanındaki şehittir. Bunun dünya bakımından hükmü şöyledir: Cumhura göre yıkanmaz, kefenlenmez ve üzerine cenaze namazı kılınmaz. Ahiret yönünden hükmü ise, özel bir sevaba kavuşmaktır. Bu şehit, tam şehittir.
2- Sadece dünya hükmü bakımından şehit. Bunlar, kafirlerle veya asi ve yol kesicilerle savaşırken yaralandıktan sonra, hemen ölmeyip savaş alanından başka yere nakledildikten sonra ölen.
3- Savaş dışında zulüm edilerek, yahut suda boğularak, için ilim öğrenirken ölen kimseler de şehittir. Dünya hükmü bakımından bunlara şehit muamelesi yapılmaz. Peygamberimiz (a.s.) hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Her kim malı uğrunda öldürülürse o kimse şehittir. Kim canı uğrunda öldürülürse o kimse şehittir. Her kim dini uğrunda öldürülse o kimse şehittir. Her kim ırzı namuzu uğrunda öldürülürse o kimse şehittir. (Müslim, 2/7)
|
|
|
|
|
Logged
|
Müminlerden öyle yiğitler vardır ki; Onlar  'a verdikleri söze sadakat gösterdi. Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimiside şehit olmayı bekliyor...
|
|
|
| 14 Mayıs 2007, 15:27:38 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 14 Mayıs 2007, 15:27:38 » |
|
İLK ERKEK ŞEHİT YASİR
Yasir ailesine yapılan işkence akıllara durgunluk verecek derecede idi. Yasir, aslen Yemen diyarından Mekke'ye gelip yerleşmişti. Mekke'ye geldiğinden Mahzumoğullarından Ebû Huzeyfe b. Muğire'nin himayesine girmişti. O da Yasir'i cariyesi Sümeyye ile evlendirmişti. Bu evlikten iki erkek çocuk dünyaya gelmişti. Biri Ammar, diğeri de Abdullah'tı. Yasir ailesinin fertleri iman etmişlerdi. Müşrikler Kâinatın Efendisi'ne bir şey yapamayınca ve de Ebû Talib'in beklenmedik çıkışı ile karşılaşınca bu sefer de iman eden diğer mü'minlere yöneldiler. Bunlardan biri de Yasir ve ailesi idi. Yasir ailesinin fertleri başta Yasir olmak üzere, eşi Sümeyye ve oğlu Ammar büyük işkencelere uğruyorlardı. Güneşin zirvede olduğu vakitlerde Yasir ile Sümeyye'yi kızgın kumların üzerine yatırıyorlar, onlardan dinlerinden dönmesini istiyorlar, "Hayır!" cevabını alınca da aklın almayacağı her türlü vahşete başvuruyorlardı. Bir tarafta Yasir, diğer tarafta da Sümeyye kıvranmaktadır. Tam o sırada Kâinatın Efendisi çıkagelir, içler acısı manzara karşından içi burkulur, gözlerinden yaşlar akar ve buyururlar ki: "Sabredin ey Yasir ailesi! Sabredin ey Yasir ailesi! Ey Yasir ailesi! Bu çektikleriniz karşısında sizin mükâfatınız cennettir. Sabredin kardeşlerim! Rabbimizin rahmeti yakındır." Karşısında Kâinatın Efendisi'ni gören Yasir, mutlu olmuş, dayanılmaz acıların verdiği ıstırapla ağlayarak Kâinatın Efendisi'ne sorar: – Ya Resûlullah! Bu durum ne kadar devam edecek? Kâinatın Efendisi büyük elem ve ıstırap içindedir, ellerini Rabbine açar ve Yasir ailesi için duada bulunur. Bu konuşmadan kısa zaman sonra Yasir'in vücudu çektiği işkencelere dayanamaz ve ruhunu Rabb'ine teslim eder. Yasir erkeklerden ilk şehittir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Müminlerden öyle yiğitler vardır ki; Onlar  'a verdikleri söze sadakat gösterdi. Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimiside şehit olmayı bekliyor...
|
|
|
| 14 Mayıs 2007, 15:29:07 |
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 14 Mayıs 2007, 15:29:07 » |
|
İLK KADIN ŞEHİT SÜMEYYE
Kocası ilk erkek şehit olmuş, kendisi de sırasını beklemektedir. Sümeyye de, işkence için Ebû Cehil'in lânetli ellerine teslim edilmiştir. O da son anlarını geçirmektedir, şehitler kervanına katılmak için. Ebû Cehil ne yaptı ne etti ise, istediği bir kelimeyi ağzından alamadı. Bir kelime olsa, Ebû Cehil'in istediği, işkenceden kurtulacak, yaşamını kurtaracak. Ancak iman, ihlâs devi mübarek kadın bir nokta dahi geri adım atmıyor. Netice olarak Ebû Cehil bir mızrak darbesi ile bu iman âbidesi kadını şehit ediyor. O da kadın şehitlerin ilki oluyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
Müminlerden öyle yiğitler vardır ki; Onlar  'a verdikleri söze sadakat gösterdi. Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimiside şehit olmayı bekliyor...
|
|
|
| 15 Mayıs 2007, 22:54:37 |
|
|
 |
« Yanıtla #4 : 15 Mayıs 2007, 22:54:37 » |
|
dinleyin insanlar ! dinleyin.bu yiğitlerin destanıdır.
onların vakitleri şehadete ayarlıydı gönülleri şehadete sevdalı
gün gelir o sevda ile kalkılır o sevda ile yola çıkılırdı tek sevdaya doğru
gariplerin sevdasıydı bu gönülleri bir hüzünleri bir sevinçleri birdi onların
anlayamazdı bunu kalbi mühürlenmişler anlayamazdı; kendi elleriyle kendi kalplerini mühürleyenler
anlamadılar bilemediler bilemeyecekler mahşere kadar
siz... "fe eyne tezhebun" nereye bu gidiş
NEREYE KADAR?
kanla çizilir şafaklar yüreğim üstüne geçilir yardan sevgilerden ölüm üstüne
kara zulüm yağar gökten üstüne toprağın aydınlık bir gün doğar doğar mekke üstüne kara zulüm yağar gökten üstüne toprağın kurulur yeni bir dünya gülistan üstüne
ellerim dolanır gözlerine seherlerin savaşçılar gelir ufuktan cihad üstüne
yağmurlarla söylenir türküler kutlu çağa cihada yürür savaşçılar şehadet üstüne
|
|
|
|
|
Logged
|
Müminlerden öyle yiğitler vardır ki; Onlar  'a verdikleri söze sadakat gösterdi. Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimiside şehit olmayı bekliyor...
|
|
|
| 15 Mayıs 2007, 23:25:22 |
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 15 Mayıs 2007, 23:25:22 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Umutlara Kıran Düştü Zulme Karşı Duran Düştü Elimizden Kuran Düştü İzzet Kayıp İnanç Ağlar -------------------------------------------
|
|
|
| 15 Mayıs 2007, 23:38:57 |
|
|
 |
« Yanıtla #6 : 15 Mayıs 2007, 23:38:57 » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
Haydi Ben Bensiz Geleyim...Sen Sensiz Gel...!!! Durma Cabuk Gel...Gelmem Deme...!!! Ne Evet Demek Yarasir Sana...Ne Hayir...Dostum...!!! Senin Sanina Sadece Gelmek Yakisir...!!!
|
|
|
| 16 Mayıs 2007, 14:47:37 |
|
|
 |
« Yanıtla #7 : 16 Mayıs 2007, 14:47:37 » |
|
Kur'an-ı Kerim'de, " yolunda öldürülmüş olanlar için, ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz (bunun keyfiyetini) iyice anlayamazsınız" (El Bakara Suresi, 154) hükmü beyan buyurulmuştur. Bir kimsenin şehid olabilmesi için; Allahu Teala (cc)'nın yolunda ve O'nun rızası kazanmak için cihad etmesi zaruridir. İmam-ı Merginani, "Şehid; müşriklerin katlettiği veya savaş meydanında kendisinde (katledildiğine dair) bir eser bulunan veya kendisini Müslümanların zulmen katlettiği kimselerdir"(1) tarifini yapmıştır. Bu tarifte; Müslümanlar tarafından zulmen öldürülen, diğer bir Müslümanın şehadeti de söz konusudur. Bir insanın şehid olabilmesi için, şu şartlara haiz olması gerekir: Birinci şart; Müslüman olmak ve (cc) yolunda (fi'sebilillah) ihlasla savaşmaktır. İkinci şart; savaşan kimsenin akıllı ve buluğa ermiş olmasıdır. Üçüncü şart ise; zulmen öldürülmesidir.(2) Zulmen katledilme hâdisesi, savaş dışında da olabilecek bir hadisedir. Bu üç şartın birarada bulunması, şehidliğin tahakkuku için zaruridir. Bilindiği gibi ibadetlerin değişmeyen rüknü, ihlastır. İmam-ı Serahsi (rh.a), "Allahu Teala (cc)'nın rızasını kazanmak niyetiyle (ihlasla) cihad eden ve bu esnasında hayatını kaybeden kimselere şehid denilir"(3) tarifini yapmış ve bu inceliğe işaret etmiştir. Şehadet makamı; Allahu Teala (cc)'nın kendi yolunda, ihlasla cihad eden mü'minlere verdiği bir nimettir. Dünyanın birçok bölgesinde, farklı kavimlerden olan Müslümanlar (maalesef) birbirleri ile savaşmaktadırlar. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu tesbit etmek kolay değildir.Alllah c.c cümlemizi rızası için çalışan ve o yolda şehit olan dost doğru mümin ve muvahhit kullarından etsin inşallah .Birbirimize dua edelim.
(1) İmam-ı Merginani- El Hidaye- Kahire: 1965 C: 1, Sh: 94. (2) Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam- İst.: 1307 C: 1, Sh: 168-169. (3) İmam-ı Serahsi- El Mebsut- Beyrut: ty C: 2, Sh: 51
|
|
|
|
|
Logged
|
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır 
|
|
|
| 16 Mayıs 2007, 14:50:15 |
|
|
 |
« Yanıtla #8 : 16 Mayıs 2007, 14:50:15 » |
|
Sehadet ve Sehitlerle Ilgili Bazi Ayetlerin Mealleri
1. "Eger yolunda öldürülürseniz veya ölürseniz, 'in size lütfedecegi magfiret ve rahmet onlarin biriktirdiklerinden daha hayirlidir. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki 'in huzurunda toplanacaksiniz." (Ali Imran, 3/157-158)
2. " yolunda öldürülenleri ölüler sanmayin. Aksine onlar diri olup Rableri katinda riziklandirilmaktadirlar. 'in lütfundan kendilerine vermis olduklariyla sevinç içindedirler ve arkalarindan henüz onlara kavusmamis olanlari, kendilerine bir korku olmayacagi ve üzülmeyecekleri üzere müjdelerler." (Ali Imran, 3/169-170)
3. "... Süphesiz hicret edenlerin, yurtlarindan çikarilanlarin, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, çarpisanlarin ve öldürülenlerin kötülüklerini örtecek ve kendilerini altindan irmaklar akan cennetlere sokacagim. Bu katindan bir karsiliktir. Karsiligin en güzel olani katindadir." (Ali Imran, 3/195)
4. " yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz." (Bakara, 2/154)
5. "O halde, dünya hayatini ahiret hayati karsiliginda satanlar, yolunda çarpissinlar. Kim yolunda çarpisir sonra öldürülür veya üstün gelirse ona büyük bir ecir verecegiz." (Nisa, 4/74)
6. " , yolunda çarpisip öldüren ve öldürülen mü'minlerden, karsiligi cennet olmak üzere, mallarini ve canlarini satin almistir. Bu O'nun üzerine, Tevrat, Incil ve Kur'an'da vadedilmis olan bir haktir. 'tan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardir? Su halde yapmis oldugunuz bu alisverisinizden dolayi sevinin. Iste büyük kurtulus budur." (Tevbe, 9/111)
7. " yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; onlari muhakkak güzel bir rizikla riziklandiracaktir. Süphesiz rizik verenlerin en hayirlisidir." (Hacc, 22/58)
8. "Inkâr edenlerle (savasta) karsi karsiya geldiginizde hemen boyunlarini vurun. Sonunda onlari yenik düsürüp üstünlük sagladiginizda (esirleri) siki baglara baglayin. Artik bundan sonra ya lütufta bulunu(p serbest biraki)n veya fidye karsiligi saliverin. Savas agirliklarini birakincaya kadar (böyle sürdürün). Iste böyle. dileseydi onlardan öç alirdi. Ancak sizi birbirinizle imtihan etmek için (böyle emrediyor). yolunda öldürülenlerin ise ( ) amellerini bosa çikarmayacak." (Muhammed, 47/4)
|
|
|
|
|
Logged
|
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır 
|
|
|
|
|
| 16 Mayıs 2007, 14:58:45 |
|
|
 |
« Yanıtla #10 : 16 Mayıs 2007, 14:58:45 » |
|
Sehadet elbisesi giymis bir Gelin 13 Temmuz 2006 Tekbirler göz yaşları ile karışmıştı, çünkü bugün onun evleneceği gündü, fakat o, bu gün bir buçuk seneden fazladır bekleyen müstakbel kocası ile evlenmek için beyaz gelinliğini giymemişti! Bunun yerine bir asker üniforması ve Filistin başörtüsü giymişti ve kendisini asil kırmızı kanı ile güzelleştirip düğününü bir Filistin düğününe çevirmişti. Bu şehid ve gazilerin analarının kalplerine mutluluk taşıyordu.
Temmuz ayında, Aayat düğününü dünyadaki herhangi başka bir kız gibi gerçekleştirecekti, fakat o, sadece kendisi gibi olanların evlendiği şekilde; giysisi kanlar içinde bir gelin olmakta ısrar etti. Kudüs davasını onurlandırmak için, Siyonist varlığın tam kalbinde bir kız tarafından üstlenilen başarılı ve kahramanca bir operasyonla onlarca Siyonist işgalciyi öldürmeyi ve yaralamayı başardı.
Bir düğün, bir cenaze değil
Şehide Âyat el-Ahras için olan matem bir filistin mülteci kampında mütevazi bir evde gerçekleştirildi. Bir gelinin evliliğini gerçekleştirmekten alı konulduğu zamanlarda feryatlar ve ağlama sesleri duymaya alışmıştım, fakat evin yakınlarında memnun tekbirler ve şarkılar duyduğumda ve şehidenin sabırlı annesinin, kendisini tebrik etmeye gelen kadınları karşıladığını gördüğümde şaşırdım. Büyük bir zorlukla onunla konuşabilmeyi başardım ve o bana Âyat’ın evden ayrıldığı son sabahı anlattı. Dedi ki:
“Âyat, normalde olduğundan çok daha erken kalktı, daha doğrusu o gece hiç uyumamıştı. Sabah namazını kıldı, daha sonra Kur’an okumak için oturdu. Okul üniformasını giydi ve bana kaçırmış olduğu dersleri gözden geçirmek için okula gideceğini söyledi. Cuma günü olduğu için şaşırmıştım, bugün bütün ülkenin okulları için genel tatildir! Fakat bana bunun hayatının en önemli günü olduğunu söyledi, bu nedenle ’a, ona yardım etmesi ve isteğini yerine getirmesi konusunda dua ettim.’’
Annesi anlatmaya devam etti:
‘’Bu cümleyi bitirir bitirmez gözlerinde, sanki onun dileğini yerine getirmişim gibi bir kıvılcım fark ettim ve sanki bu sözlerle ona başarısının yolunu açmıştım. Parlak gülümsemesi ile bana baktı ve dedi ki: Bu senden istediğim tek şey, Anne. Ve kız kardeşi Samâh ile birlikte çabucak dışarı çıkıp okula gitti.’’
Son nefese kadar bilgi..
Şehide Âyat el-Ahras 20 Şubat 1985’te doğmuştu, orta okulda 3. sınıf öğrencisi idi, 7 kız ve 3 erkek kardeşi arasında dördüncü çocuktu. Çalışmalarındaki mükemmel başarıları ile bilinirdi, bu senenin ilk döneminde mükemmel sonuçlar elde etmişti. Operasyonunun zamanını bilmesine rağmen, derslerini gözden geçirmeye devam etti ve son gecesinde saatlerce çalıştı ve bilginin önemini sınıf arkadaşlarına vurgulamak için okula gidip son dersine katıldı. Bilgiye her zaman için çok önem verirdi.
Bu konuda, arkadaşı Hayfâ; Âyat’ın kendisine ve arkadaşlarına çalışmalarının önemini hiç unutmamalarını ve durum ve tehlikeler ne olursa olsun çalışmalarını devam ettirmek konusunda kararlı olmalarını tavsiye ettiğini söyledi.
Âyat’ın şehadeti konusundaki haberlere inanmayı hâlâ reddeden Hayfâ, sözlerine şunları da ekledi:
‘’Bir haftadan beri Âyat, bütün şehidlerin resimlerini okul sırasının içinde saklıyordu, bu sıra üzerine şehadetin ve şehidlerin mükemmellikleri konusunda bir sürü slogan yazmıştı. Fakat onun bunlara katılma niyetinde olduğunu hiçbir zaman düşünemezdim. İntifadanın başlangıcından beri şehidlerin fotoğraflarını topluyordu ve bunlar onun okuldaki derslerinde en yüksek notları alması için onu daha da azimlendiriyordu.’’
Elveda Samâh..
Şehidenin annesi anlatmaya devam etti, bir gözyaşı yanağından aşağı süzüldü: ‘’Daha sonra onun kardeşi Samaah saat 10’da yanında ablası olmadan geri döndü ve endişelendim ve kalp atışlarım hızlandı çünkü güvenlik önlemleri çok yüksek seviyedeydi ve kampa her an bir saldırı düzenlenebilirdi. Ve endişelerin acılı kabuslarını hissettim ve sorular önlenemez bir sel gibi aktı: nereye gitmişti? Şehadet düşünü gerçekleştirmiş olabilir miydi? Faka nasıl? Ve nişanlısı ne olacaktı? Ve hazırlamış olduğu düğün elbiseleri?’’
Peki ya düşleri?
Annesi kabullenememe hisleri ve kızının bir şehadet operasyonu gerçekleştirmiş olduğu yönünde kalbinden geçirdiği düşünceler arasında bocalarken, Nataynya’da bir şehadet operasyonu gerçekleştirildiği ve bombacının bir kız olduğu konusunda haberler geldi. Gözyaşları sesini bastırdığı bir şekilde anne anlatmaya devam etti,
“Bundan sonra Âyat’ın artık geri dönmeyeceğinden emin oldum ve onun Kudüs’ün gelini olduğunu anladım. Bizim evin yan tarafındaki evleri helikopterler tarafından füzelerle havaya uçurulup kendileri de şehid olduklarında Issa Farah ve Saa’d’Id’in intikamını almak için karar vermişti.”
Ölüme doğru..
Şehide el-Ahras, şehidlerin bütün isimlerini ve fotoğraflarını toplamayı severdi, özellikle de şehadet operasyonu yapanların. Ahras onlar gibi olmayı düşlerdi. Fakat cinsiyeti en büyük engeldi ve günlerini, şehadet düşünceleri ile geçirirdi ta ki, şehide Wefâ Idris bir Filistinli kız olarak ilk defa bir şehadet operasyonunu başarı ile tamamlayana kadar.. Bu şehadet operasyonundan sonra Âyat’ın onun izinden gitme isteği güçlendi. Bütün güvenlik önlemlerini aştı ve ordu kuvvetlerinin liderlerinin yanına kadar girebilmeyi başardı, böylece, önceden hiçbir politik grubu veya öğrenci hareketlerini takip etmeyi reddetmiş olmasına rağmen, el-Aksa Şehitleri Tugayının bir üyesi oldu.
Âyat’ın annesi, Âyat’ın şehadet için olan gerçek dileğini gizlemek için çok çaba sarf ettiğini doğruladı, onu hiçbir zaman bu konuda konuşurken görmemişti. Şöyle derdi:
“Ölüm bizi kuşatmışken yaşamanın anlamı nedir? Biz ona, o bize gelmeden önce gideceğiz ve intikamımızı ölmeden önce alacağız.”
Çikolatalar..
Onun yakın arkadaşı ve sırdaşı, 10. sınıf öğrencisi olan Samâh, ablasının şehadet haberlerini duyduğunda, onun bu şekilde kahramanca bir operasyon gerçekleştirme niyetini bilmesine rağmen kendini kaybederek bayıldı. Bize aralarında gerçekleşen son vedalaşmayı anlattı;
‘’Gözyaşları sesini bastırıyordu. Yüzünde bir ışık ve önceden hiç görmediğim bir mutluluk gördüm, bana biraz çikolata verdi ve sevgi dolu bir sesle bana şöyle dedi: “ ’a dua et ve beni başarılı kılmasını iste.”
Ve ona “Ne için?” diye sormadan önce şöyle dedi:
“Bugün en güzel haberleri duyacaksın, bugün hayatımın en güzel günü, uzun zamandır beklediğim gün. Selamını herhangi bir kimseye iletmemi ister misin?
Alaycı bir şekilde cevap verdim:
“Selamımı şehid Mahmud’a ve şehid “Saa’id’e ilet” çünkü bir operasyona katılmaya cesaret edemeyeceğinden emindim ve kimsenin ona yardım etmeyeceğini düşünüyordum ve öğrenci örgütüne üye olmayı reddediyordu…
Sözlerine şöyle devam etti:
“Şehadeti mübarek olsun, cesareti nedeniyle bunu hak ediyor ve ona söz veriyorum ki ben de şehadet yolunda yürüyeceğim, sonuçta hepimiz şehid doğduk.”
Gelinimin Düğünü
Âyat’ın müstakbel kocası Şâdi Ebu Laan, onun şehadetinden sadece birkaç saat önce, evlilikleri hakkında hayal kuruyordu, henüz dekorasyonunu tamamlamamış oldukları ve Temmuz ayında Âyat’ın Bakalorya sınavlarından sonra taşınacakları evlerini düşünüyordu. Bir buçuk senedir nişanlıydılar ve evlenmeyi bekliyorlardı ve uzun tartışmalardan sonra adını Adiyy koymaya karar verdikleri ilk bebekleri ve onu nasıl bir kahraman olarak yetiştirip El-Aksa’yı işgalden kurtaracağı hakkında hayal kuruyorlardı. Fakat birden bire ve beklenmedik bir şekilde, Şâdi, düşlerinden sıyrılıp işgal gerçeğini düşünmeye başladı, kendisini Siyonist varlığın kalbinin ortasında havaya uçuran eşinin Filistin’in gelini olduğunu anladı.
Şâdi’ye nişanlısı, ve erkek kardeşleri ile olan yakın dostluğu sonucu aşık olduğu ve 2000 senesi Eylül aynın başlarında evlenme teklif ettiği Âyat hakkında soru sorar sormaz yanağından aşağı bir gözyaşı süzüldü ve gözyaşlarının bastırdığı sesi ile şunları söyledi:
“Bu sene sınavlarını bitirdikten sonra evlenmeyi planlıyorduk, fakat teala başka bir şey planlamış. Belki de Cennet’te buluşuruz, bana yazdığı son mektubunda böyle diyordu.”
Şâdi bir an için sustu, Âyat’ın görüntüsünü aklında tekrar canlandırdı, sonra devam etti:
“O, benim için kendi ruhumdan daha önemliydi. Onu, güçlü bir karakteri olan bir kız olarak tanırdım, kararlıydı, akıllıydı, ülkesini severdi, yaşamayı severdi ve çocukları için güvenli bir ortam düşlerdi, bu nedenle Siyonist işgal devamlı bir rahatsızlıktı.”
Ve sözlerine şunları ekledi:
“Ne zaman geleceği düşünse, şehadet hayallerini bölerdi, beni, bizim evlilik hayallerimizden şehadet operasyonu hayallerine sevk ederdi ve düşmanın vereceği kayıpların görüntülerini düşlerdi ve birlikte cennete alınacağımız kanlarımızı ve birlikte şehid olmaya söz verirdik.”
Şâdi sözlerine şunları ekledi – o an acı dolu bir gülümseme yüzünü aydınlatmıştı:
“Son ziyaretim sırasında, daha uzun kalmam konusunda ısrar etti. Ne zaman gidecek olsam, kalmamı istedi, sanki güle güle der gibi, veya daha çok, son görüşmemizin ve sevgi dolu gözlerinin hatırasını saklamamı ister gibi, böylelikle onun hakkında hatırladığım son şey bu olacaktı.”
Şâdi’nin sabırlı ve güçlü olduğunu göstermek için yaptığı girişimlere rağmen, özlemini duyduğu dileğini itiraf etti:
‘Ona, bu kahramanca operasyonunda eşlik etmek isterdim ve onunla birlikte şehid olmak isterdim. ruhunu şad etsin ve ’a, beni ona en yakın zamanda kavuşturması için dua ediyorum!”
Filistin’in gelini Âyat el-Ahras, katil Şaron’un katliamlarının külleri arasında güvenlik isteyen ve kanını ve geleceğini bu güvenliğe bir bedel olarak vermek isteyen her Filistinli kadın ve erkek için bir örnek olarak kalacaktır.
|
|
|
|
|
Logged
|
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır 
|
|
|
| 16 Mayıs 2007, 15:03:14 |
|
|
 |
« Yanıtla #11 : 16 Mayıs 2007, 15:03:14 » |
|
Şehid Şeyh Ahmed Yasin’in Yakarışı
’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum!
Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!..
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!.. Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!..
Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!..
Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!
Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında ?
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok,ALLAH için ve ümmetin namusu için kızacak ?
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!
Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken ?
Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!.. Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!..
Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri,ALLAH için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;
Ey RABBimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?.. Buna da mı gücünüz yetmiyor!?
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak: Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!.. Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!.. Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!.. Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!..
Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!.. Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!.. Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! ..
Temennimiz, ’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!.. Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! aşkına, bari aleyhimize olmayın!.. Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!..
’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikayette bulunuyorum.. Sana şikayette bulunuyorum.. Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum..
Sen mustazafların RABBisin Sen bizim RABBimizsin
Bizi kime bırakıyorsun ? Bize cehennem olacak uzaklara mı ? Veya düşmana mı ?
ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum…
Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve Birliğimiz bozuldu Yollarımız ayrıldı Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz…
|
|
|
|
|
Logged
|
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır 
|
|
|
| 16 Mayıs 2007, 15:09:48 |
|
|
 |
« Yanıtla #12 : 16 Mayıs 2007, 15:09:48 » |
|
CİHADIN FARZİYETİ VE ŞEHADETİN ÜSTÜNLÜĞÜ
Allahu Teala şöyle buyurur: “ mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da üzerine hak bir vaaddir. ’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde onunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.”[13] Mikdam bin Ma’dikereb’den rivayet edildiğine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Şehidin katında bir takım özellikleri vardır. Bunlar: Kanının ilk damlasında günahlarının affedilmesi, cennetteki makamının kendisine gösterilmesi, iman zineti ile süslenmesi, huriler ile evlendirilmesi, kabir azabından korunması, başının üzerine yakuttan yapılmış, dünya ve içindekilerden daha hayırlı olan bir taç konması, yetmiş iki huri ile evlendirilmesi ve akrabalarından yetmiş kişiye şefaatçi olması.”[14] Şehadet ve şehidin derecesi bu kadar yüksek olduğuna göre, yolunda ölümü temenni etmek ve şehadeti istemek caizdir. Uhud Savaşı’ndan önce Abdullah bin Cahş, Sa’d bin Ebi Vakkas ile birlikte bir kenara çekilmiş, dua etmeleri ve her birinin dua edenin duasının kabul olması için Rabbinden dilekte bulunması üzerinde ittifak etmişlerdi. Abdullah bin Cahş’ın duası şuydu: “ ım! Beni öfkesi şiddetli, cesareti fazla olan biriyle rızıklandır. Senin için onunla savaşayım ve o da benimle savaşsın. Sonra beni ele geçirsin, burnumu ve kulaklarımı kesip koparsın. Yarın seninle buluştuğumda sen diyeceksin ki: Ey Abdullah! Burnun ve kulakların neden kesildi? Ben diyeceğim ki: Senin ve Rasulün için. Bunun üzerine sen: Doğru söyledin, diyeceksin.”[15] Bunun için Buhari Rahimehullah, Sahih’inde, “Erkeklerin ve Kadınların Mücahid Olmak ve Şehid Olmak İçin Dua Etmeleri” başlığında bir bâb açmış ve Ömer ibnu’l-Hattab’ın Radıyallahu Anhu şu sözünü aktarmıştır: “ ım! Rasulü’nün beldesinde beni şehid olmakla rızıklandır.”[16] Allahu Teala, mü’minlere, fitne kalmayıncaya ve din tamamen ’ın oluncaya kadar kafirlere karşı savaşmalarını farz kılmıştır: “Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen ’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”[17] Günümüzde kendilerine karşı savaşılması gereken topluluklar şunlardır: Allahu Teala’nın indirdiği hükümler haricindeki kanunlarla insanları idare eden yöneticiler, İslam ehline karşı savaşanlar ve küfür ehlinden olan Yahudi, Hristiyan ve diğer kafirleri dost edinenler… İbn-i Kesir Rahimehullah, bu yöneticilere karşı savaşılmasının gerekliliği konusunda icma olduğunu nakletmektedir.[18] Bu yöneticiler ve onların yardımcıları, Allahu Teala’nın kendileri hakkında, “Eğer anlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın”[19] buyurduğu küfrün önderleridir. Alimler, yönetimin kafire bırakılmayacağı ve Müslüman yöneticinin küfre girmesi halinde azledileceği, velayetinin düşeceği ve ona itaat edilmeyeceği konusunda icma etmişlerdir.[20] Müslümanlar, cihadı yerine getirdikleri dönemlerde en şerefli ve onurlu insanlar konumundaydılar. Ancak ne zaman ki cihadı terkettiler, Allahu Teala ceza olarak onları alçalttı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “İ’yne[21] ile alışveriş yaptığınız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terkettiğiniz zaman size bir zillet verir ve yeniden dininize dönmedikçe sizden onu gidermez.”[22] Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, cihadı terk etmeyi, alçaklığın ve başıboşluğun nedeni olarak bildirmiş; izzete kavuşmanın ise yolunda cihada dönmek ile mümkün olduğunu açıklamış ve bunu dine dönüş olarak isimlendirmiştir. Kurtubi Rahimehullah, “Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde, bir şeyi sevmeniz de mümkündür. bilir, siz bilmezsiniz”[23]ayetinin tefsirinde şöyle der: “Ebu Ubeyd der ki: “Bu kelime tarafından vadolunanı vermenin vücubunu ifade eder. Bunun anlamı şudur: Bazı zorluklarından dolayı cihad hoşunuza gitmeyebilir. Halbuki o, sizin için daha hayırlıdır. Zira cihad ile düşmanınıza galip gelirsiniz, zafer kazanırsınız, ganimetler elde edersiniz ve size ecir verilir. Bazılarınız da yolunda şehid olma nimetine kavuşur. Halbuki sizler rahatı ve savaşı terketmeyi seviyor olabilirsiniz. Ama o, sizin için daha kötüdür. Zira bu durumda düşmanlarınıza karşı yenik konuma düşersiniz ve idarenizi kaybedersiniz.” Derim ki; onun bu sözü gayet doğrudur. Bunun şüphe edilecek en ufak bir tarafı yoktur. Nitekim Endülüs ülkesinde böyle olmuştur. Zira onlar cihadı terkedip, savaştan korktular. Böylece düşman tarafından memleketleri işgal edildi, öldürüldüler, kadın ve çocukları da esir alınıp köle edildiler... İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Şüphesiz ki bu, ellerimiz ile işlediklerimizin bir sonucudur.”[24] İbn-i Hacer Rahimehullah, cihaddan uzak durmanın sebebi hakkında, “Gündüz veya gece bir kerecik yolunda çıkılan sefer, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır” hadisinin şerhinde şöyle der: “Bu hadis, dünya işlerinin basitliğini, ahiret işlerinin büyüklüğünü belirtmektedir. Gerçek de budur, zira cennetten, kamçı konabilecek kadar bir parça kazanabilen, bütün dünyayı kazanmış olmaktan daha büyük bir iş gerçekleştirmiş olursa, oradan yüce makamlar kazanabilenin durumu acaba nasıldır?! Buradaki nükte açıktır: Cihaddan geri kalmanın sebebi, herhangi bir dünyalığa olan meyildir. Dolayısıyla cihaddan geri kalan kimseye deniyor ki: Sen öylesine değersiz bir şey yüzünden, öyle değerli bir şey kaybediyorsun ki bu, akla ve vicdana sığmaz. Kocaman dünya, içinde bulunan bütün servetiyle, cennetten kazanılacak bir kamçı kadar yere değmezken sen dünyanın basit bir şeyi için cenneti kaybediyorsun.”[25] Yukarıda aktardıklarımız, şehadetin üstünlüğüne, küfür önderleri ve yardımcılarıyla savaşmanın gerekliliğine delalet etmektedir. Ayrıca, dünyaya meyledip cihadı terketmenin zillete düşmeye, malları, ırzları ve memleketleri kaybetmeye; şehadeti sevmenin ve cihadı yerine getirmenin ise izzete ve güce kavuşmaya sebep olduğuna delalet etmektedir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, en üstün mü’minin, canı ve malıyla cihada çıkan, sonra onlardan her ikisini de yolunda kaybeden kişi olduğunu açıklamaktadır. İmam Ahmed Rahimehullah, Müsned’inde, Ebu Hureyre’den Radıyallahu Anhu, Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi? O, atının yularından yolunda tutan kimsedir. Hayırda bunu takip edeni haber vereyim mi? O da, koyunlarının peşine takılıp (insanları) terkeden, namaz kılan, zekat veren ve ’a kimseyi ortak koşmadan ibadet eden kimsedir.”[26] İbn-i Abbas’tan Radıyallahu Anhuma nakledilen diğer bir rivayette ise şöyle geçer: “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Tebük’te insanlara hitabında şöyle buyurdu: “İnsanlar arasında, atının yularından tutup yolunda cihad eden ve insanların kötülüklerinden kaçınan kimsenin (hayırda) bir benzeri yoktur…”[27] İnsanların içerisinde en hayırlı duruma sahip olanlar, yolunda cihad için hazır olan, şehadeti isteyen, yolunda cihad çağrısını işittiklerinde, bu çağrıya icabet eden ve kendisi hakkında Allahu Teala’nın emri gelinceye kadar bu hal üzere devam eden kişilerdir. Ebu Hureyre’den Radıyallahu Anhu, Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İnsanların en hayırlısı; yolunda atının yularından tutan, bir hazırlık ya da korku işittiğinde kendinden emin bir şekilde acele eden, ölümü ve savaşmayı uman kimsedir…”[28] Razı ve gönüllü olarak kendi canını, Allahu Teala yolunda feda eden kişi, Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğruluğuna şehadet eden en hayırlı kimsedir.
[13]9 Tevbe/111 [14] Ahmed, Tirmizî ve İbn-i Mâce, sahih bir isnadla rivayet etmişlerdir.
[15] Bkz: Zâdu’l-Meâd, 3/212. Şuayb ve Abdulkadir el-Arnavud’un tahkikiyle.
[16] Fethu’l-Bâri, 6/10
[17] 8 Enfal/39
[18] Bkz: El-Bidâye ve’n-Nihâye: 13/119. Tefsir-u İbn-i Kesîr, 2/67
[19] 9 Tevbe/12
[20] Sahih-i Müslim bi Şerhi’n-Nevevî, 12/229; Fethu’l-Bâri, 9/13
[21] İ’yne: Faizle yapılan alışverişlerden bir çeşittir. Özelliği: Bir kişinin, vakti tayin edilmiş bir bedel ile (veresiye) bir şeyi birisine satması, daha sonra aynı malı, sattığı kişiden peşin olarak daha düşük bir ücret ile satın almasıdır. Bu şekilde, peşin bedel ile veresiye bedeli ayırarak faizli bir kar elde edilmiş olmaktadır.
[22] Ebu Davud rivayet etmiştir. İbn-i Ömer Radıyallahu Anhuma hadisinden.
[23] 2 Bakara/216
[24] Tefsiru’l-Kurtûbî, 3/43. Dâru’l-Hadîs.
[25] Fethu’l-Bâri, 6/14
[26] Ahmed rivayet etmiştir. Hadis no: 10361
[27] Ahmed rivayet etmiştir. Hadis no: 1883
[28] Müslim (3503) ve İbn-i Mâce (3967) rivayet etmiştir
|
|
|
|
|
Logged
|
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır 
|
|
|
| 16 Mayıs 2007, 15:13:11 |
|
|
 |
« Yanıtla #13 : 16 Mayıs 2007, 15:13:11 » |
|
Şehadet Aşktır: Aşkın; yürekleri yakıp kavurarak bir tutkuya, bir özleme dönüştüğü duygunun adıdır.
'a ve onun için olan her şeye gönül verip, bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamanın adıdır.
Şehadet; sapına kadar delikanlıların kara sevdasıdır.
Yürekleri aşkıyla yanıp tutuşan, Rahmana ahdetmiş delikanlıların sevdasıdır.
Şehadet hayattır, yaşamdır. fani olan herşeyden arınıp, Ebedi hayatta vucut bulmaktır.
Cennete gitmenin Basit / zor şifresidir.
Şehadet tam bir teslimiyetin adıdır. Rahmana bütün varlığıyla teslim olmanın çileli / mutlu yoludur.
Şehadet; Mücahidin ölümle nikahının şahididir. ölümsüzlüğn teminatıdır...
Hani insan aşık olur ya !!! aşkı uğruna deli divane olr ya !!! Mecnun gibi çöllere düşer, Ferhat gibi dağları deler ya !!! Bu misaller bile Mücahidin Şehadetle olan aşkını anlatmada çaresiz kalıyor...
Bu nasıl bir aşktır Ya Rab ! Yürekleri ateşinle eritip yok ediyor... Bu uğurda - canlardan mallardan geçiliyor...
Sa'd Bin Ebi vakkas Anlatıyor:
Uhud savaşında bir ara baktım, Abdullah bin Cahş yanıma geldi. Dedi ki: " Şöyle bir kenara çekilsek, ben dua etsem sen amin desen, Sonra istersen sen dua et ben amin diyeyim olmazmı ? Bende davetine icabet ettim. Bir kenara çekildik. Önce ben dua ettim:
" Ya Rabbi karşıma güçlü kuvvetli birini çıkar. çarpışalım, ben onu öldüreyim. Böylece hem en büyük hizmeti yapmış olayım hem de ganimeti alayım."
Abdullah bin cah bu duaya amin dedi. 'a yemin olsun ki isteğim oldu. Sonra o dua etti:
" 'ım 1 Bu gün benim karşıma güçlü kuvetli zorba birisini çıkar. Onunla kıyasıya savaşayım. sonra o beni öldürsün. Bununla yetinmeyip, Karnımı yarsın, kulaklarımı burnumu kessin. ve ben o halimle huzuruna çıkayım. sen bana:
"Kulum Abdullah ! Sana verdiğim azaları ne yaptın ?" Diye sorduğunda bende:
" Ey Rabbim ! emanet olarak verdiğin o azaları yerinde kullanamadım. hakkını veremedim. Sağlam olarak onlarla senin katına çıkmaya haya ettim. Onları senin ve Resulünün yolunda harcadım." Diyeyim. Sen de :
" doğru söyledin" diyesin ve affedesin.
Bu duaya amin demek içimden hiç gelmedi. ama sözleştiğimiz için amin dedim. Vallahi onun duası benimkinden daha hayırlıydı. vallahi akşama doğru onu gördüm. Burnu ve kulakları bir ipte sallanıyordu....
ALLAHUEKBER !!!!!!!!!
Afgan cihadı sırasında yaralanan ve Almanyada tedavi gören bir Mücahid komutan:
Bu Komutanın diz kapağına isabet eden kurşunlar diz kapağını parçalamış ve bir ayağını felç etmiş. dizindeki kurşunlar çıkarıldıktan sonra Komutan; Tekrar cepheye dönmek istiyor. Ve o yaralı ve felç haliyle Almanyada kalmayıp cepheye geri dönüyor...
Amerikada, afgan cihadında yaralanmış henüz 16/17 yaşlarında bir çocuk:
Vucudundaki kurşunlar henüz yeni çıkarılmış. ziyaretine gidenlere aynen şöyle diyor:
" Biz yalnızca vatanımızı kurtarmak için savaşmıyoruz. Bunun yanında İslam ve Müslümanların şereflerini kurtarmak için de savaşıyoruz. Biz yolunda cihad ediyoruz. YATAKTAN KALKAYIM TEKRAR RUSLARLA SAVAŞA GİDECEĞİM.... DİYOR......
Bu Mücahidleri Rahmana koşmaya iten Sevdaya, Tutkuya bak !!!!!!
RABBİM, BİZİ ŞEHADETE HAZIR TUTSUN . YOLUNA İLETSİN. BİZE BU İRADEYİ NASİP ETSİN....
Kanım dökülsün soğuk zindana Deşilsin Yüreğim Kur'an uğruna Daramparça ulaşayım rahmana Yeter artık gel ey kutlu Şehadet... -YA SABIR-
ayni cephede TEK VE BÜYÜK OLAN RABBİMİZ İÇİN CİHAD EDEBİLMEK DİLEĞİ İLE...
'ın Laneti Kafirlerin ve Onlara Yardım Eden Münafıkların Üzerine OLsun...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 16 Mayıs 2007, 15:45:06 Gönderen: CeNNeT »
|
Logged
|
Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır 
|
|
|
|
|