| Nisan 08, 2008, 20:38:00 |
|
|
 |
« : Nisan 08, 2008, 20:38:00 » |
|
6. Hadis
“ iki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini bilmezler. Bunlar, sağlık ve vakittir.” ( mecmua’z zevaid, teberani)
Gerek şeri mükellefiyetlere esas teşkil etmeleri açısından, gerekse de bir çok işi gerçekleştirmeye imkan bulmak açısından sağlık ve vakitin önemli ve tartışılmaz bir değeri vardır.
Herhangi bir ibadeti vaktinden önce yaparsak, o ibadet yapılmamış gibidir. Vaktinden sonra yaparsak eda vaktini kaybetmiş olacağımızdan hiçbir zaman vaktinde yapılmış kadar ecir kazandırmaz. Sağlıksız iken yaptığımız hiçbir amelimiz, kemal ve kusursuzluk açısından asla sağlıklı iken yerine getirdiğimiz amel kadar olamaz.
İnsanoğlu sağlıklı sağlığının değerini bilmelidir. Aksi takdirde sağlığını geçici yada sürekli olarak kaybetmesine neden olacak birçok hastalıklara maruz kalması bir Sünnetullah gereğidir. Sağlıklı iken kaybettiklerimiz ise, maddi ve manevi bakımdan ölçülmeyecek kadar çoktur. Çoğu kimsenin tanıdığı bir hal olan baş ağrısının yaşayış ve ilişkilerimizi, ibadet ve düşüncemizi ne şekilde etkilediğini düşünecek olursak sağlığımızın hayatımızdaki değerini sağlıksızlığın da bizlere nelere mal olabileceğini kısmen de olsa anlayabiliriz.
Vakte gelince, yüce Rabbimizin bu kainata yerleştirdiği kanunlardan bir tanesi de her bir işin mutlaka belli bir zamanda yapılmasının dışına çıkmayışıdır. O bakımdan fizikçiler kainatın üçüncü boyuttan ayrı bir dördüncü boyutunun olduğunu ve bunun zaman olduğunu söylerken yanılmamaktadırlar. O halde mümin şuna özellikle dikkat etmelidir. Her bir işini küçük-büyük, önemli-önemsiz olsun, nitelik ve muhtevasın ne olursa olsun vaktinde yapmaya gayret etmelidir. Sonra yaparım diyerek işlerini geleceğe havale ederek helak olanlardan olmamalıdır. Çünkü her bir işi zamana bırakacak olursak zamanla meydana gelebilecek yığınla işin altından kalkamayacak, belki de aciz kalarak hiçbirini yapmamak gibi son derece olumsuz bir durumla karşılaşmış olacağız.
Sözün burasında zamanımızı gereği gibi değerlendirmek imkanının çok az bulunduğu yada hemen hemen imkan olmadığı bazı kurumlara karşı gereken uyanıklık ve titizliği göstermemiz gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Bir müslümanın maazallah haram olan haram işleyen cahili bir takım fısk ve fücur merkezlerine giderek, oralarda günah bataklıklarında ömür tüketmesi ihtimalini söz konusu temek istememekle birlikte çayhane ya da kahvehane gibi çoğu insanlarımızın müdavimi olduğu ve zamanını acımasızca harcadığı müesseselere karşı da gereken hassasiyeti göstermeliyiz. Eğer bu gibi yerlerde kumar içki vs. varsa zaten Müslüman bu gibi yerlerde oturmak şöyle dursun, çaresiz kalmadıkça önlerinden dahi geçmek istemez. Ancak oyun, içki vs. gibi şeylerin bulunmadığı çayhane gibi yerler ile bir takım oyun salonlarında şeri herhangi bir maksat yada amaç olmaksızın boşu boşuna oturmak yada faydasız oyunlarla zaman öldürmek, unutmayalım ki en azından müminlerin temel niteliklerinden bir tanesi olan “ lağv ( dünyevi uhrevi bir faydası olmayan türlü boş iş)” den yüz çevirmek özelliğine sahip olmaktan bizleri mahrum edecektir ( müminun 3). Hatta belki bizleri müminlere yakışmayan, daha doğrusu iman etmeyenlerin özelliklerinden olan boş söz ve işleri sapmak ve saptırmak için parayla satın alanlar arasında sokması gibi bir tehlikeyi bile beraberinde bulundurabilir… ( lokman 6). Sağlığımızı ciddi bir manada tehdit eden ve oldukça yaygın kötü, anlamsız ve aynı zamanda kendimizin de çevremizdeki diğer Müslümanlarında sağlığına zararlı olabilen sigara alışkanlığını da hadiste işaret edilen sağlığı kullanmanın çağımızdaki en göze çarpan bir vakıası olduğunu hatırlatmak gerekir. O bakımdan bu kötü alışkanlığa müptela olanlarımızın bundan kurtulmasının yollarını aramaları, çevrelerindeki Müslümanların böylelerine yardımcı olmaları yardımcı ve teşvikkar olmalı gerektiği gibi, henüz bu alışkanlığın tuzağına düşmemiş Müslüman kardeşlerimizin gerektiği şekilde uyarıp bilinçlendirilmedi ve ileride sigara içmeyen ya da sigara içenlerin asgari oranda olan bir toplumun ortaya çıkartılması da gözetilmesi gereken hedefler arasında alınmalıdır.
|
|
|
|
|
Logged
|
غنجر Who is better in speech than one who calls (men) to  , works righteousness, and says, "I am of those who bow in Is جونىد
|
|
|
| Nisan 08, 2008, 21:11:30 |
|
|
 |
« Yanıtla #1 : Nisan 08, 2008, 21:11:30 » |
|
 razı olsun ey Bagdadi. Çok güzel hazırlamışsın.  ecrini versin kat ve kat ins. Selametle
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Nisan 11, 2008, 00:12:34 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 11, 2008, 00:12:34 » |
|
 razi olsun güzel ve anlamli bir yazi olmus.malef bircok gencimiz (bayan ,erkek) kötü aliskanliklara saplanmis bedenlerine, cevrelerine zarar veriyorlar rabbim bilincli olmayi nasip etsin bu bedende bize emanet rabbimin emanetine en iyi sekilde cikmak ümidiyle taki bu bedeni terk edene dek.............
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 11, 2008, 00:16:53 Gönderen: CanRuba »
|
Logged
|
|
|
|
| Nisan 15, 2008, 02:25:21 |
|
|
 |
« Yanıtla #3 : Nisan 15, 2008, 02:25:21 » |
|
 razı olsun ey Bagdadi. Çok güzel hazırlamışsın.  ecrini versin kat ve kat ins. Selametle Ömürlerini nefes nefes en güzel şekilde amel-i sâlihlerle bezeyen Hak dostlarından Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri der ki: “Dünyanın bir günü, âhiretin bin senesinden daha hayırlıdır. Çünkü dünyanın bir gününde rızâ-yı ilâhîyi tahsil etmek imkânı vardır. Âhirette ise dünyadaki gibi amel-i sâlihler yapıp da kazanma imkânı yoktur. Ora¬da sadece hesap vardır.” Rivayete göre İlyas -aleyhisselâm- Azrâil’le karşılaşınca ürperdi. Bunun üzerine Azrâil -aleyhisselâm- dedi ki: “–Sen bir peygambersin yâ İlyas, ölümden mi korktun?” Hazret-i İlyas şöyle cevap verdi: “–Hayır, ölümden ürkmedim. Fakat hayatımın bittiğine üzüldüm. Çünkü hayatımı ibadetle, tebliğle geçiriyordum. Kulluktan bir lezzet alı¬yordum. Fakat şimdi kabirde kıyâmete kadar rehin kalacağım. Onun için mahzun oldum.” Görüldüğü gibi peygamberler başta olmak üzere bütün ehl-i irfan, ellerindeki zamanı bir kazanç mevsimi olarak kullanmışlar ve ömrü bu mânâda değerlendirmişlerdir. Nitekim erbâb-ı tasavvuf bu değerlendir¬meyi terimleştirmiş ve sofîyi târif ederken «ibnü’l-vakt» yani vaktin, za¬manın oğlu, daha açık ifadeyle zamanla bütünleşmiş, zamanın her ânını nasıl değerlendireceğini bilen ve vaktine sahip olan diyerek anlatmıştır. Demek ki, ömrümüzden ne gitti, ne kaldı, bunu görmek gerek. Yani ömür takvimimizden dökülen yapraklara karşı âmâ kesilmemek gerek. "Allahu Teala herşeyi kıymetli yaratmıştır;ama bir şeyi en kıymetli yaratmıştır.O da vakittir.Vakit zayi olursa tekrar elde edilmesi mümkün değildir!"
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"

|
|
|
| Nisan 27, 2008, 03:22:17 |
|
|
 |
« Yanıtla #4 : Nisan 27, 2008, 03:22:17 » |
|
YORUMLARIN ÇOK GÜZEL VE ÖZENLE HAZIRLANMIS,  (C.C.) SENDEN RAZI OLSUN, EN BÜYÜK KAYBIMIZ VAKIT VE SAGLIGIMIZ, BAZEN DÜSÜNÜYORUM DA VAKTMIZIN NE KADARINI  YOLUNA HARCADIK, SAGLIGIMIZINE KADAR KORUYABILDIK,  (C.C.) CUMLEMIZIN GUNAHLARINI AFFEYLESIN.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| Mayıs 15, 2008, 18:32:18 |
|
|
 |
« Yanıtla #5 : Mayıs 15, 2008, 18:32:18 » |
|
iki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini bilmezler. Bunlar, sağlık ve vakittir.” o negüzel söz ki efendimin(sav) [quote“–Hayır, ölümden ürkmedim. Fakat hayatımın bittiğine üzüldüm. Çünkü hayatımı ibadetle, tebliğle geçiriyordum. Kulluktan bir lezzet alı¬yordum. Fakat şimdi kabirde kıyâmete kadar rehin kalacağım. Onun için mahzun oldum.” ]/quote hayatımızın vazgeçilmez düstür larından biri olması gerkir. rabbim rızası çelçevesinde yaşamayı nasib etsin. emeğinize sağlık.
|
|
|
|
|
Logged
|
 bir insanınnasıl güldüğünden terbiyesini Neye güldüğünden ise ZEKASINI ve seviyesini anla..... MEVLANA
|
|
|
|