| 03 Kasım 2007, 20:27:35 |
|
|
 |
« : 03 Kasım 2007, 20:27:35 » |
|
VAAD'İN 10 GÜNÜ
1. GÜN Günlerdir şekilden şekle giren ellerimi seyrediyorum. İlk kez “ses”i hissettiğimde de böyle garip olmuştum. Nasıl da korkutucu sanki uzaklardan çoğalarak gelen bir çığlık annemin karnına çarptı. Bulunduğum sıvı sarsıldı, içim titredi. “dünya nasıl bir şey böyle!” diye bağıracaktım. Yutkundum, içim tırmalandı, öylesine kalakaldım. Ayaklarımı çekiştiren bir şey var. Korkmalı mıyım? Vaat edilmiş son bu olmalı. ’ım beni bırakma, nereye götürülüyorum? ’ım beni bırakma!
2. GÜN Annemin yanı başına yatırıldığımdan beri durumumda bir değişiklik yok. Ağlamak denilen en özgür eylemi kullanıyorum. Şunu öğrendim ki bana her şey serbest. Herkes emrime amade. Ama ne kadar bağırsam da dışarıdan gelen korkunç gürültüleri bastıramıyorum. Annem imdada yetişiyor. Yumuşacık tenine sokulduğumda dünyalar benim oluyor. Ne güzel ve emin sığınağımsın sen anne. Bir o kadar da gaddar! Her ağlayışımda ağzımı tıkıyor ve gülmeye başlıyor. Bu ağzımdaki yumuşacık şeyi emdikçe içim serinliyor. Yüreğimin tıkırtısını hissediyorum. Ne varsa uçup gidiyor kendimi sonsuz bir boşluğa bırakıyorum.
3. GÜN Her yer toz duman içersinde. Üstünde yaşananlar yüzünden benzi sararmış topraklar bir yudum merhamet aşkına paramparça… Lanet, pervasız bir hırsla abandığı her yeryüzü parçasını yutmaya hazırlanıyor. Karanlığın içinde birkaç aydınlık yüz, birkaç aydınlık bakış şafağı yeni bir güne hazırlıyor; “Haydi Vaad! Göster kalbine gazabını Yaradanın!” Bismillah tutuyor Vaad’ı, bismillah göklere yükseltiyor; “selam sana doğmakta olan, yeni bir güne akan, aşka ve adalete adanan…” Uzanıp düğmesini çevirdiği camda beliren biri heyecanla şunu söylediğinde, babamın bütün dişlerini saymak mümkün olmuştu; “Vaad, laneti, insanoğluna ihanet ederken suçüstü vurdu!” koşup yanıma geldiğini hatırlıyorum babamın. Yüzünü yüzüme sürdüğünde tenime batan dikenlerin acısından çığlığı basmıştım. Her tarafımı öptü ve dönüp anneme şunu dedi; “Ey kalbimin sükuneti, oğlumun adı Vaad’dır. Rabbim yoluna adaktır!” Heyecandan ılık bir sıvının ayaklarıma doğru aktığını hissettim. Rahatladım.
4. GÜN Erken uyanayım dedim ama ne göreyim. Herkes benden önce ayakta. Dönüp sokulduğum annem bile. Bu telaşın bir anlamı olmalı. En iyisi var gücümle bağırayım. Yoksa kimsenin benimle ilgileneceği yok. Öyle de yaptım. Koşup gelen annemin bağrına dokuduğumda kalbinin yerinden çıkacakmış gibi olduğunu hissettim. Çıkıp kalbi kalbime dokundu ve ben anladım bugün her gün gibi değildi.
5. GÜN Hayatım da ilk kez bu kapalı yerden kurtuluyorum. Dışarı çıkıyorum babamın omzunda. Başımı kaldırdığımda şaşkınlığımdan dilimi yutacaktım. Bu ne büyük, ne güzel boşluk. Ortasında tenime huzur veren bir kandil. Ve ben annemin karnının kralı iken, buraların noktası bile değildim. Bunu bildim. Bugün ne çok şey öğrendim.
6. GÜN Sizlere kardeşlerimden bahsedeyim isterseniz. Ama saymakla bitmez. Mecalim yetmez. Tamı tamına yedi kardeşim var. Gözlerini gözlerime diktiklerinde kendimi emniyette hissediyorum. Annem büyük olanına tembihliyor benim için ne yapılacaksa. Parmağını uzattığında avuçlarımın içine sıkıca aldığım bir diğeri, sevincinden koşup ötekileri de yanıma çağırıyor. Hepsi birden abanıyor üstüme. En çok huylandığım şey bu; öpülmek. Babamı gördüm kapıdan içeri girerken, yüzünde taze haberlerin hüznü vardı. Sanırım bir şeyler yolunda gitmiyor. Annem telaşla evin içersinde dolaşıyor. Bütün ailede hareketlilik var. Ara sıra dikkat çekmek için çıkardığım seslere bile aldırmıyorlar. Ben de küsüyorum ve gökyüzü dediğim o büyük boşluğu düşünerek uykuya dalıyorum.
7. GÜN Annem ağlıyor. Bahçenin kapısını kapatırken bir kez daha dönüp evimize bakıyor. Birkaç gündür bu kapıdan çıktığımda daha güzel dönmüştüm. Etrafım şen şakraktı. İlk doğduğumda babamın kulağıma söylediği sözü tekrarlıyor annem sürekli. Hıçkırıkları içimi göçüyor. Bunlara öğretmiş olmaları gerekir; annenin her davranışı çocukların karakterini oluşturuyor diye… Ama dinleyen kim? Üstümüzden kocaman karartılar geçip gidiyor. Başka zaman olsa kardeşlerim işaret edip “bak kuş” diye beni güldürmeye çalışırdı. Kimisi babama kimisi de birbirine sığınıyor. Garip bir şeyler olduğunu seziyorum. Gökyüzü neşesini kaybediyor. Gelmekte olan karanlık annemi korkutuyor.
8. GÜN Çok yol aldık. Artık yol iz bilmiyorum. Ama yolunda gitmeyen bir şeyleri de duyumsuyorum. Konakladığımız bir ağaç gölgesinde başka insanlarla konuşuyor sürekli babam. Böylesi sinirli bir babam olduğuna ilk kez şahit oluyorum. Annemi emerken gözlerinin içine düşüyorum adeta. Bana anlat diyorum, haykırıyorum. Ama O, “bebek de huysuzlandı” diye kocasına dert yanıyor. Anne bana anlat ki bileyim, derdini seveyim. Dudakları aralanıyor bana bakarken. Söz tane tane düşüyor ağzından bir anneye yakışır gibi; “Ah oğlum, muhacir oğlum, gözleri zeytin oğlum…” Anlıyorum.
9. GÜN Ne kadar da çok ev var burada. Ne çok insanoğlu. Demek ki diyorum içimden, insan telaşlı bir şey. Yani ben de büyüyünce böyle olacağım. Çok susadım ama eskisi gibi istediğim kadar su vermiyor annem. Bir bez parçasından emmek zorunda kalıyorum suyu. İçim korkuyor bazen. Annemi emmesem şuracıkta düşüp kalacağım. Kocaman bir eve giriyoruz. Büyük ve karanlık bir ev burası. Korkuyorum kulaklarımı çınlatırcasına sesler geliyor her taraftan. Annem ağlıyor… Annem bir şeyler mırıldanıyor içinden. Bütün kardeşlerim etrafını sarıyor annemin. Hepsi ağlıyor, şaşkınlıktan gözlerim fır dönüyor. Sonunda dayanamayıp ben de basıyorum çığlığı. Ardından uyku, kapımı çalıyor ninnice.
10. GÜN Meleğe ihtiyacım olduğunu kim söyledi ki? Beni anneme teslim ettiklerinde “yakında görüşeceğiz” sözünün bir temenni olduğunu sanmıştım. Halimden annemden başkası anlamaz!lütfen beni bırakın dite bağırıyorum sinirlice. Eğer bu bir rüyaysa hemen uyanmak ve annemin serinliğinde kaybolmak istiyorum. Annem gibi gülümsüyor. Parmağıyla işarette ediyor. Bulutları geçiriyorum, dağları, ırmakları, insanları, babamı, kardeşlerimi geçiriyorum. Eğiliyorum, uykusundaki annemin saçlarını okşuyorum, gözlerini öpüyorum. Dönüyorum kollarının arasına bakıyorum. Orda, orda parçalanmış kundağının içinde bir bebek kıpırtısız yatıyor.

* Kevkeb El Akli’nin kocası Muhammed El Halid, Hizbullah’ın İsrail’in saldırısı karşısındaki direnişi onurlandırmak amacıyla oğluna “Vaad” ismini verdi. Vaad ve ailesi İsrail’in saldırılarında Güney Lübnan’daki sınıra yakın Mervahin köyünden Sayda’ya kaçarak bir oklula sığındılar. Burada İsrail uçaklarının düzenlediği saldırıda 10 günlük bebek Vaad ve annesi katledildi.
Ömer İdris Akdin
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"

|
|
|
| 18 Aralık 2007, 23:24:15 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 18 Aralık 2007, 23:24:15 » |
|
...Halimden annemden başkası anlamaz!lütfen beni bırakın diye bağırıyorum sinirlice. Eğer bu bir rüyaysa hemen uyanmak ve annemin serinliğinde kaybolmak istiyorum...
...Nasıl da korkutucu sanki uzaklardan çoğalarak gelen bir çığlık annemin karnına çarptı. Bulunduğum sıvı sarsıldı, içim titredi. “dünya nasıl bir şey böyle!” diye bağıracaktım. Yutkundum, içim tırmalandı, öylesine kalakaldım...
...Halimden annemden başkası anlamaz!lütfen beni bırakın diye bağırıyorum sinirlice. Eğer bu bir rüyaysa hemen uyanmak ve annemin serinliğinde kaybolmak istiyorum...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 18 Aralık 2007, 23:25:56 Gönderen: Gülüşü Yaralı »
|
Logged
|
|
|
|
|
|