Hedefte

’ın rızasının olması, her mü’min için bir kemal meselesidir. Ve bu konuda ölçü şudur: insan, yaptığı her şeyi emredildiği için yapmalı, her işinde

’ın hoşnutluğunu hedeflemeli ve yapılan işlerin neticesini de burada değil, ötede beklemelidir. İşte halis kulluk!... Bütün mesele de bu kulluğu yakalamaktır. Böyle bir kulluk için halis niyet şarttır. Niyet, yani belli bir düşünceye programlanmak, bazen amelden de öte tesirli bir iksirdir. Mükemmel niyet, mükemmel insanların şiarı; avam için ise zorlanmadan da zor bir gaye. Elbet insan kendini zorlamalı… Olabildiğince zorlamalı ki, niyetle aynı çizgide, hatta ondan öte imana ermek ve bu imanla rıza makamını elde etmek mümkün olabilsin. Şahsi çıkarlardan arınmak, menfaat düşüncelerini kafadan çıkarıp atmak, tenperverlikten (rahat düşkünlüğü) sıyrılmak ve daima ruhu kanatlandırıcı ideallerle meşgul olmak… ve bunlardan da önce,

’ı bilip tanımada her an ayrı bir marifet peteği örmekle meşgul oluyor gibi fikri, ruhi ameliyede bulunmak, işte rızaya ulaştıracak vesilelerden sadece birkaçı…! Rıza, makamların en büyüğüdür ve Peygamberane bir azim ister. Yani bütün mülahazaları kafadan çıkarıp atma ve hayatı Cenab-ı Hakk’ın hoşnutluğuna göre planlama, dizayn etme. İşte rıza ve işte rızadan gaye…!
(FASILDAN FASILA 2)