Bu ülkede Kürtlük nasıl bir duygu bilemem çünkü Kürt değilim. Ancak bu ırkın insanlarına yapılan ayrımcılıkları görebilen biri olarak, hiçbir zaman kendimi Türk olarak da tanımlamadım.
Türk olmayı, Yahudi mantığıyla üstün bir vasıf ya da kazanım gibi gören, sistemin basmakalıp insanlarına karşı melezim diyorum hep. “Hımm, Türksün işte” diyorlar genelde. Ben de “Ne fark eder Kürt, Türk ya da Rus. Ne kadar insan olduğumuz önemli” dediğimde şaşırıyorlar doğal olarak.
Diğer yandan ısrarla “Türksün” demelerini anlıyor ve ırkçılığı milliyetçilik maskesiyle sürdüren ve bunu aşamamış insanları acınacak bir sığlıkta buluyorum.
Hele de bunu yapan güya Müslüman ise daha da kızıyorum çünkü iman ettiği Kitab’ın ilkeleriyle, Yaradan’ın dilemesiyle çeliştiğinin farkında olmayışı beni üzüyor.
Türk olmaya takılan insanları anlıyor olmamsa çocukluk yıllarıma dayanıyor. İtiraf etmeliyim ki, ben 8-9 yaşlarındayken Kürt komşularımıza acıyarak ve küçümseyerek bakardım. Sebebi de, zekâ yaşım ile takvim yaşımın olayları kritik edebilecek düzeyde olgunlaşmış olmaması. Ayrıca bize ve bize öğretenlere de onların “öteki” olduğunun öğretilmesi idi.
Örneğin, mahallemizde Hatice isminde iki komşumuz vardı. Konu komşu birine “Kürt Hatice” derken, birkaç ev ötede oturan Türk Hatice ye “Hatice Hanım” derlerdi.
Kürt; yani farklı ve yabancı ya da uzak ve bilmeyen, dolayısıyla potansiyel suçlu ve korkulası insan duyguları uyanırdı bende. Bir de çocuklar birbirlerine hakaret olarak “pis Kürt” derlerdi. Bir toplum için ne kadar çirkin, cahilce ve ne kadar da utanılası tavırlar bunlar. Ama maalesef böyleydi yirmi yıl önce. Ya şimdi çok mu farklı?
Bugün başörtüsü yasağını haklı gösterecek makul gerekçeler bulamayan sistem ve yalakası medya, nasıl ki paranoyak bir tavırla senaryolar üreterek (mahalle baskısı ya da İran rejimi gibi) bu yasağın alanını genişleterek sürmesine sebep oluyorsa, Kürt meselesinde de sorunların çözülemiyor olmasının faillerinin aynı mecralar olduğu aşikâr.
Yalnız bunu tavandan tabana yayma çabasında olan bu bir kısımlarının çabaları da boşa çıkmıyor maalesef. Baksanıza, yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapan Işın Ersen, Bolu 2. Komando Tugayı'nda görev yapan 13 askerin 7 Ekim 2007'de öldürülmesinin ardından kaleme aldığı yazısına "Türk, işte karşında düşmanın" başlığını verip devamında da DTP milletvekillerinin, DTP yöneticilerinin ve DTP'li belediye başkanlarının isimlerini tek tek sıralıyor.
Ersen yazısında; “Kahpece pusu kuran, dağdaki teröristin peşinde koşmaktansa üç-beş mikrobu temizleyip bundan sonra 'Bir bizden beş sizden tamam mı, devam mı?' demek gerekir” ifadelerini kullanıyor ve Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı yapılan suç duyurusu üzerine yazıyı 'fikir özgürlüğü' olarak değerlendirerek suç saymıyor.
İşte bütün mesele, eğer yaşadığınız ülkenin sistemi bir ırkı, ideoloji ya da kimliği diğerine üstün ve ayrıcalıklı olarak görüyor, tanımlıyor ve vatandaşlarına bunu empoze ediyorsa, bölücülük bu noktada başlıyor zaten. Sonrası kolay, bu çarpık yapılanmanın üzerine oynanmayacak oyun yok gibi.
Irak’ta işgale direnenler, ABD tarafından kurulan kukla hükümet güçleriyle ama yine Iraklılarla savaşmak durumunda kalıyor. Çeçenistan’dan gelen bir arkadaşım anlatıyor, biz Ruslardan ziyade Rusların kuklası hükümet güçleriyle yani yine Çeçenlerle savaşıyoruz diye. Afganistan’da da durum farklı değil, başka diyarlarda da hakeza.
Ya bizde? nereden bulsun bu insanlar onca silahı, mühimmatı yıllardır diye düşünülmesi gerekmez mi? PKK itirafçılarının ifadelerine göre, Kuzey Irak’ta ABD’lilerden eğitim alıyor olmalarıyla, İncirlik’teki üs arasında bir bağın olmadığını kim iddia edebilir? Türk istihbaratının da ABD ile birlikte çalışıyor, yani onlara güveniyor olması da ilginç değil mi? Ergenekon terör örgütünün PKK ile bağlantısının da somut olarak ortaya çıkmasıyla birlikte bu kanayan yaranın, akan kanların ardında aslında kimlerin olduğunun açık bir göstergesi değil mi?
Sonuç olarak Ergenekon bağlantılı PKK’nın arkasında ABD’nin olduğu ve bu örgütün Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’deki ayağı olduğu bilinen bir gerçek iken; aklıselim hiç kimse Ersen’in yazısındaki çirkin, ayrıştırıcı, hedef saptırıcı, çözümden uzak ve klasik faşist ibareleri tasvip edemez.
Bu olayda bayanın, halkları birbirlerine karşı şiddete, hatta cinayete teşvik etme suçundan yargılanması ve hak ettiği cezaya çarptırılması sözüm ona demokratik bir ülkede olması gereken bir durum iken tam tersi bir sonuçla karşılaşılmış ve bu olay suç kapsamında değerlendirilmemiştir.
PKK’nın varlığı, Kürt halkına karşı sistematik olarak yapılan zulümleri haklı gösteremez. Herhangi bir olayı bahane edip Kürt halkına karşı toplumu kışkırtarak halkları birbirine düşürmeye çalışmaksa artık dışlanmayı ve lanetlenmeyi hak eden bir tavır olmalı.
Balıkesir’in Altınova beldesinde iki kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar adeta Kürt-Türk çatışmasına dönüştürülmeye çalışılmıştı. Bir kişinin yaptığı bir davranışın bedeli onun ait olduğu ırkın insanlarına ödettirilmeye çalışılıyor. Neden?
İçinizdeki militarist, faşizan duyguların dışa vurumu mu bu ortalığı yakıp yıkmalar ya da sayısal çokluğunuzu güce ve baskıya dönüştürüp azınlıkları sindirmeyi erdem sayan dünya görüşünüzden dolayı mı böyle davranıyorsunuz diye sormak lazım bazılarına.
İnsanın ait olduğu ırka sevgi beslemesi gibi masum bir duyguyla, faşizan ırkçılık arasındaki farkı anlamak ve anlatmak gerekiyor bu millete. Çünkü İslam da ırkçılık reddedilmiş bir ideolojiyken, yıllardır bu ülkede “milliyetçilik” adı altında bu lanetli inancın propogandasi devlet eliyle yapıldı.
Türk milleti şöyle zekidir, böyle çalışkandır, o zaman Ne mutlu Türküm diyene! Eeee, diğer milletler nasıldır? Bu yüzden mi ekonomik, siyasi ve sosyal olarak dünyada hatırı sayılır bir yerde bu Türk milleti?
Irkıyla övünen, bunu bir gurur meselesi yapan insanlar bende hep aşağılık kompleksli ve ezik bir altyapıdan gelen izlenimi uyandırmışlardır. Belli bir ırka ait olmak kişinin tercihi olmadığı gibi, bir kazanım olarak değerlendirilmesi de mantıktan uzak bir tutumdur. Nitekim

katında ırklarımızın hiçbir değeri yoktur. Muttaki bir Yunanlı mümin, dinsiz bir Türk’ten daha üstün ve faziletlidir. Bu yüzden kazanımlarıyla değil de cinsiyet ya da ırk gibi yaradılış özelliklerini üstünlük olarak niteleyenler bana hep Nazileri hatırlatır. Tarih, bu masumane gibi görülen duygularla başlamış bir ideolojinin önü alınmadığı zaman toplumları nerden alıp nerelere götürebileceğinin acı örnekleriyle doludur.
Diğer yandan şu bir gerçek ki, bu ülkede insanlar adı konmamış bu savaş yüzünden mutsuz. Askere gidecek her gence ve ona acıyarak bakan yakınlarına askere alınmama gibi bir seçenek sunulsa kaçta kaçı “vatan sağ olsun” u peşinen söyler ve çocuğunu bilinmedik insanların kurguladığı bu savaş ortamına yollardı acaba? Dolayısıyla artık tedavülden kalkması gereken yöntemler ve ilkel statükocu mantıkla problemlerin çözülemediği anlaşılmış olmalı değil mi?
Doğu ve Güneydoğu’da öldürülen askerlerin hepsinin Türk olmadığı ve bir kısmının Kürt olup annelerinin de cenazelerde Kürtçe ağıtlar yakarak ağladığını kimsenin göz ardı etme gibi bir lüksü olmamalı. PKK ile Kürt sorununu bağdaştırmak yerine ayrıştırmanın zamanı geldi de geçiyor bile.
Ayrıca bu sorunun uzun yıllardan beri çözülemiyor olması bir yandan vatan-millet-Sakarya edebiyatına prim yaptırırken, diğer yandan bu tavşana kaç tazıya tut dramasından nemalananların ekmeğine yağ sürmekte.
Tekrar sormak lazım “bütün bu olanların sorumlusu kim ya da kimler” diye. Ergenekon bağlantılı PKK mı, ABD mi yoksa ikisi de aynı şey mi?
Sadece Rabbimizin emirlerine amade, düzenin tüm yasaklarından azade günlerin gelmesi dileğiyle…
Nuray Canan Bezirgan
selamhaber