logo
Kullanıcı Adı Sürekli Bağlı Kal
Şifre:

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  
Gönderen Konu: DEĞİŞİM VE İKTİDAR  (Okunma Sayısı 291 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Mayıs 27, 2008, 17:41:46
MUSAB

Isınmış Üye

**


Üye No : 1380

Yaş : 38

Nerden : ESKİŞEHİR

Konu  : 31

Mesaj : 169

Offline
« : Mayıs 27, 2008, 17:41:46 »



DEĞİŞİM VE İKTİDAR

İnsan, kendisi için konan standardı geliştirerek ya da gerisinde kalarak müsbet ve menfi değişimi sürekli yaşamaktadır. “Her can, ne (yapıp) öne sürdüğünü ve ne (yapmayıp) geride bıraktığını bilir”(1) ayeti de değişimin daimi ve pozitif yönde olmasına işaret etmektedir. İnsan için konulmuş standart, Allah’ın (c.c.) insan üzerine yaratmış olduğu fıtrattır. Allah’ı, yaratma ve kanun koymada tek ilah olarak kabul etme bakımından verilen sözdür.(2) Buna “Misak” da denir. Allah’ın, kullarıyla yaptığı bir tür sözleşmenin adıdır misak. İnsan düşünce ve ruhiyatını etkileyen olumsuz değiştiricilerle fıtratta sapma meydana gelir. Rabbimiz, yeniden fıtrata dönüşü temin için peygamberler göndermiştir.
Olumsuz değişimin öncülerinden şeytanın dostları ve kullandıkları tekniğin çeşitliliği modern toplumlarda hem daha çok hem de daha gelişkindir. Tüm fıtrattan sapmaları önlemek için en çok gayret eden insanlar peygamberlerdir. Denilebilir ki; peygamberler insanı ve toplumları güzele ve iyiye doğru geliştirmek için gelmiştir. Kendilerine tabi olan insanları da mahkumiyetten hakimiyete çıkarma mücadelesi de vermek suretiyle siyasi mücadelenin de öncüleri olmuşlardır. Müsbet değişimle siyasal hakimiyet arasında bir orantı vardır. Çünkü siyasal etkinlik mü’minler için bir imtihan olduğu kadar, Allah’ın mü’min kullarına da bir nimetidir.
Ruhbanlık hariç tüm medeniyetler yönetim konusunda istekli olurken, İslam’ı isteksiz göstermek isteyen “mele”-bürokrat sınıfıyla beraber, bilgiyi onların kurulu düzeninin lehinde kullanan “Belam”lar da vardır. Müslümanların yaşadığı coğrafyada bu mücadeleler sürerken İslami endişesi olan insanlar da insana yatırımı kendilerinin belirleyemedikleri gündem sayesinde unuttular. “Allah’ın dininin tüm din-dünya görüşlerin üzerine çıkarmayı”(3) hedef seçen duyarlı insanlar Kur’an’ın muhatap olarak kabul ettiği “insan”ı zihinsel ve ruhi açıdan iyi yönde değiştirmek için planlarını acilen uygulamaya koymaları gerekir. Değişim isteğini doruk noktada hissedip bu alanda pratik yapmayan kişiler evrenin tüm vebalini omuzlamada en cüretli olanlardır.
İslami hareket konusunda kafa yoran teorisyenler bir değişim için günümüzde dört yıllık bir süreçte neticeye gidilmesini savunmuşlardır. Bizim için ütopik olsa da söylenmek istenen; “zihinsel bir değişim en kısa sürede, vahiy doğrultusunda yapılmalıdır.” Konuyla ilgili Hadis Süresi’nin 16.ayetini delil getirip Abdullah b.Mesud’un (r.a.) şu sözünü naklederler; “Bizim İslam olmamızla Allah’ın bizi bu ayetle uyarması arasında dört yıl geçmişti.”(4) Surenin Medeni olduğunu düşünür, Abdullah b.Mesud’un da ilk Müslümanlardan olduğunu hesaplarsak bu söz, İslam’ın Medine döneminde devlet kurduktan sonraki dört yıl hesaplanarak söylenmiştir. Aynı ayetle ilgili Hz.Enes (r.a.) de “Kur’an’ın nazil oluşundan itibaren geçen 17 sene içersinde ilk kez mü’minlere böylesine şiddetli bir ikazda bulunulmuştur” der.(5) Rabbimiz bu ayetle şöyle buyuruyor: “İnananlar için hala vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah’ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar.”(6) Allah (c.c.), ayetle ehl-i kitap’tan kafirlere benzemeyi yasaklamıştır. Ehl-i kitap, ayetleri tahrif edip az bir paha karşılığı satmıştı. Kalpleri katılaşmış ve din bilginlerini Rab edinmişlerdi. Bunlardan dolayı mü’minler onlara benzemekten men olunmuştu.(7) kavramlara yanlış anlam verme, maddi olan değer ve bilgilerini firavuni sistemlerin yanında kullananlar günümüz toplumundan da çok yaygın olduğuna göre bu uyarı bizim için de çok önemlidir.
Aynı konuyla ilgi şu tesbitler oldukça yerindedir: İman edenler ifadesi Müslüman olduklarını söyleyerek Rasulullah ve arkadaşlarının saflarına katılan ama İslam’ın sorunlarına kalplerinde yer vermeyen kimseler için kullanılmıştır. O dönemde tüm küfür güçleri İslam’ı yok etmek için hazırlanmış ve daha yeni oluşan İslam toplumunu her yandan kuşatmışlardı. Müslümanlar Arabistan’ın her yerinde zulüm altında inliyordu. Bu zulüm dolayısıyla yoksul vaziyette Medine’ye Hicret etmişlerdi ve Medine’deki mü’minler bir yandan muhacir kardeşlerine güçlerinin fazlasını kullanarak yardım ederlerken, diğer yandan kafirlerle yapılan savaşta da fedakarlıkta bulunuyorlardı. İşte bu kimseler ortamı bildikleri ve bizzat onları gördükleri halde, Müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen, hiç aldırış bile etmiyorlardı. Bu bölümde söz konusu kimseler “Sizler nasıl Müslümansınız” denilerek utandırılmaktadır. Öyle ki İslam’ın aynı nazik dönemini yaşayan bizler, “Nas” denilen ümmete kulluk bilincini hatırlatarak bireysel ve kitlesel olarak fıtrata dönmelerini temin için bir değişim programı uygulamamız şarttır.
Böyle bir programda eksen alınması gereken birçok ayet-i kerime vardır. İnsana yatırım ve olumlu bir değişimin önemini kavramak açısından bunlara kısaca değinelim: “… Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. Allah da bir kavme kötülük istedi mi, artık onu geri çevirecek yoktur. Zaten onları O’dan başka koruyucuları da yoktur.”(9) Ayet-i kerime değişimin özgürce olmasına işaret etmektedir. “Bir kavim kendi özünde olanı değiştirmedikçe” ifadesi değişimdeki gönüllülüğün kanıtıdır. Dayatmacı ve tepeden ime değişim pratikleri hiçbir yerde başarılı olamamıştır. İslam gelişinden itibaren kalpleri tatmin etmeyi ilke edinmiştir. Buna karşı zulüm düzenleri kendilerini belgelerle savunamaz” zira düşüncelerini ve kanaatlerini haklı gösterecek bir gerekçesi yoktur.
Risalet misyonu ise kuvvete başvurmayı düşünmez, ikna etmeyi düşünür. Çünkü bu misyon insanların kalplerini Allah’a açmak ister. İnsanların gözlerini aydınlığa açmaya çalışır. “bireysel ve toplumsal değişimi insan zihninde gerçekleştirmeden Müslümanları kurtaramayacağını anlayan Abdulhamid b.Badis döneminde Cezayir ulema cemiyeti bu ayet-i kerimeyi faaliyetlerinin parolası olarak kabul etmiştir. İnsanın, nefsini değiştirmeden önce daha iyi olana göz dikmesi mümkün değildir. Ümmetin özleri olan nefisler değiştirilmeksizin ümmet daha iyi olanı umma noktasına gelemez. Zillete ulaşmış olan ve uzun süre zillete mahkum olmuş nefisler şayet cihad ilkesi ile eğitilmeyecek olurlarsa, durumunu değiştirmeyi hatırına getirmez.(10) Değişim Kur’an ve Sünnet esas alınmak suretiyle gerçekleştirilmelidir. Çünkü bunlarla yapılacak bir değişimin bağlıları, varoluş gayelerini bildikleri gibi inandıkları Allah (c.c.) uğruna da hiçbir fedakarlıktan kaçınmazlar. Kur’an ve Sünnet çerçevesinde ameli hale getirilecek bir değişim nimetleri de İslam toplumunu celbedecektir. “Bu böyledir, çünkü bir millet kendilerinde bulunan (güzel meziyeti) değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez. Allah işitendir, bilendir.”(11) Allah, Mekke ehline nimet verdi, korkulardan emin kıldı, Muhammed (a.s.)’i gönderdi. Onlar şükrü terk ederek yalanlamak suretiyle karşılık verdiler. Allah’da bu nimetleri soydu aldı, onları cezalandırdı. Nimetin kıymetini bilemediklerinden O’nu inkar ettiler, yalanladılar. Allah (c.c.)’da o’nu Ensar’a hicret ettirdi.(13) Zemahşeri’ye göre kötü olan hallerini inkar ettikleri için daha kötüye tebdil etti.(14)
Günahlarla emanete-yönetime liyakat arasında bir ilgi vardır. Kur’an bize günahlar sebebiyle birçok kavimlerin helakini haber vermektedir. Allah, hiç kimseye verdiği nimeti işlediği günah hariç hiçbir sebeple değiştirmez.(15) En büyük evrensel nimet, Kur’an-ı Kerim ve Allah Resulü’nün sünnetidir. Allah’ın verdiği bir çok nimeti nasıl ki bunlara uymakla elde ettiysek, yine bir çok nimeti de onlara sırtımızı dönmekle kaybettik. Zulüm kurumsallaşmaya başlayınca Allah’da başımıza zalimleri musallat etti.(16) Bizi çevreleyen sosyal, siyasal, iktisadi ve hukuki zulümden kurtulmamız için vahiy eksenli bir değişim planını uygulamaya koymak zorundayız.
Değişim planını uygulamada ibadetlerimizden faydalanıp yaptıklarımızın bilincinde olmalıyız. “O Kitap’tan sana vahyedileni oku ve namazı kıl. Çünkü namaz, kötü ve iğrenç şeylerden men eder…”(17) Değişim ve moral güç için Mekke’de iki şey tavsiye edilmiştir: Kur’an okumak ve namaz kılmak. Kur’an “kör ve sağır olarak” okunmaktan kurtarılır, namaz da değiştirici özelliğine kavuşturulursa daha iyi şeylere layık olmak mümkündür. Namazın değiştirici özelliğine işaret eden Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: “Kimin ki namazı dinin onaylamadığı şeylerden ve hayasızlıktan men etmiyorsa onun namazı yoktur.”(18)
Hangi çerçevede insana yatırımın olacağını Yüce Allah (c.c.) açıklamıştır: “Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara vadetmiştir: Onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yeryüzünden hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkulanın ardından kendilerine (tam) bir güvene erdirecektir. Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar. Ama kim(ler) bundan sonra da nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır.”(19 Allah’ın yeryüzünde halifelik verme sözünün, adı Müslüman olanlar için değil, imanda samimi, amelde muttaki, sadakatta içten ve Allah’ın (c.c.) dinine uymada şirkin her türlüsünden uzak ve ihlaslı olanlar için olduğunu belirterek münafıklar uyarılmaktadır. Kendilerinde bu nitelikleri taşımayanlar İslam’a yalnızca dillerinin ucuyla hizmet edenler bu sözün layığı ve muhatabı değillerdir. O halde, bu sözde payları olduğu ümidini beslememelidirler.(20)
Nur Suresi’nin bu ayeti yanlış anlaşılmamalıdır, “Yeryüzünün hakimiyetini üstlenenler iyidir.” Şeklinde, Ayet mü’min olduklarını söyleyip imanlarının bedelini ödemek isteyenlere birinci derecede hitap ederek Salih amel, kamil anlamda Allah’a kulluk ve şirkten kaçınma şartına bağlamıştır. Böyle bir  verasete ehliyet kazanmak için de tevhidi düşünmek zorundayız. Hayatımızın uzunluk ve genişlik boyutunda Allah’ın emirlerine O’nu görüyormuşçasına sarılalım ki “Emanet’e liyakat kazanalım. İnsanların sunmuş olduğu dünya görüşlerine uygun yaşamanın onları ilah edinmek anlamına geldiğini bilelim. Unutmayalım ki kuracağımız “Medine”, insan unsuruyla var olacaktır. Örnek insan Hz.Muhammed (s.a.v.)’i zamanımızda misal edinen insanlar bir alt yapı oluşturmadıkça buzun üzerine bina yaptığımızı unutmayalım. İdeolojilerin örümcek ağı kurduğu insan zihnine yönelelim ve Salih toplumu kurmanın yollarını arayalım. Çünkü Allah, yeryüzünün iktidarını mü’minlerin Salihlerine vaat ediyor.(21)

DİPNOTLAR:
1-İnfitar:5
2-Araf:172
3-Fetih:28
4-İ.Kesir, Ebul Fida İsmail, Tefsirul Kur’nil Azim, C8, S45, Kahraman Yay. İst.
5-Mevdudi, Ebul Ala, Tefhimul Kur’an, İnsan Yay, C6, S107 İst.
6-Hadid:16
7-İ.Kesir,C8,S46, İst.
8-Tefhim: C6,S121.
9-Rad:11
10-Havva Said, El-Esas Fit Tefsir, C.7,S319
11-Enfal:53
12-Mecmuat-ül Tefasir, C3,S58
13-Lübabüt Te’vil Fimeanit Tenzil,Alauddin Ali b.Muhammed b.İbrahim el C2, S226
14-Keşşaf, Zemahşeri
15-İ.Kesir, Ebul Fida İsmail, C2, S306
16-Hazin Tefsiri, C2,S63
17-Ankebut:45
18-İbni Kesir, C3, S400
19-Nur:55
20-Tefhimul Kur’an, C3, S497
21-Enbiya:105
Logged
Anahtarlar:
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Favorilere Ekle  |  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf
İhya Ramazan Ayı İslami Sohbet İlahi Sözleri

Rengarenk MC Theme By Burak