| 05 Temmuz 2007, 15:50:51 |
|
|
 |
« Yanıtla #15 : 05 Temmuz 2007, 15:50:51 » |
|
1) İNFÂK VE SEVGİ
3/134: Takva sahipleri, bollukta da darlıkta da infak ederler... 51/15,19: Gerçekten takva sahipleri cennetlerde ve pınar başlarındadır... Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
İnfak; sahip olduklarımızdan ihtiyaç sahipleri için pay ayırarak vermedir. Bu verme, insanlığa hatta tüm canlıların yararına yöneliktir. Zengin, yoksul ayrımı yapmadan bütün iman edenler için konulmuş eğitici ve erdirici en mükemmel ibadetlerdendir. İnfak; 'a olan sevginin, güvenin ve teslimiyetin bir ifadesidir. Paradan, maldan yapıldığı gibi güzel söz söylemek güler yüz göstermek de bir infaktır. Ayrıca dertli bir insanı teselli etmek, güçsüz yaşlı birine yardım etmek, hasta ziyaretleri ile moral vermekte bir infak şeklidir. Zekât, sadaka ve fitre miktarı tayin edilmiş sınırlı bir yardımdır. Oysa infak, sahip olunanlardan gönlün dilediği kadar ayırdığı sınırsız bir vermedir. Âli İmrân 3/92 de şöyle buyruluyor: " Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe zafer ve mutluluğa asla ulaşamazsınız..." Şu halde verilenler, nefsin sevdiği şeylerden olmalı, yani verirken bir fedakârlık yapılmış olmalıdır ki nefs arınabilirsin.
Takva ehli, Cenâbı Hakk'ın verdiği nimetleri, varlıkta da yoklukta da başkalarıyla paylaşırlar. Fakirlikte de zenginlikte de sevilenlerden verme ilâhî ahlâkın oluşmasına vesile olur. Haşr 59/9: " ... Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. " İnsanlardaki geçici Dünya nimetleri olan mal ve parayı depolama hırsı, ancak cömertlikle kırılmaktadır. Kur'ân, infakın prensibini Bakara 2/219 da şöyle veriyor : "...Helâl kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin..." Bir de verileni başa kakmamak önemlidir. Bakara 2/264:" ...Sadakalarınızı başa kakmak ve eza etmek suretiyle boşa çıkarmayın..."
|
|
|
|
|
Logged
|
Müminlerden öyle yiğitler vardır ki; Onlar  'a verdikleri söze sadakat gösterdi. Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimiside şehit olmayı bekliyor...
|
|
|
| 06 Temmuz 2007, 21:57:49 |
|
|
 |
« Yanıtla #16 : 06 Temmuz 2007, 21:57:49 » |
|
Osman Nuri Topbaş'ın anlatımıyla; Musa Efendi'nin İnfak Edebi Merhum pederim Musa Efendi, her vesileyle bizlere çok kıymetli nasihatlerde bulunurdu.Bu nasihatlerde en çok üzerinde durduğu husus, infaktı, yani 'ın ihsan ettiği nimetleri, O'nun rızası istikametinde cömertçe sarf edebilmekti.
"Evladım, mutlaka riyazat halinde yaşayın ve 'ın verdiklerini yine için infak edin!"[/i]
"Riyazat haliniz sadece üç aylara mahsus olmasın.Riyazatı,yalnızca Ramazanlara da hasretmeyin.Onu, hayatınızın her safhasına yayın. Yani her zaman riyazatla yaşayın ve ihtiyaç fazlasını yolunda infak edin!"
"Şunu iyi bilin ki, Dolmabahçe Sarayı'nda da Topkapı Sarayı'nda da yaşasanız, yine riyazatla yaşamaya mecbursunuz.Onun için malı da mülkü de ancak kalbinizin dışında taşıyın.Eğer ihtiyaç fazlasını yolunda infak etmezseniz, 'ın verdiği nimetlere karşı nankörlük etmiş olursunuz.Unutmayın ki, infak edilmeyen nimetler ziyan edilmiş demektir.Ziyan edilen nimetlerde hesabı çok ağır birer ahiret vebalidir"
Bu ölçü tavsiyeler etrafında bizleri yetiştiren Musa Efendi, bunları uygulamamız hususunda da titizlik gösterir ve henüz çocuk yaşlarımızda iken aldığımız portakal veya elmayı kaça aldığımızı sorar ve:
"Çarşıdaki bütün fiyatları dolaştınız mı?" derdi. İki liraya alınabilecek aynı kalitedki bir şeyi üç liraya almayı israf sayar ve bizlere iktisatlı olmamız hususunda tenbihte bulunurdu. Kısacası kendine harcarken kılı kırk yarardı. Ancak yolunda alabildiğine vermekten haz duyardı.
Bende kendisinden kalan bir defter mevcut. Orada zakat, hayır ve hasenat notları var.Muhterem pederim,ara sıra onu -riya olmasın diye- yalnız bana gösterir ve açıklardı.
"-Bak oğlum, zekatım bu kadar, hayır hasenatım da şu kadar..."
Her zaman hayır ve hasenatı, zekatına göre kat kat fazlaydı.Bunu benimle paylaşmasındaki maksat ise aynı şekilde infaka teşvik edici bir edepti.
Onun infakı da zaten bambaşka edep ölçüleri içerisindeydi.O, riyazat içinde yaşayıp da yapmış olduğu infakları o kadar güzel bir İslami üslup, nezaket ve zarafet içinde yapardı ki kime ne kadar verecekse onu güzel bir zarfın içine koyar ve üzerine de uygun bir hitaptan sonra şöyle yazardı:
"İkramımızı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz."
Yani o:
"Sadakaları alır." (et-Tevbe, 104) ayeti mücibince verdiğini doğrudan doğruya 'a verebilme gayretindeydi.
rızasını kazanmak istiyorsak Musa Efendi Hazretleri'nin yaptığı gibi sahabe-i kiramın ardınca koşmalıyız.Zira 'ın rızası ancak bundadır.Ayet-i kerimede buyrulur:
"(İslam dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte onlara, içinde ebedi kalacakları, zeminden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır.İşte bu büyük kurtuluştur." (et-Tevbe, 100)
|
|
|
|
|
Logged
|
KAHROLSUN PKK
|
|
|
| 22 Temmuz 2007, 09:29:57 |
|
|
 |
« Yanıtla #17 : 22 Temmuz 2007, 09:29:57 » |
|
RABBİM İNFAK ETMEYİ HER MÜSLÜMANA NASİP EYLESİN GÖNLÜMÜZÜN HUZUR BULMASI İÇİN İNFAK YAPARAK HUZUR BULABİLİRİZ RABBİMİN İZNİYLE İNŞALLAH SELAMETLE KARDEŞLERİM
|
|
|
|
|
Logged
|
MUTLULUK DİKENLER ARASINDA BÜYÜYEN GÜL'DÜR... SEVGİ VE ÖLÜM İNSANA HER ŞEYİ HATIRLATIR... SEVGİM RASULUME VE RABBİME DUYDUYUM AŞKTIR... ÖLÜM İSE SEVDALIYA KAVUŞMAKDIR...
|
|
|
| 23 Temmuz 2007, 08:15:38 |
|
|
 |
« Yanıtla #18 : 23 Temmuz 2007, 08:15:38 » |
|
Kasas 54. “İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarf ederler.” İnfak Kur'an'da için vermenin genel adıdır, înfakın farz olanına zekat, nafile olanına tasadduk denilir.
Bollukta da verilir darlıkta da. Hatta, işini bilenler, asıl muhtaç oldukları zaman infak ederler. Vermek için zengin olmayı bekleyenler hiç veremeyecekler demektir Yokluk sırasında veremeyenler varlıkta hiç veremezler. Hem, vermenin artırdığına inananlar en muhtaç oldukları zamanda verirler. Bilir ve inanırlar ki, verdikleri kendilerine kat kat iade edilecektir.
yukarda infak kısa ve öz olarak anlatılmış,bende şu kadarını ekleyebilirimki İNFAK paylaşmaktır..dinimiz namazla İnfak'ı nerdeyse bir tutmuştur..müslüman her zaman paylaşmalıdır hem maddi olarak hem manevi olarak..mutluluğu paylaşmalı,sıkıntı ve kederi paylaşmalı,varlığını paylaşmalı,yokluğuda paylaşmalı,çünki dinimiz bizi kardeş ilan etmiştir hatta dahada ilerisi bir vücut olarak tasvir etmiştir.. 226. Numan ibni Beşir radıyallahu anhüma' dan rivayet edildiğine göre, Rasülullah saîlallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar." hal böyle olunca İnfak'ın anlamı ve önemi daha iyi kavranmaktadır...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 27 Temmuz 2007, 21:25:31 |
|
|
 |
« Yanıtla #19 : 27 Temmuz 2007, 21:25:31 » |
|
Dünyanın bütün bağ ve bahçelerine sahip olmanın üç tane insanla ilgilenmek kadar ehemmiyeti yoktur. Sözün büyüklüğüne dikkatinizi celbederek Konuyu açan kardeşimizede teşekkur ediyorum. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte de, “İki kimseye hasette (gıptada) zarar yoktur: Kendisine bahşedilen serveti yolunda infak eden imkan sahibi ve ’ın lutfettiği ilimle amel edip onu başkalarına da öğreten kimse.” buyurmuşturBir gün Arab’ın aslı olan Mudar kabilesinin müslümanları gelmişlerdi. Giyecek başka bir şey bulamadıklarından dolayı üzerlerinde yün elbiseler olduğu için daha onlar içeri girer girmez mescidi ter ve yün kokusu sarmıştı. Yorgun, aç ve susuz olan bu fakir insanları görünce Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in gözleri dolmuştu.. onları öyle ızdırap içinde gördüğü için neredeyse ağlayacaktı. Hemen infakla alakalı ayetleri okumuş; ashabına, insanlara yardım etmenin faziletlerini anlatmıştı. Fakat, Sahabe Efendilerimiz henüz başkalarına yardım etmeye alışmamışlardı; dolayısıyla, hiç kimse bir coşkunluk ve bir heyecan ortaya koymamıştı. Rasûlü’nün yüzünde hüzün emareleri belirecekti ki, O’nun halinden çok iyi anlayan ve işin nezaketini kavrayan bir sahabi yerinden fırlayıp evine gitmiş, parmaklarının arasından dökülecek kadar ellerini doldurmuş ve getirdiklerini Rasûlullah’ın huzuna dökmüştü. Onu görünce diğerleri de ne yapılması lazım geldiğini anlamış ve herkes infak için koşmuştu. Nitekim, Peygamber Efendimiz’in önünde bir oğlak büyüklüğünde yardım malzemesi birikmişti. İşte o zaman, yüzündeki hüzün bulutları birer birer sıyrılan Şefkat Peygamberi ashabına tebessüm etmiş ve şöyle buyurmuştu: “Bir işe delâlet edip o hususta yol gösteren onu yapmış gibidir.”İnş.Bizlerde O aslan Yürekli fedakar sahebelerin halleri ile şuurlanırız... Onlardan kimisi malının tamamını, bazısı servetinin üçte ikisini, bir başkası bir anda yedi yüz deveyi ve bir diğeri de en çok sevdiği bahçeyi yolunda tasadduk edecek kadar cömertleşmişlerdi. Rabbim yolunda vermekle malımızın eksilmeyeceğini bilmenın şuuruna varmayı nasıp etsin. Ne mutlu böyle inceliklerin paylaşıldığı hak dine mensup olabilmek değilmi.Bire bin veren Rabbime şükürler olsun...
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
|
|
|
| 01 Nisan 2008, 10:26:53 |
|
|
 |
« Yanıtla #20 : 01 Nisan 2008, 10:26:53 » |
|
 razı olsun kardeşim güzel bir konuya değinmişsin
|
|
|
|
|
Logged
|
" EY KALPLERİ ÇEVİREN  'IM! KALBİMİ DİNİN ÜZERİNE SABİT KIL! (sav)" Dost istersen yeter, Arkadaş istersen KUR'AN yeter, Düşman istersen NEFSİN yeter, Zenginlik istersen KANAAT yeter, Nasihat istersen ÖLÜM yeter.
|
|
|
|