| 05 Ağustos 2008, 01:05:34 |
|
|
 |
« : 05 Ağustos 2008, 01:05:34 » |
|


Rabbani Yolda
Şeytanın tuzaklarına dikkat...
Rabbani yolda kalabilmek, bu yola girebilmekten daha zordur. Öyle ki fıtrat üzerindeki, şeytan ve dostlarının mücadelesi yolda kalanlara karşı daha zorlu ve çetin olduğundan dava da sebat ve süreklilik zorlaşmaktadır. Şeytan ve dostlarının beşer fıtratını önden, arkadan, sağdan ve soldan kuşatma altına aldığını Kur'an bize bildirmektedir. Her bir cephe önemi açısından başlı başına irdelenmesi gereken bir yazı konusu olmakla beraber inşallah bunları başka çalışmalarımıza bırakalım. Ve gelin Âdem aleyhisselam'ın sınavını bir nebzecik hatırlayalım.
“DERKEN ŞEYTAN, O’NA VESVESE VERDİ: ‘EY ÂDEM’ DEDİ. ‘SANA EBEDİLİK SALTANATINI GÖSTEREYİM Mİ?’(20/20) Bu vesveseyi veren Şeytan davasından vazgeçmiş değildir. Vesvese sadece Adem aleyhisselam'ı çağırıp işini bitirmedi, insanları ebedilik ağacına her dönemde çağırmaya devam etmektedir. Bize düşen hangi yasak ağaca çağrıldığımızın farkına varabilmektedir. Bu gevşemişliğin, vurdumduymazlığın, bana ne diyerek etek çekercesine köşeye çekilmeklerle yasak ağaca koşar adım gider olduk. Önümüze sunulan yasak meyvelerin kurbanı mı olduk, duyarsızlaştık mı? Rabbani yolda kalabilmek, rabbanilerden olmakla mümkün ki, o rabbaniler vahyin ortaya koyduğu, Resul'ün pratiğe koyduğu yola talib olanlardır. Ve onlar bu yolda sebat edenlerdir. Cahili sistemlerin dümen suyunda sele kapılıp gidenlerden olmamak için direnmeli, mücadele etmeli... Savruk, eğreti düşüncelere "La" demeli. Direnişi, İntifadayı önce nefislerimizde yaşamalı, sapanlarımızdaki taşların yönünü önce nefislerimize döndürmeli… Kendi intifadasını gerçekleştirememiş bireylerin bölgesel ya da küresel intifadaya katkısı ne olabilir ki? adına aldatıcılar, dün olduğu gibi bugün de boş durmamakta, şeytanın adımlarını takip ettirircesine yol ve yöntemler sunmaktadırlar. "Sen onlara yumuşaklık gösteresin de, onlar da sana yumuşaklık göstersin isterler" şeklindeki Kur'an–ı ikazda ifade edilen uzlaşı, asimile arayışlarına devam etmektedirler. Çağrıldığımız "Yasak Ağaç"ları idrak etmeliyiz. Hayatımızdaki yasak bölgeler neler? "Ben"lerimiz mi yoksa yasak ağaçlar? Statümüz, konumumuz, ilmimiz, liderimiz, istikbal endişelerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız, ya da yıllarca sürdürdüğümüz mücadelemizde arpa boyu yol katedemeyişimiz, yeisimiz mi? Hangi yasak bölgelere takılıp kaldık? Yoksa afyonvari bir din bize de mi galebe çaldı? Geleneğe direnen bizler teslim mi olduk? Geç değil asla geç değil. "Gevşemeyiniz!" diyor. Haydi bu hitap ile silkelenelim ve hayatlarımızı bu yasak bölgelerde heder etmeyelim. Durgunluğumuzu ve duyarsızlığımızı ancak kurbansızlığımızla ifade edelim ve yeniden İbrahim aleyhisselam gibi İsmaillerimizi arayalım.
“KİM ’TAN KORKARSA, ONA BİR ÇIKIŞ YOLU İHSAN EDER.”(65/2)
"Gevşemeyiniz" hitabı karşısında sığınağımız, Ashabı Kehf gibi mağara bile olsa meşru olsun. Yalnız Rabbimizin gösterdiği limanlara sığınalım. Şeytan ve dostlarının sunduğu düşünce ve yöntemlerden Âlemlerin Rabbi olan 'a hicret edelim.
“TALUT ASKERLERİ İLE BERABER AYRILINCA: ‘BİLİNİZ Kİ SİZİ BİR NEHİRLE İMTİHAN EDECEK, KİM ONDAN İÇERSE BENDEN DEĞİLDİR. ELİYLE BİR AVUÇ İÇEN MÜSTESNA, KİM ONDAN İÇMEZSE BENDENDİR’ DEDİ. İÇLERİNDEN PEK AZI MÜSTESNA HEPSİ NEHİRDEN İÇTİLER.” (2/249) Savruk ve asimile düşüncelerle Calut'a asker olmayalım. Hayatımızdaki nehirlerimizi bir bir tespit edelim. Susamışlığımızı, susuzluğumuzu cahili yol ve yöntemlerde değil vahyin pınarında arayalım. Ve kana kana içelim o pınardan. İmtihan için verilen, bahşedilen bu ömrü dünyevileşme sularında zayi etmeyelim. Uhud Ashabı gibi, oklarımızı ve yaylarımızı bırakıp, gözlerimizi dünya sevgisi bürümesin. Korku ve karamsarlık çökmesin yüreklerimize. Zamanın Tebük'lerini oluşturup, geri kalmayalım. Oklarımızı ve yaylarımızı bıraktığımız yerden yeniden elimize alıp daha bir sıkı sarılalım. Kitab'a, Rasul'e sarılalım. Bir anlık gevşemenin Ka'b b. Malik'e nelere mal olduğunu hatırlayalım. Kendi ellerimizle kendimize zulmetmeyelim. Küresel hendeklerin kazıldığı bu günlerde küresel iblislerin kazdıkları hendeklerin işçisi olmayalım. Vahye kulak verelim ve adayanlardan, adananlardan olalım. Korku ve karamsarlık putunu ellerimizle kıralım.
“(FİRAVUN): MUTLAKA ELLERİNİZİ, AYAKLARINIZI ÇAPRAZLAMA KESECEĞİM, SONRA DA HEPİNİZİ ASACAĞIM’ (DEYİNCE), ONLAR; ‘BİZ ZATEN RABBİMİZE DÖNECEĞİZ DEDİLER.” (7/124–125) Küresel iblislerin estirdiği korku putu karşısında ye'se düşmemek, vahyin sunduğu örneklikleri göz önüne getirmek, yalnız ve yalnız ona sığınmak... Ölümü bile ayakta karşılayabilecek bir bilinci kuşanmak... Fıtrat bu bilince muhtaç olup, bunun susuzluğunu çekmektedir. Akan kanlar ve çığlıklar, gözyaşları, gasbedilen mukaddes mekânlar, hunharca lime lime edilen bedenleri ekranlarda seyrederken boğazımıza tıkanan lokmalar... Hala öze dönmeyecek miyiz? Yaradılışımızın özüne! Bizi biz yapan değerlere... O tatlı koşuşturmamaları özlemedik mi? Soğuk kış günlerinde, insanların sıcak evlerinden çıkamadıkları günlerde yoğun kar altındaki yürüyüşlerimizi özlemedik mi? Gece yarısı bir kardeşimizin derdine derman olduğumuz, Kitabı tedricen–tertil üzere okuduğumuz o günlere ve gecelere ne oldu? Yoksa, "Ey iman edenler, İman ediniz…" ayetine mi takıldık? Aşamadık mı? İmanın üstünlüğü gerçeğini mi unuttuk? O halde hatırlatalım ve hatırlayalım...
GEVŞEMEYİNİZ, ÜZÜLMEYİNİZ. EĞER GERÇEKTEN İNANIYORSANIZ ÜSTÜN OLAN SİZLERSİNİZ.”(3/139) İlim ile yoğrulup, amel ile doğrulmak duasıyla...
|
|
|
|
|
Logged
|
Mezardakilerin pisman olduklari seyler icin dunyadakiller birbirlerini yiyorlar
|
|
|
| 05 Ağustos 2008, 01:07:38 |
|
|
 |
« Yanıtla #1 : 05 Ağustos 2008, 01:07:38 » |
|
'ın rahmeti iyilik edenlere
yakın; etmeyenlere uzaktır...
Cenneti istemek ona götüren söz ve amelleri yapmakla mümkündür. Cehennem ve ateşinden kurtulmak ise insanı ona götüren söz ve amelleri terketmekle mümkün olur. İşte Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de bu gibi âyetlerin tevcihâtı doğrultusunda, hem bilfiil tatbik ederek yaşamış; sonra da Rabb'ine yönelerek, yüz aklığıyla duâ etmeye başlamıştır. Yani 'ın gazab ve azabına çarptıracak her türlü söz amel ve tasarruflardan uzak; Rızasına vesile olacak söz, amel ve tasarruflarda bulunduktan sonra 'a yönelmek gerekir. İşte Rabb'imizin biz insanlara şu direk hitabı buna göre vâkîdir ; “Ey inananlar! And olsun ki: sizin için 'a ve âhiret günü (nün seâdeti)'ne kavuşmayı umanlar ve 'ı çok ananlar için RasûlûI-Iah en güzel örnektir.”(33/21) Rasûlullah'ı kavlen, amelen ve tatbîken örnek almamızı bizden Rabbimiz istemektedir. Sadece istemek değil: " 'a itaat edin, Rasûl’e itaat edin.”(64/12) buyurarak emir kipiyle emretmektedir. Ayetin sonunda ise açık bir tehdit bulunmaktadır: "Eğer O'na itaatten yüz çevirirseniz (imtina ederseniz) iyi bilin ki: Rasülümüzün vazifesi sadece açık bir şekilde tebliğ etmektir.”(64/12) Yani gerisini siz düşünün! Demektir.
* * * Bu ayet–i Kerimeleri akıllıca düşünüldüğünde karşımıza şunlar çıkar: “Ey îman etmiş mü 'minler! Yemin olsun ki: Sizin içinizde gerçekten 'ın rızasını ve âhiret gününün seâdet'ınî isteyenleriniz varsa; işte onlara en güzel örnek Rasülümüz'dür, O’ndan daha güzel örnek yoktur. O'nun örnekliği, sözüyle, ameliyle ve tatbikî olarak bilfiil yaşayışıyladır. Peygamber efendimiz bize sâdece dünya işlerimizde örnek olmakla kalmıyor; âhirette de bizi Cehennem ateşinden kurtarmak üzere 'dan izni ile şefaat edecektir. Bu da, 'a ve Rasulüne itaat edenlere ve âyette açıkça beyan edildiği üzere, Peygamberimizi örnek alıp, O'nun hayatını, kendi hayatında bilfiil yaşamaya çalışanlara nasib olacaktır. Bunun için gayret edelim sonra da, gene O'nun gibi dua edelim. Sâdece bunları yapmak duaların kabulü için yeterli değil; esas şart ise Arâf süresi 56. âyet–i kerimesinde beyan ediliyor: "Islah edilmiş ve düzeltilmiş olduktan sonra, yeryüzünde bozgunculuk ve fesatlık yapmayın. O'na korkarak ve rahmetini umarak duâ edin. Muhakkak ki 'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.”
* * *
|
|
|
|
|
Logged
|
Mezardakilerin pisman olduklari seyler icin dunyadakiller birbirlerini yiyorlar
|
|
|
| 05 Ağustos 2008, 01:09:14 |
|
|
 |
« Yanıtla #2 : 05 Ağustos 2008, 01:09:14 » |
|
'IN RAHMETİNDEN HABERDAR MISINIZ?
İbret alacağımız bir örnek Mâide süresinin 78 ve 79. ayet–i kerimelerinde verilmektedir. Ben–i İsrail 'ın emirlerinin tersini, yani münkerleri yaptıklarından dolayı lanete uğradılar. Tevbe süresi 68 ve 69. âyetlerinde; 'ın buyruklarının tam tersine, yani mârufu yasaklayıp, münkeri yani haramları teşvik edenlerin münafıklar olduğunu; onların da kafirlerle birlikte ebedi kalmak üzere cehenneme gidecekleri bildirilir.
* * * Hangi Rahmet Yukarıda ki ayet–i kerimede geçen; “ 'ın rahmeti”; mânevi rahmetiyle beraber; aynı zamanda ve bilhassa burada daha ziyade, dünyevî rahmeti; yağmurdur. Bereketin bolluğun ve 'ın kullarına sunduğu sayısız rahmet nimetlerinin sebebi yağmur. Çünkü; A’raf süresinin 57. âyetinde, bununla ilgili olarak, rüzgârlar, bulutlar, yağmur, su, kurumuş bölgenin yağmurla yeniden canlanması, yeşillenmesi ve mahsullerin ve her çeşit meyvelerin neşv–ü nemasını ve bu şekilde 'ın rahmeti ve bereketinin insanları ihya etmeye başlamasıdır.
* * * "Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgârları gönderen O'dur. O rüzgârlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve o yağmurla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir kî: düşünür tefekkür eder, ibret alırsınız."(07/57) Âyette 'ın, rüzgâr, bulut ve yağmurları kurumuş memlekete göndererek, yeniden canlandırıp sayısız rahmet ve bereketleriyle ihya etmesi, " 'ın rahmeti İyilik edenlere yakındır” buyurulan İlâhî kanuna bağlıdır. Yani, 'ın kulları, 'a ve Rasulüne itaat ederek, “ 'ın kabul ettiği tek din İslam'dır”(3/18) buyurulan İslam şeriatına, yani dinimizin emir ve yasaklarına titizlikle riâyet ettikleri müddetçe 'ın rahmeti, yağmuru ve bereketi bol olacak; etmedikleri müddetçe kıt olacaktır. Çıkan mana böyledir. Bu mana ne derece doğrudur? Doğrulayıcı ve destekleyici delilleri var mıdır?. – Evet, vardır.
* * * İlk olarak, Cin Sûresinin 14, 15, 16 ve 17. âyetlerini dikkatle okuyup anlamaya çalışalım. "İçimizde, kendini 'a verip Müslüman olanlar da var; vermeyip Hak yoldan sapanlar da vardır. Müslüman olanlar, işte onlar, doğru yolu arayanlardır. Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır. Onlar, gerçekten doğruca istikâmet yolu üzere gitmiş olsalardı, elbette kendilerine bol su verirdik.” Süresin 14. âyeti cinlerin sözüdür. Müslüman olanları da var olmayanları da. Olanlar, 'a ve Rasulüne iman ve itaatle esenlik yolunu tutanlardır. Sûresinin 15. ayetinde islam yolundan sapan kafirler, zalimler, cehennem odunu oldular, denilmektedir. Sûrenin 16. âyetin de, başındaki "en" Elmalılı Hamdi Yazır'a göre; zamir–i şan, yani "ennehü" olduğundan cinlerin sözü değil, birinci âyetteki "ennehü istemea"ya matuf olarak, 'ın kelamıdır. Buna göre mânâ: "O insanlar ve cinler, anlatıldığı üzere hep o iman ve İslam yolunda bir yön üzere dostoğru gitselerdi, elbette biz onların hepsine bol su sunardık" yani bol yağmur ile, bol rızıklar içinde yaşatırdık. "Ki onları onunla o bolluk içinde imtihan edelim isterdik. Fakat o insanlar ve cinler öyle yapmadılar, çokları İlâhî uyarıları dinlemediler yüz çevirdiler. Ey bu günün insanları ve cinleri! Sizlerden de her Kim ki Rabb'ini anmaktan vahyinden, öğüdünden ve ibâdetinden yüz çevirirse, Rabb'i onu onlar gibi gittikçe yükselen ve artan bir azaba sokar." Elmalılı Hamdi Yazır merhum'un da dediği gibi; “ 'ımız bu dünyayı imtihan için yarattı. Bollukla da imtihan eder kıtlıkla da.” ayet–i kerimesinde: “İşte Benim dostoğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nuıı yolundan ayıracak başka yollara uymayın, azabından korunmanız için size böyle vasiyet etmiştir.” buyurarak göstermiş olduğu sırat–ı mûstakim de, yani İslam yolunda, o kişiler sabit kalmış olsalardı, onlara bol, bol yağmurlar yağdırarak bol rızıklarla bolluk içinde yaşatacaktı. Fakat onlar, bu İlâhî buyrukları dinlemedikleri için da onlardan yağmur su ve bereketini kaldırarak onları gittikçe artan sıkıntılarla tâzîb ettiği gibi, onların yolunu tutanları da, aynı şekilde, tâzib eder. Halbuki Kur'an baştan sona; "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb'inize kulluk edin ki, 'ın azabından konmasınız.”(2/21) uyarıları ile doludur. Buna rağmen insanların çoğu, ya Kur'an okumadığından; ya da okuyup anlamak istemediğinden midir nedir, gaflet içinde uyuyanlar çoğunluktadır.
|
|
|
|
|
Logged
|
Mezardakilerin pisman olduklari seyler icin dunyadakiller birbirlerini yiyorlar
|
|
|
| 05 Ağustos 2008, 01:10:28 |
|
|
 |
« Yanıtla #3 : 05 Ağustos 2008, 01:10:28 » |
|
Mâide Sûresinin 65. âyetinde Rabbiniz Ehl–i Kitab'dan bahisle: "Ehl–i kitab eğer iman etmiş ve layıkı veçhiyle 'ın gazabından korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimetleri bol olan cennetlere koyardık.” buyurduktan sonra 66. âyette: "Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirilen diğer kitabları Kur'an'ı ve âyetleri tatbik etseler ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed aleyhisselam'in peygamberliğine iman ederek gereğince tatbik etmiş olsalardı, hem üstlerinden yağmur bereketlerinden hem ayaklarının altındaki nimetlerden yiyeceklerdi ve bolluk içinde kalacaklardı. Sıkıntılar içinde kalmayacaklar, lanet ve gazaba müstehak olmayacaklardı. Aralarında ılımlı olanlar da mevcut olmakla beraber, onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür.!"
SIKINTILARIN GÜNAHLARIN BAĞIŞLANMASINA VESİLE OLUŞU İLAHİ KURALDIR Özet olarak; 'ın kullarına dünyada ihsan ettiği nimetlerde; bolluk veya kıtlık, sıkıntı veya ferahlıklar, kulların iman küfür, şükür veya nankörlük gibi tutumları ile çok yakından alakalıdır. Bu alaka, dünyanın imtihan dünyası olması bakımıyla olan alakadır. Kul içinde bulunduğu her durumda imtihandadır. Rahatlık ve ferahlık içindeyse ki o durum ’ın o kula ihsan ettiği nimettir; o kul bu nimetin hakkını şükürle hamd ile ve fakir fukaranın haklarını gözetip gözetmediği yönlerden imtihan edilmektedir. Bu nimetin, tarafından değil de kendi maharetiyle elde ettiği, onda fakir fukara ve muhtaçların hak hukuku gibi bir şey tanımıyorsa veya tanıyor ama yapmıyorsa, –u celle ve âlâ, o kişinin malını ve rahatlığını ya daha çok artırarak, âhirette çekeceği vebalini ve cezasını artırır. Bu o kula 'ın kabridir. Ya o nimeti ve rahatlığı elinden alır, sıkıntıya ve darlığa düşürür ki kendine gelsin hatasını anlasın. Bu ikinci durum o kul için daha hayırlı olandır. Çünkü, sıkıntıların günahların bağışlanmasına vesile oluşu İlâhî kuraldır. Kul darlık ve sıkıntı içindeyse, bu durumunu, 'ın bir imtihanı bilerek, haline şükrediyor kaderine rıza gösteriyor, aynı zamanda halinin düzelmesi için meşru ve helal yollarda sa'y–u gayretini sürdürüyorsa, 'a bağlılığını ve kulluğunu da hakkıyla yerine getirmeye çalışıyorsa, bu kişi imtihanı başarıyla veriyor demektir ve kısa zamanda isterse onun yüzünü güldürecek, âhiret seâdetiyle birlikte dünya seâdetini de verecektir. İsterse, âhirette onu cennetindeki şâkirîn zümresiyle beraber haşredip, bahtiyar edecektir. Bütün bunlar imtihan dâiresi içinde gerçekleşir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Mezardakilerin pisman olduklari seyler icin dunyadakiller birbirlerini yiyorlar
|
|
|
|