| 25 Şubat 2008, 03:55:37 |
|
|
 |
« : 25 Şubat 2008, 03:55:37 » |
|
Rasulu (sav) buyurdu: " İnsan karnından daha kötü bir kabı doldurmamıştır.Belini doğrultacak bir kaç lokma yeterlidir, mutlaka bundan fazla yemesi gerekirse, midesini üçe bölsün; üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de rahatça nefes almak için." (Tirmizi)
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 25 Şubat 2008, 03:57:51 |
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 25 Şubat 2008, 03:57:51 » |
|
Peygamber sav e: Efzal (en üstün) kimdir diye sorduklarında: Az yiyen, az içen, az gülen ve avret yerini örtecek kadar elbise ile kanaat edendir buyurdu
Yine buyurdu: Bütün hallerin efendisi ve büyüğü az yemektir.
Yine buyurdu: Avret yerinizi örtünüz, midenizin yarısını dolduracak kadar yeyiniz. Zira bu Peyganberlik hususiyetinden bir cüzdür
Yine buyurdu: Düşünmek, yani Hak’ Taâlâ nın zatını ve sıfatlarını düşünmek bütün ibadetlerin yarısıdır. Az yemek ise, ibadetin tamamıdır
Yine buyurdu: Hak Taâlâ katında en faziletliniz devamlı tefekür edib az yemek yiyendir. Hak Taâlâ katında en sevimsiz de çok yemek yiyip çok Uyuyanlar ve çok gülenlerinizdir. Yine buyurdu: Hak Taâlâ az yemek yiyen kulları ile meleklerine övünür ve: Ey meleklerim! Şu kuluma bakın, ben onu yemek isteğiyle mübtelâ kıldığım halde, o benim için istediğini bırakıyor. Şahid olun ki, benim için bıraktığı her lokmaya karşılık bir büyük derece ihsan edeceğim. Yine buyurdu ki: Çok yemek ve içmekle kalbimizi öldürmeyiniz. Çünkü kalp ekin gibidir. Ekine fazla su vermekle bozulur.
Fatımatü’z-Zehra eline bir parça ekmek alıp Peygamberin yanına geldi. Resûlüllah: Ey Fatıma! Bu nedir? Buyurdu. Fatma: Ya Resûlallah! Bir ekmek pişirdim, sensiz yiyemedim dedi. Resûlullah buyurdu ki: Ey Fatıma üç günden beri babanın ağzına girecek yemek bu getirdiğin ekmektir. Ebû Hüreyre der ki: Hiçbir zaman Peygamber evinde üç gün üstüste buğday ekmeğini doya doya yememişlerdir. Ebu Süleyman-ı Darani der ki: Akşam yemeğinden bir lokma az yemeyi, gece sabaha kadar namaz kılmaktan evla görürüm. Fudeyl bin Iyad kendi nefsine hitaben: Neden korkuyorsun, aç kalmaktan mı? O nerede?..Cenab-ı açlığı Muhammed Mustafa ve ashabına nasib etmiştir. Sana ve senin gibilere onu nasib etmez derdi.KAYNAK:Kimyâ-yı Saâdet
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 25 Şubat 2008, 03:59:52 Gönderen: elif_ »
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 25 Şubat 2008, 04:07:06 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 25 Şubat 2008, 04:07:06 » |
|
İbrahim IŞIK İslam insana, hem maddi hem de manevi hayatının ahenkli bir bütün oluşturması için bir disiplin teklif eder. Bu disiplinlerden birisi de yemek yeme konusundadır. Kur'an-ı Kerim'de ; "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz", " israf edenleri sevmez" buyurmuştur. Bir Kudsi Hadiste de Cenab- Hak "İlmi açlıkta, gönül parlaklığını gece uykusuzluğunda ara" buyurmuştur. Hazreti Peygamber(s.a.s.) de ümmetine yemek yemenin edebini öğreterek şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu kendi karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Oysa ona, bedenini güçlendirip olgunlaştıracak üç beş lokma yeter. Eğer kim karnını doldurmak isterse üçte birini yemekle doldursun, üçte birini su ile doldursun, üçte birini de boş bıraksın”, “tokken yemek yemek hastalıktır”, “ katında en çok kızılanlarınız tembelleriniz, çok yiyen ve çok uyuyanlarınızdır.” Hz. Ömer(r.a.) de günde bir öğün ve on bir lokma ile yetinirdi.
dostları da az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı tavsiye ederler. “Az” ın hiç anlamına gelmediğini de hatırlatalım. Zira böyle bir şey bazen (hele yemek ve uyumak söz konusu olduğunda) imkânsızdır. Az yemek, özellikle de günde 1200 kaloriden az kalori almak, insanın kendini yorgun ve bitkin hissetmesine neden olur. Bu da verimini düşürür. Onun için her şey de ılımlılık esastır. Yaşamak için yenmeli, yemek için yaşanmamalıdır. İlahi iradenin emirlerini yerine getirebilmek için kuvvet kazanmak üzere yemek yemek başlı başına bir ibadettir. Manevi verimi düşürecek derecede yiyeceği azaltmak ve zayıflamak ise günahtır.*** Dini açıdan az yemek faydalı ve gerekli olduğu gibi ilmi açıdan da öyledir. Amerikan Sağlık Birliği'nin dergisinde yayınlanan bir araştırmada; 6 ay boyunca yüzde 25 daha az kalorili yemek yiyenlerin ömrünün uzadığı belirlendi. Araştırmayı yapan Pennington Biomedikal Araştırma Merkezi'nden bir ekibin yaptığı araştırmada, diyet yapan kişiler kilolarının yüzde 15'ini verene kadar günde 2000 kalori aldı. Uzmanlar, bu çalışma ile diyeti uygulayanların insülin değerleri ve vücut ısılarının azalmasıyla birlikte DNA'larında daha az oksitlenme hasarı meydana geldiğini tespit etti. DNA'daki bu hasar, yaşlanmanın bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Uzun yaşamak isteyen daha az yemek yemelidir. Mithat YILMAZTÜRK'ÜN yazısındaki bir Japon adası olan Okinawalıların yaşam biçimi buna en iyi örnektir. Bu adadaki 100 yaşındakilerin oranı batı ülkelerine göre 4 kat fazladır. Kuşkusuz Okinawalılar da yaşlanmaktadır. Ancak sağlıklı yaşlanmaktadır. Örneğin, kalp hastalıkları ve inme hemen hemen hiç yoktur ve kanser hastalıkları enderdir. Ancak Okinawalılar batıya göç edip, buradaki yaşam biçimine geçince uzun ömürlü ve sağlıklı olma şanslarını yitirmektedir. Okinawa yaşam biçimi şu şekildedir. * Çok az et tüketmektedirler ve genellikle bu balıktır. * Alkol alma ve sigara içme yok. * Besinlerinin dörtte üçü bitkiseldir. Günde 10 porsiyon sebze, meyve, pirinç ve baklagiller (özellikle soya filizleri) tüketmektedirler. * Çok az yağ ve rafine şeker tüketmektedirler. * Tıka basa doyana kadar değil, az yemektedirler. * Bedensel hareketli yaşam biçimleri var. (Yürüme, bahçe işi, dans vb.) * Stresi ilaçla değil, meditasyon ve sosyal ilişkilerle gidermektedirler. 'Proceedings of the National Academy of Sciences'' dergisindeki habere göre ABD'nin Maryland eyaletindeki Ulusal Sağlık Enstitüsü'nde (NIH) görevli bilim adamı Mark Mattson ve ekibi, arada bir oruç tutmanın ve sürekli olarak az yemek yemenin etkilerini karşılaştırmak için fareler üzerinde deneyler yaptı. Ekibin yaptığı deneylerde, öğün atlayan farelerin inme ve Parkinson ile Alzheimer gibi nörolojik hastalıklara daha az yakalandığını tespit etmişti. Mattson, öğün atlandığında ya da oruç tutulduğunda, beyinde sinir hücrelerinin büyümesini ve ölmemesini sağlayan BDNF maddesinin (Brain-Derived Neurotrophic Factor - Beyin Kökenli Sinirsel Büyüme Faktörü) üretildiğini söyledi. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Dinimiz bize neyi tavsiye ettiyse altından binlerce hikmet, fayda çıkıyor. Hiçbirinin boşuna olmadığını bilimin ve tekniğin gelişmesiyle daha iyi görebiliyoruz. Acıkmadan yememek ve doymadan kalkmak temennisiyle…[/b]
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 25 Şubat 2008, 04:11:42 |
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 25 Şubat 2008, 04:11:42 » |
|
Az Yemek ve Oruç Tutmak Gazali, İbn-i Sina gibi İslam alimlerinin beslenme hususunda iki prensipte ısrar ettikleri görülür:1- Hakiki açlık hissedilmeden, yani iyice acıkmadan yemek yememek. 2- Hakiki iştah mevcut iken, iyice doymadan sofrayı terk etmek. İki yemek arasında hiçbir şey yememek gerektiğini de ayrıca kaydedelim. Hastalıklara karşı dayanmak için çok yemek gerektiği fikri yanlıştır. Bu fikir, gıda sanayinin ortaya çıkmasıyla, sanayiciler tarafından ürettikleri mallara fazla sürüm sağlamak için kasten ortaya atılmış, yapılan propaganda ve reklamlarla iyice zihinlere kazınmıştır. Son derece zararlı bir peşin hükümdür. Sıhhat için yemek gerektiği fikrinin yanlışlığını göstermek zımnında günler ve hatta haftalarca aç kalan insanlarda kalb ve beyin gibi vücudun kıymetli organlarının ağırlıklarında hiçbir kayıp bulunmadığı belirtilir. İbn-i Haldun çok yemeye alışan kimselerin kıtlığa maruz kaldıkları zaman, az yemeye alışanlara nazaran çok fazla zayiat verdiklerini kaydettikten sonra: “Onları öldüren karşılaştıkları açlık değil, daha önce alışmış oldukları tokluktur,” der. İfade edildiğine göre vücut, acıktığı zaman, bünyede birikmiş olan zararlı maddeleri yiyerek temizlemek suretiyle birçok hastalığın amillerini bertaraf etmektedir. Bu sebeple Dr. Bertholet oruç için: “Bıçaksız ameliyat” tabirini kullanmaktadır. İlk günlerde oruçluda görülen ağız kokusu, sözünü ettiğimiz zararlı maddelerin temizlenme ve tasfiye edilmesi sonucu vukua gelmektedir. Tedavi alameti olan bu koku için Hz. Peygamber (asm.), “Nefsimi kudret elinde tutan  ’a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu  katında misk kokusundan daha hoştur” der. Dini emirlerde birinci hedef  rızası olduğu için bütün amellerin manevi yönü,  ’a bakan ciheti gösterilerek teşvik edilmektedir. Bunların dünyevi faydaları, ferdi ve içtimai maslahatları da sağladığını hepimiz biliriz. Oruç için de durum böyledir. Nasslarda sıhhi yönü hususunda ısrar edilmemiş bulunması yokluğuna delil teşkil etmez. Oruca olan teşvike verilen ehemmiyette her yönü dahildir. Orucun diğer ibadetler arasında mümtaz bir yer tuttuğunu şu hadis-i kutsiden öğrenmekteyiz: Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Her hayırlı amel on mislinden yedi yüz misline kadar mükafat görür. Oruç bundan müstesnadır. Zira o bana mahsustur, onun mükafatını da ancak ben veririm.” Alıntıdır..
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 25 Şubat 2008, 04:15:11 |
|
|
 |
« Yanıtla #4 : 25 Şubat 2008, 04:15:11 » |
|
Kur’ân-ı Kerim’de Yeme İçme ile İlgili ÂyetlerYeme anlamına gelen "ekl" türevleriyle birlikte Kur'an'da 109 yerde geçer. İçme anlamına gelen "ş-r-b" kelimesi ise türevleriyle birlikte 39 yerde kullanılır. Kur’an’ın en uzun sûrelerinden birinin adı, “Mâide”, yani sofra’dır. Bu surenin baş tarafı, yiyecekle ilgili temel meseleri, haram ve helâl yiyecekleri açıklar. Kur’an’da yenilip içilmesi haram olan gıdalar sayılır, sayılan az miktardaki gıdaların dışındaki tüm yiyecek ve içeceklerin, bazı şartlara riâyet edilerek helâl olduğu belirtilir (6/En'âm, 119; 7/A'râf, 32). ’ın haram kıldıklarını helâl kılmaya veya helâl kıldıklarını haramlaştırmaya kimsenin hakkı olmadığı belirtilir (5/Mâide, 87; 6/En'âm, 140; 66/Tahrim, 1; 9/Tevbe, 37). Kur’an’ın bu konuda vurgu yaptığı şeylerden biri, yenilecek gıdaların “helâl ve temiz” olmasının gereğidir (2/Bakara, 168; 5/Mâide, 88; 8/Enfâl, 69; 16/Nahl, 114). Helâl olan gıdalar da olsa, yeme içme konusunda aşırılığa kaçıp israf etmeyi de Kur’an yasaklar (6/En'âm, 141; 7/A'râf, 31).
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 25 Şubat 2008, 04:17:46 |
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 25 Şubat 2008, 04:17:46 » |
|
Acıkmadan yemek yenmeyeceği ve mideyi fazla doldurmama ile ilgili, şu olay meşhurdur: Asr-ı Saâdette, hükümdarlardan biri Hz. Peygamber (s.a.s.)'e hizmet için bir doktor göndermişti. Bu tabip, Rasul-i Ekrem'in yanında uzun müddet kalarak ashâb ve ehl-i beytten hastaları tedavi için beklemiş, fakat tedaviye çok az kimsenin muhtaç olduğuna şahit olarak memleketine dönmek için izin isteyince, az hastalanmanın sebebi hakkında Hz. Peygamber, "Ashâbın iyice acıkmadıkça yemek yemediklerini ve yemekten iyice doymadan ayrıldıklarını" söylemiştir. (5) İbn Sîna da "yediğiniz yemeği hazmetmeksizin yemek yemekten sakının" diyor. (6)
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
|
|
| 26 Şubat 2008, 13:17:42 |
|
|
 |
« Yanıtla #7 : 26 Şubat 2008, 13:17:42 » |
|
Amin Ecmain inşaAllah.. 
|
|
|
|
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
| 27 Şubat 2008, 13:49:53 |
|
|
 |
« Yanıtla #8 : 27 Şubat 2008, 13:49:53 » |
|
EN GÜZEL İLAÇ: AZ YEMEK Halife Harun Reşid hakkında şöyle bir hadise anlatılır: Halife, biri Hintli, biri Bizanslı, biri Irak’lı ve biri Afrikalı (zenci) dört tabibi bir araya getirdi. Tabiplere: “Her biriniz, içinde hiçbir hastalık bulunmayan bir ilaç ismini bana söylesin!” dedi. Hintli olan şöyle dedi:
“Bana göre herhangi bir hastalık içermeyen ilaç, kara helile meyvesidir.”
Bizanslı tabip ise: “Bana göre herhangi bir hastalık içermeyen ilaç, beyaz turp tohumudur!” dedi.
Iraklı tabip dedi ki: “Bana göre herhangi bir hastalık içermeyen ilaç, sıcak sudur!”
Onların en bilgini olan siyahî tabip ise şöyle dedi: “Helile meyvesi mideyi burar; bu ise bir hastalıktır. Beyaz turp tohumu mideyi inceltir; bu da bir hastalıktır. Sıcak su da mideye rehâvet verir; bu da bir hastalıktır!” Bu sözler üzerine tabipler kendisine: “Peki sence hangi ilaç herhangi bir hastalık içermez?” diye sordular; o da şu cevabı verdi:
“Bana göre herhangi bir hastalık içermeyen ilaç; canınız çekmedikçe yemeğe oturmamak ve daha iştahın var iken sofradan kalkmaktır! Bu sözler üzerine diğer doktorlar hep birlikte: “Doğru söyledin!” dediler.
Alimlerden biri, bana şunu anlattı: Ehl-i kitabın feylesof tabiplerinden birine; Hz. Resûlullah’ın (s.a.v), midenin üçte birini yemek, üçte birini içecek ve üçte birini nefes için ayırmakla ilgili hadis-i şerifinden bahsettim. Çok şaşırdı, bu sözleri takdir etti ve şöyle dedi:
“Az yemekle ilgili olarak bundan daha mükemmel bir söz işitmedim! Bu, gerçekten hikmet sahibi birinin sözüdür! Hikmet sahibi tabipler yemeği azaltma konusunda hep böylesine güzel bir sözü söylemeye çalışmışlar; fakat bunu başaramamışlardır. O tabiplerin bu konuda en sık söyledikleri söz: “Acıkmadan yemeyin, doymadan sofradan kalkın!” sözünden ibaret olmuştur.
Bir kısmı da: “Yemeği ancak aşırı şekilde acıkınca yeyin, ama tam olarak doymadan kalkın!” demişlerdir. İşte bütün bu tabiplerin söylemek istediklerini sizin peygamberiniz bir cümlede ifade etmiştir.Kalplerin Azığı (Kutu'l Kulüp) Ebû Talib el-Mekkî Semerkand Yayınları
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 27 Şubat 2008, 13:57:08 Gönderen: elif_ »
|
Logged
|
! ياغايب
|
|
|
|
|
| 01 Mart 2008, 23:25:05 |
|
|
 |
« Yanıtla #10 : 01 Mart 2008, 23:25:05 » |
|
Yahya Bin Muaz: Açlık nûr, tokluk nâr(ateş)'dır.İştah oduna benzer, ondan ateş meydana gelir, bu ateş sahibini yakmadan sönmez.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 01 Mart 2008, 23:25:57 |
|
|
 |
« Yanıtla #11 : 01 Mart 2008, 23:25:57 » |
|
Necmüddin Kübra: Ağzındaki dil konuşunca kalp susar. Bu dil susunca kalp konuşur. Tok olmanın afetleri pek çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır: Kalbi katılaştırır, perdeleri katmerleştirir, müşahedeyi karartır, miskinliğe sebep olur.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 01 Mart 2008, 23:33:36 |
|
|
 |
« Yanıtla #12 : 01 Mart 2008, 23:33:36 » |
|
Az yemek, az uyumak ve az konuşmak salihlerin âdetidir. Çok yemek, çok uyumak ve gereksiz yere çok konuşmak gaflete sebeptir. Gaflete düşmek ise büyük ziyandır.
Zihnî faaliyetleri zaafa uğratır.
Bedeni hantallaştırır.
Çok uyumaya sebep olur.
Şehevâni arzuları artırır.
Tok iken yemek ise, hastalık üzerine hastalıktır.
Müslüman, her konuda olduğu gibi yemek, içmek hususunda da itidali muhafaza etmeli, aşırıı derecede, oburca yemekten, içmekten sakınmalıdır. dostları, sülaha-yı salihin, ülema-yı amilin günde bir defa, iki defa yerlerdi.
Sabah ve ikindi sonrası olmak üzere günde iki kere yemek yemek güzel bir âdettir.
İkindi sonrası yenilen akşam yemeklerinde çok yağlı, etli, hamurlu yemeklerden sakınmalıdır. Daha ziyade sebze yemekleri yenmelidir. Çünkü geceleri uyanık kalabilmek, seherlerin bereketli saatlerini değerlendirebilmek için uyku veren, kasvet veren, hazmı zor yiyeceklerden sakınmak gerekir.
Mideyi haram ve şüpheli yiyecek ve içeceklerden korumak lazımdır. Mübah olanlardan da kifayet miktarı yiyip içmelidir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri Marifetname’sinde şöyle der: “Ehlullah demişlerdir ki: ‘Seni taşıyacak miktarda ye, sakın sen onu taşıyacak miktarda yeme. Yemeği o derecede ye ki, sen onu yemiş olasın. Sakın onun seni yiyeceği şekilde çok yeme. Eğer sen onu yersen hepsi nur ve can olur. Eğer o seni yerse hepsi dert ve duman olur.”
Aşırı derecede yeme iştahı olanlar, çok yemeyi adet haline getirenler, bu hallerinin önüne geçmek için, açlıktan karnına taş bağlayan alemlerin efendisi, ahir zaman nebisi Teâlâ’nın sevgilisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi düşünelim.
Mekke-yi Mükerreme’de üç yıl müşriklerin muharasında kalan, yiyecek içecek almaları yasaklanan ilk müslümanların açlıktan ölmemek için bulabildikleri katılaşmış derileri ıslatıp yumuşatarak yemelerini düşünelim...
Açlık ve yokluk içinde bitap düşmüş, kuru bir ekmeğe muhtaç milyonlarca masum çocuğu, ak saçlı, ak sakallı ihtiyarları, muhtaç müslümanları düşünelim...
Vicdanları sızlatacak, merhamet duygularını harekete geçirecek, elini lokmalara götürürken titretecek, milyonlarca mazlum, mağdur, mustazaf müslümanın türlü türlü zulümler altında inim inim inleyen din kardeşlerimizin canhıraş feryatlarına kulak verelim.
Nefsimizin azgınlıklarına set çekip, gönül alemimizin çiçek çiçek muhabbet açması, aşk terennümleri fısıldaması, seherlerde açılan sır perdelerinin ötesini temaşa etmesi için az yemeyi şiar edinelim. Az yemekle elde ettiğimiz tasarruflarımızı muhtaçlara, hayır kurumlarına aktaralım.
Merhum, mağfur, arifi billah Musa Topbaş kudduse sırrıhu; Medine-yi Münevvere’de yapmış oldukları bir sohbette şöyle buyurmuşlardı: “Bizim çocukluğumuzda toz şeker 27 kuruş, kesme şeker de 29 kuruştu. Büyüklerimiz toz şeker alır, kesme şekerle toz şeker arasındaki iki kuruşu tasarruf eder ve muhtaçlara tasadduk ederlerdi.”
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri şöyle buyuruyor:
“Ağzını ekmeğe kilitleyenin, ruhunun ağzı açılır. Ona aşk şarabı içirilir. Dünya ekmeği yerine nur ekmeği yedirilir. Gençleşen ruh, birlik alemine göçer ve aşk kanadıyla veliler grubuna karışarak peygamberlerin ruhuyla uçar. Nuh yağmurlarıyla ilahi gizlilikler gece gündüz ruhuna akar. Eğer vücudun ağzı açılırsa o zaman ruhun ağzı kapanır ve beden mezbelesinden gelen dertlerle gönlü dolar. Çünkü toprak gözün yiyeceği yine topraktır. Eğer ruh, arzu ve heveslerin esiri, gönül belaların zindanı olursa, o zaman dimağ gece gündüz kuruntular içinde kıvranır. Bütün sözleri çirkin, hareketleri fena, işleri hileli olur. Hayvanî nefis, yemekle kuvvet bulur. Ruh ise hastalanır. Çünkü her lezzetli lokma, ruha bir zincir vurmaktadır. Az yemek ise nefis zayıflayınca, ruh ondan kurtulur, sevgiyle, aşkla dolup şerefli ve üstün mertebelere yükselir.”
Yanlış anlaşılmasın, az yemek ayrı, Teâlâ’nın insanlar için yaratmış olduğu nimetlerden faydalanmak ayrıdır. Yani müslümanlar olarak celle celaluhunun vermiş olduğu, lutfettiği yiyecek ve içeceklerden elbette faydalanacak, Rabbımıza kulluk, yolunda hizmet etmek için vücudumuzu diri, sıhhatli, güçlü tutacak şekilde yiyecek ve içeceğiz. Ancak bunu yaparken, israf etmeyecek, tıka basa, beden ve ruhumuza zarar verecek şekilde yiyip içmeyeceğiz. Midemize haram ve şüpheli lokma sokmayacağız.
Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle rivayet ediyor:
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin karnı hiç doymamıştır. Bu durumunu da hiç kimseye şikayet etmedi. Fakirliği zenginlikten daha fazla severdi. Sabaha kadar açlıktan karnı bükülse bile bu durum onun ertesi gün oruç tutmasını engellemezdi.
Halbuki O, Rabbinden yeryüzünün bütün hazinelerini isteyebilirdi.
Nitekim Mekke vadisi altın yapılıp kendisine arzolundu da O: “Hayır ya Rabbi! Bir gün tok olayım bir gün aç kalayım. Aç kaldığım gün sana yalvarayım. Tok olduğum gün sana hamd edeyim. Seni senâ edeyim.” demişti. (Tirmizi) ZEKİ SOYAK
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 01 Mart 2008, 23:38:08 |
|
|
 |
« Yanıtla #13 : 01 Mart 2008, 23:38:08 » |
|
Bugün hastalıkların birçok sebebinin aşırı kilo olduğu biliniyor. Tasavvuf kitaplarında ise az yemenin önemi anlatılmakta ve insanlar az yemeye teşvik edilmektedir. Dengesiz beslenme, aşırı yemek yeme beraberinde şişmanlığı getiriyor. Batı ülkelerinde sıkça rastlanan kilo sorunu artık Türkiye’nin de bir problemi. Obezite (aşırı kilo) birçok hastalığa davetiye çıkarmakta ve doktorlar hastalarından ilk iş olarak kilo vermelerini istemektedir. Halbuki dinimizde dengeli beslenmenin önemi anlatılmakta, aşırı yemek yemenin zararları ifade edilmektedir. Tasavvuf kitaplarında az yemek yiyen kişinin hafızasının güçleneceği, anlama ve kavrama yeteneğinde hızlılık ve genişleme meydana geleceği belirtilmektedir. Yine, “Tok olan kişinin beyni sarhoşmuş gibi düşünmesinde yavaşlama olur.
Açlıkta kalp nurlanır, hoşluk ve hafiflik meydana gelir.” denilmektedir. İbrahim Hakkı Hazretleri’ne göre çok yemek yiyince kan mideye hücum ettiğinden kalbin yükü artar ve sıkışır. Kalp midenin üstünde onun kapağı gibidir. Tok mide ise kaynayan bir tencere gibidir ve onun buharı kalbi üzer. İmam Gazali, “Midesini aç bırakanın zekâsı açılır ve düşüncesi ilerler.” demiştir. Yahya bin Muaz’a göre “çok yiyen kişiler tez ölmektedirler.” ’ı anmaktan, O’na dua etmekten zevk duyacak bir kalp rikkat sahibi kalp demektir. Bu özelliği kazanmanın yolu da az yemekten geçmektedir.
Ebu Süleyman Dârâni, “Benim ibadetten en çok tat aldığım ânım, karnımın sırtıma yapışacak derecede aç olduğu zamandır.” demiştir. Kalp katılığı, şehvete düşkünlük, kulluk yapmaya isteksizlik hep fazla yemenin eserlerindendir. İbrahim bin Ethem, belki gece ibadetine kalkmayı kolaylaştırması sebebiyle, özellikle akşam yemeğinde terk edilen ve azaltılan her helâlin nefse karşı cihat olduğunu söylemiştir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 01 Mart 2008, 23:43:00 |
|
|
 |
« Yanıtla #14 : 01 Mart 2008, 23:43:00 » |
|
Az yemek ustalık, çok yemek hastalıktır.
Evliya az uyur, az yer, az içer, sıratı kuş gibi geçer.
Çok yiyen çok uyur, herkesten tembel olur.
Çok yemek heder, çok uyumak kederdir.
Çok yemek zihni çalıştırmaz, çok uyumak menzile ulaştırmaz.
Az yiyenin kalb gözü körleşmez, açlıkla hastalık birleşmez.
Az yemek, meyveli bir ağaçtır, hasta kalblere ilaçtır.
Az yemek, nefsani arzuları öldürür, kalbe ferahlık verir, ahirette güldürür.
Az yemek tembellikten uzaklaştırır, bilgi kazanmayı kolaylaştırır.
Az yiyenin kalbinde hikmet kapıları açılır, ağzından inci mercan saçılır.
Çok yemek akıl için kıtlıktır, zeka için sakatlıktır.
Oburluk insana düşman olur, çok yiyenler pişman olur.
Az yemek, insan için nezafettir, zihni açan firâsettir.
Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak, kalbe sıkıntı verir, mide şişer, kalb ölür, acıkınca tekrar dirilir. Çok yiyen çok uyur, çok uyuyan çok konuşur, çok konuşan nimetten mahrum olur.
Çok yemek mideyi bozar, midesi bozulanın dertleri azar.
Bilen bilir, deli bile acıkınca aklı başına gelir.
Az yemek nefse zindan, kalbe gülistandır.
Çok yiyen unutkan olur, yüzü gülmez somurtkan olur.
Çok yiyerek kalbini öldürme, şeytanı kendine güldürme!
Çok yemek, organları çok çalıştırıp yıpratır, tedavi için doktor aratır.
Çok yiyen hakikati göremez, haramlardan çekinemez.
Haram yiyenin işleri harama yönelir, her bela haramdan gelir.
Çok yiyenin az olur ibadeti, kaçırır ebedi saadeti.
Çok yiyenin gözü doymaz, ibadetten zevk duymaz.
Çok yemek tohumudur her derdin, az yemek ilacıdır her ferdin.
Az ye, az uyu, az söyle, nimete kavuşulur böyle.
Çok yiyenin diridir nefsi, gönlü uyur çıkamaz sesi.
Gaflet istersen durma mideyi doyur, çünkü tok yatan çok uyur.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 01 Mart 2008, 23:44:58 Gönderen: VuSLaT »
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
|