
razi olsun kardesim
Hz. Ömer’in Kısaca HayatıHz. Ömer Kureyş kabilesinin Benû Adiyy kolundan olup nesebi, büyük atası Ka’b b. Lüey’de

Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’in nesebiyle birleşir.
Hz. Ömer (r.a), Fil Vak’ası’ndan on üç sene sonra Mekke’de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir. (İbn Esîr, Üsdül-ğâbe, IV, 146) Bu durumda, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’den 10 küsur yaş küçük olmaktadır.
Çocukluğunda, babasına ait sürülere çobanlık yapmış, sonra da ticaretle meşgul olmuştur. Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak ettiği bildirilir. (H. İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, I, 210) Cahiliye döneminde, şehrin eşrafı arasında yer alır, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) vazîfesini deruhte ederdi. Bir savaş hâli zuhûr ettiğinde Hz. Ömer elçi olarak gönderilir, sonra da verdiği bilgilere ve ileri sürdüğü görüşlere göre hareket edilirdi. Kabileler arasında çıkan ihtilafların çözümünde büyük tesiri olur, verdiği kararlara saygı duyulurdu. (Suyûtî, Tarihu’l-hulefâ, s. 108; İbn Esîr, Üsdül-ğâbe, IV, 146)
Îmanla şereflenmeden evvel müslümanlara pekçok eziyette bulundu. Nüfuzuyla, güç ve kuvvetiyle meşhur olduğundan, onun îman etmesi müslümanlara büyük bir kuvvet verdi. İslâm ile şereflendiği gün bütün müslümanlar Kâ’be’ye giderek ilk defâ açıktan namaz kıldılar.
Hz. Ömer (r.a) müslüman olduktan sonra devamlı

Rasûlü’nün yanında bulundu, O’ndan hiç ayrılmadı ve İslâm için elinden gelen her şeyi yaptı. Kâfirlerle mücâdele etti, pek çok meşakkat ve eziyetlere mâruz kaldı.
Medine’ye hicret edince, şehir merkezine 3 km. uzaklıkta bulunan Kuba’ya yerleşti. Gün aşırı Rasûl-i Ekrem’i ziyaret ederek, bütün gün onun yanında kalırdı. Hz. Ebû Bekir’den sonra

Rasûlü’nün en büyük yardımcısı oldu. Efendimiz’in katıldığı bütün savaşlarda bulundu. Rasûlullah (s.a.v) mühim kararlar alacağı zaman Ömer (r.a) ile de istişâre ederdi.
Kızı Hafsa’yı Rasûlullah (s.a.v) ile evlendirerek Hz. Peygamber’in kayınpederi olma şerefine erdi. Rasûlullah Efendimiz’i o kadar derin bir muhabbetle severdi ki, O’nun vefat ettiğini duyunca büyük bir şoka girdi, kılıcını çekerek, “Peygamber öldü” diyenlerin kafasını koparacağını söyledi.
Peygamber Efendimiz’in vefatı üzerine zuhûr eden karışıklığı, Hz. Ebû Bekir’in kısa zamanda halife seçilmesini sağlayarak büyük bir dirayetle önledi. Hilâfeti müddetince Hz. Ebû Bekir’in en büyük yardımcısı oldu.
Hz. Ebû Bekir’in vefâtından sonra İslâm’ın ikinci halifesi oldu. İran, Irak, Suriye ve Mısır’ı İslâm toprakları arasına dâhil etti. Kudüs, Azerbaycan, Ermenistan, Horasan, İskenderiye onun zamanında fethedildi.
Kudüs kuşatıldıktan sonra şehirdeki hristiyanlar bir müddet direndilerse de nihayet barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, kumandanlardan çekindikleri için şehri bizzat Halîfe’ye teslim etmeyi şart koştular. Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz. Ömer’e bildirildi. Ömer (r.a) ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine-i Münevvere’den Câbiye’ye doğru yola çıktı. Câbiye’de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz. Ömer, bizzat Kudüs’e kadar giderek şehri teslim aldı. (16/637)
Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan’a kadar bütün İran toprakları İslâm Devleti’nin sınırları içine alındı.
İslâm ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha, adâlet ve güzel ahlâktan müteessir olarak kitleler hâlinde İslâm’a girdiler. Dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuştular.
Basra, Kûfe, Musul gibi büyük şehirler Hz. Ömer devrinde kuruldu. Ömer (r.a), İran ve Hindistan tarafından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugâh şehrini kurdurdu. Bu şehrin mevkii bizzat Hz. Ömer tarafından tesbit edildi. O, şehrin kurulma vazîfesini Utbe b. Gazvan’a verdi. Utbe (r.a), sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip hicrî 14 senesinde Basra şehrinin inşasına başladı.
Sa’d b. Ebî Vakkas (r.a), Kadisiye’de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı. Ordusu Medâin’de bulunmaktaydı. Ancak buranın iklimi müslüman askerlerin sıhhati için münâsip değildi. Ömer (r.a), Hz. Sa’d’dan iklimi güzel ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup orada bir şehir kurmasını istedi. Hz. Selmân ve Huzeyfe (r.a), Kufe mevkiini uygun buldular ve hicrî 17’de kırk bin kişilik Kûfe şehri kuruldu.
Amr b. Âs (r.a), Mısır’ın fethinden sonra İskenderiye’yi karargah edinmek istedi. Hz. Ömer, haberleşme açısından endişe duyduğu için kendisiyle Mısır’daki kuvvetler arasında bir nehrin bulunmasını münâsip görmedi. Hz. Amr da Nil’in doğusuna geçerek hicrî 21’de Fustat şehrini kurdu.
Hz. Ömer (r.a), devlet idâresinde mühim yenilikler yaptı, pek çok ilk’e imzâ attı. İdârî, adlî, mâlî ve askerî teşkilâtlar kurdu.
Hz. Ömer devrinde yeni fetihlerle İslâm devletinin hudutları genişlemiş, zaferlerden elde edilen ganimetlerle devlet hazinesi dolup taşmıştı. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a), İslâm’a hizmetlerini göz önünde bulundurarak müslümanlara maaş bağlamaya karar verdi. Hz. Ömer’in müslümanlara bağladığı bu maaş, senelik tahsisat şeklindeydi.
İlk olarak askerlerin kayıtlarını tutturduğu, fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımını kaydettirdiği “Divan” teşkilatını kurdu. Divan defterinin başına da şanlı Bedir Ashâbı’nın isimlerini yazdı.
Kaza (mahkeme işleri)ni bir düzene koymak için vâlilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin etti.
Fethedilen bölgelerde okullar açtı, buralara müderrisler tayin ederek Kur’an-ı Kerim’in okunup anlaşılmasına ve onunla amel edilmesine gayret etti. İslâm’ın, müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etti ve onları değişik bölgelere gönderdi. Kur’an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere maaş bağladı. Devletin her tarafında camiler inşa ettirdi. Onun zamanında dört bin adet cami yapıldığı rivayet edilir. (Ahmed en-Nedvî, Asr-ı Saadet, I, 317)
Hz. Ömer (r.a):
“Hicret, hak ile bâtılı ayırdı” diyerek hicreti takvim başlangıcı yaptı. Hz. Ali ve Osman (r.a) hazretlerinin işâreti ile Muharrem ayını sene başı olarak tâyin etti.
İnce anlayış ve büyük bir firâset sahibi olan ashâb-ı kirâm, takvim başlangıcını,

Teâlâ’nın, İslâm’da ilk inşâ edilen mescid olan Kuba Mescid’i hakkındaki:
“…(Medîne’ye hicretin) ilk gününden takvâ üzerine kurulan Mescid...” (et-Tevbe, 108) âyet-i kerîmesinden ilhâmla tesbit etmişlerdir. (Semhûdî, Vefâü’l-vefâ, Mısır 1955, I, 248)
İlk defa açıkça hicret eden odur.
İlk defâ Emîrü’l-Mü’minîn (Mü’minlerin Emîri) diye isimlendirilen odur.
Teravih namazı cemaatle kılınmaya ilk defâ onun zamanında başladı.
Kur’an’ın iki kapak arasına toplanıp yazılmasını ilk dafâ o teklif etti ve bu tahakkuk edinceye kadar ısrarla üzerinde durdu.
Zimmîlere ilk defa alamet taktıran odur.
İlk defa yazılı kararlar alan odur.
Kumandan ve vâlilerle ilk defa toplantı yapan odur.
İlk defâ İslâm devletine âit para bastıran odur…
Bunun gibi daha pek çok ilk’e imzâ atmıştır.
Hz. Ömer (r.a), köleliğe karşı şiddetli bir mücâdele verdi. Nihayet Arabistan’da köleliği tamamen kaldırmaya muvaffak oldu. Ömer (r.a) riyâsete gelir gelmez, muhârebelerde ele geçirilen erkek ve kadın Arap esirlerini tamamen serbest bıraktı. Eskiden bu gibi esirler köle ve câriye muâmelesi görürdü.
Hz. Ömer, Mısır ve Irak gibi memleketlerde hiç kimsenin esir ve köle muâmelesi görmesine müsâade etmedi. Bu konuda yapılan ısrarları da dikkate almadı. Bir defasında İslâm askerleri tarafından Mısır’dan getirilen köleleri serbest bırakarak tekrar memleketlerine göndermişti.
Hz. Ömer (r.a), memurlarının, hastalanan köleleri ziyaret etmediklerini anladığında onları vazifeden azlederdi. (Ramazanoğlu Mahmûd Sâmi, Hazreti Ömeru’l-Fâruk (r.a), s. 158-160)
Hz. Ömer hicretin 24. senesinde Zerdüşt bir köle olan Ebû Lü’lü tarafından şehid edildi ve Hz. Peygamber’in ayakları dibine defnedildi.
Enes (r.a) şöyle der:
“Rasûlullah (s.a.v) altmışüç yaşında vefat etti. Hz. Ebû Bekir de altmışüç yaşında vefat etti, Hz. Ömer de altmışüç yaşında vefat etti.” (Müslim, Fedâil, 114)