logo
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:

Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: İNFAK (25.06.2007)  (Okunma Sayısı 3460 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Haziran 25, 2007, 12:29:50
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« : Haziran 25, 2007, 12:29:50 »




      ARKADAŞLAR BU HAFTANIN KONUSU


                       İNFAK



       PAYLAŞIMLARINIZI BEKLİYORUZ
« Son Düzenleme: Temmuz 07, 2007, 16:36:58 Gönderen: CeNNeT » Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Haziran 25, 2007, 12:32:34
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« Yanıtla #1 : Haziran 25, 2007, 12:32:34 »



   Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (2/3)


Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (2/195)


Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: 'Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.' (2/215)

 
[/color]
Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Haziran 25, 2007, 12:54:31
yaren

Süper Yönetici

*****


Üye No : 209

Nerden :

Konu  : 523

Mesaj : 2,429

SESSİZİM
Offline
« Yanıtla #2 : Haziran 25, 2007, 12:54:31 »

iNFAK , LÜGAT OLARAK MAL HARCAMAK , YARDiMDA BULUNMAK ,SADAKA VERMEK ,NAFAKA iLE FAKiRLERi GEÇiNDiRMEK ANLAMLARiNA GELiR.
NAFAKA;DA ; YiYECEK , GiYECEK , GEÇiNECEK VE MESKEN iBi iHTiYAÇLARi GiDERMEYE YETECEK MiKTAR PARA ANLAMiNA GELiR.AYRiCA Es VE YOKSUL AKRABANiN GEÇiMi iÇiN ÖDENEN PARAYA DA NAFAKA DENiR.
KUR-AN-i KERiM;DE iMANLA iNFAK HEP BiR ARADA BiRBiRLERiNDEN KORUYUCU MESABESiNDE ZiKREDiLMisTiR.RiZKiN KULLARA ALLAH(C.C.) TARAFiNDAN VERiLDiGi ZENGiNLiGiN BiR GURUR VE FAKiRLiGiN DE BiR ZiLLET OLMADiGi BELiRTiLiR.
iNFAK,ZEKATTAN APAYRi BiR sEYDiR.KUR-AN-i KERiM;DE ZEKAT ,EMiR SiGASi iLE KULLANiLiR.ÇÜNKÜ ZEKAT FARZ BiR iBADET TiR.iNFAK KAVRAMi DA ALLAH'A YAKLAsMAK VE GERÇEK MÜMiN OLMAK VASFi OLARAK ZiKREDiLiR.ZEKAT BELLi MiKTAR MALA SAHiP OLAN KisiLER TARAFiNDAN VERiLMESi ZORUNLU iKEN , iNFAK iÇiN BÖYLE BiR ZORUNLULUK DA YOKTUR.iNFAK,TAMAMEN ViCDANi BiR HUSUSTUR.iNFAK ETMEKLE MÜMiN ALLAH'A BAGLiLiGiNi GÖSTERMis OLUR.

ALLAH ÖNEMLi iBADETLERDEN SAYDiGi iNFAKLA iLGiLi KURAN`DA SAYiSiZ YERDE EMiR VERiYOR. BAKARA 215 TE "SANA NEYi iNFAK EDiP VERECEKLERiNi SORUYORLAR. DE Ki: iNFAK ETTiGiNiZ MAL VE NiMET; ANA-BABA, YAKiNLAR, YETiMLER, YOKSUL VE ÇARESiZLERLE YOLDA KALAN iÇiN OLMALiDiR. HAYiR OLARAK YAPTiGiNiZi ALLAH EN iYi sEKiLDE BiLMEKTEDiR. "-ALi iMRAN 92 DE" SEVDiGiNiZ sEYLERDEN iNFAK ETMEDiKÇE ZAFER VE MUTLULUGA ASLA ULAsAMAZSiNiZ. iNFAK ETTiGiNiZ HERsEYi, ALLAH ÇOK iYi BiLMEKTEDiR." DER. YiNE BAKARA 261DE "MALLARiNi ALLAH YOLUNDA iNFAK EDiP HARCAYANLARiN DURUMU, YERDEN, HER BAsAGiNDA YÜZ DANE BULUNAN YEDi BAsAK ÇiKARMis BiR DANEYE BENZER. VE ALLAH DiLEDiGi Kisi iÇiN ARTiRiR...".
BUNLARA BENZER BiR ÇOK AYET VARKEN iNFAK OLAYiNi GÖRMEZDEN GELMEMELİYİZ
Logged

Haziran 25, 2007, 12:55:39
yaren

Süper Yönetici

*****


Üye No : 209

Nerden :

Konu  : 523

Mesaj : 2,429

SESSİZİM
Offline
« Yanıtla #3 : Haziran 25, 2007, 12:55:39 »

Sevdigini Vermek

Kur'an-i kerimde buyuruluyor ki:

(Sevdiginiz seylerden infak etmedikçe, iyilik ve hayra nail olamazsiniz. Ne infak ederseniz, Allahü te⬢, onu hakkiyla bilir ve mük⦡tini verir.) [A.imran 92]

infaktan maksat zekⴠdiyenler oldu. (Sevdiginiz maldan zekⴠvermedikçe saadete eremez, Cennete giremezsiniz. Cimrilikten ve mal sevgisinden temizlenmis olmazsiniz) dediler. infak edilen her seyi Allahü te⬢ bilir, dünyada hakkini verir, ahirette de sevabini ve derecesini artirir. Ömer bin Abdülaziz hazretleri, yüklerle seker alip sadaka olarak dagitirdi. Dediler ki:

- Niçin parasini degil de, seker alip sadaka ediyorsun?

Buyurdu ki:

- Bu seker, bana paradan daha kiymetlidir, sekeri çok severim.

Ayet-i kerime nazil olunca, Hz. Ömer, en iyi cariyesini azad etmisti. Oglu Hz. Abdullah da en iyi cariyesini azad etmisti. Kendisine dediler ki:

- Kiymetli cariyeyi niçin biraktin?

Buyurdu ki:

- Bu ayeti isitince biraktim. Kisi sevdigini vermeyince sevdigini elde edemez.

Harun Residin zevcesi Zübeyde, otuzbin altin harcetmis, bir mushaf yazdirmisti. Tamamlanip da kendisine getirdikleri vakit bu ayet-i kerimeyi okuyunca, hemen mushafi kapayip: "Alin bunu, hediye edin. Su anda bu mushaftan daha çok sevdigim bir sey yoktur." dedi.

Ayet-i kerime nazil olunca, Hz. Ebu Talha, en sevdigi mali olan bir bahçeyi Allah yolunda tasadduk etti. Zeyd bin Harise hazretleri de, Seyl adindaki atini tasadduk etti.

Hasan-i Basri hazretleri buyurdu ki:

(Bir kimse sevdigi bir tek hurmayi bile Allah rizasi için tasadduk ederse, bu ayetteki iyilik ve hayra mazhar olmus olur.) buyurdu
Logged

Haziran 25, 2007, 13:12:23
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« Yanıtla #4 : Haziran 25, 2007, 13:12:23 »


   Bilal-i Habeşi hazretleri, misafirlerine ikram etmesi için Resulullah efendimize vermek üzere en iyi hurmalardan bir yığın hurma ayırmıştı. Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Bilal’in evine gelip bu hurmaları görünce, bunların ne olduğunu sordu. Hz.Bilal de, (Bunları misafirlerinize ikram edesiniz diye size vermek üzere sakladım) dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bunların Cehennemde duman olmasından korkmuyor musun? Ya Bilal bunları infak et, azalır diye korkma!) [Bezzar]


Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Haziran 25, 2007, 17:18:53
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #5 : Haziran 25, 2007, 17:18:53 »

  Kasas 54. “İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarf ederler.”
İnfak Kur'an'da Allah için vermenin genel adıdır, înfakın farz olanına zekat, nafile olanına tasadduk denilir.

Bollukta da verilir darlıkta da. Hatta, işini bilenler, asıl muhtaç oldukları zaman infak ederler. Vermek için zengin olmayı bekleyenler hiç veremeyecekler demektir
Yokluk sırasında veremeyenler varlıkta hiç veremezler. Hem, vermenin artırdığına inananlar en muhtaç oldukları zamanda verirler. Bilir ve inanırlar ki, verdikleri kendilerine kat kat iade edilecektir.

Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Haziran 25, 2007, 17:28:49
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #6 : Haziran 25, 2007, 17:28:49 »

Bir kişi Hz. Osman'a gelerek "Ey mâl sâhipleri! Sizler sevapların
hepsini alıp hiç kimseye hayır bırakmadınız. Sadaka verip köleler âzât
ediyor, hacca gidiyor, ALLAH yolunda infak ediyorsunuz." dedi.
Hz. Osman da ona, "Siz fakirler bizlere mi imreniyorsunuz?" diye
sordu. Adam, "Tabii ki sizlere imreniyoruz." cevabını verdi.
Hz. Osman (r.a.) buyurdu ki; "Yemîn ederim ki bir fakirin güç belâ
elde ettiği bir kuruşu ALLAH yolunda harcaması, bir zenginin on bin
kuruş harcamasından çok daha hayırlıdır."
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Haziran 25, 2007, 17:33:05
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #7 : Haziran 25, 2007, 17:33:05 »

ON YIL KADAR önce, Elie Kedourie'nin kaleme aldığı, Osmanlının son döneminde İngiltere'nin Orta Doğu politikasına dair bir kitabın 'ek'lerinden birinde, ilginç bir hususla karşılaşmıştım. Bu ek, 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı topraklarında dolaşan bir İngiliz casusunun, kıtlığın olduğu bir yılda Doğu Anadolu bölgesinde, yanılmıyorsam Iğdır taraflarında yaptığı gözlemleri içeren bir raporuydu. Kıtlıktan hareketle bölgede Osmanlıya karşı bir isyan üretme potansiyeli olup olmadığını araştırmakla görevli casus, Londra'ya, kendisini son derece şaşırtan bir gözlemini aktarıyordu: "Burada kıtlık var, ama açlık yok.
İnsanlar bir şekilde birbirlerini gözetiyorlar, o yüzden kıtlık açlığa dönüşmüyor. Dolayısıyla: Bu sosyal yapı içinde, kıtlıktan hareketle isyan üretmek imkânsız!" İngiliz casusun son döneminde Osmanlı topraklarında gözlemlediği bu olgu, benim için her zaman ibretli ve düşündürücü olmuştur. 'İnfak' denilen imanî hasletin ve Kur'ân-ı Hakîm'in 'infak' üzerindeki yoğun ısrarından alınan bir umumî dersin zor zamanlarda nasıl bir çıkış ve çözüm ürettiğine dair dokunaklı bir örnektir bu.
Ve, böylesi bir dizi örnek, yaşanan bütün yıpranmalara rağmen, Anadolu'da uzunca süre var olmayı devam ettirmiştir. Kendi hayat tecrübem içinde, bu infak ve dayanışmanın değişik örneklerini yaşadığım çevrede gözlemleme imkânı bulmuşumdur. Bütün kullarının rızkları O'nun kudret elinde olan Rezzâk-ı Zülcelâl sonraki bir, hatta iki yazıda dile getirmeye çalışacağım çok hikmetlere binaen bazan 'darlıkla,' 'verdiği rızkı kısmakla' imtihan ederken, bu imtihanlar dayanışma ve infak içinde aşılmıştır. Anadolu'nun her köyünün ve her mahallesinin zengini de, fakiri de vardır; dahası, bir büyük musibetle birdenbire fakirleşeni de vardır. Aynı şey, aileler için de geçerlidir. Ailenin zenginleri, orta hallileri, fakirleri vardır. Ayrıca 'darda kalan' kişiler, zaman içinde değişebilmekte, bir gün fakir olan ciddi bir darlıkla yüzyüze gelirken, bir başka vakit zengin olan satamadığı ciddi miktarda stoklanmış mal veya tahsil edemediği büyük bir alacak yüzünden neredeyse iflasın eşiğine gelmektedir. Benim kendi yaşadığım çevrede gördüğüm, bu iniş-çıkışların bir infak ruhu içinde ve bir dayanışma dahilinde aşıldığıdır.
İngiliz casusunu şaşırtan "Kıtlık var ama açlık yok" vâkıasını mümkün kılan ve yaşanan bir dizi irili-ufaklı darlığın aşılmasına imkân tanıyan bu infak ruhunun bir dizi veçhesi vardır. Meselâ zekât, nisap miktarı serveti bulunan için, infakın farz kısmındandır. Fıtr sadakası, vacip kısmındandır. Yine, bu infak sırrı dahilinde, imkânı olan mü'min, darda kalmış iseler dedesine, ninesine, annesine, babasına, çocuğuna ve torununa bakma yükümlülüğü altındadır. Ayrıca, bu çerçevede gerçekleşen bir diğer güzellik, 'karz-ı hasen'dir, yani faiz filan bulaştırmadan, kâr payı filan da ummadan borç vermektir. Bir diğer veçhesi de tasadduk, yani sadakadır.
İşte, alınan imanî terbiye dahilinde, infak ruhu içinde böylesi bir dizi mekanizma devreye girer. Birçok yerden istemeye yatkın olan bir dilenci, bu infakın sadaka kısmından nasiplenir, darda kalmış anne-baba, kardeş veya evlat İslâm'ın ayrı evde oturuyor olsalar da onları birbirine bakmakla yükümlü kılması dersini ifaya çalışır, borç batağına düşmüş esnaf veya tüccar 'karz-ı hasen'le doğrulur, senede yalnız bir defa verilen fıtr sadakası Anadolu'daki çok yaşlının senelik geçim kaynağıdır, zekât çok ihtiyaç sahibini ihtiyacına kavuşturmaktadır. Öte yandan, 17 Ağustos depreminde görüldüğü gibi, bir büyük musibet karşısında, şu toplumun insanları bir büyük dayanışma ve infak için organize olabilme becerisi göstermiş; ama, binler teessüf ki, engellenmişlerdir!
Öte yandan, 'selam' ve 'barış' anlamını taşıyan İslâm'a birilerince savaş açıldığı uzun yıllar neticesi, bu infak ruhu,-şükür ki büsbütün ortadan kaldırılamamıştır ama-ciddi ölçüde aşındırılmış durumdadır. Birçok yaşlıyı çocukları torunları, veya akrabaları bakar gözetirken, kendi anne-babasını 'huzurevleri'nde huzursuz bırakan insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Yeni ev ve iş kurmuş çok genç, yaşının yirmi veya otuz olmasına bakmadan, kendisini toparlayınca kadar ailesi tarafından gözetilirken, kendisi edindiği gayrimenkul geliriyle keyif süren ve kendi çocuğu için "Başını kurtarmayı öğrensin" kayıtsızlığında olan insanların sayısı da artmaktadır. Zekat, yüzde onu aşmadığını zannettiğim bir zümrece tamıtamına verilirken, üzerine zekat düşenlerin büyük çoğunluğunun zekatın zekatını dahi verdiği kuşkuludur. Ayrıca, zekatı tam verenlerin dahi, bunu ihtiyacı olan 'gerçek kişi'lerden ziyade, hizmet mülahazasıyla 'kurumlar'a verir hale gelmesi gibi bir alışkanlık da yerleşmiş durumdadır. Diğer taraftan, 'karz-ı hasen' neredeyse ölmüş durumdadır. 'Rahmetli' lâkabıyla anılan malum bir şahsiyetin faizi toplumun tam merkezine yerleştirmesinden, inancındaki salâbetinden dolayı faize para yatırmayanların ise paralarını 'kâr payı' umarak finans kurumlarına yatırmayı tercih etmesinden beri, 'karz-ı hasen'de müthiş bir düşüş yaşanmaktadır. Bu düşüşte, alışverişte emniyetin ortadan kalkmasının, yalanın ve ahde vefasızlığın revaç bulmasının, söz verilen tarihte ödeme yapmamanın normalleşmesinin de müthiş bir rolü vardır-ki, ahde vefa ve yalan söylememe, Kur'ân'ın açık emirleri arasındadır.
Sözün kısası, Ankara'nın bütün beceriksizliğine, alnına vurulmuş 'elidelik' damgasına, elinde olandan öte aldığı borcu dahi orada-burada çarçur etmesine rağmen böylesi bir kriz yaşanmayabilirdi Türkiye'de. Esnaf sokaklarda olmayabilirdi. Tüccar yollara düşmeyebilirdi. Olmadı. Çünkü, barış demek olan İslâm'a savaş açılalı beri, İslâm'ın değerleri aşındırıldı ve infak ruhu törpülendi.
O yüzden, bugün bir 'yabancı gözlemci' bu ülkeye gelecek olsa, "Kıtlık var ama açlık yok" diyemeyecektir. Bilakis, "Kıtlık yok ama açlık var" diyebilecektir.
Ve, bu kriz, 'Ankara'dan alınan önlemler'le değil, ondan ziyade, kendi aile ve eş-dost çevremizde aldığımız tedbirlerle geçilecektir. Krizi en az hasarla atlatanlar, infak ruhu en ziyade sağlam kalmış ortamlarda yaşayanlar olacaktır.
Sözün kısası: infak zamanı!
Metin KARABAŞOĞLU
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Haziran 25, 2007, 17:35:16
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #8 : Haziran 25, 2007, 17:35:16 »



Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Haziran 26, 2007, 15:58:24
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« Yanıtla #9 : Haziran 26, 2007, 15:58:24 »

   İslam Tarihi okurken dikkatinizi çekiyor değil mi, Efendimiz (sav) kendinden çok insanlık için, ümmeti için duada bulunmuş. Doğarken ümmetim, mi’racta ümmetim, yaşamı ümmetim bilinci içinde işlemiş. Bu bize neyi fısıldıyor?
Dua mı edeceksiniz? Önce kardeşleriniz için isteyin, önce çevreniz için dileyin. Hatta öyle bir insanlık ve dost canlısı olun ki; unutun kendinizi, başkalarına isteyin! Ya ben arada kaynar gidersem diye muzipçe sorduğunuzu duyar gibiyim. Hadis yetişiyor imdada: “Kardeşlerine dua ederken kendini unutana Allah; onlara istediğinin misli mislini lütfeder!”Psikiyatrlar, tıp uzmanları şunun altını çiziyor: Şifayı çabuklaştıran, ruhu zinde tutan eylem; yardımlaşma, dayanışma, hizmet, ve çevreye gayrettir!

Varlıkta Ondan gayrısı yoksa, başkaları dediklerimiz de en az bizim kadar biz değil mi?! Tabii fark edebilirsek! Bu anlamda başkaları için yaşamak; kendimiz için yaşamanın hakiki boyutu olmasın? (…) Ümmetim algısının dua haricinde başka yansılamaları neler? Görelim:

Müminle Kafiri ayıran ana özellik; İMAN, Müminle Münafığı ayıran ana özellik; İNFAK ” Büyüklerden birine ait bu vecize, hakiki müminin ayrılmaz iki özelliğine işaret ediyor. İmanı biliyoruz. İnfak ne? Niçin münafıkla mümini ayıracak kadar önemli? İnfak; verebildiği kadar vermek demek. Sahip olduklarından bir kısmını vermek, paylaşabileceklerinden bir bölümü paylaşmak değil, verebileceğinin azamisini vermek.

Günlük hayata bir bakın. Çay parası kabilinden sadakalar veririz. Modası geçmiş elbiseyi kapıcının çocuğuna yollarız. Maldan % 2.5 vermekle zekat ikmal oldu sanırız. Dostum; bunlar sıradan mümin için. Sen tasavvuf ehlisin! Senin için bunlar yeterli değil! Sen farklı olacaksın. Vermen de farklı olacak. Örnek mi? Sahabe nasıl vermiş bak:





Hani meşhur kıssadır derviş, yoldan gelen diğer dervişe sormuş: “Sizin memlekette şükür ve sabırdan anladığınız nedir? ” Öteki cevaplamış: “Bulunca şükreder, bulamazsak sabrederiz!” Daha üst bilinçte olan derviş kükremiş: “Horasan’ın köpekleri de öyle yapar!..” Bu söze alınan misafir derviş sormuş: “Ya ne yapmamız lazım? ” Cevaplamış: “Biz bulursak infak eder, dağıtırız; bulamazsak şükrederiz!.. “

Anladık mı? Bilinçler nasıl boyut boyutsa; sadaka- zekat- bağış kavramları da bilinç seviyelerine göre artan bir ivme gösterir. Üst bilinçlere talipseniz, daha çok vereceksiniz.

Vermek deyince sadece göze görünür, dişe dokunur şeyler kastetmiyoruz. Zaten öyle bir kayıt da yok. İnfak; sadece maddi olsaydı, zengin olmayanların hayırdan nasibi olmazdı. Ne verebiliriz, öyle mi?

Sevgi veremez miyiz? Gönül veremez mıyız? Bir dertlinin derdini dinleyemez miyiz? Bir hastayı ziyaret edip teskin edemez miyiz? Hiç olmazsa bir yetimin, bir öksüzün başını okşayamaz mıyız? ” Kardeşine gülümsemen bile sadakadır “ buyuran Hz. Muhammed (as) gibi bir Rasülümüz var. Yeter ki isteyin, verecek o kadar çok şey var ki!

Üniversite yıllarında edebiyatçı bir arkadaşım; verme konusuna açılım getiren denemesinde hala gözlerimi yaşartan şu tespitleri yapmıştı: “ İnsanlar, yakınlarını uğurlar tren istasyonundan. Ben, uğurlayanı olmayan yolcuya el sallamak isterim… İnsanlar arkadaşlarını ziyaret eder hastanede. Ben, ziyaretçisi gelmeyen hastaya gül götürmek isterim… İnsanlar düğününe gider dostlarının. Ben, gariban damatları, gelinleri tebrik etmek isterim…”
[/size] [/color]


Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Haziran 27, 2007, 23:39:12
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #10 : Haziran 27, 2007, 23:39:12 »

İnfakta dört güzellik vardır:

1 - Allah Teala, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.

2 - Allah Teala, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.

3 - Allah Teala, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.

4 - Allah Teala, belayı ve sıkıntıyı sadaka veren kimseden defeder.

Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Haziran 27, 2007, 23:45:40
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #11 : Haziran 27, 2007, 23:45:40 »

İnfakta Sınır Tanımayanlar


Aşkın en belirgin ölçüsü sevgili uğruna yapılan fedakarlıklardır. Allah Rasülüne aşkla bağlı olan Sahabe-i Kiram; elinde avucunda bulunanı O’nun yoluna kullanmada insanlık tarihine şeref tablosu fedakarlık örnekleri sergiler. Vermenin İslami literatürdeki ifadesi; İnfaktır. İnfak; sadaka-zekatı da içine alan, ancak o kalıba sığmayacak ölçüde mal-para-imkan sarf etmek demektir. Şimdi önce Mekke’ye sonra Asr-ı Saadet Medine’sine doğru yola çıkalım; görelim nasıl infak etmişler?

Kervan Bohçaya Sığar mı?

Henüz İslam gelmemiş… Hz.Hatice kendi ticaret şirketinde sermaye ortağı olarak genel müdürlük yapan Hz.Muhammed’i an be an gözlemekte, haline, ahlakına hayran olmaktadır. Şam seferinden dönüşünde evinin damından kervanı seyrederken, Muhammed’in başı üzerinde gölgelik eden bulutu fark etmekte gecikmez. Karar vermiştir; evlenme teklif edecektir.

Hizmetkarı Naile Hatun’la haber yollar. Muhammed teklifi kabul edince Mekke ulularının bulunduğu bir söz yemeği yenir. Ardından karşılıklı bohça yollanması ile nişan yapılacaktır.

İşte o günler… Muhammed biraz tedirgin ve telaş içinde… Hatice gibi hem madden hem de ahlaken saygın bir hanıma layık bohçayı kendi imkanları ile nasıl hazırlayacaktır? Bunun sıkıntısı ile can dostu, biricik arkadaşı Ebubekir’in dükkanına uğrar bir öğle vakti. Ticaretle meşgul olan Ebubekir; kapıdan girer girmez can dostunun yüzüne yansıyan sıkıntıyı fark eder. Zaten gönül bağı olanlar, değil yüz yüze, kilometreler ötesinden dahi sezmektedir birbirlerinin halini.Aralarında aşk olanlar için mesafe engel değildir hissetmeye.

Buyur edip yer gösterdikten sonra sorar Ebubekir: -Hayrola Ya Muhammed? Anlat hele… Bir sıkıntın var senin!..

Hz.Muhammed:

-Evet Ya Ebubekir, biliyorsun Hatice ile söz kestik.. Bugün yarın bir de nişan bohçası yollamak lazım.. Halimiz malum.. Bir miktar borç verir misin? Hatice’ye bir şeyler almak için!..

Ebubekir gülümser ve çıraklarına seslenir:

-Soğuk su verin hele!.. Sonra bal şerbeti ikram edin.. Muhammed’im pek sever bal şerbetini!.. Düşündüğün sıkıldığın şey bu mu Ya Muhammed? Bekleyelim, elbette Rabbimiz bir kolaylık ihsan eder.. Otur biraz, bizim Şam kervanı hele bir dönsün, bakarız çaresine…

Hz.Muhammed ferahlamıştır. Ebubekir, kervan gelince kumaşlar ve türlü mücevherattan bir bohça nasılsa hazırlayacaktır.

Güneş ikindiden akşam serinliğine doğru ağarken, Mekke öğle uykusundan uyanmış sokaklara can gelmiştir. Dışarıda bir şenlik havası esmeye başlar. Çocuklar bağrışmaktadır: “Kervan geldiii… Kervan geldiii!..“

Ticaretle uğraşan Kureyş için kervanların geliş-gidişi şenliktir, düğündür. Deve çıngırakları ve at kişnemeleri dükkana yaklaşmaktadır. Az sonra Ebubekir’in kervanbaşı kapıda görünür ve seferle ilgili raporunu arz eder:

-Efendimiz!.. Seferimiz oldukça bereketli geçti. 60 deve dolusu mal, 20 at, 30 işçi ile döndük.. Kervanı çarşıya mı çekelim, yoksa depoya mı?Ebubekir:

-Hayır, hayır, hayır!… Ne depoya ne çarşıya!… Kervanı doğruca Hz.Hatice’nin evine çekin.. Bu kervanı Muhammed’imin söz bohçası olarak her şeyi ile ona bağışlıyorum!..

Kapıda duran kervanbaşı bu infak karşısında küçük dilini yutmak üzere iken Ebubekir devam eder: -Haa, Unutmadan!.. Doğrudan gitmeyin, Kabe’nin oradan dolaşın!… Davullar çalın, ezgiler söyleyin, şenlikle gidin. Mekke uluları görsünler yetim dedikleri Muhammed’imin söz bohçasını!… Kervanbaşı “Emredersiniz” deyip işine dönerken Muhammed’le Ebubekir birbirlerinde Cemalullah’ı seyrederek tebessüm etmektedirler. Aşıklar doyamaz birbirinin yüzüne bakmaya. O an seyredilen Hakkın Vechidir çünkü.

Mekke ileri gelenleri günlerce bu olayı konuşur. Ebubekir koca kervan bağışlamıştır Muhammed’ine. Bu sevgiyi maddi kalıplarla izah güçtür. Aşkla bağışlananı, akılla kim kavrayabilmiş ki?!… Çocuklarına, Ailene Ne Bıraktın?

Bu defa Medine’deyiz.. Tebük harbine çıkılacak.. Müminler harp hazırlığı için ellerinde avuçlarında ne varsa getiriyorlar. Hz.Ömer Ebubekir’le gizli bir yarış içinde… O ne getirirse daha fazlasını getirecek Ömer… Elinde olanın en büyük kısmını alıp Rasül’e veriyor. Soruyor Kainatın Efendisi:

-Ya Ömer malının ne kadarını getirdin?

Ömer:

-Ya Rasülallah malımın yarısını getirdim, diyor hafifçe göğsünü gererek..

Geriye ne bıraktın Ya Ömer, diyor Rasül.

Ömer:

-Aileme, çocuklarıma kalan yarısını bıraktım Ya Rasülallah!..

O esnada Ebubekir’in getirdiğini az bularak içinden seviniyor Ömer. Şimdi Onu geçtim, diye mırıldanıyor. Rasül bu defa Ebubekir’e dönüyor:

-Sen ne kadarını getirdin Ya Ebubekir?

Ebubekir:

-Malımın tamamını getirdim Ya Rasülallah!..

Rasül: -Ya Çocuklarına, Ailene ne bıraktın?

Ebubekir:

-Onlara Allah ve Rasül Aşkını bıraktım Ya Rasülallah!

Rasül manidar gözlerle Ömer’e bakar. ÖmerEbubekir’den çok mal getirmiştir ama malının tamamını verememiştir. Anlamıştır Sıddiyk’i geçemeyeceğini.. Onun adı Ebubekir’dir, O’nun için Maşukundan ileri ne bir değer, ne sevgi, ne de tutku vardır.O sorgulamadan, hem de ilk gün iman etmiş, Ömer’se 40.sırada katılmıştır saadet yolcularına.

Ağlatan Kavanoz:

Ebubekir vefat etmiş.. Ömer hilafeti teslim almış, devlet emanetlerini inceliyor bir akşam vakti. Sandıklar açılıyor, evraklar ve mali hazineye ait altınlar, dirhemler tasnif edilip devir teslim yapılıyor. Evrakları tek tek inceleyen Ömer sandıklardan birinde bir kavanozla karşılaşıyor. İçi dirhemlerle dolu kavanozu merak ederek açıyor. İçinden şu not çıkıyor:

“Ben ki; Allah Rasülü’nün Halifesi Ebubekir..

Hilafetim süresince devlet hazinesinden bana bağlanan maaşı almaya haya ettim ve hiç kullanmadım. Çünkü bulunduğum makam; tebliğini ücretsiz, Hak Rızası için yapan Rasül makamı idi.Tamamen kendi gayretimle geçindim. Benden sonra gelecek halifeye teslim edilmek üzere tüm maaşım bu kavanozdadır. Devlet hazinesine kaydedilsin!.. “

Hayatı Ebubekir’le hayır yarışına dönüşen Ömer olduğu yere öylece çöker. Ağlamaklı vaziyette şunları söyleyecektir:

-Ne kadar büyüksün Ya Ebubekir!.. Hayatında seni geçmeme fırsat vermedin, vefatın sonrasında da buna imkan tanımıyorsun. Ne kadar büyüksün Ya Sıddiyk!..


İnfak; aşkın en ciddi ölçüsü. Ebubekir her şeyini verdi sevgilisine, yine doyamadı bu aşka. Kızı Aişe-i Hümeyra’yı verdi Rasül’e.. Diğer kızı Esma ile oğlu Abdullah’ı hicret gibi zorlu yolculukta en kritik görevlerle Rasüle amade kıldı… Malınıyoluna serdi… Yine doyamadı… Mağara arkadaşı idi Ebubekir…

Kur’an’da hiçbir sahabenin adı geçmezken; Allah “İkinin ikincisi” buyurarak övdü Ebubekir’i. Kabirde de yan yana şimdi maşuku ile…

Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Haziran 27, 2007, 23:57:57
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #12 : Haziran 27, 2007, 23:57:57 »

Bir yoksul,Aise (r.a)'ya dua ettigi zaman o da yoksula ayni dua ile mukabelede bulunur,sonra sadaka verirdi.Kendisine:
"-Hem mal veriyorsun ,hem de dua ediyorsun,bu nasil oluyor? diye soruldugunda su cavabi verdi:
-Onun yaptigi duanin,benim sadakamin karsiligi olmasindan korkuyorum.
Bana yaptigi duanin aynisini ona yapiyorum ki,sadakam halis olsun,
boylece infàkimin mukàfatini sàdece ALLAH'tan beklemis olayim.
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Haziran 28, 2007, 11:04:02
hüsna

Isınmış Üye

**


Üye No : 51

Yaş : Yok

Nerden : istanbul

Konu  : 43

Mesaj : 308

Offline
« Yanıtla #13 : Haziran 28, 2007, 11:04:02 »


  Allah razı olsun vuslat kardeş
 çok güzel
Logged

Müminlerden öyle yiğitler vardır ki;
Onlar Allah'a verdikleri söze sadakat gösterdi.
Onlardan bazılar şehit oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimiside şehit olmayı bekliyor...
Haziran 28, 2007, 11:14:42
VuSLaT

Administrator

******


Üye No : 11

Nerden :

Konu  : 1199

Mesaj : 8,544

ŞeHaDeT PaRMaĞıDıR GöĞe DoĞRu MiNaRe
Offline
« Yanıtla #14 : Haziran 28, 2007, 11:14:42 »

aminn...
inş RABBİM hepimizden razı olsun...
inş okuduklarımızdan,eklediklerimizden nasiplenebilelim bizlerde...
Logged

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr...
Söyler misin, ne olur;
Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"



Anahtarlar:
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer: