
İÇİN KARDEŞ OLMANIN BEDELİ
Dr.Mehmet Sürmeli
Müminlerin birbirlerinin kardeşleri olduğu gerçeğini Yüce

şu ayette dile getiriyor. “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve

’tan korkup sakının; umulur ki esirgenirsiniz.”

’ın kardeş ilan ettiği bu insanlar arasında sevgi, selamlaşma, yardımlaşma (HUCURAT/10) ve cemaatleşmenin olması gerekir ki bunlar, İslam toplumunun üyelerinin birbirlerine karşı görevleridir. (Havva, Said, el-Esas fi’t tefsir, IX, 5409.2)
Temeli kardeşlik hamuruyla yoğrulan İslam cemaatinin bireylerinin, kardeşlik ve velâyet hukukunu zedeleyecek her türlü davranıştan uzak durmaları esastır.

(c.c) mü’minlere büyük ve zor işler yüklemeden önce, toplumun çekirdeğini temsil eden mü’min insanların ıslah etmelerini emretmiştir. “..aralarınızı ıslah edip, düzeltin...” (ENFAL.9/1) ayeti kerimesi kardeşlerimizle barış içerisinde olmamızı bizden istemektedir. Henüz kendi aralarındaki sosyal dokuyu bile sağlam bir zemin üzerine oturtmayan kişi ve toplumlar, evrensel çapta değişiklikler yapmaya layık değildirler. Kendi aralarını ıslah etmekle emrolunan mü’minler, dünyanın herhangi bir yerinde kavgalı olan kardeşlerinin aralarını düzeltmekle de görevlidir. “Eğer mü’minlerden iki grup birbirleri ile çarpışırlarsa, onların aralarını düzeltin. Eğer onların biri diğerine karşı tecavüz ediyorsa, o tecavüz eden grupla

’ın emrine dönünceye kadar çarpışın. Eğer dönerse ikisinin arasını adaletle düzeltin ve adaletli olun. Çünkü

adaletli olanları sever.” (HUCURAT.49/9)
Yukarıdaki ayeti kerimeler, mü’minlere fonksiyonel açıdan nasıl olmaları gerektiklerini hatırlatmaktadır. Çünkü onlar birbirlerinin hem kardeşleri, hem de velîleridir. Velî olmak denetleyicilik yapmak anlamına da geldiğine göre, çağı denetleyen mü’min, bu çağ içerisindeki kardeşini ihmal etmez. Kardeşlerimize karşı nasıl olmamızın gerekliliği şu ayette net olarak dile getirilmiştir: “Mü’min erkekler ve kadınlar birbirlerinin velîleridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler,

’a ve Resülü’ne iman ederler..” (Tevbe 9/71) Mü’minlerin birbirleriyle kardeşlik ve karşılıklı sorumluluk açısından aralarında dört mesele vardır:
1- Mü’minlerin kalpleri, sevgide, ülfette ve lütufta birdir. Eğer sevgi katıksız bir samimiyet üzerine olursa kişi,

Teâlâ’nın himayesine mazhar olur. Bu himayeyi Peygamberimiz şöyle haber vermiştir: “

(c.c) kıyamet gününde şöyle buyurur: “Benim rızam için birbirini sevenler neredeler? Bugün onları hiçbir gölgenin olmadığı bir günde kendi (arşımın) gölgesinde gölgelendiririm.”(Müslim, Birr, 4-799)
Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri konusunda Peygamberimiz öyle teşvik edici bir dil kullanmış ki; müslümanlar, aralarındaki sevgiyi yeni baştan gözden geçirmelidirler. Peygamber’in bile gıbta ettiği bazı mü’minler bu güzel konuma kardeşlerini

için sevmekle ulaşmışlardır. Bu durumu Hz. Peygamber (s.a) şöyle dile getirir: “

’ın kulları içinde birtakım insanlar vardır ki, nebî ve şehîd değildir. Fakat, kıyamet günü

Teâlâ’nın kendilerine bahşettiği lütuf ve makamlardan dolayı Peygamberler de, şehidler de kendilerine gıpta ederler.” Sahabe: “Ya Rasülullah, onların kimler olduğunu bize haber verir misin?” deyince,

Resülü: “Onlar, aralarında herhangi bir mal alış verişi ve akrabalık bulunmadan

’ın muhabbeti için birbirlerini sevenlerdir.

’a yemin olsun ki onların yüzleri nur gibi parlamakta ve kendileri de nurdan minberler üzerinde bulunmaktadırlar. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar. Yine, insanlar üzüldükleri zaman onlar asla mahzun olmazlar.” (Ebû Dâvud, Büyu’ 4-1998)
Mü’minlerin birbirlerini sevmesi, bedeli olmayan, boş bir iddia değildir. Kardeşimizi sevmek; onun dinini koruma, malına, canına, namusuna ve aklına kefil olmak demektir. Kendimiz lüks bir hayat sürerken, fakir müslümanlara ilgisiz davranıyor, yaralarını sarmıyorsak samimi bir kardeşlikten bahsedilebilir mi? Onların namusları, bozuk bir eğitim modeliyle daha çocukluk yaşından itibaren tehlikeye atılıyor ve çeşitli vasıtalarla fuhuş özendiriliyor ve sen de çözüm üretmiyorsan kardeşlik sadece laftan ibaret kalmaz mı? Kardeşler arası sevginin de bir bedeli olduğu unutulmamalı.
2- Birbirlerine tevhidi ve yalnızca

’a ibadeti emrederler. Putçuluk ve benzeri şeylerden, onlara itaattan menederler. Hadiselere,

merkezli bir bakış açısını meleke haline getiren müslüman insan, kardeşlerini her türlü şirkin teoriğinden ve pratize edilerek kurumsal hale gelmiş şeklinden korur.

’ı tanıma ve O’na itaat kalpte öyle bir yer işgal etmiştir ki;

’ın dışındaki tüm sevgi ve itaatlar şirk endişesiyle sınırlandırılmıştır.
3- Mü’minler, namazı beş vakit olarak ikâme ederler ve zekatlarını da verirler.
4- Farzları yerine getirme konusunda

’a itaat ederler ve kendileri için konulan kurallara ve Resüle uyarlar.(Kurtubî, el-Câmiî li Ahkamül-Kur’an,VIII,203) Birbirleriyle yardımlaşan mü’minler münafıkların aksine birbirlerinin de destekcisidirler. (Âlûsî, Meânül-Kur’an, V, 325)
Mü’minler birbirlerine karşı olan kardeşlik görevlerini yapabilmeleri ve ferdî olarak daha düzenli bir hayat yaşayabilmeleri için birliktelik oluşturmak zorundadırlar. Faziletlerin muhafazası, var olanın geliştirilmesi ve kötü sosya-siyasal yapıdan etkilenmemeleri için

Teâlâ, mü’minlere şu ayette görüldüğü gibi cemaatleşmelerini emretmiştir. “Ey iman edenler!

’tan sakının ve doğru (sadık) olanlarla birlikte olun.”(TEVBE.9/119) Onlarla olan birliktelik hayatın her alanında olmalı (Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 313) ve referans olarak da tüm davranışlarımızda Hz. Muhammed (a.s)’ın gidişatı model alınmalıdır. (Taberî, Câmi’ul-beyan, V, 509)
Ayetleri incelediğimizde görürüz ki; insanlar arasındaki kardeşlik, ancak iman sayesinde oluşur. İman olmadan hakiki kardeşlikten söz edilemez. Hucurat suresinin onuncu ayetindeki “innemâ” ifadesi de “hasr” ifade eder. Yani, “ancak ve ancak” mü’minler birbirlerinin kardeşidir, demektir. Bu münasebetle

’ın koyduğu ölçülere rağmen yeni ve Kur’an’a aykırı ölçüler koyma hakkı kimseye verilmemiştir. Bazı tasavvufî kaynaklardaki “ihvan-kardeşlik” tanımını bu ölçülere göre değerlendirmeliyiz. Mesela şu tanımlama tasavvufu yeniden tartışmaya açar, “ihvan-kardeş; belli bir tarikate ve şeyhe bağlı olanlar birbirinin kardeşi (ihvan), bunun dışında kalanlar ecnebî, agyâr, diğerân (başkaları)dır.” (Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, 260) Tarifte de görüldüğü gibi, kardeşliğin alanı daraltılmakta ve sadece tarikat kurumları çerçevesinde ele alınmaktadır.
Kardeşliği böyle dar bir alana indirgeyip değerlendirme yapmanın en büyük yanlışı, iman edenlere dayalı çok daha geniş olan ilgi alanı daraltılmakta ve diğer müslümanlara karşı ilgisizlik meydana getirmektedir. Ayetteki “hasr” dediğimiz imana bağlı özelleştirme, mutlaklaştırma ilkesi de ihmal edilmektedir. Ayrıca bu tip değerlendirmeler aleniyyet kazandığında da; aynı tasavvufî kurumu paylaşmayan veya tasavvufla ilgisi olmayan müslümanlar gücendirilmektedir. Çünkü, bizi birbirimize bağlayan bağ İslam bağıdır. O bağ olmayınca, öz oğulla baba arasında bile ilgi kalmamıştır ve artık onlar birbirinin ailesinden bile değillerdir. “Nuh, Rabbine dua edip dedi ki: “Rabbim, benim oğlum da şüphesiz benim aile halkımdandır. Senin va’din ise elbette haktır ve Sen hakimler hakimisin”. Buyurdu ki: “Ey Nuh, o (oğlun) senin ailenden değildir. Çünkü o(nun işlediği) salih olmayan bir ameldir. Öyleyse bilmediğin bir şeyi Benden isteme. Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.”(HUD.11/45-46)
Kur’an ve sünneti ölçü alan bir zühd kurumu vahye rağmen tarifler geliştiremez. Daha doğrusu, fikri ve ameli plandaki tüm değerlerini vahye göre test eder. Tüm mü’minleri evrensel çapta kardeş kabul eden/etmesi zorunlu olan bu kurumlar, müslüman kardeşlerine karşı sadece görev paylaşımının sıhhatli yürüyebilmesi için pratik alandaki ilgi alanlarını biraz daraltmışlardır. Maddî ve manevî açıdan tüm müslümanlara yardımda bulunmak biraz zorlaşınca, bizim bu kurumlarımız, kendi yakınlarından başlamak suretiyle müslüman kardeşlerinin ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaktadırlar. Onların dertleriyle dertlenmekte, borçlarıyla, hastalarıyla, manevî sorunlarıyla yakînen ilgilenmektedirler. Öyleki; mü’min kardeşlerinin sorunlarını halletmedikçe uykuları kaçmakta, onlar açken kendileri tok olarak yatmamaktadırlar. Bu söylediklerimiz dün gerçekleştiği gibi bugün de gerçekleşmelidir. Aksi halde, kendimiz maddi sorunlarını halletmiş, manevi olarak da düzenli “vird” okumak suretiyle, zühd denilen nebevî hayat modelini bireysel anlamda zevk alıp tatmin olma haline indirgiyorsak, çok büyük bir yanılgı içerisindeyiz demektir.
Mü’minlerle kardeş olmak; dinde, sanatta, davranışlarda, sevgi ve benzeri konulardaki müşterekliği de istiâre yollu kapsamaktadır. Eleştirel bir yaklaşımla kendi öz nefsimizden başlayarak bir sorgulama yaparsak; kardeşlerimize karşı vazifemizi tam olarak yapabiliyor muyuz? Kardeşlik deyince, Rasülullah’ın hicretle beraber Medine’de gerçekleştirdiği o meşhur “Kardeşlik Antlaşması”nı gözümüzün önünde bir canlandıralım. Onlar birbirlerine önce gönüllerini, sonra da evlerini, kasalarını, keselerini açmışlardı. Her biri diğerinin dinine kefildi ki; gündelik olarak kardeşinin gidişatını kontrol ediyordu. Bu kefaletin bir göstergesi olarak gündüzleri, elde ettikleri rantı değil nasıl bir kul olduklarını anlatıyorlardı. Onlar birbirlerinin namusuna kefildi ki; kardeşlerinden birisinin hanımının başörtüsüne veya eteğine bir hain eli iliştiğinde topyekün kıyam ederek, namuslarına uzanan eli kırıyorlardı. Onlar birbirlerinin aklına kefillerdi ki; mü’min kardeşlerini strese sokmuyorlar ve hiçbir zaman uyuşturucu ikramında (!) bulunmuyorlardı. Kardeşlerin mal emniyeti de birbirinden soruluyordu. İşte bu mal emniyetinin tezahürü olarak, aralarında faizsiz borçlanıyorlar ve vaktinde de borçlarını ödüyorlardı. Kardeşleri mâli yönden mağdur olmasın diye tüm mallarını bölüşerecek bir ruh haliyle terbiye olmuştu onlar. İçlerinden birisi ihtiyaçlı olsa, o ihtiyaç giderilmeden uyumadıkları gibi, ihtiyacından ölecek olsa kendilerini kâtil gibi görüyorlardı.
Bu saydıklarımız, kardeş olmanın bedelinden bir kesittir. Eğer biz, bu bedeli ödeyecek üstün anlayışı hâla elde edememişsek, kardeşlik anlayışımızı yeniden sorgulamamız gerekir. Çünkü, kardeş olmak bir slogan değil, ödenmesi gereken bedelli bir eylemdir. Çünkü Peygamber Efendimiz: “Mü’min, mü’min için bir bina (nın taşları) gibidir, bazısı bazısını tutar.” buyurmuştur. (Müslim,Birr,IV,1999) Çok yönlü olarak birbirimizi tutmuyor, sevmiyor, saymıyor ve güven vermiyorsak, nerde kaldı kardeşlik?