|
|
 |
« Yanıtla #1 : 07 Mart 2008, 10:25:23 » |
|
Evvela, Ashab efendilerimizin cennetle müjdelenmeyenleri hakkında dahi cennete gitmeyecek şeklinde bir düşüncenin kafa ve kalbimizde bulunması, 'ın mümtaz ve müstesna olarak yarattığı, mümtaz ve müstesna Nebi'sine ittiba ile serfiraz o zevat hakkında bir sû-i edeptir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadislerinde, " , ümmetimden yetmiş bin insanı sorgusuz sualsiz cennete koyacak." buyurmaktadır. Herhalde hadiste sorgusuz sualsiz cennete gidecek olan insanlar içinde evvela Ashab-ı Kiram'ı düşünmek gerekir. Bu hadisin devamında ise şöyle buyrulmaktadır: "Ben, Cenab-ı Hak'tan arttırmasını istedim. Her bire bedel, bir yetmiş bin, bir yetmiş bin oldu."
Bu ifade neticesinde karşımıza büyük rakamlar çıkmaktadır. Böyle olunca biz, en başta bu pâye ve mazhariyette en büyük yeri Ashab-ı Kiram'a verme mecburiyetindeyiz. Çünkü her şeyden evvel 'a (cc) ve Nebisi'ne en yakın olarak başta onlar gelmektedir. Zaten Kur'an-ı Kerim'de pek çok yerde, onlardan razı ve hoşnut olduğunu da anlatmaktadır. (Bkz. Mâide, 5/119; Tevbe, 9/100; Fetih, 48/18; Mücâdile, 58/22; Beyyine sûre-i celileleri, 98/8)
Şimdi de, neden özellikle bu on sahabinin cennetle müjdelendikleri meselesine geçelim. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Sahabe-i kiram arasında sadece bu on sahabiye "cennetliksin" denmesi, ne yaparlarsa yapsınlar, hep istikameti takip ettiklerini vurgulamak içindir. Bu önemli bir husustur. Esasen bütün müminler, cennete gireceklerdir; ama yukarıda bahsini ettiğimiz on sahabiye, "cennetliksin" denmesi, onlara özel bir iltifat ve değer ifade etmektedir. Bu durum, diğer sahabiler için, hususi mahiyette değil de mutlak olarak zikredilmiştir.
Bu on sahabinin altı tanesi şehittir. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah, şehit edilmişlerdir. Hz. Ebû Bekir'in de zehirlendiği söylenir. Eğer bu iddia doğru ise o da şehittir. Bu itibarla, işbu zevat, evvela herkesin Resûlü'ne sırt çevirdiği bir zamanda O'nun yanında yerlerini almak, sonra hicret faziletini ihraz etmek, daha sonra da şehit olmakla büyük bir mevki kazanmışlardır.
İsterseniz biraz daha açalım: Evvela herkes, Efendimiz'e sırtını döndüğü günlerde onlar, Resûlü'ne ve Kur'an'a sahip çıkmışlardır. Gökte, yalancı bir şimşeğin dahi çakmadığı, ümit verebilecek hiçbir sebep ve faktörün ortada bulunmadığı, inen ayetlerin sayısı beş veya altıya varmadığı bir zorlu dönemde, bu büyük hakikate sahip çıkmak yüksek bir pâyedir. İlk Müslümanlardan Hz. Ebû Bekir'in gayretleriyle Hz. Osman, Hz. Said ibn Zeyd ve arkasından Sa'd ibn Ebî Vakkas İslam dairesine girmişlerdir. Hz. Ali, Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Sa'd ibn-i Ebi Vakkas, da Resûlü'nün yanında yer alan ilklerdendir. Öyle ki, Hz. Sa'd ibn-i Ebi Vakkas, daha onsekiz yaşlarındayken henüz gözüne günah girmeden annesinin bütün ısrarlarına rağmen, "Hatta ölsen bile anne, ben, gönül verdiğim o hakikatten dönmeyeceğim!" diyecek kadar civanmert bir zattır. Hz. Ebû Bekir, o dönemin zorluğunu şu ifadelerle anlatmaktadır: "Ölümü göze almadan dışarıya çıkmaya cesaret edemezdik! Ve bir yere girmeye de..."
|