İslam Forumu - İslami Forum
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Ayın Konusu: Dini Tebliğ Etmek  (Okunma Sayısı 4499 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
05 Ocak 2008, 12:13:03
gülvisal

Süper Mod

*


Üye No : 1097

Nerden :

Konu  : 660

Mesaj : 2,178

Aldığı Teşekkür 39
dağlar bile dayanmadı ağırdır yüküm
Offline
« Yanıtla #15 : 05 Ocak 2008, 12:13:03 »



İslamda cihadın bir cephesi de, dini tebliğ etmektir, dinin kutsi mesajını bütün aleme duyurmaktır. Bunun da metodunu Kuran-ı Kerim çizmiş, Hz. Muhammed (asm.) de fiilen uygulamıştır. İslamda davet terim olarak, insanları İslama çağrı, İslam esaslarının uygulamasına çağrı anlamına gelir.

Peygamberlerin gönderilmesinden asıl maksat, Kuran-ı Kerimde büyük mücahade (Cihad-ı Kebir) olarak ifade edilen tebliğ görevidir. Fakat evrensel uyarıcılık görevini sana verdik) O halde asla kafirlere boyun eğme ve Kurana dayanarak onlarla büyük mücahedeyi (cihad-ı kebir) gerçekleştir(Furkan Sûresi, 52). Bu ayet, Cihad-ı Kebirin önemini açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

İslam dini, bütün beşere en son ilahi bir çağrıdır. Bu çağrı, Kuran-ı Kerimde islama çağrı (Saff Sûuresi, 7), Allah yoluna çağrı (Nahl Sûresi, 125), imana çağrı (Hadid Sûresi, 8 ), Allahın kitabına çağrı (Al-i İmran Sûresi, 23), Hakka çağrı(Rad Sûresi,14), hayra çağrı (Al-i İmran Sûresi,104), kurtuluşa çağrıMümin Sûresi, 41), hayat kaynağına çağrı Enfal Sûresi, 24), esenliğe çağrı (Muhammed Sûresi,35) gibi ifadelerle beyan edilmektedir

Kuran-ı Kerim incelendiğinde Hz. Peygamberin misyonunun davet esası üzerine bina edildiği görülmektedir. Kuran, Hz. Peygamberin ve müslümanların vet ile ilgili çalışmalarında uymaları gereken yöntemleri de açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu yöntemlerden birincisi : Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et onlarla tartışmanı en güzel bir şekilde sürdür (Nahl Sûresi, 25) ayet-i kerimesidir. Bu ayet ile, cihadın en kalıcı, en etkin yönteminin, insanlara hikmetle yaklaşmak ve güzel öğüt ile tebliğ görevini sürdürmek olduğu ortaya çıkmaktadır.

İslamı tebliğde ikinci bir yöntem, yumuşak konuşmaktır. İncitmeden, kırmadan, insan şahsiyetine itibar ederek muhatabına yumuşak bir üslup ile yaklaşmaktır. Kuran-ı Kerimde, Hz. Musa (a.s)nın Firavuna dini tebliğ etme tarzı Git onunla yumuşak konuş, umulur ki belki döner (Taha Sûresi,44 )ayeti ile beyan edilirken, kıyamete kadar geçerli bir tebliğ yöntemi de müminlere öğretilmektedir: Muhatap Firavun derecesinde azgın ve yoldan çıkmış biri de olsa, ona hakkı tebliğ etmede yumuşak konuşmak gerekmektedir.

Üçüncü bir tebliğ yöntemi ise, Hz. Peygamberin insanlara akıllarına göre konuşunBkz. Suyuti, ed-Dürer, s: 12)emridir. Bu emir ile, muhatabın yaş, idrak ve intikal kabiliyeti ve kültür seviyesini dikkate alarak konuşmak gerektiği vurgulanmaktadır. Özellikle bu asrın mizacı dikkate alındığında insanların ilk önce aklını doyurmak gerekmektedir. Dolayısıyla tebliğ yöntemi, muhataplara ilim ve fikirle, delil ve hüccetle konuşmayı zorunlu kılmaktadır. Gerçekten tebliğ görevine bu açıdan bakıldığında, İslamiyetin bu konuda da fevkalade doyurucu olduğu görülmektedir.

İslamda davetin can alıcı noktası, ilim ve fikir derinliğinin yanında bir de, İslamın güzelliğini hayatında fiilen sergilemektir, lisan-ı hal ile dinin güzelliğini kendi dünyasında yansıtarak, fiilen yaşamak ve bu güzelliği sevdikleriyle ve diğer insanlarla paylaşmaktır. Davetin tadı ve kıvamı, müminin söylediğini yaşaması, yaşadığını da konuşmasıdır. Böylece, Yaşayan bir hakikat olarak, gerçek insaniyeti, şefkat ve merhameti, adalet ve hakkaniyeti hayatında fiilen teşhir etmesidir.

İslamda tebliğ, hem müslümanlara hem de gayr-i müslimlere yönelik bir faaliyettir; Müslümanlara Kuranın hakikatlerini ders ve talim ettirmek, vaaz ve nasihatte bulunmak, gayr-i müslimlere de dini tebliğ etmek, ilahi mesajı ulaştırmak ve irşad faaliyetlerinde bulunmak demektir.

Kuran, İslam dininin yayılmasının yegane yolunun bu davet ve tebliğ olduğunu göstermektedir. Nitekim, Kuran-ı Kerim de, Hz. Muhammed (s.a.v) Allahın davetçisi olarak nitelendirilmiş (Ahkaf Sûresi,31) ve görevinin ancak tebliğ olduğu zikredilmiştir.(Al-i İmran 20; maide Sûresi,92 ; Rad Sûresi,40)

Hz. Peygamber, tebliğ görevini yürütürken, insanların Hak dine yönelmeleri ve tek bir Allaha iman etmeleri konusunda azim gayret göstermiş, adeta kendisini helak edercesine çalışmıştır.Onun bu saffet ve samimiyetini Kuran şu ifadeler ile dile getirmektedir:

(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın (Şuara Sûresi,3),
Bu yeni kitaba İnanmazlarsa(ve bu yüzden helak olurlarsa), arkalarından üzüntü ile neredeyse kendini harap edeceksinKehf Sûresi,6)
Hz. Peygamberin daveti ile ilgili incelikleri açıklayan ayetleri tetkik ettiğimizde şu temel mesajlar ortaya çıkmaktadır:
Hz. Peygamber insanlar üzerinde bir zorba değildir (Gaşiye Sûresi,22; Kaf Sûresi,45)
Hz. Muhammedin görevi insanları irşad, tebliğ ve davetten ibarettir (Al-i imran Sûresi,20; Maide Sûresi,92; Şura Sûresi,48)
Bu din, Rabbin dosdoğru yoludur. Öğüt alacaklar için Allahın ayetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.(Enam Sûresi,26)
Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu (putları, batıl mabutları) reddedip Allaha iman ederse, işte o kopması mümkün olmayan en sağlam bir kulpa yapışmıştır. (Bakara Sûresi,256)
Hz. Muhammed insanlığa bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.(Sebe Sûresi,28)
Onun yolu aydınlıktır. Ona uyanlar aydınlık bir yol üzerindedir.(Yusuf Sûresi,108)
Onlara yumuşak, yatıştırıcı söz söylemesi beyan buyrulmuştur. (İsra Sûresi,28)
Müslümanlar sadece en güzel şekilde tebliğ yapmakla mükelleftirler. (Maide5/ 67 ; Nahl 16/125; Ankebut Sûresi, 46)
Birine dini kabul ettirmek için baskı yapılamaz ve baskı altında gerçekleşen iman geçersizdir.(Bakara Sûresi,256 ; Yunus Sûresi,99 ; Kehf Sûresi,29 ; Hucurat Sûresi,14)
Bundan sonra artık iman edip etmemenin insanların kendi istemelerine bağlı bulunduğu ifade edilmiştir. (Kehf Sûresi,29)

Hz. Peygamberin davet ile ilgili uygulamasına bakıldığında, onun davet metodunun son derece mantıki, gerçekçi, tutarlı, makul, sistemli, olayların gelişimine muvafık ve insan fıtratına uygun olduğu görülmektedir. O, davetini en yakınlarından başlayarak kademe kademe diğer insanlara ulaştırma metodunu benimsemiştir.

Hz. Peygamberin 23 yıl gibi kısa bir zamanda bu derece başarılı olması katiyen tesadüfi değildir. Bu çalışmaların arkasında şu gerçekler yatmaktadır:
a) Hz. Peygamber tebliğ ettiği dininde samimidir. Çünkü getirdiği ahkama herkesten ziyade riayet etmiş, İslamı bizzat nefsinde en ileri derecede bilfiil yaşamıştır.
b) Cenab-ı Hak Onu en güzel bir ahlak üzerine yaratmıştır (Kalem Sûresi, 4).
c) Hz. Peygamber, emindir, bütün tarihçe-i hayatının şahadetiyle hiçbir yalanı işitilmemiş, hiçbir hilesi görülmemiştir. Onun en azılı düşmanları bile Onun sıdk ve doğruluğunu kabul etmiştir. Hatta risalet görevinden evvel kavim ve kabilesi, dost ve düşmanın ittifakı ile Ona Muhammed-ül Emin sıfatını vermişlerdir.
d) Hz. Peygamber, bütün insanlara değer vermiş, siyah, beyaz, kavim ve kabile gözetmeksizin bütün insanları aynı samimiyet ve içtenlikle kucaklamıştır, insan şahsiyetine itibar etmiştir.
e) Hz. Peygamber, af, müsamaha, hilm, şefikat ve merhameti kin, öfke, zorbalık ve düşmanlığa tercih etmiş, katiyen kaba ve sert davranmamıştır.(Al-i imran Sûresi,159)
f) Çevresini ümitsizlik ve karamsarlığa götürmemiş ( Feth Sûresi,1; Nasr Sûresi,1-2) çalışmalarını daima azim, sabır, inanç ve karalılıkla sürdürmüştür. (Al-i İmran Sûresi,159)
g) Hz. Peygamber tebliğ ve davet faaliyetlerini sürdürürken insanlardan hiçbir maddi menfaat ve şahsi çıkar düşünmemiş, onlardan hiçbir ecir ve ücret talebinde de bulunmamıştır. ( Sebe Sûresi,47 ;Yunus Sûresi,72; Hud Sûresi,29 ;Yasin Sûresi,21 )
h) İnsanlarla olan sosyal münasebetlerini kesmemiş, müslüman olan veya olmayan akraba ve çevresiyle ilgisini ısrarla devam ettirmiştir.(Duha Sûresi,9-10 ; Şuara Sûresi,214)
i) İnsanların toplu bulunduğu her yerde (evde, çarşı ve pazarda, panayırlarda) tebliğ faaliyetini hikmetle ve ısrarla sürdürmüştür (Maide Sûresi,67). O davet mesajını komşu devlet reislerine de ulaştırmış ve onları İslama ve selamete davet etmiştir.
Logged

  HANGİ GÜZEL YÜZDÜR Kİ TOPRAK OLMADI!  HANGİ CEYLAN GÖZDÜR Kİ YERE AKMADI!
05 Ocak 2008, 16:21:02
elif_

Yeniden dirilmenin emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim

Minare Team

*****


Üye No : 279

Nerden :

Konu  : 255

Mesaj : 2,167

Aldığı Teşekkür 60
WWW
Offline
« Yanıtla #16 : 05 Ocak 2008, 16:21:02 »

Teşekkürler yedibeyza kardeş   

İslam dini, bütün beşere en son ilahi bir çağrıdır. Bu çağrı,
Kuran-ı Kerimde; islama çağrı (Saff Sûresi,7),
Allah  yoluna çağrı (Nahl Sûresi,125),
imana çağrı (Hadid Sûresi,8 ),
Allahın kitabına çağrı (Al-i İmran Sûresi, 23),
Hakka çağrı(Rad Sûresi,14),
hayra çağrı (Al-i İmran Sûresi,104),
kurtuluşa çağrı (Mümin Sûresi,41),
hayat kaynağına çağrı (Enfal Sûresi,24),
esenliğe çağrı (Muhammed Sûresi,35)
gibi ifadelerle beyan edilmektedir


Logged

! ياغايب
05 Ocak 2008, 16:28:03
elif_

Yeniden dirilmenin emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim

Minare Team

*****


Üye No : 279

Nerden :

Konu  : 255

Mesaj : 2,167

Aldığı Teşekkür 60
WWW
Offline
« Yanıtla #17 : 05 Ocak 2008, 16:28:03 »


Allah, Kuran'da iman edenlerin en önemli ibadetlerinden birinin tebliğ, yani Kuran'da bildirilen gerçekleri insanlara anlatmak ve onları iman etmeye davet etmek olduğunu bildirir. Öyle ki bu ibadet hayatın her alanını kapsar. Mümin, sözleriyle, haliyle, tavrıyla yaşamının her anında Allah'ın dinini diğer insanlara yaymakla ve İslam'ı temsil etmekle yükümlüdür.

Müminlerin birbirleri arasındaki konuşmalar da gerçekte karşılıklı birer tebliğdir. Onlar da birbirlerini Kuran'da bildirilen hükümlere uymaya, Kuran'da tarif edilen ahlakı üzerlerinde göstermeye davet ederler. Kısacası, müminin genel üslubu tebliğdir. Buna karşın, Kuran'a göre inkarcılara ait olan "karakteristik" üslup ise tartışmadır. Kendisine "Adem'e secde et" (İsra Suresi, 61) emrini verdiğinde Allah ile -Allah'ı tenzih ederiz- tartışmaya kalkan şeytandan itibaren tüm inkarcıların tipik bir özelliği olan tartışma, bencil tutkuların (hevanın) bir ürünüdür ve tebliğin aksine insana hiçbir şey kazandırmaz.

Dolayısıyla mümin, her zaman tebliğ üslubunu korumalı ve asla inkarcılara ait bir üslup olan tartışmaya eğilim göstermemelidir. Allah bir ayetinde, müminin tartışmadan uzak duran ve her zaman için tebliği hedefleyen bu tavrını şöyle hükme bağlar:

Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ (etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)

Alıntı
« Son Düzenleme: 05 Ocak 2008, 16:30:36 Gönderen: elif_ » Logged

! ياغايب
21 Ocak 2008, 00:57:16
Simyacı

Alışıyorum

*


Üye No : 3380

Nerden :

Konu  : 17

Mesaj : 115

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« Yanıtla #18 : 21 Ocak 2008, 00:57:16 »

Selamun aleykum.
Ayın Konusuna biraz geç kalmışız,

gerek gördüğümden dolayı ben de bununla alakalı bir başlık açmayı düşündüm, arama yaptım 'tebliğ ve irşad'la alakalı bir başlık var mı diye; bulamadığım için yeni Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
açmıştım.


burada bahsettiklerimden asıl gerekli gördüğüm, toplumsal olarak bazı eksikliklerden naçizane birkaçını burada da ekleyeyim diyorum..

"
...
Emr-i bil ma’ruf, nehy-i anil münker
İnsanlara iyiliği emredir kötülükten men etmek. Bunun metodunu bildiğiniz bir hadisle geçersek;
“Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin (el’den kasıt, bir insan üzerinde en etkili kişilerden olup, onda tesir bırakacak bir konumda olmadır ki, bundan dolayı ilişki kurma, bir Müslüman için çok önemlidir. Herkese anladığı dilden anlatmak bizim vazifemizdir. Birine Allah’ı anlatmak için pozisyon değiştirmek de Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
hicrettir.
),
buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle (karşımdaki bana ne der diye düşünmeden,ne söylenmesi gerekiyorsa, karşımdaki insandan ters tepki almayacak şekilde, ona bir şeyler anlatıyorken, söylenmemesi gereken bir şey söyleyerek onu fikir olarak kilometrelerce öteye atma(bu da cinayettir!)dan anlatmak..),
buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz edin –ki, bu da imanın en düşük seviyesidir(kötülük gördüğünde onun kötü olduğunu bilip kalbinden olmaması gerektiğini tasdik etmeyen insanlar, bir süre sonra aynı hataya kendileri de düşerler, yine bu insanlar, bir insanın en çok düştüğü durumlardan biri olarak sürçtüğünde, bir mü’minin hemen oracıkta yapması gerektiği gibi, tövbe de etmezler. Bunun için buğz etmek yine imandandır. Fakat en düşük derecesidir, buradan da kurtulmak gerekir.-

Düşmek, hata yapmak,
“Siz, (insan cinsi olarak) hata yapmayan bir cins olsaydınız, sizi helak eder, yerinize hata yapan ama arkasından tövbe eden bir cins yaratırdım.” diyor
Ve biz biliyoruz ki,
Hata yapmayan tek insan vardır. O, Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamber Hazreti Muhammed s.a.v.’dir.
Bunun dışında hata yapmadan önce; hata yapmamayı,
Hata yaptıktan sonra hemen af dilemenin yolunu gözlemeliyiz.

Bir Müslüman’ı yanlış bir şey yaparken görmek
Öncelikle, günaha girilen, hata yapılan ortamlardan, töhmet mekanlarından bulunmaktan bile kaçınmalıyız. töhmet mekanları: kafe türü kapalı mekanlardan ve çay bahçesinden tutun da, Kalabalık caddelere kadar.
Tabi, daha önce şunu söylemek gerekir; alimler, bu zamanda işi yokken dışarıya çıkmanın bile günah olduğunu söylüyor. Kısacası yanlış bir şeye şahit olurum korkusuyla dolu olmak gerekir.

Bir Müslümanı Yanlış bir şey yaparken gördüğünüzde özellikle o sizi görmeden onu görmezden gelip, kendimiz de unutmalıyız (kulun ayıbını örtenin, Allah kıyamet günü ayıbını örter). Ama tamamen pasif kalma şekli değil, ona bunun kötü olduğunu, yapılmaması gerektiğini yukarıda belirttiğimiz gibi anlayacağı anlatma kaydıyla..

Ve en önemlisi, gerek tebliğ gerek de irşad’da bulunacağımız kişiye karşı davranırken, aynı yerde kendimizin de olabileceğini tam duyarak hissetmemiz gerekir ve bunun şükrünü, ona en iyi şekilde anlatarak eda etmemiz gerekir.

Her nimetin şükrü kendi cinsindendir.

"
« Son Düzenleme: 21 Ocak 2008, 00:59:51 Gönderen: Simyacı » Logged
21 Ocak 2008, 08:00:08
firdevs

Kopamıyorum

*


Üye No : 292

Yaş : 41

Nerden : İSTANBUL

Konu  : 36

Mesaj : 2,133

Aldığı Teşekkür 16
Offline
« Yanıtla #19 : 21 Ocak 2008, 08:00:08 »

 

 

 :aro: :aro: :aro: :aro: :aro: :aro:
Logged

MUTLULUK DİKENLER ARASINDA BÜYÜYEN GÜL'DÜR... SEVGİ VE ÖLÜM İNSANA HER ŞEYİ HATIRLATIR... SEVGİM RASULUME VE RABBİME DUYDUYUM AŞKTIR... ÖLÜM İSE SEVDALIYA KAVUŞMAKDIR...
29 Ocak 2008, 20:11:09
elif_

Yeniden dirilmenin emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim

Minare Team

*****


Üye No : 279

Nerden :

Konu  : 255

Mesaj : 2,167

Aldığı Teşekkür 60
WWW
Offline
« Yanıtla #20 : 29 Ocak 2008, 20:11:09 »

Amin ecmain firdevs ablam..Sağolasınız.


TEBLİĞ USULÜNÜN ÖNEMİ

SORU: "-İnsanları Allahu Teala'nın (cc) yoluna çağıran, iyiliği teşvik eden ve kötülükleri önlemeye çalışan kimseler, Kur'an ve sünnette övülmüştür. Kötülüğü eliyle ve diliyle önlemeye çalışması her Müslümanın vazifesidir. Bu vazifesini, önce aile ve akraba çevresini dikkate alarak yapması gerekir. (..) Size iki meseleyi sormak istiyorum: Birincisi: Akrabalarımın herhangi bir kötülüğüne şahit olduğum zaman sinirleniyorum. Kötülüğü elimle ve dilimle ortadan kaldırmayı arzu ediyorum. Bu tavrım; başta babam olmak üzere, aile büyüklerimin tuhafına gidiyor. Geçtiğimiz ay babam "Oğlum!.. Nehy-i ani'l münker yapıyorum diyorsun ama beni kırıyorsun. Senin hatırın için huyumu değiştiremem. Bana bir daha nasihat etme" dedi. (..) Kötülüklerin önlenmesinde takip edilecek siyaset nedir? İkincisi: İslamı bilmeyen akrabalarıma, İslamı tebliğ ediyorum. Birisinde netice aldığım bir usul, diğerinde netice vermiyor. İnsanların mizaçlarını ve kaabiliyetlerine göre, tebliğ usulü değişebilir mi?"

CEVAP: Mü'minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır. Peygamberlerin bıraktığı miras olan ilim ihya edilmeden; "emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i ani'l münker" amelinin hakkı ile eda edilmesi mümkün değildir. Mü'minler birbirlerinin hatalarını, sabırla ve mülayemetle tashih etmelidirler. İyiliklerin yayılması ve kötülüklerin önlenmesi için gayret sarfeden her mükellefin, eliyle ve diliyle müslümanlara zarar vermemesi zaruridir. Resul-i Ekrem'in (sav):" Müslüman; Müslümanların dilinden ve elinden selamette olduğu kimsedir" (1) buyurduğu malumdur. Bu mütevatir hadis-i şerif'te; Müslümanın hem tarifi, hem vasfı vardır. Ümmet-i Muhammedin en önemli vasfı, adil olmasıdır. Kur'an-ı Kerim'de: "-Böylece sizi vasat bir ümmet yapmışızdır. İnsanlara karşı hakikatin şahidleri olasınız, bu Peygamber de sizin üzerinize tam bir şahid olsun diye..." (El Bakara Suresi: 143.) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerime'de geçen "Ümmeten vasata" (vasat ümmet) tabirinin; adil ümmet manasına geldiğini, bizzat Resul-i Ekrem (sav) haber vermiştir. (2) Adaletten maksad; Allahu Teala (cc)'nın emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır.
Bu tesbitten sonra; "kötülüklerin önlenmesinde takip edilecek siyaset nedir?" sualinize geçebiliriz. Feteva-ı Hindiyye'de: "-Bir mükellef; münkerle (kötülükle) iştigal eden bir kimseyi gördüğünde, ona bunun vehametini mülayemetle anlatması ve rıfk ile söylemesi uygun olur. O şahıs nasihatı kabul etmez ise; azarlamadan ve sabırla tekrar izah etmekte fayda vardır. (....) Emr-i bi'l marufu (iyiliği emretmeyi) sadece Allahu Teala (cc)'nın rızası için yapmak gerekir. Bu işi yapan kimsenin niyetinin, ilay-ı kelimetullah olması zaruridir. Ayrıca emredilen şahsa karşı, şefkatli ve mülayim olmak da şarttır." (3) hükmü kayıtlıdır. Kötülükleri önlemeye çalışan her mükellef, sabırlı olmalı ve itidale riayet etmelidir. Ayrıca "-Hatanın, unutmanın ve zorlandıkları şeyi yapmalarının günahı ümmetimin üzerinden kaldırılmıştır" (4) hadis-i şerifindeki keyfiyeti asla unutmamalıdır. Zira bir Müslüman; hataen, unutarak veya istemeyerek, o münkeri işlemiş olabilir. Bu durumda, o Müslümanın günahkar olarak vasıflandırılması caiz değildir.
Tebliğle meşgul olan kimsenin takip edeceği siyasete gelince: Kur'an-ı Kerim'de, Resul-i Ekrem (sav)'e hitaben: "-(İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et!.. Onlarla mücadeleni, en güzel yol hangisi ise onunla yap!.." (En Nahl Suresi: 125) emri verilmiştir. Dikkat edilirse; "Hasen" (güzel) değil "Ahsen" (en güzel) bir yolla mücadele edilmesi tavsiye edilmiştir. Burada çok önemli bir incelik vardır. Müfessirler, bu ayet-i kerime'nin tefsirinde: "-İnsanları İslam dinine davet ederken, onların liyakat ve istidatlarını dikkate almak vaciptir. Zeka yönünden üstün olan ve eşyanın hakikatini öğrenmek isteyen kimselere tebliğ, kat'i delillerle ve hikmetle yapılır.
Selim fıtrat sahibi olanlara, mev'izeyi hasene (güzel vaazlar) yeterli olabilir. İnatçı, münazara ve münakaşadan hoşlananlara; adab-ı münazara ve bir takım mantıki izahlarla tebliğ yapılır" (5) diyerek, insandan insana değişebilecek bir usul üzerinde durmuşlardır. Nasıl mütehassıs bir doktor; önce hastalığın teşhisini yapıyor, sonra tedavide takip edeceği usulü belirliyorsa, tebliğle meşgul olan kimsenin de aynı titizliği göstermesi gerekir. Önce muhatabanız olan kimsenin; dünya görüşünü, ilgi duyduğu meseleleri, eğitim durumunu ve mizacını öğrenmeye gayret ediniz. Bu teşhis safhasıdır. Teşhisten sonra, nasıl tedavi edilebileceğini araştırmanız ve ilim ehli ile istişare etmeniz gerekir. Bu usule riayet etmenizi tavsiye ederim. Tebliğ ile meşgul olan Müslümanların, mülayemet, müsamaha ve sabır noktasında hassasiyet göstermeleri gerekir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.


(1) İmam-ı Suyuti- Mütevatir Hadisler- Ankara: 1992 Sh: 31 Had. No: 5.
(2) İbn-i Kesir- Tefsiru'l Kur'an'il Aziym- Beyrut: 1969 C: 1 Sh: 191.
(3) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400 C: 5 Sh: 352
(4) Nureddin El Azizi- Şerhu'l Camiu's Sağir-Kahire: 1324 C: 2 Sh: 294, Ayrıca El Acluni- Keşfu'l Hefa- Beyrut: 1351 Had. N0: 1393.
(5) Geniş bilgi için/ Mecmuatu't Tefasir- İst: 1979 C: 3 Sh: 656 vd.


Alıntıdır..
Logged

! ياغايب
01 Şubat 2008, 01:10:26
senay

şenay

Isınıyorum

*


Üye No : 7331

Nerden : izmir

Konu  : 4

Mesaj : 846

Aldığı Teşekkür 7
ALLAHIN RAHMETİ VE MERHAMETİ ÜZERİNİZE OLSUN
Offline
« Yanıtla #21 : 01 Şubat 2008, 01:10:26 »

slamün aleyküm elif kardeşim  sen yazıyorsun biz hazıra okuyoruz.hakkını helal et.kardeşim emeğine ve ellerine sağlık.allah sen den ve arkadaşlarından razı olsun .allaha emanet olun.sevgi ve dua ile sizi rab bime emanet ediyorum.
Logged

BİNLERCE EVİN OLSA HEPSİ SENİ KOVACAK.
DÜŞÜN EN SADIK EVİN YİNE MEZAR OLACAK...
18 Şubat 2008, 17:52:35
ASYALI

ASYALI

Yazar

*


Üye No : 8194

Nerden : İstanbul

Konu  : 101

Mesaj : 749

Aldığı Teşekkür 20
Offline
« Yanıtla #22 : 18 Şubat 2008, 17:52:35 »

Her müslümanın üzerine farzdır islami ilimleri öğrenip başkasına öğretmek.
Ahirette mutlu olmanın yolu dünyadayken başkasına faydalı olabilmektir.
Tebliğ ederken yapmadıklarımızı ne kadar anlatmaya çalışsakta anlatamayız.
Müslüman herşeyden önce yaşamalı ki islamı başkasınada tebliğde faydası dokunsun.
Lisan-ı Hal herzaman lisan-ı kalden önemlidir der nur müellifi Hazreti Bediüzzaman.
Tebliğde esas olan biz önce hakkıyla islamı yaşayacağız sonra da başkalarına örnek olacağız.
Allah razı olsun.
Baki selamlar

Logged

SEVGİ GÜNEŞİNİN GURUB ETTİĞİ KARANLIK BİR DÜNYADA ,İNSAN BÜTÜN DÜNYANIN SULTANI OLSA NEYE YARAR Kİ?
18 Şubat 2008, 19:28:15
MujaHiD

Forum Hizmetçisi

Kurucu

*


Üye No : 1

Nerden : Istanbul

Konu  : 416

Mesaj : 1,119

Aldığı Teşekkür 34
Şehidan , Ey Şehidan !
WWW
Offline
« Yanıtla #23 : 18 Şubat 2008, 19:28:15 »

Esselamunaleykum

Konuya katkıda bulunma ve nacizane yorumlarımı sizlerle paylaşma hevesimi mazur görün, küçüklüğüme verin.

 Hepimize malumdur ki Peygamberler yeryüzüne ancak ve ancak ( tebliğ ) hakikati yanlış anlamaya meyil vermeyecek şekilde saf ve anlaşılır bir dilde yaymak için gönderilmiş elçilerdir. Bu bilgiyi Kur'an-ı Kerimden almış bulunduk. Nitekim son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav) de bu kervânı zahiren noktalarken bizlere , bizlerden kasıt bu davayı hakkı ile anlamış olan büyüklere de irşad vazifesini bırakmıştır. Bizlerde dünyanın sadece ben, sen ve o ' dan ibaret olmadığının bilincine varmış, büyük farkındalıkların kapısını aralamış bilinçli müslümanlar olarak bu vazifeyi pür dikkatle, davadan asla taviz vermeden ve anlayışlı davranarak sürdürmeyi vazife bilmişiz inşAllah.

İrşad Ekseni, Tebliğ adamı müsamahalıdır. Müsamaha, aslında bir ufuk genişliğidir; ve asla dâvâdan taviz verme anlamına da gelmez... diyor Fethullah Gülen Hocaefendi İrşad Ekseni konulu beyanatında.

Bu bazda düşünürsek ve Tebliğ, İrşad, Diyalog üçlüsü ekseninde vazifeyi, davayı ele alıp incelersek aslında şu anda çoğumuzun garip ve daha açıkçası korku ile baktığı diyalog kavramı anladığımız kadar güzel bir doğru, anlayamadığımız kadar ise korkunç bir yanlıştır.

Diyalog ne zaman güzel bir doğrudur ?

Diyalog İmam-ı Azam hazretlerinin küçükte olsa babasından bir şey öğrendiği yahudi çocugu görünce babasına saygıya itibarla ayağa kalkması ve bu hareketi ile bütün görenleri şaşkına çevirmesine nazaran güzeldir. Demek ki yahudi ya da hristiyan islam dinini dustur edinmemiş ancak aynı zamanda islam davası ile dertlenmiş kişilere de zulmetmeyen kişilere saygı da nasıl kusur edilmemesi gerekiyorsa aynı cihette bu kişilere islamı anlatmaya çalışırken, doğru yolu gösterirken de sevgi ve saygıyı sag elimizde tutmamız gerekir. Zira  "zorla güzellik olmaz" kelamını bilmeyen yoktur ve aynı zamanda "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" kelamını da. Bu iki güzel atasözü birbirine ma'nen zıt olsa da hakikatın anahtarını elinde tutuyor. Bu anlamda diyalog kadar güzel ne olabilir ?


Diyalog ne zaman korkunç bir yanlıştır ?


Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak ! Bu sözü sanırım az cok herkes duymuştur. Yani diyalog diye yola çıktığımız ve insanların hidayetine vesile olacağız diye içi içine sığmayan vakitlere denk geldiğimiz an biraz da düşünmeli ki karşı tarafın ince fikir ve planları olabilir, ya da ava giderken avlanma sözünü onlarda kendilerine didar edinmiş ve bu amaçla bize yaklaşım tarzlarını değiştirip bizi bizden edebilirler. "Onların gönlü hoş olsun da ben hakikatın bir kaç maddesini bir kenara bıraksam da olur " felsefesi bir an için beynimize yerleşebilir de. Sonuçta savaştığımız kişi sadece karşı taraf değil, aynı zamanda nefsimiz ve şeytandır da. Bu savaşta düşman üç cepheden saldırıyorsa diğer cepeheleri ihmal etmek, şunu yapmasam da olur demek, uhud misali bir maglubiyeti bize taddırabilir ALLAH muhafaza. Bu tür davanın bazı hususlarını önemsizdir diyerek bir kenara atmak bizi acınacak bir hale sokar ki bu da icra edilen diyaloğu korkunç bir yanlış haline getirir.

Bizler bilinçli müslümanlar olarak herşeyden önce kendi içimizdeki düşmanlıkları, ayıplamaları, fitneleri yoketmekle vazifeliyiz. Eğer biz birbirimize eşit mesafede güzellikle yaklaşamaz isek müslüman olmayan birine nasıl ve hangi babdan gerçekçi gözükebiliriz ya da onları nasıl yaşayışımız ile etkileyebiliriz.

Sonradan müslüman olan bir almanın müslüman bir büyüğümüze hakkını helal etmemesi çok manidardır !

Zira bu abimiz, almanyada iken alman vatandaşına yaşayışı ile örnek oluyor ve dil ile teblig etmesine gerek kalmadan hristiyan olan alman müslüman oluyor ve tabi yaşı baya ilerlemiş olduğu için bu zevki bana neden gencligimde tattırmadın , neden benim karşıma daha erken çıkmadın diye, müslüman kardeşimize veryansın yapıyor, yakınıyor ve letaifen hakkını helal etmiyor. ( Tam hatırlamasam da bu müslüman kardeşimizin Ahmet Şahin olması büyük muhtemeldir. )

Bu anlamda bizler cemaatlerin aslında ayrışsal değil birleştirici birer unsur olduğunu ve hepsinin kendilerine mahsusen vazifelerinin olduğunu bilmeli, hepsine bu manaya tekabul saygı ile yaklaşmalıyız. Eğer sadece bir cemaat olsa idi, sadece bir vazife yürürdü, ama birden fazla cemaatin varlığı birden fazla islami vazifenin, yada unsurun yürüdüğünün ıspatıdır ki bu da bizi ziyadesi ile memnun etmeli. "Ümmetin ihtilafı rahmettir" hadisi şerifi ise bu eksen içerisinde anlamını en güzel şekilde bulmuş olsa gerek.

Sürç-i lisan ettiysek hakkınızı helal edin.

Selametle
Logged

07 Mart 2008, 18:27:21
bektas

EDEP YA HU!

Alışıyorum

*


Üye No : 12994

Yaş : 16

Nerden : -den

Konu  : 9

Mesaj : 91

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #24 : 07 Mart 2008, 18:27:21 »

emeğinize sağlık
« Son Düzenleme: 07 Mart 2008, 18:31:32 Gönderen: bektas » Logged

\o/ ßaşörtüsüne özgürlük \o/
1.)Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
2.)Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
3.)Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)
4.)İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)
5.)Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
12 Mart 2008, 20:06:30
vevcity

Yeniyim

*


Üye No : 14509

Nerden :

Konu  : 0

Mesaj : 2

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« Yanıtla #25 : 12 Mart 2008, 20:06:30 »

ya hepinizden allah razı olsun ufkuma yeni bir ufuk açtınız inanın hakkınızı helal edin hepinize duacıyım
ist dan:soner
Logged
14 Mart 2008, 08:08:05
elif_

Yeniden dirilmenin emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim

Minare Team

*****


Üye No : 279

Nerden :

Konu  : 255

Mesaj : 2,167

Aldığı Teşekkür 60
WWW
Offline
« Yanıtla #26 : 14 Mart 2008, 08:08:05 »

Estagfirullah kardeş..Hepimiz bilgiye açız..

Rabbim cümlemizden razı olsun inşaAllah..

Selametle
Logged

! ياغايب
05 Nisan 2008, 22:13:49
bektas

EDEP YA HU!

Alışıyorum

*


Üye No : 12994

Yaş : 16

Nerden : -den

Konu  : 9

Mesaj : 91

Aldığı Teşekkür 1
Offline
« Yanıtla #27 : 05 Nisan 2008, 22:13:49 »

EMEĞİNİZE SAĞLIK
Logged

\o/ ßaşörtüsüne özgürlük \o/
1.)Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))
2.)Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)
3.)Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)
4.)İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)
5.)Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)
12 Nisan 2008, 00:23:33
CanRuba

Isınıyorum

*


Üye No : 16995

Yaş : 21

Nerden : istanbul

Konu  : 4

Mesaj : 575

Aldığı Teşekkür 3
Offline
« Yanıtla #28 : 12 Nisan 2008, 00:23:33 »

   sükür bitirdim cok uzun sürdü:) yazilanlari okuma firsatini yeni buldum rabbim hepinizden razi olsun ,aklimda bazi sorular vardi bunlara yanit buldum emegi gecen tüm kardeslerime tesekkürediyorum
« Son Düzenleme: 12 Nisan 2008, 00:25:05 Gönderen: CanRuba » Logged
30 Nisan 2008, 19:22:54
powerslave

Yeniyim

*


Üye No : 20709

Nerden : Kocaeli

Konu  : 0

Mesaj : 5

Aldığı Teşekkür 0
Offline
« Yanıtla #29 : 30 Nisan 2008, 19:22:54 »

Ya CoK Usun Yazmaın ne olur :p
Logged

GeRCeK HaYaTTa İmzamı

               SaNaL HaYaTTa ıNDeXiMi BaSaRıM !!!

SilkroaD CoCuquuuu
Anahtarlar:
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer: