logo
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:

Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: ÖRTÜNMEK (21.05.2007)  (Okunma Sayısı 6032 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Mayıs 21, 2007, 11:44:56
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« : Mayıs 21, 2007, 11:44:56 »



Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap




« Son Düzenleme: Mayıs 21, 2007, 13:35:17 Gönderen: CeNNeT » Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Mayıs 21, 2007, 13:27:03
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« Yanıtla #1 : Mayıs 21, 2007, 13:27:03 »


Burası bir kumaş pazarı... Ben de bir zamanların gözde bir kumaşıydım. Ama şimdi eskisi gibi bana rağbet etmiyorlar. Modam geçmiş. Renklerim canlı değilmiş. Yaşlı işiymişim. Bu yüzden diğer parlak renklerin altında kalmış, ezilme tehlikesiyle karşı karşıyaydım O karanlık ve tozlu yerde yıllardan beri bekliyordum. Üstümdeki top kumaşların parçaları bitiyor, yenileri geliyordu. Ustam kumaşları düzlerken bazen bana gözü çarpıyor esefle “Yer kaplıyorsun yıllardan beri burada. Seni artık buradan kaldırmak gerekiyor” diyordu kendi kendine.

“Hayır” diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. “Bir gün elbet beni de alan biri bulunacak”

Diğer havalı renkler alay ederek “Komik olma, artık senin yüzüne bakan bile yok.” dediler. “Bir de bize bak. Ne kadar da güzeliz! Renklerimiz şeker gibi. Desenlerimiz göz alıcı. Oysa sen ne kadar da iç karartıcısın!”

Kendimi savunarak “Hiç de iç karartıcı değilim! Bir zamanlar ben de yok satıyordum. Aranan bir kumaştım!”

“O bir zamanlardı şekerim, şimdi bayanlar kendilerinin farkına vardılar. Daha güzel olmak istiyorlar. Daha çekici, daha göz kamaştırıcı olmak istiyorlar. Ama sen mahkeme suratlısın!” dedi uçuk bir pembe kumaş.

İşte her gün böyle sözler duyuyor, gittikçe daha derinlere doğru kayıyordum. Doğru söylüyorlardı. Benim çoktan modam geçmişti. Oysa önceden bayanlar dikkat çekmemek için beni tercih ederlerdi. Benden genellikle başörtüsü yaparlardı. Ben bunları düşünürken içeriye genç bir bayan girdi. Ağır tavırlarıyla, sade giyimiyle vakarlı birine benziyordu. Ben bütün olanları diğer kumaşların altındaki küçük bir aralıktan izliyordum.

Ustam müşteriyi görünce “buyurun küçük hanım, yardımcı olabilir miyim?” dedi.

Genç kız sakin bir edayla bakışlarını kumaşların üzerinde gezdirip “başörtülük bir kumaş arıyorum” diye bir kuş gibi şakıdı. Bunu duyar duymaz kalbimden vurulmuştum. Bizim bulunduğumuz yere doğru geliyorlardı. Üstümdeki uçuk renkli kumaşlar güzellik yarışına girmiş gibiydiler. Benim duyduğumu onlar da duymuş, üstümde debelenip duruyorlardı. Fısıldayarak “susun geliyorlar” dedim.

Portakal rengi bir kumaş “Eee sana ne oluyor? Biz varken senin hiç şansın yok!” dedi eğlenerek.

“Şans mı, kader mi göreceğiz!” dedim. Genç kızın beni görmesini çok arzu ediyordum. Ama nasıl? O kadar derinlerde kalmıştım ki, ustam beni zahmet edip çıkarır mıydı?

Ustam eline fıstık yeşili bir kumaşı alıp “Küçük hanım bu renk size çok yakışır. Şimdi genç kızlar hep bu renklerden alıyor.” dedi.

Genç kız kumaşa göz ucuyla bakıp pek tenezzül etmedi. Diğer kumaşları inceliyor gittikçe gül yüzüne bir kaygı gelip oturuyordu. Ustam da genç kıza yardımcı oluyordu. “Yine siz bilirsiniz ama bence yaşınıza şu pembe, turuncu rengi çok uygun.” dedi.

Renkli kumaşlar hep bir ağızdan “Eveeet!” dedi.

Kendimi göstermek için büyük bir çabaya girmiştim. Ama diğerleri beni itekliyor, kendileri öne geçmek için beni eziyorlardı. İyice bunalmıştım. “Ahh boğuluyorum, çekilin üstümden be!” diye bağırmak istiyordum. Mutlaka beni arıyordu.

Genç kız hayal kırıklığıyla “Aradığım burada değil galiba!” dedi.

“Buradayım küçük hanım, ne olur devam edin!” diye bağırmak istiyordum. O kadar altta kalmıştım ki, gördüğüm tek şey karanlıktı. “ALLAH’ım ne olur bana yardım et!” dedim debelenerek.

Genç kız kumaşlara üzgün bir şekilde bakıp “Teşekkür ederim.” dedi ustama. İşte gidiyordu. Ustam desen beni unuttu. “Usta! Duymuyor musun beni? Bak ben buradayım!” dedim çaresizlikle. Biliyordum ki beni duymayacaktı. Kaderimin gül yüzü gidiyordu işte.

Ustam üstümdeki kumaşları düzlerken bir şey hatırlamış gibi birden “Küçük hanım bir dakika!” deyip üstümdekileri boşaltmaya başladı. Aman ALLAH’ım, giderek rahatlıyordum. Ferahlıyordum. Diğer kumaşlar mızmızlanıyordu. Kıvrak bir hareketle beni hızla çekip “Seni tamamen unutmuşum.” dedi kendi kendine yine. “Alıştık usta artık bu unutmalarına!” dedim ben de.

Genç kız beni görünce hızla yanımıza geldi. Gözleri ışıldıyordu. Bana sevgiyle dokundu. İşte birbirimize ilk sevdalandığımız an. Gözlerini benden alamıyordu. Ben de onun gül yüzünden. Kader bizi bir araya getirmişti sonunda. Diğer kumaşlar bize gıptayla bakıyordu.

Bilge bir kumaş “Eyvah” dedi. “Eyvah, çok gözyaşı göreceksin!” “Evet,” dedim. “mutluluk gözyaşları…”

Eve geldiğimizde genç kız dakikalarca aynanın karşısında benden gözünü alamadı. Yıllardan beri böylesine değer verilmemişti bana. Beni başına örtüp namaz kılıyor, Kur’an okuyordu. Hiç böyle duygular yaşamamıştım. Dışarıda gül yüzlümü bir kalkan gibi koruyor, kem gözlerden saklıyordum. Onunla çok güzel günlere şahit oldum. Arkadaşları tarafından çok sevilen bir kızdı. Bazen dostluklarını kıskanıyordum. Benim onu sevdiğim gibi acaba o da beni seviyor muydu?

Sürekli ders çalışıyor, kitaplar okuyor, uzun uzun düşünüyordu. Bazı geceler masanın başında uyuyakalıyordu. Kimi zaman uzaklara dalar, akşam olduğunda bir nilüfer gibi kendini iç dünyasına kapatırdı. Sonra gözleri bana kayar, gül yüzü gerçekten bir gül rengini alırdı.

Bir gün ikimiz de korkunç bir şeyle sarsıldık. Mutlu günler sona ermişti artık. Gül yüzlüm artık okuyamayacaktı. Okuluna devam edemeyecekti. Okuma hakkını elinden almışlardı. Çünkü beni tercih etmişti. Başörtüsünü... Olmadık hakaretlere uğruyor, herkes geleceğini bilir gibi karanlık masallar uyduruyorlardı. Artık bizim için yeni bir süreç başlamıştı. Gül yüzlüm baskılara direnecek, kendisiyle aynı yasaklara maruz kalanlarla yeni ve anlamlı dostluklar kuracaktı..

Zulme, sürgüne dûçar edilmişti. Bu bir başörtüsü sevdası olmalı. Sabret gül yüzlüm, sabret! Şu an karanlık. Belki gecenin en koyu olduğu bir vakit. Şafak yakındır gül yüzlüm, şafak yakındır. Başak başak olacak bir gün ümitlerimiz. ALLAH’ın rahmet kanadının altında buluşacak bir gün ellerimiz.. 


Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Mayıs 21, 2007, 15:19:10
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #2 : Mayıs 21, 2007, 15:19:10 »

Sokaklarda bir çok müslüman hanım görüyor ve şaşırıyoruz. Bir çok giyim şeklinin sınırları zorladığına, hatta tesettür emrinin hikmetinin tam aksine, "dikkatleri üzerine çeken bir câzibe sebebi" olduğuna şâhid oluyoruz. Bu hususta yapılan yanlış uygulamaları ve hatalarımızı belli başlı maddeler hâlinde ele alarak, birbirimizi uyarmanın mühim bir vazifemiz olduğunu düşünüyorum.

1-Manto ve Pardesüler:

Şeffaf, dar, bele doğru daralan, uzun yırtmaçlı, parlak deriden imal edilmiş, çok süslü ve desenli, önü açık veya düğmelenmeyen manto veya pardesüler...
Örtünmenin amacı, vücut hatlarını belli etmemek ve cazibeyi gizlemek olduğu hâlde bu çeşit pardesü veya mantolar, bu gâyenin dışına çıkmakta ve tesettür emri ihlal edilmektedir.

2- Etek, gömlek ve tişörtler
Yukarıdaki âyet ve hadislerin zıddı şekilde "dar, içini gösteren veya vücuda yapışan" tipte etek, gömlek veya tişörtler, özellikle ışık vurunca tesettürü mânasız kılmaktadır. Böylece bütün dikkatleri üzerine toplamaktadır.
Uzun yırtmaçlı etekler, bazen diz kapağına kadar çıkabilmektedir.
Hadislerde "sadece el ve yüz açık kalabilir" buyurulmakta iken; mahremleri dışındakilerin yanında kısa kollu, hatta cezb edici dantelli elbiseler giymek, İslâm'ın rûhuna zıttır.


3- Pantolon

Son yıllarda müslüman hanımlar arasında yaygınlaşan pantolon, "erkeğe benzemek" yönüyle, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- tarafından reddedilmiştir. Bazen yarım pardesü, bazen gömlek veya bluz altına giyilen pantolon, vücut hatlarını belli ederek ve erkek kıyâfeti olması sebebiyle tesettürün ruhunu zedelemektedir. Çocuklarımızı nasıl küçük yaşlardan itibaren namaza alıştırıyorsak, tesettür hassâsiyetine de alıştırmalıyız.

4- Başörtüsü :

a) Aşırı süslü, şeffaf, göz alıcı renkte ve yaldızlı başörtüsü:

Örtünmenin hedefi "dikkat çekmemek" olduğu halde, bu tür başörtüler dikkatleri üzerine toplamaktadır. Şeffaf olanlar, içini göstererek hadislere açık bir muhalefet teşkil etmektedir.

b) Boynu ve -baştan arkaya kayarak- saçı tam örtmeyen başörtüsü:

Yalnız çene altından veya enseden bir düğüm atılınca, boyun açık kalmakta ve âyette geçen "başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar." emri terk edilmektedir. Altına tülbent takılmayan ve sağlam bağlanmayan başörtüleri de saçın bir bölümünü açıkta bırakmakta ve Rabbimizin emri ihlâl edilmiş olmaktadır.

c) Pardesü ve elbisenin içinde bırakılmak veya ense üzerinde düğümlenerek sıktırılmak suretiyle, saçın şeklini ortaya çıkaran başörtüsü:

Hadislerde geçen "deve hörgücü" tabirine benzeyen bu şekiller, dikkat çekici olarak örtünmenin amacını tehlikeye düşürmektedir.

5. Çoraplar

İnce, dantelli, desenli veya şeffaf çoraplar, pardesünün altında kalan kısımları tesettür ölçüsünün dışında bırakmaktadır. Tesettür, tenin görünmemesini amaçlarken ince çorap tesettür sağlamamakta ve Rabbimizin emrine uyulmamış olunmaktadır.

6- Bazı aksesuar ve teferruat hataları

· Nakışlı eşarp altı alın süsleri,

· Aşırı süslü, dikkat çekici, uzun topuklu ve yüksek tabanlı ayakkabılar.

· Parrlak renkli gösterişli çantalar,

· Tıbbî zorunluluğu olmayan süslü güneş gözlükleri,

· Aşırı parfüm ve cazibeli makyaj,

· Sandalet tipi dikkat çekici ayakkabılar,

· Gurur ve kibre sebep olacak markalı giysiler..

 
« Son Düzenleme: Mayıs 21, 2007, 15:51:48 Gönderen: CeNNeT » Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:20:11
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #3 : Mayıs 21, 2007, 15:20:11 »

  AÇILMA SEN BİR DAHA

Herhalde Müslümansın ya bu açıklık nedir?
Kadında iffet, namus en büyük hazinedir.
Binlerce kem gözlere tahammül edilir mi?
Hayâsızlık yolunda medeniyet denir mi?
Medeniyet denerek kadın baştan çıkıyor.
Aslında bu açılmak, bir milleti yıkıyor.
Medeniyet, ahlaktır, namustur, fazilettir.
Çıplağa giden yol, en büyük cehalettir.
Sakın kanma kardeşim bu dinsizlik modası.
Seni aldatıyorlar mel’unlar kahrolası.
Bilmiyorum ben seni, kalbinde iman var.
Sen islamda sebat et varsın ayıplasınlar.
Muvakkat bir âlemde uyma nefsin şerrine.
Şeytanlara lanet et, gir islamın emrine.
Sen şuna emin ol ki her güzellik sönecek.
Allah yolunsa olan, ebediyetten gülecek.
Plaj, balo yerine dön yüzünü kıp leye.
Sana yakışan budur, kapan artık secdeye.
Cennet gibi nimet var islamsa sabredene.
İnsan asi olur mu, kendini halk edene?
Şayet nedir sorarsan sokakta görülenler?
Birçok ardan nasıpsız, kıymetsiz pespayeler.
Düşün; kıymeti varsa herhangi bir nesnenin
Sokağa attığını gördün mü hiç kimsenin
Dışa bakıp aldanma kıymetler içerdedir
Ne kadar süslü olsa boş kutu çöplüktedir.
Kanda aranan şey namus ile imandır.
Seni açmak isteyen bundan üryan olandır.
Deme;’Herkes açılmış zaman böyle istiyor’!
Bilirsin ki her nefis kabre yalnız giriyor.
Seni ayıplarlarsa şehvet bezirgânları
Asıl hesap gününde göreceksin sen onları
Örtünmek hayâdandır, hayâ ise imandan
İmanları olmayanlar alçaktır hayvandan,
Seni soymak isteyen hainlere yüz çevir
Zülüm fazla yaşamaz geçecektir bu devir.
Sahipsizce başıboş gezenler neye yarar
‘Müslümanım’diyenler evinde neşe arar.
Nice masum insler girmesinler günaha
İffetine sahip ol, açılma sen bir daha

 
Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:37:28
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #4 : Mayıs 21, 2007, 15:37:28 »

İslâm Nazarında Örtünme

Örtünme, kitab, sünnet ve icmâ-i ümmetle sabit kati bir emirdir. Bu katiyyeti anladıktan sonra müslüman kadının Allah'ın emrettiği sınırlar dahilinde örtünmekten başka yapacağı bir şey yoktur. Ne cahiliyye liderlerinin horlamaları ne de müslüman görünen münafıkların islâm'da örtünme yoktur diye bağırıp çağırmaları onu ilgilendirir.

Bu emir Allah'ın emridir. Onu beğenmeyen, islâm'ı beğenmiyor, onun şâr-i olan Allah'ı reddedip ona savaş açıyor demektir.

Örtü hakkında Kur'ân'daki nas, iddiaların aksine oldukça açıktır. Şimdi biz bu naslardan örtünmenin farziyetini ve mahiyetini en açık bir biçimde izah eden iki tanesini bazı meal ve tefsirlere istinaden açıklayacağız. Bu açıklamamızı da herkesin tahkikine açık olması için mümkün olduğu kadar yüzeysel tutmaya çalışacağız.

Bu satırları okuduktan sonra tesettür hakkında hala bir tereddüde kalan olursa, derhal kaynaklara müracaatla hakikati öğrenebilir. Ondan sonra da tatmin olamazsa, ona düşen tek şey kendisini sorguya çekerek imanını kontrol etmesidir.

İlk zikredeceğimiz delil Ahzab sûresinin 59. âyetidir.

Diyanet işleri eski başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendi bu âyet-i kerimenin mealini şöyle yapmaktadır. "� Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki: Üzerlerine feracelerini sıkı sıkı örtsünler. Bu onların tanınmamaları ve eza edilmemelerine en yakın -en muvafık bir sebepdir. Ve Allah çok mağfiret edendir, çok merhametli olandır."

Burada, Ömer Nasuhi hoca metinde geçen "cilbab" kelimesini "ferace" olarak terceme etmiştir. Bilindiği gibi ferace çarşafın tam karşılığıdır.

Yine istanbul eski müftü vekillerinden, -umumen itibar gören bir meal sahibi- A. Fikri Yavuz hocaefendi de bu ayetin mealini şöyle yapmıştır:

"�Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, (kendilerini baştan aşağı örten) elbiselerini giyinip örtünsünler, işte böyle giyinmeleri (iffetli) tanınıp da ahlaksızlar tarafından) eziyet edilmemelerine daha elverişlidir. Allah gafurdur, rahimdir."

Bu meale göre de "cilbab", kadının vücudunu baştan aşağı örten, onları kim oldukları tanınmayacak kadar kapatan elbiseler olarak tarif edilmiştir.

.Meşhur Celaleyn Tefsirinde ise "cilbab" kelimesi şöyle açıklanmıştır:

"Cilbab, kadının vücudunu kaplayan bir çeşit çarşaftır. Kadınlar bir ihtiyaçları için dışarıya çıktıklarında, onun (çarşafın) bir kısmını da yüzlerine çekerler. Böylece gözlerinden başka hiçbir uzuvları gözükmez."

Tefsir ve meâllerdeki: cilbab, mülâa, ferace, ve bürük malum çarşafın karşılığıdır. Peçe ve yaşmak ise yaklaşık manada yüzü örtmeye yarayan örtü anlamında kullanılır.

İşte, müslümanları dinlerinden ayırmak isteyen sahte din adamları bu ayeti saptırarak örtünün farziyetini gizlemek istemişlerdir. Fakat ayet hakikati arayan bir kişi için hiç bir yorum kabul etmeyecek kadar açıktır. Kafirler istese de istemese de Allah emirlerini insanlara iletecek, dinini ebedi kılacaktır.

Meseleye mükemmel bir şekilde açıklık getiren ikinci delil de Nur Suresi, 31. âyet-i kerimesidir.

Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi bu âyet-i kerimenin mealini şöyle yapmıştır:

"� Ve mü'min kadınlara da söyle: �Gözlerini sakınsınlar ve avretlerini muhafaza etsinler ve zinetlerini açmasınlar, onlardan her zahir (açık) olan müstesna. Ve baş örtülerini yakalarının üzerine sarkıtsınlar ve zinetlerini açmasınlar. Ancak (mahrem olanlar) müstesna. Ve zinetlerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarını da birbirine vurmasınlar ve cümleten Allah'a tövbe ediniz, ey müminler?... Ta ki felah eresiniz."

Burada örtünmenin sınırları "zinetleri kendiliğinden gözükenler müstesna örtünün yakalar üzerinden sarkıtılması" ibaresiyle çizilmiştir.

Bu sınırları daha iyi kavrayabilmek için gözlerimizi tekrar Celaleyn ibarelerine çevirelim:

"� Gözlerini, (bakmaları helal olmayan şeylerden) sakınsınlar, avret mahallerini (yapmaları haram olan şeylerden) muhafaza etsinler.

Zinetlerini de kendiliğinden gözüken azalar, (eller ve yüz) hariç göstermesinler (açığa vurmasınlar). (Çünkü her hangi bir fitne korkusu olmadığında yabancı erkeklerin bu iki uzva bakması haram değildir. Fakat, fitne kapısını tamamen kapama açısından bakılmaması gerekir.)

Baş örtülerini yakalarının üzerine sarkıtsınlar (yani başlarını, boyunlarını ve göğüslerini peçe veya bürük denilen örtüyle kapasınlar.

(Ellerle yüzün haricindeki gizli) zinetlerini de açığa vurmasınlar."

Celaleyn tefsirinden anlaşıldığına göre, mahrem olan uzuvlar eller ve yüz hariç bütün vücuttur. Fitne korkusu olduğunda -ki sokakta behemahal vardır- bu iki uzvun da açık kalması caiz olmaz.

Fakat Fikri Yavuz hoca da mealinde, örtülmesi gereken zinet kelimesini: "Süslerin takılı olduğu boğaz, baş, gerdan, kol, bacak ve kulaklar gibi yerler" olarak tefsir etmiştir.

Ayrıca ilk türkçe tefsir sahibi meşhur Elmalın Hamdi Yazır da tefsirinde "cilbab" kelimesini "Baştan aşağı örten çarşaf, ferace veya çar" olarak tefsir etmiştir.

Bu iki ayetin terceme ve tefsirlerinden anlaşılacağı üzere örtünme kesin olarak farzdır, islâm'ı kabul ettiğini iddia eden bir kişinin bu kati farzı inkar etmesi asla mümkün değildir.

Diğer birçok ayeti kerime de doğrudan veya dolaylı olarak tesettüre işaret edilmiştir.

Onlardan, tesettürün ana mesnedine, bir nevi tarihçesine ve tesettüre riayet etmemenin tehlikelerine işaret eden Araf suresi 27. âyeti de oldukça mühimdir:

" Ey Adem oğulları!... Size, çirkin (avret) yerlerinizi örtecek bir elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. Fakat takva elbisesi, işte o, hepsinden daha hayırlıdır. Bu giyim eşyasını göndermek Allah'ın ihsanına delalet eden alametlerdendir. Gerektir ki düşüne ve anlayalar.

-Ey Adem oğulları!... Çirkin yerlerini kendilerine göstermek için ana ve babalarınızın elbiselerini soyarak şeytan onları nasıl cennetten çıkardıysa sakın size de bir bela yapmasın. Çünkü şeytan ve onun dostları sizi, kendilerini göremiyeceğiniz yerlerden görürler. Biz şeytanları iman etmeyeceklere dost yaptık."

İslâm hukukunun ikinci kaynağı olan sünnete baktığımızda bu meselenin hiçbir şüpheye mahal kalmayacak şekilde açıklandığını ve bizzat yaşandığını görürüz.

Bu hususu isbat etmek için sadece şu, Hadis-i şerif bile hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmaksızın kafidir:

"Hz. Aişe rivayet ediyor: Ebubekir'in kızı Esma birgün uzun ve ince bir elbise üzerinde olduğu halde Rasûlullah'ın huzuruna girdi. Bu hali gören Resûlullah mübarek yüzlerini başka tarafa çevirdiler ve -Ey Esma, bir kadın buluğa erince şundan ve bundan (yüzüne ve ellerine işaret ederek) başka yerlerinin görünmesi caiz değildir diye buyurdular."

İşte İslâm'ın örtü hakkındaki nihai hükmü budur, İslâm peygamberinin baldızına hitaben söylediği bu sözler bütün İslâm ümmeti için örtü hakkındaki hükmü koymuştur.

Medine'ye hicret edilip tesettür ayetleri indikten sonra islâm'a inanan bütün kadınlar tereddütsüz tesettüre uymuş, eski sakat adetlerini hiç duraksamadan bir kenara bırakmışlardır Onlar örtülerine büründüklerinde ne toplumda aşağılanmış ne de hürriyetlerinden bir şey kaybetmişlerdir. Üstelik örtünürken en ufak bir sıkılganlık duymamışlar, çölün o cehennemi sıcağında asla, terlediklerinden rahatsız olduklarından söz etmemişlerdir.

İşte şu aşağıdaki hadisi şerif bu hali tasvir etmektedir: "Hz. Aişe validemiz örtünme âyetinin nazil olduğu andaki genel havayı şöyle anlatıyor:

� VAllahi ben Allah'ın kitabını tasdik, onun indirdiğine iman bakımından Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nur Süresindeki örtünme âyeti nazil olunca erkekleri kendilerine varıp Allah'ın indirdiği âyetleri okumaya başladılar. Herkes bu emirleri zevcesine, kızına, hemşiresine ve bütün yakınlarına okuyordu. Kadınlardan hiçbiri istisna edilmemek kaydıyla yünden ve pamuktan yapılmış örtülerine büründüler ve sabah namazında Resûlullah'ın arkasında örtülerine bürünmüş olarak bulundular, sanki başlarında kargalar vardı."

Sonuç olarak, İslamiyet kadına örtünmesini emretmiş, ona ve yalnızca kocası için açılma izni vermiştir. Onu güzel görünmesini ve yalnız onun için süslenmesini emretmiştir.

"Hz. Aişe Resululah (s.a.v)"den rivayet ediyor:

� Bir kadın, kocasının evinden başa bir yerde elbisesini üzerinden çıkarırsa, o kadın Rabbi ile kendi arasını helak etmiştir."

Yine giyimde hile yaparak, hem hevalarına uyup hem de kendilerini Allah'ın emrine uyuyor gösterenler de müthiş bir şekilde tehdit edilmişlerdir, islâm'ın örtünme sınırları taviz kabul etmez. Bundan basit bir kaçamak yapmaya kalkan bir kimse onun tümüne birden isyan etmiş islâm'ın sınırları dışına çıkmış, Allah'ın lanetine uğramış olur.

"Ebû Hüreyre (r.a)'dan rivayetle Resulü Ekrem şöyle buyurmuştur:

� Ümmetimden henüz görmediğim cehennemlik olan iki sınıf vardır. Bunlardan bir sınıfı kadınlardır ki, giyinik oldukları halde elbisleri örtülmesi gereken yerlerini örtecek derecede kalın sık ve geniş olmadığı için onlar çıplak gibidirler. Başları da deve hörgüçleri gibidir. Onlar iffet sınırının dışına çıkıcı ve çıkarıcılardır. Onlar cezalarını çekmeden cennete giremezler."

İşte bunlar, müslüman kadının el ve ayakları müstesna bütün vücutlarını örtmesini gerektiren ayet ve hadislerdir. Müslüman olan bir kişinin örtünmekten başka seçeneği yoktur. Buna rağmen tesettürü reddedenin ise islâm'la herhangi bir ilişiği yoktur.

Emrin katiyyeti ve tesettürün farziyeti böylece anlaşıldıktan sonra, hala-İslâm'da tesettürün olmadığını, çarşafın kadınlarının güzelliklerini saklamak isteyen eski bir toplumdan kaldığını iddia edenlere sorarız.

Onlar bu iddialarını acaba hangi delile ve hangi yetkiye dayanarak ileri sürüyorlar. Yoksa oların islâm'ın hükümlerini öğrendikleri Kur'ân'dan ve sünnetten başka bir delil kaynakları mı var? Veya peygamberin vefatından sonra Allah bu dinin kanun koyucusu olma hakkını onlara mı verdi de bizim haberimiz olmadı?

Hayır, islâm dininin Kur'ân'dan ve Sünnetten başka hiç bir kaynağı yoktur. Müslümanlar hangi toplum ve hangi çağda olurlarsa olsunlar onlara bakarak yollarını bulur takip etmeleri gereken istikameti çizerler.

Güçleri ve yetkileri ne olursa olsun insanlardan hiçbirisinin kendi aklına ve arzularına dayanarak islâm'ın hükümleri hakkında söz söyleme, Allah'ın sınırlarıyla uğraşma hakkı yoktur.

İslâm dininin kanun koyucusu yalnızca Allah'tır. Onu yorumlama hakkı sadece ve sadece Hz. Resule aittir.

Kur'ân'da varid olan bir emri yok iddia eden bir şahıs ve o emri kaâle almayarak kendi bildiğince amel eden veya onu hafife alan küçümseyen bir şahsın islâm'la bütün bağları kopmuş, artık o kendi arzusu doğrultusunda kurduğu yeni dine inanmış sayılır.

Kur'ân âyetleri hakkında, toplum vicdanında kurduğu korku ağlarına güvenerek sorumsuzca tasarrufta bulunmaya kalkışan kişi müslümanlar nazarında suçludur. Cezasının verilmesine kudreti mani oluyorsa, o bütün kuvvetlerin yok olup yalnızca Allah'ın sınırsız kuvvetinin baki kaldığı bir güne havale edilir. Allahın hesaba çekmesi şüphesiz çok çetin ve tavizsizdir.

Tekrarlıyoruz; Kur'ân'da örtünme kati olarak zikredilmiştir. Zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz âyetler örtüyü tüm boyutlarıyla anlatmışlardır. Yine Hz. Peygamber efendimizin sünneti bu olguyu anlaşılmayan hiç bir noktası kalmayacak bir şekilde geniş geniş açıklamıştır. Peygamberimizin hayatında hiç bir müslüman kadını açılmaya tevessül etmemiştir. Peygamberimizden sonra da gerek ashabında gerekse diğer İsâlam ümmetinde bu emirden sapma katiyetle görünmemiştir. Tüm bunlar artık tesettür mevzûunun üzerindeki bütün şüpheleri silip atmaktadır.

Müslüman kadını örtünmek zorundadır. Allah'a inandığı ve emirlerine teslim olduğu için...
Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:48:50
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #5 : Mayıs 21, 2007, 15:48:50 »

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:

“Hz. Ebû Bekir’in kızı Esma, ince bir elbise giymiş olduğu halde Allah Resûlü’nün (s.a.v.) huzuruna girdi. Allah Resûlü (s.a.v.) Esma’yı o halde görünce ondan yüzünü çevirerek şöyle dedi:

–Ey Esma, kadın hayıza (büluğa) erince artık ondan şunun ve şunun dışında bedeninin hiçbir yerinin görünmesi uygun olmaz. (Allah Resûlü (s.a.v.) bu sözlerini söylerken kendi yüzüne ve ellerine işaret etti.)”

Ebû Davud

“Anneler günü” bu asrın uyduruk bid’atı. Hakkında söylenen olumlu ya da olumsuz bütün söz ve görüntülere rağmen iyi anlamlar ve asil bir hedef taşıyor.

Fakat liderlere taç giydiren ve örnek şahsiyetler ortaya çıkaran idealizme gelince... O da, tamamı ya maddi ya da menfaatçi olan belli birtakım kriterlere tabidir.

Keşke bu kriterleri geliştirseydik; imanı ve bu imandan kaynaklanan esasları bu kriterlerin ilki ve zirvesi yapsaydık.

Sevgili gençler...

Bu başlangıç/giriş ile Allah Resûlü’nün (s.a.v.) beşinci nasihatını bildirdiği hadis-i şerîf arasında bizi bu konuşmayı yapmaya iten münasebet; Hz. Ebû Bekir’in kızı, güzide bir sahâbî hanım olan Esma’nın (r.a.) seçkin şahsiyetidir. Hz. Esma (r.a.) bebekliğinden ihtiyarlığının son demlerine kadar, hem kendi şahsında hem de aile içerisinde Allah’ın emirlerine olan tam bağlılığıyla daima ideal bir genç kız ve anne olmuştu.

Hayra yönlendirme ve annelik hakkında söylenmiş en muazzam ve ulvi sözlerden biri de Hz. Esma’nın (r.a.), oğlu Abdullah b. Zübeyir’e (r.a.)söylediği o meşhur veciz sözüdür. Oğlu Abdullah ‘Mekke’de, Abdülmelik b. Mervan’ın Haccac b. Yusuf es-Sakafi komutasındaki ordusu tarafından kuşatma altına alınmıştı.

Her birinizden o nasihat dolu sözü ciddi bir şekilde araştırmanızı ısrarla istiyorum. Çünkü o sözde sizi yakından ilgilendiren, size faydalı pek çok şey bulunmaktadır.

Bundan sonraki sözlerim sadece sevgili kızımadır. O, İslam’ın genç kızına... İslam evladının annesine... İslam’ın şimdiki ve gelecek neslin terbiyecisine ve istikbalimizin köşe taşına...

Hadis-i şerîfte geçen “uygun olmaz” sözü üzerinde biraz istiyorum. Çünkü bu söz, dayanak noktamızı oluşturmaktadır. Fitneye gelince o; sapıtmanın kavşağı, tehlikeli bir viraj, yoldan çıkışın uçurumu ve tali yolu çok olan bir caddedir. O derece ki bu caddede yürüyen insan sanki kendisini “Nasreddin Hoca’nın evinde” gibi hisseder. Ne tarafa dönse nihayetinde bir engele çarpar. Karşısına zifiri bir karanlık çıkar. Yitik vadilerde el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan kör gibi aranır durur. Kurtulmak, çıkıp gitmek için ne bir yol bulabilir ne de bir gedik...

Bugün sıkıntısını çektiğimiz ya da özellikle gençlerimizin sıkıntısını çektikleri bela, fitne, şehvet, arzu, zevk ve haz kasırgaları budur. Bir çukurdan kurtulmalısın, mutlaka diğerine yuvarlanır.

Sonra cadde ve sokaklarda, halka açık genel alanlarda, park ve kulüplerde kol gezen fitne, yalnızca kendisine bela olmaz. Bilakis görünen ve görünmeyen fitneler, tellerde elektrik akımının akışı gibi, iki taraf -erkek ve kadın- arasında gider gelir.

Bugün toplumda hüküm süren ve kabul gören şey, fesad ve ahlâkî çözülmeden başka nedir?

Hangi insaf sahibi insan bunun ahlâkî çözülmeden başka birşey olduğunu söyleyebilir?

Fesad (bozgun) ve salah (huzur) bir çelişkinin iki zıt uçu.

Allah Resûlü (s.a.v.) , büluğ çağına erip kadınlık belirtileri ortaya çıkan Esma’yı ince elbiseler giymiş bir halde görünce mübarek yüzünü ondan çevirerek şöyle dedi:

“Ey Esma, kadın hayıza (büluğa) erince artık ondan şunun ve şunun dışında bedeninin hiçbir yerinin görünmesi uygun olmaz. (Allah Resûlü (s.a.v.) bu sözlerini söylerken kendi yüzüne ve ellerine işaret etti.)

Hz. Peygamber (s.a.v.) Esma’ya (r.a.); “Ey Esma, genç kız...” demedi; bilakis “Ey Esma, kadın...” dedi. Çünkü Esma henüz evlenmemiş olsa da genç kızlık çağını çoktan gerilerde bırakmış, olgunluk ve kemal çağına girmişti.

Bizzat kendisinin doğal olarak görülmesi caiz olan yüz; boya, krem ve pudraların doldurduğu yüz değil, aksine her türlü süs ve fitneden uzak, kozmetik sektörünün tuzağına düşmemiş olan yüzdür. Tabi bu doğal ve temiz yüzün görülmesi de ancak fitneden emin olunan durumlar için geçerlidir.

Aynı şekilde görülmesi dinimizce caiz olan el, faziletin kanına girmemiş olan eldir. Yoksa uzun, sivri, keskin ve boyalı tırnaklar değil!! Ama ne yazık ki bugün ayak tırnakları bile faziletin kanına girmekten, bu kokmuş kan balçığına dalmaktan kendini kurtaramamıştır?!

Genç kızlarımız küstahça ve hayâsızca bir meydan okuyuşla bu saygın nebevi nasihatın tam aksini yapıyorlar!.

Örneğin; genç kız önceleri bütün bu çirkin hallerden uzakta bulunurken büluğ (hayız) çağına erip olgunluk devresine girdiğinde, derhal süslenme ve güzelleştirme yöntemlerini uygulamada ve bedenin fitne çıkarıcı ve tahrik edici bölgelerini olduğu gibi açığa çıkaran elbise modellerini bulup geliştirmede son derece becerikli bir sanatkar oluveriyor!

Dosdoğru olan bir yaşam çizgisi eğrilip büğrülerek bozuluyor, yol sallanıyor ve toplum bir kargaşa içinde dalgalanıyor.

Müslüman genç kızım...

Sen ya istikamet ve hidayet kaynaklarından bir kaynak, ya da helak ve fesat uçurumlarından bir uçurumsun...

Ve bütün bunlar senin dünyana ve ahiretine yansımaktadır. Ya her türlü kötülükten uzak olmak (selâmet) ve sevap, ya da her türlü kötülük içinde olmak (şekavet) ve azap... Allah’tan kork, dürüst erkekler ve dürüst kadınlarla, Allah’a itaatkar erkekler ve Allah’a itaatkar kadınlarla, Allah’a hakkıyla iman eden erkekler ve hakkıyla iman eden kadınlarla beraber ol ki, en yüksek derecelere yükselesin.


Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:52:10
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #6 : Mayıs 21, 2007, 15:52:10 »

  Günümüz insanı bir çok dış tesirin hücumu altındadır. Medya, çevre ve nefsinin taarruzları karşısında, sağlam bir kalb yapısı bulunmayan müslümanın, inandığı değerlerinin yara alması kaçınılmazdır. Kalbde başlayan bu hastalıklar daha sonra dışına da tesir ederek "ne yapalım, zaman bunu gerektiriyor, Allah affeder" aldatmacasına insanları sığındırmakta ve İslâm'ın emirlerini ihlal ettirmektedir.

   Her geçen yıl tesettür husûsunda zaafların arttığına şahit olmaktayız. Yıllar önce hiç rastlamadığımız veya bu bir tesettür şekli diyemeyeceğimiz elbiseler, şimdilerde bizlere gayet normal gelmektedir. Yarım pardesüler, ince çoraplar, boyundan bağlanmış sıkı başörtüler, önü açık pardesüler…vb. her sene yeni icatlar karşımıza çıkmaktadır. Bunlarda en büyük mes'uliyet, defileler düzenleyerek tesettür giyimine ticârî noktadan yaklaşan bazı büyük mağazalar ve bunları giyerek emsâl olan hanımlardır.

   Diğer tarafta bütün bunlara bakarak, İslam'ın tesettür emrini, yalnızca şekil ve renkten ibaret olarak anlayıp uygulamak da yanlıştır. Zira İslâm genel ölçüleri belirlemekle birlikte, bunun tatbikâtını o genel ölçüleri ihmal etmemek şartıyla, iklim, kültür ve insanların tercihlerine bırakmıştır. Bu sebeple tarih boyunca değişen çeşitli makul kültürlerin ve coğrafî şartların o toplumların kıyafetlerine yansıması çok tabiîdir. Farklı model ve renkler ve soğuk-sıcak iklimlere göre muhtelif tercihler insanlar tarafından seçilebilir. Ancak, bütün bunlarda asıl olan, daha önce de belirttiğimiz gibi, Rabbimizin sınırlarının titizlikle korunmasıdır. Bu hususta, Rabbimizin hudutlarına gereken dikkat gösterildikten sonra, pek çok farklı renk ve şekilde tesettür tarzı tercih edilebilir.

   Şu da unutulmamalıdır ki, insanın güzelliği dışından ziyâde, ruh güzelliği iledir. Neticede dış güzellik, birgün yok olacak; ama hayâ, imân ve takvâ güzelliği ebediyyen bizimle kalacaktır. Bu yüzden sadece dış güzelliğe ihtimam göstererek, iç güzelliğimizi ihmal etmememiz lazımdır. Evlenirken bile Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, "Kadın dört şeyi için nikahlanır: Malı, güzelliği, soyu ve dini için. Sen dindar olanını tercih et..." buyurarak, bize asıl güzelliğimizin merkezini işaret etmişlerdir. Rabbimiz de yarın kıyâmette bizlere dış güzelliğimizden değil, dinimizi ne ölçüde yaşayıp yaşayamadığımız hususunda, hesaba çekecektir.

   Tabii ki, temiz ve uyumlu şekilde giyinmek şiârımız olacaktır. Bu, zaten dinimizin de emridir. Ama bir Müslüman, bir çok işinde olması gerektiği gibi orta yolu kaybetmemelidir. Dinimizin emirlerini çiğnemek pahasına "gösterişli" giyinerek, dikkat çekme yanlışlığına düşmemelidir. Bizi gören insanlar, bizde İslam'ı görmeli ve takdir etmelidirler.

   Kur'ân-ı Kerîm'de Allâh'ın sınırlarını koruyan, iffetine dikkat eden kadınların, âhirette daha güzeliyle mükafatlandırılacağı ifade edilmektedir. Âyetlerde mümin kadına birer nîmet ve mükafat olarak, cennette atlastan işlenmiş elbiseler, ipekler, inci, altın ve gümüş ziynetlerden bahsedilmektedir. Rabbimiz cennetteki bu nimetleri, sâliha mümin kadınlara vâat etmektedir.

   Kadınlarla İlgili Birkaç Mesele


   Bunların yanında aslında daha tafsîlatlı bir şekilde ele alınması gereken birkaç önemli hususa da temas etmek faydalı olacaktır:
   İslam'ın rûhuna ters bazı fiiller, bizim âhiretimizi ziyana uğratmaktadır. Mesela:
   * Tesettürlü bir hanımın "erkekler arasında" sekreter vb. olarak, İslam'a uygun olmayan işlerde çalışması,
   * Yanında mahremi bulunmayan bir hanımın, yalnız başına uzun seyahatlere çıkması,
   * Mahremi olmayan müslüman âilelerin aynı masada beraberce yemek yemeleri, aynı odada sohbet etmeleri,
   * Dindar genç evlilerin, sokaklarda, ancak ev ortamında dolaşılabilecek görünümde gezmeleri,
   * Tesettürlü bir hanımın toplum içinde sigara içmesi,

   Rabbimiz hepimizi emrine itaat eden, üç günlük dünyanın fânî zevklerine aldanmayan, bu âlemdeki fânîlerin iltifatlarına kanmayıp, rızasını kazanan ve ebedî olarak cennet elbiseleri ile mükafatlanan kullarından eylesin. Âmin…
Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:53:09
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #7 : Mayıs 21, 2007, 15:53:09 »

Yerler ve gökler,
Senin adını zikrederken,
Zikir sesleri arşa ulaşmışken.
Ben senin emrine nasıl hayır diyeyim.

Bu kainat sana aitken,
Bu can sana emanetken,
Bu beden bir gün toprak olacakken,
Ben senin emrine nasıl hayır diyeyim.

Senin sevgini ve korkunu içime sindirmişken.
Peygamberim (S.A.V) coşkusunu kalbime kazımışken.
Her gün gözyaşımla sana sıgınırken.
Ben senin emrine nasıl hayır diyeyim.

Mekke ve Medineyi,
Bir kez olsun rüyamda görmeyi dilerken.
Kabe ye, bir kez olsun el sürmeyi, hayal ederken.
Ben senin emrine nasıl hayır diyeyim.

Yönümü kıpleye dönmüşken,
Alnımı secdeye kapatmışken,
Kur'anı Kerimi kalbimin içine koymuşken,
Ben senin emrine nasıl hayır diyeyim.

Cehennemin kızgın ateşinden korkarken,
Cennetten bir yer dilerken.
Yaptıklarım için senden hergün af dilerken.
Ben senin emrine nasıl hayır diyeyim.

Asıl hesap günü bizlere cok yakınken.
Huzuruna cıkıp, hesap verecegime inanırken.
Sırat köprüsü, kıldan ince, kılıçtan keskin derken.
Ben senin emrine nasıl hayır diyeyim.

Bu ruh ebedi yaşıyacakken,
Bütün bunlar her an aklımdayken.
Başartüsünün senin emrin oldugunu bilirken.
Ben senin emrine nasıl, nasıl hayır diyeyim.
Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:56:43
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #8 : Mayıs 21, 2007, 15:56:43 »

Gözkapağı

“Seninle dış dünya arasındaki mesafe incecik bir örtü kadar. Kendi içine odaklanmak için bu örtüye ihtiyacın var. En yakınındaki örtü göz kapaklarındır. Şimdi gözlerini kapat. Gözkapakların gözlerinin üzerinde nasıl da kaydı. Hissettin mi? Şimdi örtündün. Örtündün ve zenginleşeceksin. Çok şey bulacaksın bu örtünün altında. Hazır mısın?

Kapanmış gözlerinin örtüsünü hisset şimdi. Göz kapaklarına odaklan. Bu zarif örtü seni kendine götüren bir yola dönüşecek. Kendini bulacaksın örtünün altında. Örtü seni senden saklamayacak. Seni sana gösterecek. İçine odaklanacaksın şimdi. İçine. Derinliğine. Varoluşuna doğru gideceksin. Öyle derinsin ki. Gözlerine baktın mı hiç? Gözlerine bakınca ruhunun derinliğini gördün mü? Ruhunu göremezsin. Ancak gözlerine bakarsan ruhunun derinliğini görürsün. Örtündün şimdi. Gözlerin kapalı görünüyor. Endişelenme. Kalp gözün açıldı. Kalbin gözlerinin göremediklerini gösterecek sana.


Hadi şimdi nefesine odaklan. Yavaşça nefes alıyorsun. Nefes alışlarını dinle. Duyuyor musun? Duyduğun ses sana aittir. Hayatta oluşunun sesi bu. Hayatın bir nevi sende uyandırdığı yankı. Hayatı dinlemek istediğinde nefesini dinle. Şimdi içine çektiğin hava ile dışarı verdiğin havanın seslerini ayrı ayrı dinle. İkisine ayrı ayrı odaklan. Yavaş yavaş nefes alıyorsun şimdi. Sakince. Koşuşturmaların kesildi. Yavaşladın. Durmadın ama. Hiç durmayacaksın. Ölsen bile durmayacaksın.


Şimdi kaslarını farket. Başının ağırlığını hisset. Hissediyorsun değil mi? Sana verilenlere odaklan. Farkediyorsun. Bedenin sana verilen bir emanet. Bütün dikkatinle sana verilen bedenini algılıyorsun.


Kalb atışlarını duyuyor musun? Duyuyorsun. Güzel. İyice dinle kalbinin tiktaklarını. Bütün bedenine kan pompalıyor kalbin. Kanın içinde neler yokki. Rabbin kanına ihtiyacın olan herşeyi yükledi. Her hücrene ulaşmak için yola çıktı. Her kalp atışın hücrelerinin rızkını taşıyor.


Şimdi hayatı hissediyorsun. Gözlerin kapalı değil. Sadece zarif bir örtü ile örtülü. Anneciğin ve babacığın geceleri senin üzerini örterdi ya. Öylesine zarif bir örtü ile örtülüsün işte. Rüzgarın sesini dinliyorsun. Rüzgar tenine çarpıyor. Rüzgarın ne dediğini duyuyor musun? Merhamet elçiliği yapıyor rüzgar. Sana elçi olarak gelmiş. Baksana bedenine tık tık vuruyor. Hadi dinle onu. Mutlak bir rahmetten haber getiriyor.


Ağaçların uğuldamasına odaklan şimdi. Yaprakların O'nu anmasını duyuyor musun? Sakinliği hissediyorsun. Sonsuz yumuşuklık sarmış her yanını. Kasların gevşiyor. Ruhunu sıkıntıları her nefesini alıp verdiğinde dışarı çıkıyor. Her nefesi aldığında sonsuz rahmetin sonsuz yumuşaklığı içine doluyor. Her nefes alışında kainatla daha çok bütünleşiyorsun. Sen ve kainat yok şimdi. “Biz” var. Kainatla arandaki mesafe iyice daralıyor. Bu mesafenin kapanmasını bekleme ama. Bu mümkün olmayacak. Her ikiniz de yaratılmış birer varlıksınız. Her ikiniz de Onu anıyorsunuz. Yalnızlığının yatıştığını duyuyorsun. İçine sonsuz rahmetin tecellisi doluyor. Kalbindeki boşluk sonsuz rahmetle doluyor.


Çiçeklerin kokusu geliyor burnuna. Toprağın kokusu ciğerlerine kadar doluyor. Ciğerlerin tertemiz kokan hava ile dolu. Bu koku bütün bedenine yayılıyor. Rüzgar tekrar bedenine dokunuyor. Sesler her yanını sarıyor. Yalnızlığın gevşiyor. Sonsuz isimlerin tecellileri seni sarıyor. Hissediyor musun?


Gözlerin incecik bir örtü ile hala kapalı. Ama ruhun sonuna kadar açık. Duygularının derinliğini görüyorsun zarif bir örtü ile örtülü gözlerinle ama açık olan kalbinle. Kalbin gözlerini açmış sonuna kadar. Ne kadar sessizsin ama ne kadar çok ses var içinde. Kalbindeki duyguların sesini duyuyorsun. Kalbin ne kadar sevildiğini hissediyor. Değerli olduğunu hissediyor kalbin. Dinliyor musun? Duyuyor musun?


Karşılığını vermek istemez misin? Bunu farketmen ilk karşılık vermendir. Onun seni sevdiğini farkedip bunu kalbinin en derin ve özel köşesinde tutmak istiyorsun. Hiç unutmak istemiyorsun bunu. Ona teşekkür ediyorsun.


Botanik bahçesinde seyrettiğin çiçeklerin renklerini gözünün önüne getir. Binlerce çeşit sanat kalbine akıyor. Venüs yıldızının parıltısını hatırlıyor musun? Nasıl da sakin sakin duruyordu o gece seyrettiğinde bu yıldızı. İstersen venüse selam söyle. Seni de beni de yaratan O diyebilirsin.


Şimdi yine nefesini hisset. Ne kadar derinsin. Ne kadar çok şey var içinde farkettin mi? Kainat kadar genişsin. İhtiyacın olan şey incecik ve zarif bir örtü.


Örtü insanı zenginleştirir. Anladın mı? Artık gözlerini açabilirsin. Kalbin açıkken artık kendini ve kainatı daha derinden seyredebilirsin. Örtünme ve Örtü Üzerine Düşünceler

Gözkapağı

“Seninle dış dünya arasındaki mesafe incecik bir örtü kadar. Kendi içine odaklanmak için bu örtüye ihtiyacın var. En yakınındaki örtü göz kapaklarındır. Şimdi gözlerini kapat. Gözkapakların gözlerinin üzerinde nasıl da kaydı. Hissettin mi? Şimdi örtündün. Örtündün ve zenginleşeceksin. Çok şey bulacaksın bu örtünün altında. Hazır mısın?

Kapanmış gözlerinin örtüsünü hisset şimdi. Göz kapaklarına odaklan. Bu zarif örtü seni kendine götüren bir yola dönüşecek. Kendini bulacaksın örtünün altında. Örtü seni senden saklamayacak. Seni sana gösterecek. İçine odaklanacaksın şimdi. İçine. Derinliğine. Varoluşuna doğru gideceksin. Öyle derinsin ki. Gözlerine baktın mı hiç? Gözlerine bakınca ruhunun derinliğini gördün mü? Ruhunu göremezsin. Ancak gözlerine bakarsan ruhunun derinliğini görürsün. Örtündün şimdi. Gözlerin kapalı görünüyor. Endişelenme. Kalp gözün açıldı. Kalbin gözlerinin göremediklerini gösterecek sana.


Hadi şimdi nefesine odaklan. Yavaşça nefes alıyorsun. Nefes alışlarını dinle. Duyuyor musun? Duyduğun ses sana aittir. Hayatta oluşunun sesi bu. Hayatın bir nevi sende uyandırdığı yankı. Hayatı dinlemek istediğinde nefesini dinle. Şimdi içine çektiğin hava ile dışarı verdiğin havanın seslerini ayrı ayrı dinle. İkisine ayrı ayrı odaklan. Yavaş yavaş nefes alıyorsun şimdi. Sakince. Koşuşturmaların kesildi. Yavaşladın. Durmadın ama. Hiç durmayacaksın. Ölsen bile durmayacaksın.


Şimdi kaslarını farket. Başının ağırlığını hisset. Hissediyorsun değil mi? Sana verilenlere odaklan. Farkediyorsun. Bedenin sana verilen bir emanet. Bütün dikkatinle sana verilen bedenini algılıyorsun.


Kalb atışlarını duyuyor musun? Duyuyorsun. Güzel. İyice dinle kalbinin tiktaklarını. Bütün bedenine kan pompalıyor kalbin. Kanın içinde neler yokki. Rabbin kanına ihtiyacın olan herşeyi yükledi. Her hücrene ulaşmak için yola çıktı. Her kalp atışın hücrelerinin rızkını taşıyor.


Şimdi hayatı hissediyorsun. Gözlerin kapalı değil. Sadece zarif bir örtü ile örtülü. Anneciğin ve babacığın geceleri senin üzerini örterdi ya. Öylesine zarif bir örtü ile örtülüsün işte. Rüzgarın sesini dinliyorsun. Rüzgar tenine çarpıyor. Rüzgarın ne dediğini duyuyor musun? Merhamet elçiliği yapıyor rüzgar. Sana elçi olarak gelmiş. Baksana bedenine tık tık vuruyor. Hadi dinle onu. Mutlak bir rahmetten haber getiriyor.


Ağaçların uğuldamasına odaklan şimdi. Yaprakların O'nu anmasını duyuyor musun? Sakinliği hissediyorsun. Sonsuz yumuşuklık sarmış her yanını. Kasların gevşiyor. Ruhunu sıkıntıları her nefesini alıp verdiğinde dışarı çıkıyor. Her nefesi aldığında sonsuz rahmetin sonsuz yumuşaklığı içine doluyor. Her nefes alışında kainatla daha çok bütünleşiyorsun. Sen ve kainat yok şimdi. “Biz” var. Kainatla arandaki mesafe iyice daralıyor. Bu mesafenin kapanmasını bekleme ama. Bu mümkün olmayacak. Her ikiniz de yaratılmış birer varlıksınız. Her ikiniz de Onu anıyorsunuz. Yalnızlığının yatıştığını duyuyorsun. İçine sonsuz rahmetin tecellisi doluyor. Kalbindeki boşluk sonsuz rahmetle doluyor.


Çiçeklerin kokusu geliyor burnuna. Toprağın kokusu ciğerlerine kadar doluyor. Ciğerlerin tertemiz kokan hava ile dolu. Bu koku bütün bedenine yayılıyor. Rüzgar tekrar bedenine dokunuyor. Sesler her yanını sarıyor. Yalnızlığın gevşiyor. Sonsuz isimlerin tecellileri seni sarıyor. Hissediyor musun?


Gözlerin incecik bir örtü ile hala kapalı. Ama ruhun sonuna kadar açık. Duygularının derinliğini görüyorsun zarif bir örtü ile örtülü gözlerinle ama açık olan kalbinle. Kalbin gözlerini açmış sonuna kadar. Ne kadar sessizsin ama ne kadar çok ses var içinde. Kalbindeki duyguların sesini duyuyorsun. Kalbin ne kadar sevildiğini hissediyor. Değerli olduğunu hissediyor kalbin. Dinliyor musun? Duyuyor musun?


Karşılığını vermek istemez misin? Bunu farketmen ilk karşılık vermendir. Onun seni sevdiğini farkedip bunu kalbinin en derin ve özel köşesinde tutmak istiyorsun. Hiç unutmak istemiyorsun bunu. Ona teşekkür ediyorsun.


Botanik bahçesinde seyrettiğin çiçeklerin renklerini gözünün önüne getir. Binlerce çeşit sanat kalbine akıyor. Venüs yıldızının parıltısını hatırlıyor musun? Nasıl da sakin sakin duruyordu o gece seyrettiğinde bu yıldızı. İstersen venüse selam söyle. Seni de beni de yaratan O diyebilirsin.


Şimdi yine nefesini hisset. Ne kadar derinsin. Ne kadar çok şey var içinde farkettin mi? Kainat kadar genişsin. İhtiyacın olan şey incecik ve zarif bir örtü.


Örtü insanı zenginleştirir. Anladın mı? Artık gözlerini açabilirsin. Kalbin açıkken artık kendini ve kainatı daha derinden seyredebilirsin. Kalbini açmak için ise önce örtünmelisin.”



Mustafa Ulusoy
Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:58:19
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #9 : Mayıs 21, 2007, 15:58:19 »

Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 15:59:37
CeNNeT

Administrator

******


Üye No : 2

Nerden :

Konu  : 913

Mesaj : 5,484

...RaBBiMiN YoLuNDa SeVDaLiYiM BeN...
WWW
Offline
« Yanıtla #10 : Mayıs 21, 2007, 15:59:37 »

Logged

Sen Yolcu Bu Yalan Dünya Hancıdır
Öyle Bir Gün Varki Yürekte Sancıdır
Yer Gök Bir Olup Da Hesap Sorulunca
En Sevdiğin Bile Senden Davacıdır


Mayıs 21, 2007, 16:00:06
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« Yanıtla #11 : Mayıs 21, 2007, 16:00:06 »

  çok güzeller
  sağolasın abla


Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Mayıs 21, 2007, 16:22:53
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308