8. Hadis Enes b. Malik r.a diyor ki:
Bedir savaşında Umeyr b. El Humman El ensari av yeleğinden hurmalar çıkarıp yiyordu. Rasulullah s.a.v insanları cihada teşvik edince Umeyr şöyle dedi: “ Eğer ben bütün bu hurmaları yiyinceye kadar yaşarsam uzun bir hayat yaşamış olurum” dedi.
Sonra Umeyr yanında bulunan hurmaları attı. Düşmanla savaştı ve şehit edildi… ( Müslim, müsned imam Ahmed)

’ı inkar çok az rastlanan bir vakıadır. Kuranı kerimde peygamberlerin ümmetlerine olan hitaplarını incelersek, insanlara

bilgisinin ilk defa peygamberler tarafından verilmediğini görürüz. Bilakis peygamberler

’a inanan fakat onunla beraber başka ilahlar edinip ona itaat etmeyen topluluklara seslenmişlerdir. ( A’raf 59,65,73,85)
Onların çağrısı

’ın tek ilah, yani mutlak ve yegane itaat mercii olarak kabul edilmesidir. Bu çağrıya kulak veren Müslüman birey ise itaatini gönül rızasını sevgiyle yoğurduğu ölçüde bir iman kuvvetine sahip olacak ve imanının kuvveti muhatap olduğu emir karşısında tavrında ve itaati nispetinde tezahür edecektir.
Enes b. Malik’ten rivayet edilen bu hadiste Umeyr’in cihad emri ve teşviki karşısındaki tavrı bizlere onlardaki imanın kuvvetini ve nedenli kökleştiğini göstermektedir. Peygamber cihada teşvik edince artık bekleyecek zaman yoktur. Ruh ve beden bu emre teslim olmuştur.
O eşsiz neslin,

’ın ve peygamberin buyrukları karşısında söylediği söz “işittik ve itaat ettik. Rabbimiz senden bağışlanma dileriz. Dönüş sanadır” sözüdür. Onları bu şekilde itaate teşvik eden

’ın, peygamberlerin diliyle. Onlara öğrettiği hayat gerçeğidir.
“ de ki: Namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm yalnızca alemlerin rabbi olan

içindir. Ben bununla emrolundum.”
Onlar için her şey

içindir. Hayatta kurulan bağlar. O’na yakınlaştırıcı vasıtalar ve hayatın tümü, olum de

içindir. Hayatın ve ölümün

’a kulluk edilmesi için yaratıldığının bilincinde olan Müslüman

’ın rızası olmadıkça yaşamanın bir manasının olmadığının farkındadır.

’tan gelen bir emrin hayatına mal olması ona geri adım attırmaz. Hayatın her unsuru

’ın dinine boyun eğmiştir.

’ın boyasıyla boyanmış olmak onu, dünyevi istek ve bağlardan koparır.

rasulu cihada teşvik ederken, Müslümanlar can verirken avucunda yemekte olduğu hurmaları tamamlamak, hayatın ve ölümün

için olması gerektiğine inanan bir mümine göre boşuna bir vakit kaybıdır, israftır geçecek birkaç dakika manasız bir zaman dilimidir. O,

’a imanının bir gereği olarak onun peygamberine tabi olmuş ve hayatına vahyin ışığında yaşamakla mana kazanmıştır.
Eğer o,

’a inandığını iddia edip peygamberlerine kulak verseydi hayatını

için defa edebilecek bir iman seviyesine ulaşmak çabası göstermeseydi, bu iddiası nasıl bir geçerlilik taşıyacaktı

katında ? İşte bu endişe ilk Müslümanları tereddütsüz bir teslimiyete itmiştir. Böylece onlar vahyin ne içerdiğinin, insanlardan ne istediğinin şuuru içinde eşsiz iman ve teslimiyet tabloları sergilemişlerdir….
“ işte onlar O’na iman edenler, O’nu yüceltenler, O’na yardım edenler ve O’nunla indirilen nura tabi olanlardır. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” (A’raf -157)