12. Hadis İbni Abbas r.a’dan rivayet edilmiştir. Rasulullah’tan işittim, buyurdu ki: “
iki göz var ki, ateş onlara değmez.
korkusundan ağlayan göz ile
yolunda nöbet bekleyen göz” ( Tirmizi)
İnsan

’a ibadet gayesiyle ( Zariyat 56) yeryüzünde bir halife ( Fatır 39) olarak yaratıldı. Bu vazife, yeryüzünü

’ın istediği şekle büründürme vazifesidir. İnsana bu vazifesi için verilen emanetler ise bedeni, ruhu ve zihni başta olmak üzere çalışma gücü iradesi gibi öğelerdir. Bütün bunları yerli yerinde kullanabilme ise hayatın büründüğü bu manayı kavramada

’a teslim olup vahiy doğrultusunda hareket etmeye bağlıdır. İslam, Rabbi’nin istediği bilince ulaşarak bedenine, ruhuna ve kalbine teslimiyeti hakim kılan Müslüman insanın yaşantısıdır. Müslüman hayatın bu manası doğrultusunda vazifeyi kavramış ve her bir emanete görevini yüklemiştir.
…Kulak, göz ve kalp bunların hepsi ondan sorumludur ( İsra 36) ayeti her bir azanın sorumluğu realitesine dikkati çeker.
Hadiste ise hayatın iki önemli alanında vazifesini yerine getiren iki gözden bahse4dilmektedir.

korkusuyla ağlayan göz ile

yolunda nöbet tutmak için uyumayan göz.

Furkan suresinde kendisine iman etmiş Salih kulların hayırlı amellerinden bahsederken, aynı zamanda onların bu amellerinin yanı sıra içlerinde var olan endişeyi de belirtiyor.
…Onlar ki gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler. Onlar ki şöyle derler: Rabbimiz, cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici bir şey değildir.. ( Furkan 64-65)
Gözyaşları müminin içinde var olan endişenin ürünüdür. Zira salt amellerin ve şükrün

’ın rahmeti olmasa ne yararı olabilir?
…Deki: yalvarmanız olmasa Rabbim size niye değer versin (Furkan 77)
… O gün kimden azap giderilirse, muhakkak ki

ona merhamet etmiştir(Enam16)
Gözyaşları pas tutan kalpleri arındırır. Korku ve yalvarış, ihlası artırır, ruhu tertemiz kılar, insan özünde var olanı merhamet duygularını açığa çıkarır, rahmet sıfatını kavratır. Gözyaşları islam ahlakı ile ahlaklanma yolunda bir adımdır.
Korku ve ümit yüklü ağlayışlar, dualar ve ibadetler hep

’ın hoşnutluk ve rızasını kazanmak, verdiği vazifeleri ifa etmek endişesiyledirler. Bu vazife ise yeryüzünü

’ın istediği şekle büründürme vazifesidir. Hadisin ikinci kısmında bu vazifeyi gerçekleştirmek için, İslam devletini, İslam diyarını, Müslüman kadın, erkek ve çocukları korumak uğruna nöbet bekleyen gözden bahsedilmektedir. Bu göz, yine uğrunda gözyaşı ve kan dökülerek kurulan İslam devletini koruma çabası göstermektedir.
Gerçekten de müslümanın davası ve mücadelesi bir İslam diyarına sahip olmakta sona ermemektedir. Bilakis bir İslam yurdunun varlığı küfür aleminin topyekun islamın karşısında yer almasına İslam yurdunu bazen nifak ve fitneyle bazen bilfiil saldırılarla hedef almasına sebep olmaktadır. İslama kavuşan mümin kitle bu sefer İslam yurdunu kollamak vazifesi ile memur olmaktadır.
Hadiste dünya-ahiret, ibadet-züht, madde-mana, dengesi iki göz misali ile müşahhaslaştırılarak açıklanmıştır. Hayatı bu boyutlarıyla kavrayan nefis elbette mutmain olarak ( Fecr 27) Rabbine kavuşacaktır ve onun bedenine merhamet edilecektir.

onlardan razı, onlarda

’tan razı olmuşlardır (Beyine

Cahiliyyenin hakim olduğu ortamlarda

’ın dinin ve hükümlerini geçerli kılmak için O’nun yolunda cihad etmek ve savaşmak farzdır. Her Müslüman bu farzla mükelleftir. Fakat Müslüman tek başına olsa bile o toplumda

’ın dinini insanlara tebliğ edip duyurur ve inanan insanlarla birlikte olup cahiliyyeyi ortadan kaldırmaya çalışır. ( Peygamberlerin yaptığı gibi)
Günümüz toplumunda birçok insan Müslüman olmasına rağmen bu insanların bir çoğunun bir araya gelerek cahiliyyeyi ortadan kaldırmak için mücadele etmediklerini görüyoruz. Oysa cihada ve savaş toplumsal bir ibadettir. Bu toplumsal ibadeti gerçekleştirmek için cemaat olmak ve organizeli çalışmalara girmemiz gerekir. Eğer biz bu birlikteliği sağlamak için çaba sarf etmezsek

bize bunun hesabını elbette soracaktır. Cahiliye ve küfrün hakim olduğu ortamda yaşadığınız bu ortamı değiştirip benim dinimi hakim kılmak için mücadele etmediniz, bir araya gelip düşmana karşı tek vücut olmadınız diye bize mutlaka soracaktır.

’ın huzuruna alnımızın akıyla gidebilmemiz için O’nun yolunda savaşarak dinimizin hakimiyetini sağlamak zorundayız. Belki bu uğurda mücadele ederiz ama

bize zafer vermeyebilir. Fakat biz ümitsizliğe kapılırsak o zaman;

’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin ( Zümer 53) ve kâfir kavimden başkası

'ın rahmetinden ümit kesmez (Yusuf 87) ayetlerine ters düşmüş oluruz. Biz hz. Nuh gibi yılmadan, usanmadan

’ın dinini insanlara ulaştırıp anlatarak yaşayışımızla da göstererek inanan insanlarla birlikte olmak ve güzel bir şekilde çalışmalıyız. Yoksa cennetteki üstün makamlara ve

’ın rızasına ulaşamayız.
Rasulullah’ın bir hadisini burada zikredersek eğer;
Ebu Hureyre şöyle dedi; Rasulullah buyurdu ki; “
yolundan savaşmadan ce
yolunda savaşmayı arzulayıp bunu konuşmadan ölen kimse, münafıkların bir grubundanmış gibi ölmüş olur” ( Müslim).

’ın dinin hakim kılmak için savaşırlar. Tağutların keyfi için değil (nisa 76)

yolunda savaş, cennet kulunun derecesini ve makamını yüceltiyor. Mallarıyla ve canlarıyla

yolunda savaşanlarla eve oturanların derecelerinin bir olmayacağı (nisa 95) ayetinde ifade ediliyor.
Kuran’da cihadla ilgili yüzlerce ayet vardırır. Hepsinde cihad edenlerin yani mallarını ve canlarını

için ortaya koyabilenlerin ulaşacakları iyiliklerden yani cennetten övgüyle bahsediliyor. Acaba neden

yolunda savaş bu kadar övülüyor?
Çünkü

yolunda savaşı göze alan kişi, artık imanın doruk noktasına ulaşmış ve

için her şeyini feda etmeye hazır bir kişidir.

’ın dini hakim kılmak için her şeyden vazgeçebilmek herkesin yapabileceği bir şey değil. Çünkü dünya malı ve dünyanın nimetleri, eşler, çocuklar, mal, mülk, makam vs. insana sevdirilmiştir. ( Ali-imran 14) insanın bütün bunlardan vazgeçip

için canını da ortaya koyup savaşabilmesi demek; onun artık imanın doruk noktasına ulaştığını, yani en çok

’ı sevip en çok O’ndan korktuğunu gösterir.
Özetlersek kardeşlerim;
öncelikle kenara çekilip tefekkür etmeliyiz. Acaba
için kimsenin görmediği bir zamanda gözyaşı döktükmü? Dökmediysek acaba bunun nedeni nedir demeli ve iyice tefekkür etmeliyiz.
İkincide ise;
yukarıda bir çok kere cihad cümleleri geçti. Bunun tamamamen savaş algılamayalım lütfen. Biz Müslüman olarak şöyle düşünmeli ve cihad kavramımız şu şekilde olmalıdır. “ cihad sadece kılıç değildir. Cihad her müslümanın kendi alanında verdiği
rızası için yaptığı mücadeledir. Okuyan bir Müslüman okumasıyla-kalemiyle, çalışan bir Müslüman ahlakıyla-duruşuyla, başkan bir Müslüman adaletiyle-hukukuyla, avukat bir Müslüman doğruluyla… vs.. cihad eder. Herkesi üzerine cihadı bu şekilde almalıdır. Ve hatta güzel kardeşlerim emin olun biz bu sitemizde
rızası için yapmış olduğumuz bu güzel hizmet ile de cihad (mücadele) etmiş oluruz.