| 14 Temmuz 2007, 14:11:58 |
|
|
 |
« : 14 Temmuz 2007, 14:11:58 » |
|
Siz 'Cennet'in neresindensiniz?
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde devlet memuriyetinde geçmişti hayatları. Oradan oraya tayinlerle sürükleniyorlardı zaman ırmağında. Tek hayalleri bir gün emekli olup bunun tadını çıkarmaktı. Kolay değildi, 25-30 yıl oradan oraya koşuşturmak. Planları vardı; çocuklar, düğünler ve torunlarla ilgili. Birlikte hacca, o çıkmazsa hiç olmazsa umreye gitmek, o mübarek zaman ve mekan iklimlerinden doyasıya istifade etmekti duaları.
Çocuklar da büyümüştü artık. Emeklilik döneminin ilk yaz tatilinde 15-16 yıldır gidemedikleri memleketlerine, ata topraklarına gitmeyi planladılar .
“Yaz” geçerken, “yazgı” onları orada hem de oraya varışlarının ertesi gününde karşılıyordu. Beyin kanaması, yoğun bakımlar ve... “İnna lillahi ve inna ileyhi râciûn.”
Zaten yüksek tansiyon rahatsız ediyordu. Beyin damarlarında da anevrizma denen “baloncuk” oluşumu vardı. Çocukları, “Bu kadar sıcak bir mevsimde ‘memlekete’ gitmeyin” demişlerdi.
Hiç gidilmeden olabilir miydi? Hoş, asıl “memleket”imiz de neresiydi ki? Oradan “çağrı” geldiğinde kim durabilirdi ki? Hele yetim garip büyümüş bir insan ötelerden el sallayan annesini-babasını nasıl geride bırakabilirdi?
Mübarek zaman dilimleri (Ramazan, üç aylar, kandiller), bize asıl “memleketimizi”, aslen “nereli” olduğumuzu hatırlatan, düşündüren sıradışı bir zaman dilimi. Şöyle bir diyaloğa ne dersiniz?
- Nerelisiniz?”
- Cennetliyiz.
- Hani Şu Küçükçekmece tarafındaki mi?
- Yok yok, gerçek Cennet!
-
- Büyüklerimiz oradan gelmiş. Zannedersem Adn Cenneti olsa gerek. İnşallah, biz de bu dünyadaki imtihanımızı en az fireyle atlatıp, yine sağ salim oraya dönmeyi planlıyoruz. Siz Cennet’in neresindendiniz?
-
Cennetimizi, oradaki konumumuzu, sunulacak her türlü nimeti aslında biz kendi ellerimizle buradan tedarik ediyoruz. Cehennemin odunlarını da sırtımızda günahlarımızla kendimiz götürüyoruz. Yaptığımız işlerdeki niyetimiz, dünyaya hangi “pencereden” ve kimin hesabına baktığımız “öte” dünya deyip ötelediğimiz “asıl” yurdumuzdaki konumumuzu belirliyor. Seçtiğimiz “arkadaş grubu” asıl dünyamızdaki arkadaş grubumuzu oluşturacak.
Peki onlar Cennet’e layık, Cennet’e âşık insanlar mı? Biz düştüğümüzde elimizden kaldırıp tutuyorlar mı, yoksa düşmemiz için yardım mı ediyorlar?
Kısacık bir mesafeye giderken bile hazırlık yapıyoruz, peki asıl memleketimize dönüş için yeterince hazırlıklı mıyız?
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 13 Şubat 2008, 11:52:35 |
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 13 Şubat 2008, 11:52:35 » |
|
"Hiç bir ölü, Öldüğü için hasret çekmez. Ancak tâatinin azlığına yanar. Yoksa Ölen kimse; kuyudan ovaya çıkmış, zevk u safa meclisine ulaşmıştır. Bu daracık matem yurdundan ferahlayıp, geniş bir ovaya göçmüştür. Orası doğruluk yeridir, orada yalan yoktur. Ayranla sarhoş olan, has şarabı ne bilsin? Orası öyle bir doğruluk yurdudur ki, Hak onlarla beraberdir. Su ve çamurdan (bedenden) kurtulmuş, nur ile dostturlar. Bu hayat için bir iki nefesin kaldı. Bari gayret et de, ercesîne öl." (Mesnevi, V/1774-79)
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 14 Mart 2008, 10:54:21 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 14 Mart 2008, 10:54:21 » |
|
Resûl-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam buyurdu ki:
"Erkek-kadın her müminin, cennette bir vekili vardır.
Kur’an okuduğu zaman, ona orada köşkler yapar. Tesbih çektiği zaman, ona orada ağaçlar diker. Bunlardan vazgeçtiğinde de, hiçbir şey yapmaz."
(Ramuzu’l-Ehadîs)
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
| 14 Mart 2008, 19:44:32 |
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 14 Mart 2008, 19:44:32 » |
|
amin inşaallah. vuslat kardeşim .yaptıklarımız bize şahitlik eder.sağolasan .
|
|
|
|
|
Logged
|
BİNLERCE EVİN OLSA HEPSİ SENİ KOVACAK. DÜŞÜN EN SADIK EVİN YİNE MEZAR OLACAK...
|
|
|
| 14 Mart 2008, 20:12:55 |
|
|
 |
« Yanıtla #4 : 14 Mart 2008, 20:12:55 » |
|
Seçtiğimiz “arkadaş grubu” asıl dünyamızdaki arkadaş grubumuzu oluşturacak. kelimesi düşündürücü geldi.hiç böyle düşünmemeştim  :smiley58:uyarı niteliğinde aldım.uyanışlara vesile olması dileğiyle  :aro:vuslat kardeşim
|
|
|
|
|
Logged
|
 bir insanınnasıl güldüğünden terbiyesini Neye güldüğünden ise ZEKASINI ve seviyesini anla..... MEVLANA
|
|
|
| 15 Haziran 2008, 12:12:26 |
|
|
 |
« Yanıtla #5 : 15 Haziran 2008, 12:12:26 » |
|
-Defterin Sağdan Gelmesini İsteyenler
Sağa Yanaşmak Zorundadırlar.
Sağa Giden Yol da Muhammedi Bir Çizgiden Geçer.
-Cenente Giden Yol ’ın Rızasını Kazanmaktan;
Rızası da Salih Amelden;
Salih Amel de; Nimet’leri Görüp Tefekkür Etmekten Geçer.
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap"Aşk'ına Tâlib'im, Ey Yâr... Söyler misin, ne olur; Vuslâdım'a daha, ne kadar var?"
 
|
|
|
|