| 27 Mayıs 2008, 16:25:59 |
|
|
 |
« Yanıtla #15 : 27 Mayıs 2008, 16:25:59 » |
|
Lübnan İslami Direnişi Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, “direniş ve kurtuluş bayramı" münasebetiyle Raya sahasında düzenlenen kutlamalara katılarak bir konuşma gerçekleştirdi. İmad Muğniye'ye selam olsun..! Seyyid Hasan Nasrallah, “8. direniş ve kurutuluş bayramında hepinizi selamlıyorum. Direnişin şehidlerinin ruhlarına selam iletiyoruz. Yokluğunu hissettiğimiz şehid kardeşimiz Imad Muğniye’nin ruhuna selam iletiyoruz” dedikten sonra yeryüzündeki canlı Firavunun ABD ve İsrail olduğunu söyledi. Amerika'ya mesajNasrallah, ABD Başkanı Bush ve Dışişleri Bakanı Rice da şöyle seslendi: “Hizbullah hakka bağlı kaldıkça sizler yenilmeye mahkum olacaksınız.”“Ey kardeşlerim 8. bayramımız, Nekbe’nin, Filistin’in kaybının ve gasıp rejimin kuruluşunun 60. yılına, 1978 yılında Lübnan’ın güneyinin işgalinin 30. yılına rastlamaktadır. Direniş iki alanda örnek ve strateji sundu. Birinci ülkeyi işgalden kurtarma ikincisi de vatanı savunma stratejisidir” diyen Seyyid Hasan Nasrallah, Hizbullah direnişinin temel stratejisine dikkat çekti. Hizbullah Filistin ve Irak direnişinin yanındadırKonuşmasında, Hizbullah'ın Filistin ve Irak direnişlerinin yanında olduğunu vurgulayan Seyyid Hasan Nasrallah “Bizim bugünkü bayramımızın Lübnan’a, İslam ve Arap alemine mesajı şudur: Lübnanlı tüm direnişçiler Filistinli direnişçilerin yanındadır. Lübnanlı tüm direnişçiler, Iraklı direnişçilerin yanındadır” diyerek Filistin ve Irak direnişini selamladı. Lübnan İslami direnişini başlatan önder İmam Musa Sadr'dır Lübnan'ın siyonistler tarafından İşgalinin başladığı yıllara dikkat çeken Seyyid Hasan Nasrallah “İsrail, 1982’de Lübnan’ın güneyini işgal ettiği zaman BM 425 sayılı kararı çıkardı. Lübnan’da bu kararın uygulanmasını bekledik. İkinci olarak Aynı şekilde Lübnan’da mücadele için tüm Arapların katılacağı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğu, Lübnan’ın İsrail ile mücadeleye güç yetiremeyeceği söylendi. İkisi de gerçekleşmedi. Ne BM kararını uyguladı ne de Arap Birliği harekete geçti. Buna mukabil olarak Musa Sadr  ’a tevekkül ve sınırlı imkanlardan istifade ederek, Lübnanlılara başka bir tercih sundu. Bu tercih de Lübnan direnişidir” diyerek Lübnan'daki İslami direnişin İmam Musa Sadr'ın önderliğinde başladığının altını çizdi. Nasrallah, direniş yolunu seçmeyenlerin vardıkları nokta hakkında da “Onların hatalı tercihlerin sonu ne oldu? İsrail, Lübnan’ı zayıflattı. Lübnan mücadele edemez hale geldi. 1982 deki işgal gerçekten çok büyüktü. İsrail, Lübnan’ı İsrail’e katmak istedi. Ve böylece Araplar için 2. bir nekbe vuku buldu” dedi. İşgalciler, direnişçiler ve işbirlikçiler Bir ülkenin işgali durumunda insanların sınıflara ayrılacağını, kimisinin işbirlikçi kimisinin de vatanını kurtarmak için direnişçi olacağını belirten Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasına şöyle devam etti: “İsrailin işgali sonrasında diğer halklarda olduğu gibi Lübnan halkı da sınıflara ayrıldı. Tarih boyunca da bir ülke işgal edildiğinde ülke halkı kısımlara ayrılmıştır. Lübnan’ın durumu da 1982’de buydu. Filistin’in durumu da böyleydi ve hala nisbi olarak devam ediyor. Irak’ın durumu da böyledir. Tarih boyunca böyle oldu gelecekte de böyle olacak. İnsanlardan büyük bir kısmı işgal karşısında beklerler. Bir kısmı için ise olan olayların önemi yoktur. Yemesine ve içmesine devam eder. Üçüncü bir grup ise işbirlikçilerdir. Bunlar aynı zamanda Lübnanlıdırlar. Lahud ordusu mesela. Dördüncü gurup menfaatlari gereği işgalci ile dayanışmaya girer. Beşinci gurup da içeride yenilgiye uğramış bir guruptur. Ümitsizliğe düşerler. Çoğunlukla bu gurup kültürlü insanlardan oluşur. Diğer bir gurup ise işgali siyasi ve basın yolu ile reddeder. Fakat bedel ödemek için hazır değildir. Başka bir gurup ise insani görevi, ahlaki görevi, dini görevi, vatani görevi gereği bedeli ne olursa olsun vatanını işgalciden kurtarması gerektiğine inanır ve bedel ödemek için de hazırdır. Bu gurup da direniş topluluğudur. Bu sınıflamalar tabiidir.” Nasrallah’ın değindiği bir diğer husus da direniş üzerinde halkın bir araya gelmediği iddiası ile bazılarının direnişi desteklememesidir. Nasrallah “Bazıları diyor ki, 1982 de direniş üzerinde ulusal konsensus olmadı. Bu doğrudur. Hatta Filistin’de ve Irak’ta da olmadı. Fakat 1982’de işbirlikçilik ve işgalci ile yardımlaşma üzerine de bir mutabakat olmadı” dedi.. Lübnan direnişinde İran ve Suriye desteği “Suriye ve İran İslam Cumhuriyeti direnişe yardımlarını sundu. Her ikisine de teşekkür ediyoruz” diyen Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasına şöyle devam etti: “Direniş devam etti. Ve Mayıs 2000’de zafer kazanıldı. Lübnan, İslam ve arap alemi için olan bu zafer çok nettir. Nilden Fırata kadar uzanmak isteyen Büyük İsrail’in projeleri için tamamen bir hezimettir.”Tek yol direnişŞimdiye kadar edindikleri tecrübe ile ümmetin içinde karşı karşıya bulunduğu işgal ve felaketlerden tek kurtuluş yolunun direniş olduğunu vurgulayan Seyyid Hasan Nasrallah “Burada direnişçilerin dayandağı kurtuluş stratejisi başarı kazandı. Madrid'den diğerlerine kadar müzakere stratejisi ise Lübnan’ın topraklarından bir karışını dahi geri döndüremedi. Bekleme stratejisi ise düşmanın ülkemizdeki kuvvetini, ülkemizin ümitsizliğini ve zayıflığını artırdı” dedi. Irak'ta Amerikan varlığına direniş çağrısı“Irak’ın Amerika tarafından işgale uğradığı bir gerçektir. Bugün Amerika’nın Irak’taki demokrasi hedefleri açığa çıkmaya başladı” diyen Seyyid Hasan Nasrallah, Irak liderlerine ve halkına ülkelerini Amerika ve Siyonistlerin eline bırakmamaları çağrısında bulundu. Irak’ta ABD ile Irak Hükümeti arasında imzalanan ve önümüzdeki aylarda da nihai şeklinin verileceği anlaşmaya işaret eden Nasrallah, işgal karşısında siyasi çözüm yolunu bemimseyen Sünni, Şii ve milli guruplara seslenerek tarihi bir duruş sergilemelerini istedi. Nasrallah konuşmasına şöyle devam etti: “Siyasi eyleme inanan Şii, Sünni ve milliyetçiler, zor bir imtihanla karşı karşıyasınız. Sizler hasarı engellemek için siyasi eylemlere katıldık diyorsunuz. Sizler işgale karşı olmak için siyasi eylemlere katıldık diyorsunuz. Bugün siz imtihanla karşı karşıyasınız. Irak’ı Amerika’ya sonsuza kadar teslim ediyor musunuz? Yoksa dininizin, İslamınızın, vatanınızın ve ahlakınızın size yüklediği duruşu mu takınıyorsunuz? Biz, burada toplananlar, İslam ve Arap dünyasının özgürleri adına Irak halkına, tüm dini ve siyasi liderlerine Irak’ın sonsuza kadar işgalcilerin ellerine düşüşüne engel olacak olan yüce tarihi tavırlarını almaları çağrıda bulunuyoruz.”Irak'taki direnişin işgalcileri boozguna uğrattığını vurgulayan Seyyid Hasan Nasrallah, Lübnan ve Filistin’de olduğu gibi farklı guruplarıyla Irak’taki direnişin de işgalcilere hezimeti yaşattığını belirtti. Hizbullah direnişi Amerika'nın gözünü korkuttuAmerika’nın İran’a yapmayı düşündüğü saldırısı ile ilgili olarak “Amerika, İran’a yapmayı planladığı saldırı girişimlerinden Lübnan dersinden sonra vazgeçti. İsrail’in Suriye’ye açacağı savaşın ihtimali de Lübnan tecrübesinden sonra gerçekten çok uzak oldu” dedi. velfecr
|
|
|
|
|
Logged
|
  YOLUNDA BEDENİMİN PARAMPARÇA OLMASIDIR DUALARIMIN İLKİ,DİLEKLERİMİN EN GÜZELİ
|
|
|
| 27 Mayıs 2008, 16:30:13 |
|
|
 |
« Yanıtla #16 : 27 Mayıs 2008, 16:30:13 » |
|
Abi sana tek cümle söyleyecem...  RAZI OLSUN... İlgiyle takip ediyoruz, Minare'nin Cihad müezzini sensin... SELAM VE TÜM MÜCAHİDLERE DUA İLE...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 27 Mayıs 2008, 16:35:47 |
|
|
 |
« Yanıtla #17 : 27 Mayıs 2008, 16:35:47 » |
|
Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, siyonist düşmanın Lübnan'dan kovuluşunun 8. yıldönümü dolayısıyla Beyrut'ta yaptığı tarihi konuşmasında, İslam Ümmetine yeni zaferler müjdesi verdi. Seyyid Nasrallah'ın konuşmasından bölümler: Semir Kantar ve Arkadaşları Yakında Aramızda OlacakSiyonistlerin ellerinde bulunan esirlerin çok kısa bir zaman sonra kurtarılacağını müjdeleyen Nasrallah, “Esirler bizim vaadimizdir. Semir Kantar ve esir arkadaşları gerçekten de çok yakında aramızda Lübnan’da olacaklar” dedi. Zafer Kazandık. Fakat, Yönetimi İstemedikNasrallah konuşmasının devamında Lübnan’ın iç meselelerine değindi. 2000 yılında Bint Cubeyl’de düzenlenen kutlamalardaki konuşmasına atıfta bulunan Nasrallah “Biz, görevimizi yaptık.  ’ın bizden razı olması bizim için yeterlidir. hiç kimseden bir teşekkür beklemiyoruz. Yönetimi istemediğimizi söyledim. Direnişçilerin kanları ile özgürleşen bu topraklar, Lübnan yönetiminindir. Buranın güvenliğinden Lübnan yönetimi sorumludur. Biz ne güvenlik ne de idari yapısından sorumlu olmak istiyoruz. Böyle demedim mi? Eylemlerimiz sözlerimize muhalefet etti mi? Kesinlikle hayır” dedi. Lübnanlı Siyasetçilerin Bilmedikleri Mahrumiyet Bölgeleri VarNasrallah, her şeyi Lübnan yönetimine bıraktıklarını, Lübnan yönetiminden, direnişin olduğu bölgelerde insanların mahrumiyet içerisine yaşadıklarını, bu bölgelerle ilgilenilmesi çağrısında bulunduğunu söyledi. Geçen 8 yıllık zaman içerisinde, bugünlerde yönetime talip olanların bu bölgelerde bulunan insanlarla ilgilenmediklerini belirten Seyyid Nasrallah “Mahrumiyet içerisinde bulunan bölgeye gitmenize engel olan nedir? Lübnanlı kardeşlerimiz biliyor fakat Arap kardeşlerimiz de bilsinler. Lübnan da öyle bölgeler var ki Lübnan yönetimi bilmiyor. Sadece vergileri toplayan polis biliyor” şeklinde seslendi. Fikirlerimizi, Halkımıza Dayatmak İstemedikNasrallah, Lübnan’a hükmetmek istemediklerini şu sözleri ile bir kez daha vurguladı: “Tarihte zafer kazanan tüm direnişçiler, yönetimi talep ettiler. Fakat biz yönetime asla talip olmadık. Onlara dedik ki bu yönetim sizin olsun. Dedik ki adil olun. İnsanların sosyal ve ekonomik sorunlarını çözün. İnsanların şerefini koruyun. 2000 yılındaki zafer sonrasında yönetime ortak olmayı bile istemedik. Bugün bu sözlerimi tekrarlıyorum. Biz Hizbullah olarak yönetime talip değiliz, Lübnan’a hükmetmek istemiyoruz. Fikirlerimizi ve projelerimizi Lübnan halkına dayatmak istemiyoruz” Lübnan’ın Yönetimine Herkes KatılmalıNasrallah, Lübnan’a tek başlarına hükmetmek istememelerinin sebebini de Lübnan’ın diğer ülkelerden farklı olarak çok farklı gurupları barındıran bir yapıya sahip olmasını gösterdi. Nasrallah, Lübnan’ın herkesin katılımıyla, dayanışmasıyla idare edilmesi gerektiğini söyledi. Evet! Ben, Velayeti Fakih HizbindenimHizbullah hareketini İslam İnkılabı Rehberi'ne tabi olmakla suçlayanlara cevap veren Seyyid Hasan Nasrallah, bu gerçeğin çarpıtıldığını söyledikten sonra “Onlar bizlere, velayeti fakih hizbi dedikleri zaman bizi aşağıladıklarını düşünüyorlar. Asla..! Ben bugün buradan Velayeti fakih hizbinin bir ferdi olmaktan gurur duyduğumu ilan ediyorum. Fakih adil, fakih alim, fakih hakim, fakih cesaretli, fakih doğru sözlü ve fakih samimidir." Hakkımızda Çok Şey SöyledilerFuad Sinyora hükümetinin Hizbullah aleyhindeki kompolarını boşa çıkarmak için Beyrut'un kontrolünü ele geçirmesi üzerine, Hizbullah'a karşı suçlamalarda bulunanlara da cevap veren Seyyid Hasan Nasrallah, “Son olaylar hakkında çok şey söylendi. Denildi ki: Bu olayların hedefi, yönetimi veya Lübnan’ı ele geçirmekti. Darbeden söz ettiler. Yönetimi değiştirmekten söz ettiler. Suriye’yi Lübnan’a geri getirmekten söz ettiler… Temmuz savaşında da direniş, İran’ın nükleer enerjisi için savaşıyor dediler. Bugün de aynısını söylediler” dedi. Muhaliflerin dik duruşu karşısında Lübnan hükümetinin meşru olmayan kararlarından geri atmasıyla, Doha’daki görüşmeler esnasında sergiledikleri tutum ile yönetime talip olmadıklarını bir kez daha ispatladıklarını belirten Seyyid Nasrallah, “Lübnan’ı direniş ve ordu arasındaki çatışmadan kurtarmak istedik. Lübnan’ı gurupçuluk fitnesinden kurtarmak istedik. Lübnan’ı zamanın firavunu olan George Bush’un vaat ettiği sıcak yazdan kurtarmak istedik” dedi. Son yaşanan olaylar sebebiyle kendilerini yönetimi ele geçirmekle itham edenlere, eşitlik ve adalet ilkelerine dayalı bir zeminde Lübnan’ın çıkarları için çalışmaya çağıran Seyyid Hasan Nasrallah, adil ve temsilcilerinin halk tarafından seçildiği devlet talebini de yineledi. Arap kimliğinde değişikliğe gidilmeden Lübnan Anayasasında değişiklik yapılaması talebine olumlu cevap veren Seyyid Hasan Nasrallah “Evet, Anayasada değişiklik yapılmasını onaylıyorum. Hizbi Vilayeti Fakih’den olan ben, Arap kimliğini koruyacak ve Lübnan’ın içişlerine karışmayı engelleyecek bir Anayasa değişikliğini onaylıyorum” dedi. Suçlamalara Sonra Cevap VereceğimNasrallah, Lübnan’da son yaşanan olaylar hakkında açıklamak istediği bir çok hususun olduğunu fakat, halkın mutlu olduğu bugünde tartışmaları tekrardan gündeme getirmek istemediğini belirterek, şahsı ve Hizbullah hakkındaki suçlamalara ilerleyen günlerde yanıt vereceğini söyledi. Yaşananlardan İbret AlınmalıNasrallah, mühim olanın yaşanan hadiselerden ibret ve ders alınması gerektiğini, bundan dolayı da zafer kazanmış bir kişinin uslubuyla konuşmadığını vurguladı. Katar, Suriye ve İran’a TeşekkürNasrallah Konuşmasında Katar, Suriye ve İran İslam Cumhuriyetine, ittifakın sağlanmasındaki katkılarından dolayı teşekkür etti. Direniş ve Devletin SilahıDirenişin silahının kullanılması ile ilgili eleştirilere yanıt veren Nasrallah “Direnişin silahının iç siyasi kazanımlarda kullanılması yanlıştır. Fakat aynı şekilde devletin silahının, muhalif gurupların tasfiyesinde kullanmak da meşru değildir. Devletin silahını, harici hesapların (Lübnan’ı zayıflatan ve İsrail ile mücadelede silahın kullanılmasını yasaklayan) çıkarı için kullanmak meşru değildir. Devletin silahının direnişi ve silahını hedef almada kullanılması da meşru değildir. İster direnişin isterse devletin silahı olsun bütün silahlar, hedeflerini hizmet etmede kalması gerekir” dedi. Sizlere Yeni Zaferleri VaadediyorumNasrallah, konuşmasında ayrıca hükümetin geri adım atmasının, sadece Hizbullah’ın değil tüm Lübnanlıların bir zaferi olduğunu belirterek “Sizlere daha önceden zaferler vaadettiğim gibi şimdi yeniden yeni zaferler vaadediyorum” dedi. Gelin! Hep Beraber Lübnan’ın Hayallerini GerçekleştirelimNasrallah, Amerika’nın iddia ettiği gibi bu yazın sıcak değil sakin geçeceğini söyledikten sonra “Önümüzde iki hayal var. Birinci Lübnan’ın hayalidir. İkincisi de Amerikanındır. Lübnan’ın hayali yazın sakin geçmesidir. Amerikanınki ise yazın sıcak geçmesidir. Gelin hep beraberce Lübnan’ın hayalini gerçekleştirelim düşmanlarımızın hayalini değil” dedi velfecr
|
|
|
|
|
Logged
|
  YOLUNDA BEDENİMİN PARAMPARÇA OLMASIDIR DUALARIMIN İLKİ,DİLEKLERİMİN EN GÜZELİ
|
|
|
|
|
|
|
| 27 Mayıs 2008, 19:28:49 |
|
|
 |
« Yanıtla #20 : 27 Mayıs 2008, 19:28:49 » |
|
Benim aslında kardeşlerime çok şey var söyleyeceğim.
cümlemizden razı olsun seracettin kardeş Siz de mazlum coğrafyalarda yaşananlara olan dakikliğinizi ve hassasiyetinizi göstererek saygıdeğer kardeş olduğunuzu gösteriyorsunuz.Tanışma bölümünde ilk mesajım ve burada bulunmamın sebebini "cihad" olarak belirtmiştim,elimden geldiğince bu söze riayet ediyor ve bu istikamette gidiyorum.Tabii islam cihad ile temellendirilemez,özellikle bu konuda birçok doğru bilinen yanlışlar mevcut,millet olarak yoksun bırakıldığımız da cabası
bu ümmete ve siz değerli kardeşlerimize selamet versin salihlerin duasıyla kalınız inşallah Abiciğim bu kadar da hassasiyet gösterelim bari...Yoksa kendimize müslüman demek boşuna... Hani komşumuz aç iken tok yatamazdık? Hani müslümanlar hep bir vücut, bir azası ağrısa bütün bedeni rahatsız olurdu? Hani müslümanlar bir duvarı oluşturan tuğlalardı ve bir müslümanın derdi ve tasası o duvarın çökmesi demek idi... Hep lafta kaldı bunlar, şimdi klavyelerin başında ahkam kesip mücahitlik yapıyoruz... Dua edelim dua, en son tutunacak dalımız o kaldı... SELAM VE DUA İLE...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 29 Mayıs 2008, 18:32:40 |
|
|
 |
« Yanıtla #21 : 29 Mayıs 2008, 18:32:40 » |
|
Batı Beyrut Saldırısı “Siyasi” mi yoksa “İdeolojik” mi?
Ehli Sünnetin Hizbullah ile akidevi, siyasi ve tarihi olarak farklılıkları olduğu açık. Ancak Beyrut’ta yaşanan son hadiselerle ilgili olarak Hizbullah ve beraberindeki bazı Sünni kesimler anlaşmazlıkların akidevi, mezhebi veya şahsi olmadığını bilakis siyasi olduğunu iddia ettiler. Aksine yaşananların Amerikan projeleriyle Beyrut’taki işbirlikçilerine karşı direniş projesi ile karşı mücadelenin var olduğunu söylediler.
Ancak gerçek Hizbullah’ın dediği gibi sadece siyasi değil aynı zamanda akidevi bir anlaşmazlıktır. Ki İslam aleminde nüfuzunu artırmakta olan İran’ın projelerini yürütmekte olan Hizbullah’ın bu projelerinin ne Amerika’yla ne de İsrail’le bir alakası yok! Kaldı ki Hizbullah’ın silahları güneydeki İsrail’e karşı değil de Batı Beyrut’a yönelmiş durumda!
Birçok kesimin gördüğü gibi eğer anlaşmazlıklar akidevi değil de siyasi olarak düşünülüyorsa bu, olayın sadece görünen yüzlerinden bir tanesidir. Bizler burada bu görüşü destekleyen bazı olayları hatırlatmak istiyoruz. Değineceğimiz hususlar Hizbullah’a sempati duyan bazı Sünnilerin dediği gibi tarihe ve geçmişe giderek değil Beyrut’taki son hadiselerle sınırlı kalacaktır.
İlk olarak; Eğer Hizbullah’ın problemi İsrail’le ve Lübnan’daki işbirlikçileri ile olsaydı niçin müttefikleri Batı Beyrut sokaklarında dolaşıyorlardı? Niçin Hizbullah taraftarları sokaklarda Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Aişe (radiyahallahu anhum) hakkında hakaretler ediyorlardı? 1400 yıl geçtikten sonra şimdiki anlaşmazlıkta bu mübarek sahabeler mi gruplar arasına girdiler? Ras al Naba bölgesindeki Osman bin Zinnüreyn (ra) Camisi neden bombalandı? Acaba bu camide Olmert veya Bush’un minberi mi bulunuyordu?
İkinci olarak; Eğer anlaşmazlık “İsrail”in işbirlikçileriyle ise o zaman Hizbullah gayet iyi biliyor ki bunların çoğu Doğu Beyrut’ta bulunuyor. Bu kesimlerin üstlendikleri rol gayet açık ve net. Kimse kalkıp da bunların 1982 yılında Lübnan’ın işgali sırasında İsrail’le işbirliği yaptığını inkar edemez! Hizbullah’ın ve müttefiklerinin kanalları bu şahısları isimleriyle ve yaptıkları eylemleriyle tanımlayarak : “Bunlar işte şöyle şöyle kişilerdir, yaptıkları şunlardır” diye raporlar, haberler yayımlamış değil ki?!
İşte bu durumda şu yakıcı soruyu sormak gerekiyor: Hizbullah neden Doğu Beyrut’a girmedi? Niçin onların medya kanallarını yok etmedi de sadece el Müstakbel Hareketinin kanallarını, gazetelerini yok ederek Şark Kanalını susturdu?
Niçin Hizbullah Yeni Cadde bölgesine saldırmaktan çekinmezken el Hamra Caddesine saldırmaktan imtina etti?
Niçin bu kesimlerin kuruluşlarını, merkezlerini basmadı veya yok etmedi? Niçin Beyrut’ta Sünnilerin evlerini bombaladı? Niçin el Hariri’nin evini bombalamaktan çekinmezken Ca’ca ile Velid Canbolat’ın evini bombalamaktan çekindi?
Niçin Hizbullah el Hariri’ye bağlı sivil toplum kuruluşlarını bombalamaktan çekinmedi? Oysa herkes biliyordu ki bu STK’ların arasında Hıristiyan, Dürzi ve Ehli Sünnet kesimlerine mensup insanlara eğitim için milyonlarca lira yardım eden kuruluşlar da bulunmaktaydı?
Üçüncü olarak: Hizbullah gayet iyi bilmektedir ki Lübnan’daki Ehl-i Sünnet camiası İsrail’e uşaklık etmez. Yine Hizbullah gayet iyi biliyor ki kuzeydeki Şiiler çiçeklerle karşılarken İsrail saldırıları karşısında Doğu Beyrut’takiler mücadele ettiler. Sınırlarını korumak için İsrail Şiilerden müteşekkil bir ordu kurarken bunu Sünniler arasında yapamadığını Hizbullah gayet iyi biliyor. Hizbullah’la müttefik olanların da işaret ettiği bu hususla ilgili olarak Hizbullah’a bağlı bir araştırma merkezindeki çalışmayı hatırlatmak istiyoruz. Şatir Hasan konuşmasının birinde İsrail’in zevale uğramasını temenni edenlerin Şiilere nispeten oran olarak Ehli Sünnet kesiminde daha fazla olduğunu ifade ediyor!!
Şimdi diğer bir sorumuz geliyor. Neden Hizbullah Sünni nüfusun yoğun olduğu Batı Beyrut’a saldırıyor? Neden Hizbullah taraftarları aralarında bir İsrail uşağı bulunmayan bir Sünni şahsın cenaze törenindeki topluluğa ateş açıyor? Aman ım! Yoksa bu tür bir işbirlikçilik ile kast edilen halkın Ebu Bekir, Ömer, Muaviye veya Ömer ismini taşıması mı?
Dördüncü olarak; Eğer anlaşmazlık gerçekten siyasi ise neden araçlar, ticaret merkezleri, caddelerdeki işyerleri, evlerin camları, evler, kafeler ve sair yerler hedef alınıyor? Yoksa tüm bu yerler ve eşyalar da mı siyasi anlaşmazlık konusu olup İsrail kuklası oluyor? Yoksa bu yerlerin sahibi olan Sünniler yakılmayı ve yok edilmeyi mi hak ettiler?
Beşinci olarak; eğer anlaşmazlık siyasi olsaydı neden Hizbullah Sünni Dar’ül Fetva Kurumunu kuşatarak burayı işgal etti? Bu müessese siyasi miydi yoksa kendisine karşı görülen bir dini kuruluş muydu? Ardından, neden Dar’ül Fetva kuşatılırken Bakerki kuşatılmadı?
Altıncı olarak; Eğer anlaşmazlık akidevi / dini değilse neden bizler Lübnan’daki Şii merciiyet makamlarından, Şii otoritelerden yaşanan olayları kınayan tek bir cümle, Ehl-i Sünnet’in kanının, malının ve namusunun haram olduğuna dair tek bir kelime duymadık?!
Yedinci olarak; eğer yaşananlar akidevi değilse neden Hizbullah taraftarları sokaklarda bariyerler kurarak insanlara kimlik kartlarını soruyor? Neden bir kişi Şii ise geçerken Sünni olunca durduruluyor
Son olarak Hizbullah ile müttefik olan kardeşlerimize seslenmek istiyoruz: Sizler bu ittifakınızla Ehl-i Sünnet camiasının işbirlikçi, hain ve Condoleeza Rice tebası olduğu fikrini de sahiplenmiş oluyorsunuz. Doğal olarak sizler bu sıfatları direk söylemiyorsunuz; ancak eylemleriniz ve durduğunuz yer bu anlama geliyor.
Müslim Sitesi, 15 Mayıs 2008, Ahmed Abdul Aziz al Kaydi
|
|
|
|
|
Logged
|
Selahattin Saitoğlu
|
|
|
| 29 Mayıs 2008, 19:17:41 |
|
|
 |
« Yanıtla #22 : 29 Mayıs 2008, 19:17:41 » |
|
yazılardan ilkini okuyabildim .......ama  razı olsun .........siyaseti çok severim inşallah vaktim olduğu bi vakit diğer yazılarıda gelip okuyacağım bu konudaki......... selametle
|
|
|
|
|
Logged
|
SeNi BuLMaM iÇiN BeNi uZaĞa aTTıN!! aLeMi BeNiM, BeNi KeNDiN iÇiN YARATTIN!!
|
|
|
| 30 Mayıs 2008, 11:43:48 |
|
|
 |
« Yanıtla #23 : 30 Mayıs 2008, 11:43:48 » |
|
EY Seyyid SANA SELAM OLSUN HAMASA SELAM DIRENISE DEVAM...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 04 Temmuz 2008, 17:59:43 |
|
|
 |
« Yanıtla #24 : 04 Temmuz 2008, 17:59:43 » |
|
Fethu'l İslam şehidlerini anlatıyor!
 Feth'ül İslam Örgütü hakkında dünya medyası çok az şey öğrenebildi. Geçtiğimiz yıl Nahru'l Barid kampında az sayıda direnişçisiyle uzun süre Lübnan Ordusu ile çatışan ve büyük kayıplar verdiren ve veren Fethu'l İslam örgütü "kayıplarıyla" ilgili makaleler yayınlıyor. Sizler için bunlardan birini yayına hazırladık. Bu makale içerden kaleme alınmış ve dünya medyasında ilk defa Pressmedya ayrıcalığıyla sizlere sunuluyor. İşte Fethu'l İslam örgütünün Nahru'l Barid kampındaki Sniper'larından Ebu Zebir el-Ürdüni'nin öyküsü... (Metnin tam çevirisi, sansürsüz biçimde yapılmıştır) Rahman ve Rahim olan (c.c.)’ın adıyla… Hamd, Güzel akıbeti muttaki kullarına yazan ve kafirleri hayal kırıklığına uğratan ’a; salat ve selam, mücahidlerin imamı, yiğit önder Muhammed bin Abdullah’a, O(s.a.s.)’nun ashabına ve kıyamete kadar onların yolunu takip ederek cihadı sürdüren tüm muvahhidlere olsun!
O, ’ın kitabını hıfzedenlerdendi. Aynı zamanda çok neşeli ve güler yüzlü bir asilzade ve savaşçıydı. O, musibet ve sıkıntı anında, dininin koruyucusu ve bekçisiydi. Kutlu Ürdün diyarından gelmiş Muhammed Ebu Zebir el-Ürdüni’den bahsediyorum.
Ürdünlü Ebu Zebir-korkusuz arslan-, on yedi yaşında , kimseye benzemeyen genç bir adamdı. O’nu gördüğünüz zaman, dindarlığını ve sorumluluk sahibi biri olduğunu hemen fark ederdiniz. O ( O’ndan razı olsun), bir yetimdi ve çok parlak bir öğrenciydi. ’a sadıktı ve canını ve malını O’nun rızası için harcadı. Ebu Zebir, İslam dünyasında Yahudi- Hıristiyanlar ve onların adi işbirlikçileri tarafından utanç verici ve rezilce oynanan oyunları, Müslümanları öldürüp ülkelerinin kaynaklarını çalmalarını gördüktün sonra haberlerin izini sürmeye başladı. Kafirler, Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, Çeçenistan’da ve daha bir çok beldede kadın, çocuk, yaşlı demeden Müslümanları öldürüyorlardı. Böylece Ebu Zebir, kardeşlerine yardım için ne yapabileceğini düşünmeye başladı ve kendisinin de ’ın dinini yüceltmek ve ümmetine zaferi getirmek için canlarını ve kanlarını feda eden kişilerden olması gerektiğini düşündü. Bu yüzden cihad ve şahadet için yol aramaya başladı, ta ki (c.c.), O’na yardım edip Lübnan’a bir yol açılıncaya kadar… Beyrut’ta hafif ve orta ölçekli silahlarla eğitim yapılan Burc el-Baracne kampına katıldı. Sonra Lübnan’ın kuzeyindeki Nahr’ül Barid’e geçti.
Ebu Zabir, akıllı ve ihtiyatlı biriydi. Arkadaşlarından kimse O’nun yanlış bir halini görmemişti. Herkes tarafından dindar, alçak gönüllü, samimi biri olarak tanınıyordu. O’nunla birlikte olan herkes O’nu çok severdi ve parlak, kavrayışlı biri olarak bulurdu. O aynı zamanda hem çok cesur hem de çok takva sahibi biriydi. Dünyanın her tarafındaki Müslümanlar için kaygı duyardı. Herkese karşı dostça ve sevecen davranırdı. O en çok Feth’ül İslam’ın liderlerinden olan Ürdünlü arkadaşı Usame’den etkilenmişti.
Nehr’ül Barid kampında, ’a yürekten iman edenlerle imansızlar arasında çatışmalar başlayınca O da dinini yüceltmek için görevini aldı. Dini uğrunda Haçlı Ordusu’ndan düşmanlara karşı savaşmanın zamanı geldiğinde O, bundan çok memnundu. Ebu Zabir, usta bir keskin nişancıydı ve çatışmalar başladığında O, kampın bazı bölgelerini gören stratejik bir noktada bulunan yüksek bir binanın zirvesinde pozisyon aldı. Ardı ardına gelen altı gün boyunca aynı yerde kaldı. Hemen her üç günde Haçlı ordusundan on askeri vurdu fakat O, bununla tatmin olmadı. Bir ay sonra, nişancılıktaki ve keşifteki uzmanlığı öylesine arttı ki artık saldırı ve keşif operasyonlarına değişimli olarak gidiyordu. Ayrıca düşmanın ön hatlarındaki zayıf noktaları araştırmak suretiyle buralardan onlara karşı yapılaması düşünülen yarma operasyonlarının planlanmasında da yer aldı. Kamptaki siteler arasında korkusuzca dolaşıyordu fakat özellikle Tevhidin aslanlarıyla Haçlı ordusunun arasında en şiddetli çatışmaların yaşandığı el-Mehemrah sitesine odaklandı.
Ebu Zebir, burada büyük cesaret örnekleri veriyor ve düşmana en yakın mevkilerde bulunuyordu. Arkadaşlarıyla beraber, Naci el Ali Sitesi’ndeki Mehemrah sokağında bir keşif ve tetkik planı yaptılar ve sabah namaz vaktinden 6:30’a kadar dua ettiler ve 6:30’dan 9:30’a kadar, Haçlı askerlerine saldırılar düzenlediler. Ebu Zebir, aynı zamanda iyi bir fotoğrafçıydı ve kendisinin infaz ettiği düşmanlarının fotoğraflarını çekerdi. Arkadaşları, kendilerine atış eğitimi vermesini istediklerinde kendisini çok mutlu hissetmişti.
Bir gün, sıcak çatışma olan bir yerde, Naci El Ali Sitesi yakınlarında bir gerilim yaşandı. Bu site Rahman’ın aslanlarıyla direnişi kırmayı amaçlayan Haçlı ordusu arasında bölünmüş durumdaydı. Çok zor bir mücadeleden sonra Haçlı askerleri, bir binanın kontrolünü ele geçirdiler ve binadaki her bir pencereye birer keskin nişancı yerleştirdiler. Sonra ordu hemen medyaya Naci el Ali Sitesi’nin kontrolleri altında olduğunu ve ordunun bayrağının dikildiğini duyurdu. Fakat ordu, askerlerini neyin beklediğini ve bu genç asilzadenin kendileri için ne planladığını bilmiyordu.
Ebu Zebir, Naci el Ali Apartmanı’nı düşmanlardan geri almak için yaklaşık beş kişiden oluşan küçük bir grup oluşturdu. Nihayet binanın içerisinde, tevhidin aslanlarıyla haçlı askerleri arasında amansızca bir mücadele başladı. Mücahidler, bina içerisinde pek çok haçlı askerini öldürdüler ve yaraladılar. Daha sonra çatışma üst katlara sıçradı. Birkaç saat sonra, binadaki kardeşlerin cephaneleri tükendi. Bunun üzerine Ebu Zebir’e ne yapmaları gerektiğini sordular. O da cebinden bir adet çatapat poşeti çıkardı ve onları haçlı askerlerinin üzerlerine atmaları için kardeşlere verdi. Kardeşler bunları askerlerin üzerine atınca, onlar da bunların seslerini gerçek patlayıcı ve bomba sesleri zannederek kaçışmaya, rasgele ateş etmeye ve bağrışmaya başladılar. Böylece Maruni birlikleri, binadan rezil ve utanç verici bir şekilde geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu çatışma ve Lübnan askerlerinin binadan çekilmelerinin ardından Ebu Zebir kardeş, kafir Lübnan bayrağını indirip yerine tevhid bayrağını astı.
Ebu Zebir, kardeşlere Ömer Kenan ve Naci el Ali binalarına sancağın asılmasını istedi. Orada hazır bulunan medya mensupları, Maruni ordusunun bölgenin kendi kontrollerinde olduğunu deklare etmesinin ardından binalarda dalgalanan tevhid bayrağını görünce çok şaşırmışlardı.
Bir hafta bu binada kalmanın ve burayı temizlemenin ardından Ebu Zebir ve grubu burayı terk edip Saasaa semtine gitmelerini söyleyen bir emir aldılar. Bu bölgede Ebu Zebir, nehrin yanında bir hattı korumak üzere bir grubu komuta etti. senin ruhunu takdis etsin Ey Ebu Zebir! Sen ne kadar da zeki ve parlak biriydin! İnşallah şimdiden Rabbi’nin cennetlerindesin…
O ayrıca çok zeki bir strateji uzmanıydı. Sadece askerlere saldırmakla tatmin olmuyor aynı zamanda orduya karşı psikolojik savaş da veriyor ve etkili konuşmalar yapıyordu. Psikolojik savaşında ise hoparlörleri kullanıyordu. Ebu Riyad el Makdisi, duaya çağrı için hoparlörleri kullananların ilkiydi. El Zebir, arkadaşlarına askerleri diğer sitelerden de çıkarmalarını isteyince bir kez O’nun duaya çağrısını işittiler. Sonra dışarıya korkunç bir edayla “Hepiniz teslim olun!, Burayı yakacağız!, Bu askerlerin kafasını kesin!” gibi sesler çıkardılar. Ebu Zebir’in psikolojik savaşını bitirmesinden yalnızca üç dakika sonra, düşman en yakın siteyi terk etti ve çekilişlerini örtmek için top ve havanlarla geri döndü.
Ebu Zebir, bu psikolojik savaş taktiğini mücahid arkadaşlarıyla uyum içinde diğer sitelerde de uygulamıştı. Öyle yöntemler kullanmıştı ki kelimelerle anlatılamaz. Patlamamış Amerikan yapımı bombaları ve top mermilerini topluyor; sonra bunları bubi tuzağı yapımında ve haçlıların üzerine atmakta kullanıyordu.
Bir gün her zamanki gibi bomba toplarken amerikan yapımı bir enerji bataryası O’nun üstünde patladı. Bu patlamayla Ebu Zebir, başından ve bacağından yaralandı. Diğer bacağı da yara aldı ve bir ayak parmağı ezildi. Kardeşler O’nu derhal hastaneye götürdüler ve buradaki doktor O’na parmağının kesilmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine O buna güldü ve doktora şakayla karışık “onun kesilmesini istemiyorum,aksi halde cennete organsız giderim” dedi. Ama aziz ve celil olan , O’nu iyileştirdi.
Bir hafta sonra tekrar, görevli olduğu nehrin kıyısındaki siteye geri döndü. Burada çatışmalar oldukça şiddetli bir şekilde devam ediyordu. Haçlı ordusu ilerliyor ve ev-ev hatta oda-oda her yere saldırıyordu. Ebu Zebir ve arkadaşları, onlara kahramanca karşı koydular. Nihayet askerler Ebu Zebir’in içinde bulunduğu odaya yaklaştılar ve buraya bir el bombası fırlattılar. Bunun neticesinde Ebu Zebir, bütün vücudundan yaralandı ve bir kardeşin ellerine düştü. Son nefesini verirken de ’ı hatırlıyor ve O(c.c.)’na şükrediyordu.
senden razı olsun ey Ebu Zebir! Sen tek başına bin kişiden, hatta binlerce kişiden daha iyiydin. Kalp hüzünlenir, göz yaşarır… Hala senin ölümünün üzüntüsü içerisindeyim.
Sen ne mükemmel bir savaşçıydın! Ve ne de sabırlı biriydin! İnşallah özlemimiz yatıştırılır. Kardeşlerine her zaman dua et.
Peygamberimizi, Ehli Beyt’ini ve kıyamet gününe kadar onları takip edenleri mübarek eylesin.
Davamızın sonu, alemlerin Rabbi olan ’a hamd etmektir.
Feth’ül İslam Medya Departmanı
16 Cemaziyelahir 1429 / 20 Haziran 2008
pressmedya
|
|
|
|
|
Logged
|
  YOLUNDA BEDENİMİN PARAMPARÇA OLMASIDIR DUALARIMIN İLKİ,DİLEKLERİMİN EN GÜZELİ
|
|
|
| 17 Temmuz 2008, 11:56:54 |
|
|
 |
« Yanıtla #25 : 17 Temmuz 2008, 11:56:54 » |
|
Seyyid Nasrallah'ın tarihi konuşmasının birinci bölümünü sunuyoruz:
 Bu büyük ulusal bayramda sizleri saygıyla selamlıyorum. Semir, Mahir, Hudır, Hüseyn ve Muhammed, hoş geldiniz. Bugün esirleri karşıladığımız gibi yarın karşılayacağımız şehidlerimize de selam olsun. Arap, Filistinli ve Lübnanlı tüm şehidlere selam olsun…
12 Temmuz 2006’da mücahidlerden bir grup, başta Semir Kuntar olmak üzere siyonist hapishanelerdeki esirleri özgürleştirmek için iki İsrail askerini esir aldı.
 Ve 16 Temmuz 2008’de Semir geri döndü. Daha öncesinde de Nesim Nesir dönmüştü. Semir, şehitlerin ve hayatta olanların özgürleşmesi için savaşan kardeşlerimizle birlikte döndü.
Bu vaad edilen şeyleri veya Temmuz’daki rüyaları gerçekleştiren bir tesadüf müydü yoksa ’ın dilemesi miydi? Her şeye rağmen anlayanlar ve ders çıkaranlar için bu işin zamanlamasın da ibret ve öğüt var.
 Bu sonuca nasıl ulaştık? Bu işin bazı merhaleleri imkansız veya en azından uzak gibi görünüyordu. Bizi “Rıdvan Operasyonu” olarak isimlendirdiğimiz bu neticeye ulaştıran en temel etken Temmuz 2006’da düşmana karşı elde edilen direniş ve zaferdir. Bu savaşta, düşman hiçbir hedefine ulaşamadı ve siyonist oluşuma, liderlerine, ordusuna ve halkına büyük yan etkileri oldu bu durumun.
Yani Temmuz’da yenilseydik Semir ve arkadaşları dönemeyecekti. Lübnan yok olacak ve tüm bölge "Yeni Ortadoğu"ya dahil olacaktı.
Başlangıçta (savaşın ilk günleri ve devamında) Başkan Nebih Berri takas müzakerelerini üstlendiğinde büyük baskılara maruz kaldı. O merhalelerde dünya Lübnan’ın ortaya koyduğu şartları dinlemek istemiyordu. Heyetlerin ve dünyanın dilinde tek bir söz vardı: Sizin herhangi bir şart koşmaksızın iki askeri serbest bırakmanız gerekmektedir.
 Zafer Lübnan’ın ve direnişin, esirleri kurtaracak eylemin devamı için sabit bir şekilde ayakları üstünde durmasını sağladı. Şimdi bu savaş esnasında liderlik konumunda bulunanları hatırlamamız gerekiyor. Öncelikle İmad Muğniye’yi anmalıyız. Kahramanca bir tarihi duruş sergileyen halkımızı hatırlamalıyız. Yıkılan evlerin sahiplerinin sabrını ve 33 gün süresince göç edenleri hatırlamalıyız. Bu zaferi gerçekleştiren temel ve esas etken işte bu zafer, işte bu direniştir.
İkinci mesele ise müzakerelerin zorluğuydu. Müzakerelerde bazı etkenler bize yardımcı oldu. Birincisi: müzakere yapmadan askerlerini geri alamayacak olan düşmanın acziyetidir. Bu savaşın sonucunda şu gayet net olarak anlaşılmıştı: savaş bitti ve İsrail, askerlerini sadece masada anlaşarak geri alabilir. Bunun dışında başka bir seçenek yoktur.
İkinci avantajımızsa düşmanın güvenlik ve istihbarat alanındaki acziyeti idi. Sadece nerede bulunduklarını değil, o iki askerin akibetlerini de bilmiyorlardı. Bunlar, müzakerelerdeki güçlü noktalarımızdı .
Üçüncüsü ise-ki bu gerçekten çok önemlidir- düşmanın, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını ilan etmesinden korkmasıdır. Bu korkusunun nedeni Lübnan’daki direnişin yeni esir alma eylemlerine girişmesiydi.
 O halde düşmanın üzerinde baskı unsuru değil insani unsurlar vardı. Burada, askerlerini kurtarma hususundaki acziyet unsuru, istihbarat alanındaki eksiklikleri ve verdiği sözü yerine getireceğini çok iyi bildikleri direnişi çok iyi tanımalarından kaynaklanan korkuları vardı. Kesinlikle biliyorlardı ki şayet bu durum Semir Kuntar’ı kurtarmaya yetmiyorsa direniş gidecek ve Kuntar’ı serbest bıraktıracak başka bir eylem gerçekleştirecekti.
Bu vaziyet düşmanın bakanlar kurulu toplantısında da çok net olarak görüldü. 2004 yılındaki esirleri karşılamamızda onlar dedim ki: “Siz Semir Kuntar’ı tutmaya devam ediyorsunuz. Fakat buna pişman olacaksınız.” Yaptıklarına pişman oldular gerçekten de. Onlar müzakerelerin sonuç vermemesi durumunda vaziyetin kesinlikle hazır olmadıkları bir noktaya geleceğini biliyorlardı. Bütün bunlar müzakerelerin başarı ile sonuçlanmasındaki temel unsurlardır.
Dördüncü etken ise hapishaneden gönderdiği mektuplarda da konumunu ilan eden Semir Kuntar’ın direnci, sebatı ve azmidir. Semir, anlaşmanın sonuçlanması için üzerimizde baskı oluşturmuyor, daha iyi bir sonuç vermesi için bize vakit veriyordu.
 Aynı şekilde direnişin esirlerinin direnci de bir etkendir. Biz onları, kuruntudan ibaret olan mahkeme oturumlarında izliyor ve verdikleri yanıtları dinliyorduk. Sözlerini dinledikten sonra özlem ve hasretle ağladık. Bu kardeşlerimizi ne hapishaneler ne de cellatların kılıçları değiştirememişti.
Aynı şekilde esirlerin ailelerinin bize olan güvenleri de en iyi sonuca ulaşmamız için işleri normal seyrinde yürütmemize yardımcı oluyordu.
Bütün bu temel etkenlere ilave olarak sizler de müzakere heyetinin sarfettiği çabayı, esir takasının sonucundan biliyor olmalısınız. Ben, sizlerin adına, esirlerin adına ve şehitlerin adına müzakere heyetine teşekkürlerimi sunuyorum. İki tarafta da sonuca ulaşmak için yoğun çaba sarfeden BM’e ve Genel Sekreteri Ben Ki Moo’na, görevlendirdiği Alman aracılara teşekkürlerimi sunuyorum.
Direnişin projesi , bir tanedir. Direniş hareketi, bir tanedir. Hedefi tektir. Fakat siyasi ve fikri yönelişleri, inançları, grup ve partileri farklıdır.
 İsa Eren-İsra Haber
|
|
|
|
|
Logged
|
  YOLUNDA BEDENİMİN PARAMPARÇA OLMASIDIR DUALARIMIN İLKİ,DİLEKLERİMİN EN GÜZELİ
|
|
|
| 09 Ağustos 2008, 21:56:09 |
|
|
 |
« Yanıtla #26 : 09 Ağustos 2008, 21:56:09 » |
|
Akif: Hizbullah ile Beraber Savaşmak Bütün Ümmete Vaciptir
 İhvanı Müslimin Hareketi Genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif, Lübnan İslami Direnişi Hizbullah hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu İhvanı Müslimin Hareketi Genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif, siyonist teröristlerle mücadele edebilmek için şii ve sünnilerin ittifak yapması gerektiğini söyledi.
Al-Vatan al-Arab'a verdiği demeçte Akif, “İsrail’e karşı verilecek savaş Şiilerle ittifakı gerektiriyor. Biz Lübnan Hizbullah’ının sancağı altında savaşıyoruz” dedi.
İhvanı Müslimin Hareketi’nin Hizbullah ile ittifak halinde olduğunu söyleyen Akif “Hizbullah, düşmana karşı direniyor. Bunda da başarılı oluyor. Bana göre Hizbullah; İsrail, Amerika ve bu ikisi ile yardımlaşan güçlere karşı da zafer kazandı” dedi.
Hizbullah’ın İslam ümmetindeki imajını zedelemek isteyenlerin Hizbullah aleyhinde ortaya attıkları iddiaları reddeden Akif, Hizbullah’ın İran’ın çıkarlarını gözettiği, İran’ın planlarını uyguladığı iddialarını da yalanlayarak; bu tür iddiaların İslam ümmetinin düşmanları tarafından gündeme getirildiğini sözlerine ekledi.
Akif “Hizbullah tıpkı Filistin direnişinin yaptığı gibi emperyalist güçlerin koruduğu İsrail’e darbe vurmaktadır” dedi.
Akif’e göre Hizbullah, tüm beklentilerin de ötesinde bir zafere imza attı. Akif “Hizbullah’ın Amerika ve siyonist saldırılar karşısında bir ay hatta daha fazla süreyle direnmesini kim düşünebilirdi? Siyonist düşmana ait kaç tankı hedef aldı ve yok etti? İsrail-Arap çatışma tarihi süresince Arap orduları İsrail’i vuramadı. Fakat Hizbullah, bütün bunları yaptı. Bütün ümmetin Hizbullah ile beraber savaşması vaciptir” dedi.
İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerine dikkat çeken Akif, İsrail’in hedefleri arasında bölgenin İslam ve ahlaki değerlerden soyutlanması ve İslam dünyasının sürekli olarak geri kalmasının yer aldığını ifade etti.
Akif, İsrail’in iki askerini esir alınmasını bahane ederek Lübnan’a savaş açmasına, Lübnan’ın şehirlerini yoğun bombardımana tutmasına işaretle “İsrail, tüm insani, ahlaki ve uluslar arası değerleri çiğnedi. Artık İsrail’in müslüman kişilerin sahip olduğu İslami değerleri ve İslam’ı yok etmeyi kapsayan planlarının mevcudiyeti herkes için apaçıktır” dedi.
Mısır ve İslam ülkelerindeki zorba yönetimlerin varlığına da işaret eden Akif, İslam ülkelerinin özgür bir yapıya kavuşması halinde düşmanın şimdiki gibi rahat hareket edemeyeceğini vurguladı.
israhaber
|
|
|
|
|
Logged
|
  YOLUNDA BEDENİMİN PARAMPARÇA OLMASIDIR DUALARIMIN İLKİ,DİLEKLERİMİN EN GÜZELİ
|
|
|
| 25 Ağustos 2008, 12:56:03 |
|
|
 |
« Yanıtla #27 : 25 Ağustos 2008, 12:56:03 » |
|
Nasrallah'tan Ümmete Vaad:"İsrail Yıkılacak"
 Lübnan İslami Direnişi Hizbullah Genek Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, İsrail liderlerinin Lübnan’a yönelik tehditlerini İsrail’in içinde bulunduğu ve onlar açısından önemli olan bazı menfaatler ile yakından alakalı olduğunu, Lübnan'a kara harekatı yapmayı planlayan 5. Birlik ile birlikte İsrail devletinin de yok olacağını söyledi.
Nasrullah “İsrail’in tehditlerine gelince özellikle de Olmert ve bazı bakanlar tarafından dillendirilen son tehditler İsrail’in Lübnanlıları korkutma, psikolojik savaş ve Lübnanlılara şantaj uygulama bağlamındadır. İsrail’in Lübnan Hükümeti programını beyanından ötürü sarfettikleri tehditleri anlamak mümkün değil. Diyorlar ki Lübnan hükümeti, direnişe sahip çıktı, Hizbullah’ı koruma altına aldı. Bundan ötürü de bedel ödemelidir. Bu gerçekten de komiktir. Çünkü önceki hükümetin beyanında direniş daha fazla güvence altındaydı. Buna rağmen o günlerde siyonist liderler çıkıp da Lübnan Hükümetinin direnişe sahip çıktığını, direnişi koruduğunu, direnişin her yaptığından Lübnan Hükümetinin sorumlu olduğunu söylemediler. O günlerde dememelerine rağmen şimdi neden diyorlar? Çünkü onlar şimdi korkutma, tehdit ve şantaj uygulamaya ihtiyaç duyuyorlar. Diğer yandan bildiğiniz gibi Kadima Partisinde seçimler var. İsrail'in kendi içerisinde de bu tür tehdit ve korkutma niteliğine sahip açıklamalara ihtiyaç duyulmakta… İsrail rejimi içerisindeki liderler arasında kriz var. Her birisi kendisinin kurtarıcı, lider ve tecrübeli olduğunu bu şekilde sunmaya çalışıyor” dedi. Olmert’in iktidarı devraldığında tehditler savurarak güçlü lider izlenimi verdiğini, fakat sonunda başarısız olduğunu söyleyen İsrail gazetesinin açıklamalarına işaret eden Nasrullah, Olmert’in Lübnan’a karşı tehdit dilini kullanmasına şahsi ve psikolojik olarak anlaşılması gerektiğini belirterek tehditleri küçümsemediklerini de sözlerine ekledi.
“Biz bu tehditleri küçümsemiyoruz. Bu tehditlere karşı ciddiyetle muamele edeceğiz. Fakat bu durum, bizleri korkuya veya endişeye sevketmeyecektir. Onlardan korkmuyoruz.” dedi.
Temmuz savaşından sonra Hizbullah’ın silah gücünü artırdığını belirten Nasrullah İsrail'in içinde bulunduğu krize de göndermede bulunarak Nasrullah “Lübnan’a karşı herhangi bir savaşın yansımaları önceki savaş gibi olmayacaktır" dedi.
Nasrullah konuşmasına çarpıçı açıklamalarıyla şöyle devam etti:
“2006 Temmuz savaşından sonra direnişin konumunu, gelişmesini ve imkanlarını; buna ilave olarak İsrail toplumunun düşünce yapısını, İsrail ordusunu meydana getiren terkipleri ve siyasi liderlerinin seviyesini bilen bir kişi olarak sizlere şunu söylemek istiyorum:
Siyonistlerin uzun bir zamana ihtiyaçları var. Lübnan’a saldırmadan önce bin defa değil on binlerce kez düşünecekler.
Barak’ın yaptığı edebiyata bakın. Barak Lübnan ve İsrail, direniş ve İsrail, Hizbullah ve İsrail arasındaki dengeden söz ediyor.
Sonra da itiraz ediyor ve Suriye, İran ve bu iki ülkenin arkasında duranları tehdit ediyor. Diyor ki "siz uçaklara karşı gelişmiş silah yani hava savunma sistemi verdiğiniz zaman bu durum dengeleri bozacaktır. İsrail ise dengelerin bozulmasına müsaade etmeyecektir." Barak dengeleri itiraf ediyor ve dengelerin bozulmasından korkuyor.
Bizlerin şimdi tehditlere tehdit ile söze söz ile yanıt vermeye ihtiyacımız yok. Biz, eylem ehliyiz. Önceden söyledik. Sonra da söylediklerimizi yaptık. Şimdi yeniden söylüyoruz. Ve yine yapacağız. Herhangi bir düşmanca saldırı ya da Lübnan’a karşı herhangi bir savaşın sonuçları ve yansımaları Temmuz 2006 savaşının sonuçları ve sınırlarında kalmayacaktır.
Şehid lider Hac İmad Muğniye’nin cenaze törenin de söyledim. Şehadetinin haftasında ve 40. gününde tekrarladım. Lübnan’ın karşılaşacağı yeni tehdit hava saldırısı ile olmayacaktır. Bunu size ve tüm Lübnanlılara şimdi söylüyorum.
Yeni tehdit Barak’ın söylediğidir. Barak, kara harekatı yapacak. Günlerden bir gün, 5 tümenin Lübnan’a girmesini emredecek. Şimdi tatbikat ve eğitim yapıyor, hazırlanıyor. 5 Tümen dengeleri değiştirecek. 5 tümen evden eve köyden köye savaşacak.
Barak'ın bu sözüne karşılık ben de yeni vaadimi söylüyorum:
Senin 5 tümenin bizim dağlarımızda, vadilerimizde, köylerimizde ve evlerimizde yok olacak. 5 tümeninle birlikte senin gasıp devletin de kutsal topraklarımızda yıkılacak.
Barak, Mofaz ve Aşkenazi ileride vukubulacak bir savaşın hızlı, açık ve net bir zafer olacağını söylüyorlar.
Buna karşılık ben de ’a tevekkül ettikten sonra onlara şunu söylüyorum:
Biz bu savaşın olmasını istemiyoruz. Fakat tehdit ettikleri ve vaat ettikleri gibi savaş olursa savaşın her bir günü bizim için zafer olacak. İnşaallah Zafer kesin, net ve açık olacak. İsraHaber
|
|
|
|
|
Logged
|
  YOLUNDA BEDENİMİN PARAMPARÇA OLMASIDIR DUALARIMIN İLKİ,DİLEKLERİMİN EN GÜZELİ
|
|
|
| 05 Eylül 2008, 16:15:39 |
|
|
 |
« Yanıtla #28 : 05 Eylül 2008, 16:15:39 » |
|
Seyyid Nasrallah: İsrail'i yerlebir edeceğiz!
 Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrullah Ramazan ayının girmesi dolayısıyla İslam Ümmetine yayınladığı tarihi mesajında direnişçi kimliği ve direnişin geleceği üzerine önemli açıklamalarda bulundu.
Konuşmasında başlangıcından günümüze kadar süregelen direnişin özellikleri üzerinde duran Seyyid Hasan Nasrullah, "direnişçi müslüman"ı "direnişi bilen, uygulayan, iman eden, azim ve irade sahibi olan" şeklinde tanımladı.
Konuşmasına mübarek Ramazan ayının faziletlerine dikkat çekerek başlayan Seyyid Hasan Nasrullah “Öncelikle sizleri, genelde tüm müslümanların ve özelde Lübnanlıların ’a dönüş, tövbe, rahmet, marifet ve bağışlanma şehri olan bu mübarek ve büyük Ramazan ayını kutluyorum. Bu ay indinde en faziletli aydır, bu ayın geceleri en faziletli gecelerdir ve günleri de en faziletli günlerdir" diyerek bütün müslümanları bu mübarek ayın bereketlerinden hakkıyla estifade etmeye çağırdı.
"Bu mücahid ve mübarek şehir olan Nebatiye’deki İslami direnişi destekleme komitesindeki kardeşlerimizin davetlerine olumlu karşılık verdiğiniz, bu direnişe, hedeflerine ve mücadelesine olan desteğiniz ötürü sizlere teşekkür ediyorum. Gerçek şudur ki sizler direnişin ayrılmaz bir parçasısınız” diyen Seyyid Nasrullah temel sorunun insanın kendisini ve imkanlarını tanıması olduğunu vurgulayarak “Çoğu insan kendisini, imkanlarını ve sınırlarını bilmemesinden ötürü hata işlemektedir” dedi.
İnsanın Rabbini ve kendisini tanıması, dünya ve ahirette yapması gerekenleri, doğru ve mustakim yolu bilmesi ile meşru ve doğru hedeflere ulaşabileceğini belirten Seyyid Nasrallah, bir insanın şerri ve hayrı bilmesinin, dostunu ve düşmanını tanımasının, hayattaki hareket ve yöntemlerinde temel şartlardan olduğunu söyledi.
"Bilgi"den sonra önemli olan ikinci kısmın "iman" ol | | |