<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Minare.net</title>
	<atom:link href="http://www.minare.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minare.net</link>
	<description>İslam Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 May 2012 07:29:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Örnek Neslin Hayatında Kur&#8217;an&#8217;ın Yeri</title>
		<link>http://www.minare.net/ornek-neslin-hayatinda-kuranin-yeri-ve-ondan-yararlanma-bicimi.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/ornek-neslin-hayatinda-kuranin-yeri-ve-ondan-yararlanma-bicimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 06:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammedî Duruş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[cahiliyye kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[islami hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe neslinin Kur'an tasavvuru]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Yoldaki İşaretler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2999</guid>
		<description><![CDATA[Örnek Neslin Hayatında Kur&#8217;an&#8217;ın Yeri ve Ondan Yararlanma Biçimi Her zaman ve her yerde İslam davetçilerinin üzerinde dikkatle durmaları gereken tarihi bir gerçek vardır. İslam davetçilerinin bu gerçeğin önünde uzun uzadıya dikilmeleri gerekir. Çünkü gerek davetin metodunda ve gerekse davete yönelişinde bu gerçeğin kesin etkisi olacaktır. Bu dava, İslâm ve insanlık tarihinde eşine rastlanmayan, sahabe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<div><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/331.jpg"><img class="aligncenter" title="331" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/331-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></div>
<div style="text-align: center;"><strong>Örnek Neslin Hayatında Kur&#8217;an&#8217;ın Yeri ve Ondan Yararlanma Biçimi</strong></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Her zaman ve her yerde İslam davetçilerinin üzerinde dikkatle durmaları gereken tarihi bir gerçek vardır. İslam davetçilerinin bu gerçeğin önünde uzun uzadıya dikilmeleri gerekir. Çünkü gerek davetin metodunda ve gerekse davete yönelişinde bu gerçeğin kesin etkisi olacaktır.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>Bu dava, İslâm ve insanlık tarihinde eşine rastlanmayan, sahabe nesli gibi seçkin bir kuşağı insanlar arasından ortaya çıkarmış bir davettir. Tarihî süreç içerisinde bu evsafta ikinci bir kuşak yetişmedi&#8230;</strong> Evet, tarihte bu neslin yaşam tarzını sürdüren fertler olagelmiştir; ancak davetin ilk yıllarında olduğu gibi aynı zaman ve aynı mekânda bu denli çok sayıda insan unsurunun bir araya gelmesi mümkün olmamıştır. Bu olgu, üzerinde uzun uzun durmamızı gerektiren bir olgudur; belki bu duruş, onun gizemini çözme yolunu bize gösterebilir.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Davetin yegâne kaynağı Kur’ân önümüzde&#8230; Allah Elçisi’nin fiilî ve amelî sünneti de, tarih boyunca benzeri bir kez daha gelmemiş ilk dönem (sahabe) neslinin önünde olduğu gibi, bizim de önümüzde&#8230; Tek eksiğimiz Allah Elçisi’nin kişi olarak aramızda olmayışı&#8230; <em><strong>Bütün giz burada mı saklı acaba?.</strong></em></span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Bu davetin fonksiyonel ve üretken kılınması için Allah elçisinin kişisel varlığı kesin bir zorunluluk olsaydı, Cenab-ı Hak onu, sonsuza dek yeryüzünde yaşayan insanlar için son mesaj kılmazdı; insanların bütün işlerini onun üzerine yüklemezdi. Oysa Allah ilâhî vahyi koruma sorumluluğunu bizzat üstlenerek bu davetin Allah Elçisi’nden sonra da ayakta kalabileceğini ve üretken olabileceğini öğretmiştir. Elçilik görevinin üzerinden 23 yıl geç­tikten sonra Rasûlünü katına yükseltmiş, din ise sonsuza dek kalmıştır. <em><strong>Öyle ise, Allah Elçisi’nin şahsiyetinin aramız­da olmayışı, bu başarısızlık fenomenini izah edemez.</strong></em></span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Bu bağlamda söz konusu başarısızlık fenomeninin ardında başka bir neden aramalıyız. Örneğin <strong>ilk dönem neslinin susuzluğunu giderdiği kaynağa bakmalıyız. Belki orada bir değişiklik vardır</strong>. Ardından onların eğitildiği yöntemi irdelemeliyiz; burada da bir değişikliğe rastlamamız olasıdır.</span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>Herşeyden önce o</strong> <strong>ilk neslin beslendiği kaynak yalnızca Kur’ân idi</strong>. Allah elçisinin sözel (kavli) ve eylemsel (fiilî) sünneti, sadece bu kaynağın pratiğe aktarılmış biçimiydi. Nitekim Hz. Âişe’ye Allah Elçisi’nin ahlâkı sorulduğunda, o şu karşılığı vermişti: “Onun ahlâkı Kur’ân’dı” (Nesâî).</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Bu durumda,”söz konusu ilk neslin susuzluğunu giderdiği, eğitildiği ve kişiliğini biçimlendirdiği yegâne kaynak Kur’ân idi. Bunun böyle olması o dönemde yaşayan insanlığın medeniyetsiz, kültürsüz, bilgisiz, kitapsız ve eğitimsiz oluşundan değildi. Kesinlikle! Zira Batı dünyasının bugünkü yaşamını bile ya doğrudan, ya da dolaylı olarak üzerine kurduğu Roma kültür ve medeniyetinin kitapları, yazılı yasaları o dönemde de vardı. Bunun yanı sıra Batı düşüncesinin günümüze dek kaynağı olan Grek medeniyetinin kalıntıları; bu medeniyetin mantığı, felsefesi ve sanatı mevcuttu. Ayrıca bu medeniyetler arasında önemli bir yere sahip olan Pers uygarlığının şiiri, efsaneleri, inanış biçimi ve yönetim şekli yaşıyordu. Bunlardan başka Arap yarımadasına uzak ve yakın olan Çin ve Hind uygarlıkları gibi uygarlıklar da vardı.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Öte yandan Roma ve Pers uygarlığı gibi iki devâsâ uygarlık Arap yarımadasını kuzeyinden ve güneyinden kuşatmıştı; Yahudilik, Hrıstiyanlık gibi iki büyük din, yarımada­nın yüreğinde yaşıyordu&#8230; <em><strong>Demek ki, bu nesli, oluşum dö­neminde sadece Allah’ın kitabına bağlı kılan faktör, evren­sel bir kültür ve medeniyetten yoksun olması değildi; bu tutum çizilmiş bir plan ve amaçlı bir yöntemden kaynaklanıyordu.</strong></em> Bunun böyle olduğuna şu olay işaret etmektedir: “Allah Elçisi (as) Tevrat sayfasını Hz. Ömer’in (ra) elinde görünce kızar ve şöyle buyurur: <em>‘Andolsun, Musa (as) aranızda olsaydı, bana uymaktan başka bir yol tutması caiz ol­mazdı.’</em></span><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>1</sub></span></sup></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><span style="text-decoration: underline;">Allah Elçisinin böyle davranmaktaki asıl amacı, söz konusu nesli ilk oluşum döneminde benliklerini yalnız onunla arındırmaları ve susuzluklarını gidermeleri için doğrudan Allah’ın kitabına bağlamaktı.</span> Çünkü böylelikle ancak yalnız Onun yöntemine dosdoğru olarak dönebilirlerdi. Allah Elçisinin Ömer’e kızması, onun başka bir kaynaktan beslenmeye yöneldiğini görmesinden dolayı idi.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Allah Elçisi, yüreği bütün pisliklerden arınmış yepyeni bir nesil yaratmak istiyordu. Beyni, düşüncesi ve bilinci Kur’ân’ın içerdiği ilâhî yöntemden başka şeylerden tamamen arınmış, saf, arı-duru bir nesil&#8230;</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong><span style="font-family: Verdana;">işte o nesil sadece ve sadece bu kaynaktan susuzluğunu gideren bir nesildi. Tarihteki eşsizliği bu yüzdendi.</span></strong></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>Sonra ne oldu?..</strong> Kaynaklar karıştı, safiyet bozuldu! Bu neslin ardından gelen kuşakların beslenme kaynaklarına Grek felsefesi ve mantığı, P.ers efsaneleri ve düşünce biçimleri, yahudi israiliyatı ve Hristiyanlık mistisizmi, bunların dışında kalan diğer kültür ve medeniyetlerin tortuları karıştı. Bütün bu sayılan kültür ve medeniyet öğeleri Kur’ân tefsirlerine, kelâm ilmine, fıkıh ve fıkıh metodolojisine de bulaştırıldı. O nesilden sonra gelen bütün nesiller bu bulanık kaynaktan beslendiler. İşte bundan dolayı o evsafta ikinci bir nesil kesinlikle gelmedi. O nesil ile öteki nesiller arasındaki açık farklılıktaki birincil faktörün kaynakta meydana gelen bu bulanıklıkta olduğunda kuşku yoktur.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Ana kaynağın doğasının değişimi dışında burada diğer bir faktör daha vardır: bu faktör, o eşsiz kuşağın bilgilenme yönteminde meydana gelen farklılıktır.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>İlk dönemin eşsiz nesli, Kur’ân’ı; bilgilerini, görgülerini, kültürlerini arttırmak, müzikal bir zevk almak ya da dünyasal bir çıkar sağlamak amacıyla okumuyorlardı</strong>. Kur’ân’ı kendisiyle kültür edinilen, ilmî ve fıkhî konularda dağarcık doldurulan bir kaynak olarak algılamıyorlardı. Onlar kendilerinin ve içinde yaşadıkları toplumun yaşamlarının her boyutunu düzenleyen Allah buyruğu olarak algılıyorlardı Kur’ân’ı. Bu buyruğu da, savaş alanında aldığı ‘anlık komut’u yerine getiren asker gibi duyar duymaz yerine getirilmesi gereken bir buyruk olarak kabul ediyorlardı. Bu yüzden onlardan hiçbirisi, bir oturumda ilâhî emirlerin çoğaltılmasını arzulamazdı. Çünkü o emir çoğalınca boynuna binecek yükümlülüklerin de çoğalacağının bilincindeydi. Ibn Mes’ud’un aktardığı hadiste anlatıldığı gibi onlardan her birisi, sadece on âyet alıp ezberlemek ve pratiğe geçirmekle yetinirdi. (Bu hadisi İbn Kesîr tefsirinin giriş bölümünde anlatmaktadır.)</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>İşte bu bilinç&#8230; Yalnız uygulamak için bilgi edinme bilinci&#8230;</strong> Bu bilinç, onlara, salt bilgi edinmek için araştırma ve inceleme amacı ile Kur’ân okumanın sağladığı bilgi ve haz ile kıyası mümkün olmayacak bilgi ve haz alma ufuklarını açıyordu. Bu bilinç sayesinde Kur’ânî buyrukları eyleme geçirmeleri kolay oluyor, ilâhî yükümlülüklerin ağırlığı hafifliyordu. Kur’ân benlikleri ile bütünleşerek nefis ve hayatlarını gerçek bir yönteme çeviriyordu. Kur’ân mushaf sayfaları arasında yazılı veya zihinlerde ezberlenmiş bir halde kalmayıp âdeta yaşanan bir kültür haline gelmişti. Kısaca Kur’ân, yaşamın seyrini tamamen kendi çizdiği plana göre değiştirmişti.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>Kuşkusuz Kur’ân ancak, eylem için bilgi edinme ruhu ile kendisine yönelen ruha açar, bütün zenginliklerini.</strong> Çünkü o beyinsel yararlanma, edebiyat, sanat, öykü ve tarih kitabı olarak gelmemiştir bütün bu anlatı yöntemlerini içeriyor olsa da o sadece bir çeşit yaşama yöntemi, katıksız ilâhî yöntemler manzumesi olarak indirilmiş bir kitaptır. Zira Cenab-ı Hak bu yöntem gereği Kur’ân âyetlerini birbi­rini izleyen bölümler halinde indirmiştir. Şöyle buyuruyor:</span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">“Kur’ân’ı <em>insanlara üzerinde dura dura okuyasın diye par­ça parça indirdik.” (İsra, 106)</em></span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">İşte bu amaçtan ötürüdür ki, Kur’ân bir kerede toptan indirilmemiştir. Yeni yeni meydana gelen ihtiyaçlara, düşünce ve dünya görüşlerindeki sürekli gelişmelere, birey ve toplum hayatındaki değişimlere, müslüman toplumun gerçek hayatta karşılaşması olası pratik sorunlara uygun düşecek biçimde indirilmiştir. Özel bir olay veya durum hakkında inen âyet veya âyetler o dönemde yaşayan insanların benliklerinde değişiklikler meydana getirir, o olay veya durum karşısında düşünce yapılarını biçimlendirir, olay karşısında takınılacak tutumlarını belirler, bilinçlenme ve yaşamada düşülmesi olası yanılgıları düzeltir; bütün bu olay ve durumlar karşısında insanları Rabb’lerine bağlar; insana olayın oluş sürecinde Allah’ın etkin olan sıfatını öğretir; sonuçta insanlara Mele-i Â’lâ’da Allah’ın gözetimi altında ve sonsuz gücünün sınırları içerisinde yaşadıklarını duyumsatırdı. Böylelikle insanlar gerçek hayatlarını sapasağlam ilâhî yönteme uygun biçimde oluştururlardı.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Uygulamak ve eyleme geçirmek için Kur’ân okuma yöntemi, ilk nesli yaratan yöntemdi. Onların ardından gelen nesillerin yöntemi ise araştırma yapmak, dünyasal veya psikolojik yarar sağlamak amacı ile Kur’ân okumak oldu. <strong>Bu ikinci metod, ilk nesli, daha sonradan gelen nesillerden ayıran temel etkendir.</strong></span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Burada dikkatle üzerinde durulması ve kaydedilmesi gereken üçüncü bir faktör daha var.</span></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>İlk neslin yaşadığı dönemde kişi İslâm’a girdiği zaman, cahiliyye dönemindeki geçmişini, İslâm’ın eşiği önünde tamamen bırakıyordu.</strong> Kişi İslâm’a girdiği andan itibaren yaşamında yepyeni bir sayfanın açıldığı bilinci ile hareket ediyordu. Geçmişte cahiliyye döneminde yaşadığı hayattan tamamen ayrı ve farklı bir hayat&#8230; </span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Cahiliyye döneminde bellediği bütün tutum ve davranışların herbirisini kuşkulu, korkulu, sakınılması gereken tutum ve davranışlar olarak kabul eder; bunların hepsim İslâm’la uzlaşmayan pislikler olarak algılardı. İslâm’ın yepyeni yaşama biçimini işte böylesi duygular içerisinde algılardı müslüman olan kişi. Nefsine yenildiğinde, geçmişteki kötü alışkanlıklarının albenisine kapıldığında, İslâmî yükümlülüklerinde bir zayıflama belirtisi hissettiğinde&#8230; Derhal bu gibi durumların bir günah, bir yanılgı olduğunun farkına varır, içine düştüğü bu durumdan nefsini temizlemesinin gerektiğini algılar; hemen yeniden Kur’ân’ın getirdiği “hidâyet” üzere yaşamaya yönelirdi.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Burada ortaya çıkan gerçek şu: Müslüman olan kişinin geçmişte cahiliyye döneminde yaşadığı hayat ile bugün İslâm’da yaşadığı hayat arasında tam bir bilinç ayrılığı söz konusu idi. Bu bilinç ayrılığından, cahiliyye ortamında kendisini çevreleyen cahiliyye toplumu ile olan ilişkilerinden tam bir kopuş meydana geliyordu. <strong>Bu bilinç sayesinde geçmişte birlikte olduğu, içice olduğu cahiliyye ortamından tamamen kopup, bugün içinde yaşadığı İslâm toplumuna tamamen entegre olabiliyordu.</strong> Günlük rutin hayat içerisinde bazı müşrik çevrelerle birtakım ticarî ilişki içerisine girse bile durum değişmiyordu. Çünkü bilinçsel bir kopuş başka, günlük rutin hayat içerisinde girilen ilişkiler başka bir şeydi.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Ayrıca cahilî bir çevreden, gelenek ve görenekten, dünya görüşünden, ilişkiler sisteminden tamamen soyutlanma söz konusu idi burada. Şirk âkidesinden sıyrılmak tevhid akidesini; cahilî dünya görüşünden ayrılmak ise İslâm’ın dünya görüşünü ve “varlık” anlayışını meydana getiriyordu. Bütün bu soyutlamalar cahilî bir toplumdan tamamen koparak yepyeni bir İslâm toplumuna entegre olmaya, onun yönetimi altına girmeye vesile oluyordu. Bu yeni toplum ve yeni yönetim biçimi o kişinin bütün sahip olduğu değerleri, bütün itaatini ve izlemesi gereken bütün yolları biçimlendiriyordu.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">İşte burası bir nevi yolların ayrıldığı bir kavşak noktasıdır. Yeni yolda yürüyüşün başlangıç noktası&#8230; Yeni yoldaki yürüyüşe, bu noktadan başlanacaktı. <strong>Cahîliyye toplumunun koyduğu gelenekler, orada hakim olan düşünceler ve değerler sisteminin dayattığı bütün baskıların etkisinden kurtulmanın hafifliği ile çıkılan yepyeni bir yürüyüş&#8230;</strong> Bu yürüyüş sırasında müslüman kişi işkence ve aldatmacadan başka bir şeyle karşılaşmıyordu. Ne var ki, o kendi benli­ğinde kesin kararını vermişti; bu yolda yürüyecek ve menzile ulaşacaktı sonunda. Cahiliyye düşüncesinin dayatmala­rı, cahili toplum geleneklerinin zorlaması artık onu yolundan çeviremezdi.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Bugün biz, İslâm’ın çağdaşı olduğu cahiliyye dönemini, belki de daha karanlığını yaşıyoruz. Cahiliyye herşeyi ile çepeçevre kuşatmış bizi. İnsanların dünya görüşleri, inanç biçimleri, gelenek ve görenekleri, kültürel kaynakları, sanat ve edebiyatları, yaşama biçimleri ve yasaları&#8230; İslâm kültürü, îslâmî kaynaklar, İslâm felsefesi ve İslâm düşüncesi&#8230; olarak bellediğimiz unsurların çoğu dahi bu cahili unsurlardan meydana gelmiştir&#8230;</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong><span style="font-family: Verdana;">Bu yüzdendir ki, İslâmî değerler” benliklerimizde tam olarak yerleşemiyor, kafamızdaki “İslâm düşüncesi” netleşemiyor, bunların sonucu olarak İslâm’ın ilk döneminde meydana gelen tipte insanların oluşturduğu bir nesil aramızdan çıkamıyor.</span></strong></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>Öyle ise İslâmî hareket yöntemi gereği ilk önce yapmamız gereken nedir?</strong> Öncelikle İslâmî hareketin oluşum sürecinde şu an yaşadığımız ve kendisine dayandığımız cahiliyyenin bütün etkilerinden sıyrılmalıyız. Ardından, ilk neslin dayandığı ve beslendiği her türlü şaibeden arınmış saf kaynağa dönmekle işe başlamalıyız. Mutlaka ona dönmeliyiz; bütün varlığın hakikati, insanî varlığın hakikati düşüncelerimizi, bu iki varlık türü ile gerçek yetkin ve aşkın varlık olan Cenab-ı Hak arasındaki bütün bağlantıları o kaynağa dayandırmamız gerekir. Bundan dolayı yaşam felsefemizi (dünya görüşümüzü), değerlerimizi, ahlâkî yapımızı, yönetim metodlanmızı, politika, ekonomi, bütün hayat dinamiklerini mutlaka bu kaynağa dayandırmak ve oradan almak zorundayız.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">O kaynağa döndüğümüzde salt araştırma, dünyasal bir yarar ve haz elde etme tutkusu ile değil, uygulama ve eyleme dökme bilinci ile döneceğiz. Bizden nasıl olmamızı istediğini öğrenip öyle olmak için döneceğiz o kaynağa&#8230; <strong>O kaynağa varmak için çıkacağımız bu yolculuğumuz sırasında Kur’ân’ın olağanüstü sanatsal estetiği, efsunkâr anlatım tekniği ile anlattığı kıssalara rastlayacağız;</strong> Kur’ân’daki kı­yamet sahnelerine, vicdanlara nüfuz eden olağanüstü mantığına ve araştırmacıların aradıkları bütün ilmî zevklere tanık olacağız&#8230; Fakat bütün bunlarla, birincil hedefimiz olmadan karşılacağız. Bizim birincil hedefimiz, Kur’ân’ın biz­den ne yapmamızı istediğini, bizden nasıl düşünmemizi istediğini, Allah’ı nasıl algılamamız gerektiğini, hayattaki gerçek düzenlerimizin, tutum ve davranışlarımızın, yasalarımızın nasıl olmasını istediğini öğrenmek olacaktır.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Bundan sonra benliklerimizin tâ derinliklerine kadar işleyen cahiliyye gelenek ve göreneklerinden, cahiliyye yönetim biçiminden, cahiliyye dünya görüşünden ve cahilî toplumun dayatmalarından tamamen kurtulmalıyız. Bizim görevimiz bu cahilî toplumun gerçekleriyle uzlaşmak ve onun egemenlik hakkını onaylamak değildir. O bu niteliğini, yani cahiliyye niteliğini taşıdığı sürece onu onaylamamız mümkün değildir; çünkü onu onaylamamız halinde, onunla uzlaşmış oluruz. Bizim başlıca görevimiz içinde yaşadığımız bu toplumu değiştirebilmek için, ilk önce kendi benliğimizi değiştirmektir.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">“İslam, pozitif bilgilerin ve bunların pratik tatbikatının gerisinde meydanda iki çeşit kültürün varlığını kabul eder: İslami düşünce temellerine dayalı <strong>İslam kültürü</strong>; çeşitli metodlara dayanmakla birlikte netice itibariyle Allah’a değil, beşer düşüncesini ilah olarak Kabul eden cahiliyye temeline dayanan <strong>cahiliyye kültürü</strong>…”</span><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>2</sub></span></sup></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Gerçek odur ki bir Müslüman; gerek inanç gerçekleri ile ilgili konularda, gerekse bilimum varlıklarla ilgili genel düşüncede; gerek ibadet ile gerekse ahlak ve davranış prensipleri ile ilgili; gerek değer ve ölçülerle ilgili, gerekse siyasi, ekonomik ve sosyal ilkeler ve prensiplerle ilgili; yahutta insani gelişmelerin faktörlerini açıklamak ve insanlık tarihinin hareket seyrini beyan etmekle ilgili olsun, bu meselelerin tümünde, sadece Rabbani kaynağa dayanır. Rabbani kaynaktan başka hiç bir kaynağa dayanma yetkisine sahip değildir. <strong>Müslüman bu konuların hepsinde; dinine sadakatini, takvasını ve inancını pratik hayatıyla ispatlayan diğer Müslümanlardan bilgi alabilir</strong>. Fakat Müslüman pozitif ilimlerde hem Müslümanlardan hem de Müslüman olmayanlardan bilgi alabilir. Mesela Müslüman kimya, fizik, biyoloji, astronomi, tıp, teknik, ziraat gibi pozitif bilgi dallarında; işletmecilik mesleği, yönetim, sanat, savaş ve vuruşma usullerinde ve bunlara benzer bütün çalışma şekillerinde… Müslüman bunların tümünde hem Müslümanlardan, hem de Müslüman olmayanlardan bilgi alabilir. … Bu konularda hem Müslümanların hem de gayri müsimlerin emek ve tecrübelerinden yararlanabilir. Çünkü bu konular Resulullah’ın: “Siz dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz” hadisi ile işaret buyurduğu alanların kapsamına girer … Bu konularda Müslüman olmayanlardan faydalanmanın, inancı sarsmak veya yeniden cahiliyyeye dönüşe yol açmak gibi bir tehlikesi yoktur.”</span><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>3</sub></span></sup></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">“Müslüman cahiliyyeye ait her türlü çalışmalara ve eserlere göz atabilir. Fakat bu alanlardaki bilgi ve düşüncesini o eserlerden edinmek için değil: Cahiliyyenin nasıl saptırdığını; bu beşeri sapıklıkları sağlam temellere oturtup düzeltmenin nasıl mümkün olacağını öğrenmek için… İslam akidesinin gerçeklerine uygun sağlıklı esaslara dayandırmak sureti ile bu sapıklıkları düzeltmek için…”</span><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>4</sub></span></sup></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">“Felsefe” çalışmalarının tamamı, “Tarih yorumu” çalışmalarının tamamı, genel yorum karakteri taşımayan bazı gözlem ve görüşler dışında “psikoloji ilmi”nin tamamı, “ahlak” konularının tamamı, “karşılaştırmalı dinler tarihi” konusundaki incelemelerin tamamı, bazı gözlem ve istatistiğe dayalı olarak doğrudan elde edilen veriler hariç “sosyal doktrinler”in tamamı, istatistik ve gözlemlerden hareketle bazı genel tahminler yürütmek, sonuçlar çıkarmak ve bunlarla ilgili yorumların tamamı&#8230; Bütün bu branşlar, İslam dışı olan cahili düşüncenin sınırları içinde, eskisi ve yenisi ile cahiliyyenin inanç ve düşüncelerinin doğrudan doğruya etkisi altındadırlar ve bu düşüncelere dayanırlar.”</span><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>5</sub></span></sup></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">“Yukarıda geçen hususlar asla benim şahsi görüşüm değildir. Çünkü mesele, şahsi görüşlere dayanarak fetva verilmeyecek kadar önemli bir meseledir. Müslüman’ın kendi re’yine dayanarak fetva vermesi, Allah nizamında mesuliyeti çok fazla olan bir meseledir. Çünkü bu söz Allah’ın sözüdür. O söylüyor. O’nun peygamberinin sözüdür. Mü’minlerin Allah’a ve Resulüne her anlaşmazlık konusunda başvurdukları ve bütün ihtilaflı konularını Allah’a ve Resulüne havale ettikleri gibi biz bu konuda O’nu hakem tanıyoruz. Ve her şeyi Allah’a ve Resulüne havale ediyoruz.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Allah Yahudilerin ve Hıristiyanların Müslümanlara ilişkin genel niteliği ile nihai hedefleri hakkında şöyle buyuruyor:</span></div>
<div><em><span style="font-family: Verdana;">“Kitap sahiplerinden çoğu, hak kendilerine belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Allah’ın onlar hakkındaki hükmü gelinceye kadar onlara göz yumun, hoş görün. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Bakara: 109)</span></em></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><em>“Ey mü’minler, kitap verilenlerden herhangi bir fırkaya uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kafir yaparlar.” (Al-I İmran: 100)”</em></span><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>6</sub></span></sup></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">“Bunun içindir ki, İslami araştırmalarda Batı düşüncesinin metodlarına ve bu düşüncenin verimlerine güvenmek, çok gülünç bir gaflet olur. Bu yüzden, pozitif bilimleri etüd ederken de ihtiyatlı olmamız gerekir. <strong>Günümüzde içinde bulunduğumuz şartlar itibari ile batılı kaynaklardan almak zorunda olduğumuz pozitif bilimleri; bu bilimlerin felsefi gölgelerle, felsefi yorumlar ile ilişkisi olup olmadığını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü bu felsefi gölgeler, genel olarak, tüm dini düşüncelere, özellikle de İslam düşüncesine kökten düşmandırlar. Ne kadar az olursa olsun, bu yorum ve gölgeler, saf İslam pınarını zehirlemeye yeterlidir.</strong>”</span><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>7</sub></span></sup></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;"><strong>Birinci vazifemiz, şu içinde yaşadığımız toplumun gerçeklerini kökünden değiştirmektir;</strong> bu cahilî realiteleri kökten değişime uğratmak. Bu realiteler, Islâmî yöntemle taban tabana çelişir, İslâmî düşünce ile çatışır. Bunlar, dayatmaları ve üzerimize uyguladıkları baskıları ile ilâhî yöntemin bizden istediği hayatı yaşamaktan bizi mahrum bırakırlar.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Bu yolda atacağımız ilk adım, bu cahili toplumun değerler sisteminin ve dünya görüşünün üzerine çıkmayı başarmamız, yolun yarısında onunla karşılaştığımızda az ya da çok değerlerimizden ve düşüncelerimizden dönmememiz, ödün vermememizdir.</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong><span style="font-family: Verdana;">Hayır&#8230; Kesinlikle ödün veremeyiz, onlarla uzlaşamayız. Çünkü “biz” ve “onlar” tam bir yol ayrımında bulunuyoruz. Ona bir adım bile eşlik ettiğimizde maazallah yol ve yöntemin tamamını yitiririz!</span></strong></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">Bu yolda elbette sıkıntı ve meşakketle karşılacağız. Bu yol bize ödemesi zor bir fatura sunacaktır. Ancak ilâhî bağışa mazhar oldukları bizzat Allah tarafından onaylanan, cahilî yöntem karşısında kendisine yardım edilen ilk neslin yolunda yürümek arzusu ile bu yola girdikten sonra başka seçeneğimiz yoktur.</span></div>
<div></div>
<div><span style="font-family: Verdana;">ilk eşsiz İslâm neslinin çıktığı gibi biz de bu cahiliyye bataklığından çıkabilmemiz için yürüdüğümüz yolun, tutum ve davranışlarımızın, metodumuzun özelliklerini her zaman çok iyi bilmek zorundayız. Bu bilgi, bu yolda yürümek isteyen kimsenin kesin hayrına olacaktır.</span></div>
<div></div>
<div align="right"><em><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;">Bu makale; Seyyid Kutub’un Kur’an konusundaki yaklaşımına ışık tutabilmesi için<br />
‘Yoldaki işaretler’ kitabının “Eşsiz bir kur’an nesli” ve  “İslam düşüncesi ve kültür”<br />
konularından alıntılar yapılarak oluşturulmuştur.</span></em></div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<div><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>1</sub></span></sup><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;">Hafız Ebu Yala Hammad, Şa’bî aracılığı ile Câbir’den&#8230;</span><span style="font-family: Verdana;"> </span></div>
</div>
<div id="ftn2">
<div><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>2</sub></span></sup><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;"> Seyyid Kutub. Yoldaki İşaretler. İslam düşüncesi ve kültür. Dünya yayınları, s. 141</span></div>
</div>
<div id="ftn3">
<div><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>3</sub></span></sup><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;"> Seyyid Kutub. Yoldaki İşaretler. İslam düşüncesi ve kültür. Dünya yayınları, s. 137</span></div>
</div>
<div id="ftn4">
<div><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>4</sub></span></sup><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;">Seyyid Kutub. Yoldaki İşaretler. İslam düşüncesi ve kültür. Dünya yayınları, s. 139</span></div>
</div>
<div id="ftn5">
<div><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>5</sub></span></sup><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;"> Seyyid Kutub. Yoldaki İşaretler. İslam düşüncesi ve kültür. Dünya yayınları, s. 139</span></div>
</div>
<div id="ftn6">
<div><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>6</sub></span></sup><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;"> Seyyid Kutub. Yoldaki İşaretler. İslam düşüncesi ve kültür. Dünya yayınları, s. 143-144</span></div>
</div>
<div id="ftn7">
<div><sup><span style="font-family: Verdana;"><sub>7</sub></span></sup><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;"> Seyyid Kutub. Yoldaki İşaretler. İslam düşüncesi ve kültür. Dünya yayınları, s. 148</span></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/ornek-neslin-hayatinda-kuranin-yeri-ve-ondan-yararlanma-bicimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim güzel Anneciğim</title>
		<link>http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 17:48:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed YILDIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir ve Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[anne şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[anneye şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[islamda anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[nevra koç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2991</guid>
		<description><![CDATA[10 yaşında kızımız Nevra Koç&#8217;un bugüne özel Annesi için yazdığı şiiri sizlerle paylaşıyoruz : Korur beni soğuktan Ayırmaz hiç yanından Gül çıkar parmağından Benim güzel Anneciğim &#160; Bakma abarttığıma Hem Ana&#8217;dır hem Baba Hep iyi davranır bana Benim güzel Anneciğim &#160; Evimizde oniki kişi Bilir o her işi Yoktur benzeri eşi Benim güzel Anneciğim &#160; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/modern-yasam-annenin-yukunu-arttrd.jpg"><img class="size-full wp-image-2992 aligncenter" title="" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/modern-yasam-annenin-yukunu-arttrd.jpg" alt="" width="400" height="250" /></a></p>
<p>10 yaşında kızımız Nevra Koç&#8217;un bugüne özel Annesi için yazdığı şiiri sizlerle paylaşıyoruz :</p>
<p>Korur beni soğuktan</p>
<p>Ayırmaz hiç yanından</p>
<p>Gül çıkar parmağından</p>
<p>Benim güzel Anneciğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bakma abarttığıma</p>
<p>Hem Ana&#8217;dır hem Baba</p>
<p>Hep iyi davranır bana</p>
<p>Benim güzel Anneciğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evimizde oniki kişi</p>
<p>Bilir o her işi</p>
<p>Yoktur benzeri eşi</p>
<p>Benim güzel Anneciğim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yuvamızın neşesisin</p>
<p>Evimizin Annesisin</p>
<p>Her Anneye örneksin</p>
<p>Benim güzel Anneciğim</p>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="bez bebeğe saç yapma">bez bebeğe saç yapma</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="minareci insaat">minareci insaat</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="islamiyette anneler günü">islamiyette anneler günü</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="anneler günü şiiri islami">anneler günü şiiri islami</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="anneler gününü kutlamanın islami a">anneler gününü kutlamanın islami a</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="dinkültürüne özel anne şiirleri">dinkültürüne özel anne şiirleri</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="muslumanlikta anneler gunu">muslumanlikta anneler gunu</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="anneler günü islam dinimizde">anneler günü islam dinimizde</a></li><li><a href="http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html" title="dinimizce anneler gününü kutlamak caizmi">dinimizce anneler gününü kutlamak caizmi</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/benim-guzel-annecigim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Orucu ve Oruç Çeşitleri</title>
		<link>http://www.minare.net/ramazan-orucu-ve-oruc-cesitleri.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/ramazan-orucu-ve-oruc-cesitleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 11:10:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed YILDIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Günler ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[neden ramazanda oruç tutulur]]></category>
		<category><![CDATA[oruc çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[oruç neden tutulur]]></category>
		<category><![CDATA[oruç tutmanın sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan orucu]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan orucu neden tutulur]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan orucu nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2986</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan orucu müslüman , akilli ve ergenlik çagina gelmis kimselere farzdir. Ramazan orucu, kameri aylardan Ramazan ayinin bazen 29, bazen 30 gün sürmesine göre 29 veya 30 gün olarak tutulur. Oruçlarda niyet önemlidir. Niyet kalp ile olur. Geceleyin imsaktan önce veya imsak vaktinde ertesi gün oruç tutacagini kalbinden geçiren bir müslüman o günün orucuna niyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/orc.jpg"><img class="size-full wp-image-2987 aligncenter" title="orc" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/orc.jpg" alt="" width="605" height="407" /></a></p>
<p align="left">
<p align="left">Ramazan orucu müslüman , akilli ve ergenlik çagina gelmis kimselere farzdir. Ramazan orucu, kameri<br />
aylardan Ramazan ayinin bazen 29, bazen 30 gün sürmesine göre 29 veya 30 gün olarak tutulur. Oruçlarda niyet önemlidir. Niyet kalp ile olur. Geceleyin imsaktan önce veya imsak vaktinde ertesi gün oruç tutacagini kalbinden geçiren bir müslüman o günün orucuna niyet etmis olur. Oruç tutmak düsüncesi ile sahur yemegine kalkan kimse de oruca , niyet etmis sayilir. Ancak oruç tutan kimsenin hem içinden niyet etmesi, hem de dili ile &#8220;Niyet ettim Ramazan&#8217;in yarinki orucuna&#8221; diye söylemesi daha iyi olur.
</p>
<p align="left">
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Bes çesit oruç vardir: </span></strong></p>
<p align="left"><strong>1) <em>Farz oruç:</em></strong> Ramazan orucunun edasi ve kazasi farzdir. Keffaret oruçlarinin tutulmasi da farzdir.<br />
<strong>2) <em>Vacip oruç:</em> </strong>Adak oruçlari ile bozulan nafile orucun kaza edilmesi vaciptir.<br />
<strong>3) <em>Sünnet oruç:</em> </strong>Kamerî aylardan Muharrem ayinin 9-10 veya 10-11. günlerinde oruç tutmak sünnettir.<br />
<strong>4) <em>Müstehap oruç:</em> </strong>Kameri aylarin 13. 14. 15. günleri ile her haftanin Pazartesi ve Persembe günleri, Sevval ayinda 6 gün oruç tutmak müstehaptir.<br />
<strong>5) <em>Mekruh oruç:</em> </strong>Iki türlü mekruh oruç vardir:<strong><br />
a.</strong> Muharrem ayinin sadece 10. günü, yalniz Cuma veya Cumartesi günleri oruç tutmak, iki orucu iftar etmeksizin birbirine eklemek veya senenin tamamini oruçlu geçirmek &#8220;TENZÎHEN MEKRUH&#8221;tur.<br />
<strong>b. </strong>Ramazan bayraminin birinci günü ile Kurban Bayraminin 4 günü oruç tutmak &#8220;TAHRÎMEN MEKRUH&#8221;tur.</p>
<p align="left">
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Ramazanda oruç tutamayanlar ne yaparlar ? </span> </strong></p>
<p align="left">Oruç tutmayacak kadar hasta olanlar, hastaya bakanlar, Ramazan ayinda yolculuk yapanlar,<br />
gebe veya emzikli olanlar, asiri yaslilar ve düskünler, aybasi hali veya logusalik halinde bulunan<br />
kadinlar Ramazan ayinda oruç tutmazlar.Bunlardan:<br />
<strong>a. </strong>Aybasi hali veya logusalik halinde olan kadinlar ile emzikli ve gebe olan kadinlar,<br />
bu özürleri sona erdikten sonra ve Ramazan ayi disinda oruçlarini kaza ederler.<br />
<strong>b.</strong> Yolcular, yolculuklari bitince oruçlarina baslarlar. Ramazan ayinda tutamadiklari<br />
oruçlarini Ramazan ayindan sonra tutarlar.</p>
<p align="left">
<p align="left"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Oruca nezaman ve nasil niyet edilir </strong></span></p>
<p align="left">Orucun sahih olmasi için niyet etmek sarttir. Niyetsiz oruç makbul degildir.<br />
Ramazan orucuna, aksamdan itibaren kusluk vaktine kadar niyet edilebilir. Söyle ki:<br />
Normal olarak oruca, sahur yemegini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayip yeme içme zamaninin bittigi imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, günes dogmus olsa bile, kusluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir sey yapmasin. Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, aksamdan sonra yarinin orucuna niyet edebilir,<br />
geceleyin kalkip tekrar niyet etmesi gerekmez. Ramazan ayinda tutulamayan orucu, baska günlerde kaza ederken niyetin geceleyin «tan yeri agarmadan önce» yapilmasi gerekir. Keffaret oruçlari da böyledir. Bu oruçlara imsaktan sonra niyet edilmez. Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarin oruç tutacagini kalbinden geçiren kimse niyet etmis demektir. Oruç tutmak düsüncesi ile sahur yemegine kalkan kimsenin bu düsüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapilan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dili ile: &#8221; <em>Niyet ettim Ramazan-i serifin yarinki orucuna </em>&#8221;<br />
diye söylemelidir.</p>
<p align="left">
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Orucu bozup kaza ve keffaret gerektiren haller </span> </strong></p>
<p align="left"><em><strong>Oruçlu oldugunu bildigi halde kasden:</strong></em></p>
<p align="left"><em><strong>1)</strong></em> Yemek, içmek, (ister gida maddesi, isterse ilaç olsun)<br />
<em><strong>2)</strong></em> Cinsi iliskide bulunmak.<br />
<em><strong>3)</strong></em> Sigara içmek<br />
Orucu bozar, kaza ve keffareti gerektirir.<br />
Bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktir.<br />
Bozulan bir gün orucun yerine iki ay veya altmis gün pespese oruç tutmaktir.<br />
Ramazan ayinda niyet ederek oruca baslayan bir kimse özürsüz olarak bile bile yiyip içse veya cinsi iliskide bulunsa orucu bozulur. Bozulan bu orucun gününe gün kaza edilmesi, ayrica oruç özürsüz olarak ve bile bile bozuldugu için de keffaret tutmasi gerekir.<br />
Baslanan bir orucu bilerek bozmanin dünyadaki cezasi keffarettir. Yani altmis gün birbiri ardinca oruç tutmaktir. Herhangi bir sebeple keffaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa yeniden baslayip altmis günü kesintisiz tamamlamak lazimdir. Kadinlar keffaret orucu tutarken araya giren âdet günlerini tutmazlar, âdet halleri bitince ara vermeden temiz günlerinde oruca devam ederek altmis günü tamamlarlar.</p>
<p align="left">
<p align="left"><strong><span style="text-decoration: underline;">Oruçluya mekruh olan hususlar </span> </strong></p>
<p align="left"><em><strong>1)</strong></em> Bir seyi dilinin ucuyla gereksiz yere tatmak<br />
<em><strong>2)</strong></em> Lüzumsuz yere bir sey çignemek<br />
<em><strong>3)</strong></em> Sakiz çignemek<br />
<em><strong>4)</strong></em> Kendisinden emin olmayan bir kisinin hanimini öpmesi, boynuna sarilmasi, kucagina almasi<br />
<em><strong>5)</strong></em> Tükrügü agizda biriktirip yutmak<br />
<em><strong>6)</strong></em> Kan aldirmak<br />
<em><strong>7)</strong></em> Kendini zayif düsürecegini tahmin ettigi yorucu bir iste çalismak<br />
<em><strong>8)</strong></em> Agzina su alip çalkalamak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/ramazan-orucu-ve-oruc-cesitleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Ayı</title>
		<link>http://www.minare.net/ramazan-ayi.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/ramazan-ayi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 08:32:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed YILDIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dini Günler ve Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[mubarek ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[neden ramazan ayı]]></category>
		<category><![CDATA[oruc tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan ayı]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan ayı hakkında hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan ayı hakkında rivayetler]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan ayının önemi]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan ayının şerefi]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan mubarek]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda oruç]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanı şerif]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanın bereketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2981</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki: (Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai] (Ramazan ayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/ramadani-pink.jpg"><img class="size-full wp-image-2982 aligncenter" title="ramadani-pink" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/ramadani-pink.jpg" alt="" width="620" height="387" /></a></p>
<p>Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:</p>
<p>(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]</p>
<p>(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]</p>
<p>(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]</p>
<p>(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]</p>
<p>(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]</p>
<p>(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]</p>
<p>(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]</p>
<p>(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]</p>
<p>(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:</p>
<p>Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.</p>
<p>Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.</p>
<p>Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.</p>
<p>Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.</p>
<p>Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.</p>
<p>İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.</p>
<p>Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.</p>
<p>Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.</p>
<p>Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!</p>
<p>Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.</p>
<p>Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:</p>
<p>(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]</p>
<p>(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]</p>
<p>(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]</p>
<p>(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]</p>
<p>(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]</p>
<p>(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]</p>
<p>(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]</p>
<p>Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)</p>
<p>Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.</p>
<p>Peygamber efendimiz, Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:</p>
<p>(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]</p>
<p>(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]</p>
<p>(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]</p>
<p>(Ramazan gelince, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]</p>
<p>(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]</p>
<p>(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]</p>
<p>(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]</p>
<p>(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]</p>
<p>(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]</p>
<p>(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]</p>
<p>İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:</p>
<p>Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.</p>
<p>Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.</p>
<p>Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.</p>
<p>Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.</p>
<p>Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.</p>
<p>İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.</p>
<p>Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.</p>
<p>Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.</p>
<p>Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!</p>
<p>Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.</p>
<p>Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:</p>
<p>(<a title="Ramazan orucu" href="http://ramazan.minare.net/ramazani-serif/oruc-mevzusu/ramazan-i-serif-ve-oruc">Ramazan orucu</a> farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]</p>
<p>(Ramazan orucunu farz bilip, sevap bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]</p>
<p>(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]</p>
<p>(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]</p>
<p>(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]</p>
<p>(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]</p>
<p>(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]</p>
<p>Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)</p>
<p>Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.</p>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/ramazan-ayi.html" title="ramadan">ramadan</a></li><li><a href="http://www.minare.net/ramazan-ayi.html" title="ramazan ayı">ramazan ayı</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/ramazan-ayi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslamda Anneler Günü var mıdır?</title>
		<link>http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 07:59:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed YILDIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Soru Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[anneler gününün islamda yeri]]></category>
		<category><![CDATA[babalar gününün islamda yeri]]></category>
		<category><![CDATA[dinde anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[islamda anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[islamda babalar günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2977</guid>
		<description><![CDATA[Anneler ve babalar gününü kutlamak caiz mi? Aslında hergün annelerin günü değil midir? Hergün annemize değer vermemiz önem göstermemiz, halini hatırını sormamız gerekmez mi? Anneler veya babalar gününü kutlamanın dinen sakıncası yoktur. Hatta anneler ve babalarla çocukları arasında yakınlaşmaya ve sevgiye vesile olduğu için, kişi böyle bir günde sevap da kazanabilir. Bu bir sevgi vesilesidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/nene.jpg"><img class="aligncenter" title="nene" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/nene.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></strong></p>
<p><strong>Anneler ve babalar gününü kutlamak caiz mi? Aslında hergün annelerin günü değil midir? Hergün annemize değer vermemiz önem göstermemiz, halini hatırını sormamız gerekmez mi?</strong></p>
<p><strong>Anneler veya babalar gününü kutlamanın dinen sakıncası yoktur.</strong> Hatta anneler ve babalarla çocukları arasında yakınlaşmaya ve sevgiye vesile olduğu için, kişi böyle bir günde sevap da kazanabilir. Bu bir sevgi vesilesidir. Anne babaya her zaman gerekli değer ve hürmetin gösterilmesi gerekir.</p>
<p>Senenin tek gününü Anneler Günü ya da Babalar Günü ilan etmek belki bir yabancı âdetidir. Ama tümüyle de İslam’a aykırı düşen bir yabancı âdeti de değildir. Belki, eksik bir âdettir. Çünkü İslam, senenin tek gününü değil belki hayatın tüm günlerini Anneler Günü ve Babalar Günü olarak ilan eder. Bu itibarla, dışarıdan gelen her şeyi yabancıdan geldiği gerekçesiyle hemen reddetmek yerine, İslam’a uygun olup olmadığını incelemek, uygun yanı varsa almak, yoksa uygun hale getirerek düzeltip ıslah etmek gerekir diye düşünmek yanlış olmasa gerektir.<br />
<em><br />
Anneler Günü, Babalar Günü, çocuğun yaş günü, hanımla beyin evlilik yıldönümü&#8230; gibi daha ziyade dışarıdan gelme yabancı âdetler, aslında iyiliklere vesile yapılabilecek âdetlerdir. </em>Bunların içeriğini İslam’a göre düzenleyip uygulamakta mahzur olmaz&#8230;</p>
<p>Mesela Anneler ve Babalar Gününde annelerin, babaların, nenelerin, dedelerin, teyzelerin, halaların, amcaların, dayıların elleri öpülüyor, yaşlıların gönülleri alınarak memnun kılınıyorsa;.. yaş gününde çocukların sevinecekleri bir doğum günü toplantısıyla arkadaşlarıyla mutlu olmaları sağlanıyorsa, evlilik yıldönümünde taraflar geçmişi bir daha hatırlıyor, aradaki sevgi, saygıyı yenileme imkanı buluyor, komşular bu vesilelerle bir araya gelerek kaynaşmalar söz konusu oluyorsa,.. neden bunlar yabancılara aittir denerek hemen reddetme mecburiyeti duyulsun?</p>
<p><strong>İslamî hayat zevksiz, neşesiz ve eğlencesiz değildir</strong>. Sınırı aşmamak, ölçüyü taşmamak, israfa ve harama girmemek şartıyla İslamî hayatın da zevki, eğlencesi ve neşeli toplantıları olacaktır elbette. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretlerinin doğumunu senelerdir kutluyoruz. Bu vesile ile toplantılar yapıyor, hayırlara vesile kılıyoruz. Kimse de İslam’da doğum günü kutlaması yoktur demiyor. Çünkü harama değil hayra vesile kılınıyor, günah değil sevaplar işleniyor&#8230;</p>
<p>Bazılarındaki gibi yabancılardan gelen her şeyi hemen sahiplenmek nasıl yanlışsa, hemen karşı olmak da öyle yanlıştır. Doğru olanı, önce bir incelemek, faydalı olanı almak, zararlı olana karşı olmak&#8230; İslam’ın bize makul telkini budur. Bu konuda Efendimiz’den (sas) fevkalade değerli ve düşündürücü muhteşem bir hatıra bize ışık tutup rehberlik etmektedir&#8230;</p>
<blockquote><p>Sahabenin ileri gelenlerinden Temimdari, Şam’daki Hristiyanların kullandıkları zeytinyağı ile yanan bir kandili getirip Resulüllah’ın Mescidi’nin tavanına asmıştı. Görenler <em><strong>&#8220;Resulüllah’ın Mescidi’ne Hıristiyanların kilisesinde kullandıklarını mı asıyorsun?&#8221;</strong></em> gibilerden sitemde bulunmuşlardı. Müslümanlar o günlerde mescidi aydınlatacak kandili bilmiyorlardı. Yaktıkları hurma yapraklarıyla aydınlatıyorlardı mescidi. Akşam namazında mescide gelip de bir çanak içindeki yanan fitilin külsüz dumansız etrafı aydınlattığını gören Efendimiz (sas) Hazretleri tebessüm ederek sordu:<br />
<strong><br />
- Kim getirdi bunu mescidimize?</strong></p>
<p><em>- Temimdari, Şam’daki Hıristiyanlardan alıp getirdi&#8230;</em> dediler. Herkes bir azarlama beklerken O’nun eşsiz iltifatı şöyle oldu:</p>
<p><strong>- Temimdari! Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın.</strong></p>
<p>Daha çarpıcı açıklamada da bulundu:<br />
<strong><br />
- Faydalı şey Müslüman’ın cebinden düşürdüğü malı gibidir. Nerede, kimde bulursa hemen sahip çıkıp alır. Yeter ki o şey faydalı olsun, içeriğinde haram ve günah bulunmasın&#8230; </strong>(bk. İbn Hacer, el-İsabe, 2/18)</p></blockquote>
<p>Hristiyan’dan alınan böylesine faydalı bir kandil örneği varken, yabancıdan gelen âdetler alınır mı alınmaz mı diye sorulmaz bile. Belki yabancıdan gelen bu âdetler faydalı mı değil mi diye incelenir. Faydalı ise cebinden düşürdüğü kendi malı gibi sahip çıkılır, zararlı ise karşı konur, uzak durulur&#8230;</p>
<p>Mescid-i Saadet’e asılan bu kandil örneği, Islam’ın çağdaş anlayışını anlatan muhteşem bir misal olarak ufkumuzda asılı durmaktadır&#8230; &#8220;</p>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="islamda anneler günü">islamda anneler günü</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="anneler günü islamdaki yeri">anneler günü islamdaki yeri</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="anneler gününün islamdaki yeri">anneler gününün islamdaki yeri</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="anneler gününün islamda yeri">anneler gününün islamda yeri</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="dinimizde anneler günü">dinimizde anneler günü</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="islamda anneler">islamda anneler</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="islamda anneler günü varmıdır">islamda anneler günü varmıdır</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="islamda anneler gününün yeri">islamda anneler gününün yeri</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="anneler gunu ve islam">anneler gunu ve islam</a></li><li><a href="http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html" title="kuranda kadın">kuranda kadın</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/islamda-anneler-gunu-var-midir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adem Özköse ve Hamit Coşkun Serbest</title>
		<link>http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 07:54:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed YILDIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[adem ozkose]]></category>
		<category><![CDATA[adem ozkose basin aciklamasi]]></category>
		<category><![CDATA[adem ozkose serbest]]></category>
		<category><![CDATA[adem ozkose video]]></category>
		<category><![CDATA[hamit coskun]]></category>
		<category><![CDATA[hamit coskun basin aciklamasi]]></category>
		<category><![CDATA[hamit coskun serbest]]></category>
		<category><![CDATA[hamit coskun video]]></category>
		<category><![CDATA[suriye esir]]></category>
		<category><![CDATA[suriye tutsak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2974</guid>
		<description><![CDATA[Adem ve Hamit Kardeşlerimiz Coşkuyla Karşılandılar (Video) İki aydır Suriye’de tutulan kardeşlerimiz Adem ve Hamit özgürlüklerine kavuştu. Kardeşlerimiz Atatürk Havaalanında coşkulu bir kitle tarafından karşılandı. Adem Özköse ve Hamit Coşkun kardeşlerimiz belgesel çekimi için gittikleri Suriye’de alıkonuldukları için tam 63 gün sonra Türkiye’ye dönebildiler. Başbakanlık özel uçağı ile gelen ve saat 00.30’da Atatürk Havalimanı’na ulaşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<h1 style="text-align: left;">Adem ve Hamit Kardeşlerimiz Coşkuyla Karşılandılar (Video)</h1>
</div>
<div style="text-align: left;">İki aydır Suriye’de tutulan kardeşlerimiz Adem ve Hamit özgürlüklerine kavuştu. Kardeşlerimiz Atatürk Havaalanında coşkulu bir kitle tarafından karşılandı.</div>
<div style="text-align: left;"></div>
<p><object width="420" height="315" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/hfzMmZ3Xb8Y?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="420" height="315" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/hfzMmZ3Xb8Y?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
<div style="text-align: left;"></div>
<div>
<p style="text-align: left;"><strong>Adem Özköse</strong> ve <strong>Hamit Coşkun</strong> kardeşlerimiz belgesel çekimi için gittikleri Suriye’de alıkonuldukları için tam 63 gün sonra Türkiye’ye dönebildiler. Başbakanlık özel uçağı ile gelen ve saat 00.30’da Atatürk Havalimanı’na ulaşan kardeşlerimiz VIP yolcu çıkışında büyük bir kitle ile karşılandılar.</p>
<p style="text-align: left;">İHH, Özgür-Der, 16 Temmuz Gençlik Hareketi ve daha birçok kuruluş mensubu Müslümanların çiçekler ve sloganlarla karşıladığı kardeşlerimizin mutluluğu göze çarparken Suriye’de Esed rejimin esareti altında olan kardeşlerimiz de unutulmadı.</p>
<p style="text-align: left;">Açılan pankartlarda Adem ve Hamit kardeşlerimizin özgürlüğünün yanı sıra Suriye direnişi de selamlandı. Adem ve Hamit’i bizlere sağ salim ulaştıran Rabbimize Suriyeli tüm kardeşlerimizin kurtuluşu için dua edildi. Ayrıca karşılamada bulunan Grup Yürüyüş de  kitleye İbrahim Kaşhuş’un bestesi olan “Yalla İrhal Ya Beşşar” marşını okuttu.</p>
<p style="text-align: left;">Gittikleri Suriye’de yaklaşık iki aydır alıkonulan kardeşlerimizin akıbeti konusunda ciddi endişeler yaşanmıştı. Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve özellikle İHH’nın yürüttüğü insani diplomasi sonrasında nihayet İran ikna edilerek kardeşlerimiz bugün İran üzerinden serbest kaldılar.</p>
<p style="text-align: left;">Adem ve Hamit hava limanına indikten sonra yaptıkları Beşir Atalay’ın da bulunduğu basın toplantısında esaret altında tutuldukları hücreden ve onlara karşı alınan tavırdan bahsetti. Özköse “Yaklaşık iki metrekarelik bir hücrede her gün Kur’an okuyarak yaşadım. İlk girdiğimde ben 11, Hamit 6 gün kadar yemek yemedik. Bize hüç bir bilgi verilmedi. Bülent Yıldırım gelene kadar Hamit ile görüşmedik.” dedi. Özköse ayrıca serbest bırakılmalarında hükümet yetkililerine teşekkürlerini sundu ve  en önemli etkenin insani diplomasi girişimlerinde bulunan İHH yardım vakfında olduğunun altını çizdi.</p>
<p style="text-align: left;">Ailelerine ve tüm Müslümanlara göz aydınlığı diliyor; Rabbimizden Suriyeli tüm kardeşlerimizi de Baas çetesinin zulmünden kurtarmasını diliyoruz.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/adem-ozkose-hamit-coskun.jpg"><img class="size-full wp-image-2975 aligncenter" title="adem-ozkose-hamit-coskun" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/05/adem-ozkose-hamit-coskun.jpg" alt="" width="670" height="446" /></a></p>
</div>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="hamit coskun">hamit coskun</a></li><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="adem özköse">adem özköse</a></li><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="adem özköse ve hamit coşkun">adem özköse ve hamit coşkun</a></li><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="adem özköse video">adem özköse video</a></li><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="adem özköse hamit coşkun">adem özköse hamit coşkun</a></li><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="adem özköse basın açıklaması">adem özköse basın açıklaması</a></li><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="Adem Özköse ve Hamit Coşku">Adem Özköse ve Hamit Coşku</a></li><li><a href="http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html" title="hamit coşkun aile video">hamit coşkun aile video</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/adem-ozkose-ve-hamit-coskun-serbest.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Sabah Kalktınız&#8230;</title>
		<link>http://www.minare.net/bir-sabah-kalktiniz.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/bir-sabah-kalktiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Apr 2012 19:57:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammedî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makalat]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumlar]]></category>
		<category><![CDATA[zalim]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2948</guid>
		<description><![CDATA[Bir sabah kalktınız. Ama sabah namazına giden babanız ve ağabeyiniz eve hala dönmemiş. Nerdeler acaba diye düşünürken bir haber geldi. Ülkenizi işgal eden yabancı güçler tarafından camide haince şehit edilmişler. Sonra bomba seslerini duymaya başladınız ve pencereye koştunuz. Korkuyla şaşkınlık arasında pencereden bakarken, gözünüzün önünde bir bir yıkılan evler, her tarafa kaçışan insanları yakalayan askerler… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/04/images-1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2955" title="images (1)" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/04/images-1.jpg" alt="" width="240" height="176" /></a></p>
<p><strong>Bir sabah kalktınız. Ama sabah namazına giden babanız ve ağabeyiniz eve hala dönmemiş. Nerdeler acaba diye düşünürken bir haber geldi. Ülkenizi işgal eden yabancı güçler tarafından camide haince şehit edilmişler. Sonra bomba seslerini duymaya başladınız ve pencereye koştunuz. Korkuyla şaşkınlık arasında pencereden bakarken, gözünüzün önünde bir bir yıkılan evler, her tarafa kaçışan insanları yakalayan askerler… Erkekleri yakalayıp götürüyorlar ve infaz ediyorlar. Meydana topladıkları kadın ve çocuklara ne yapacakları ise vicdanlarına kalmış. Anneniz korkuyla sizi saklayıp kurtarmak istiyor ama olmuyor. Evinizi basıyorlar ve sizi zorla dışarı çıkarıyorlar. Tir tir titriyorsunuz. Arkadaşlarınız, komşularınız, akrabalarınız… Hepsi çaresiz. Devletinizin gücü sizi korumaya yetmiyor. Ve zulüm en şiddetlisiyle devam ediyor…</strong></p>
<p><strong>Ne kötü bir manzara değil mi? Belki bu bizim için uzak bir ihtimal ama birçokları için artık hayatlarının bir parçası zulüm. Evlerinde, iş yerlerinde, sokaklarda eziliyorlar, dayak yiyorlar ve sürekli aşağılanıyorlar. Akrabaları öldürülüyor. Birçoğu babasını, eşini, kardeşini, çocuğunu bir hiç uğruna kaybediyor.</strong></p>
<p><strong>Filistin’de Müslümanlar yıllardır özgürlük mücadelesi veriyor. Her fırsatta karşılarına çıkan Siyonist İsrail onlara her türlü işkenceyi layık görüp, sokaklarda köpeklere parçalatırken, Doğu Türkistan yani Uygur kardeşlerimiz Çin’in insafında. İnsaf da dediysek bizim insafımız bu tabii. Anne karnındayken fazlalık addedilip hayatına son verilenler, evlerinden alınıp işçi diye köle edilenler, bir hiç uğruna yıllarca hapis yatıp bir daha evlerine dönemeyenler, bir dükkâna girdiğinde anonsla şüpheli ilan edilenler, ellerinde sopalarla iş arkadaşlarından insafsızca dayak yiyenler…</strong></p>
<p><strong>Öte yanda bir gecede vatansız kalan Arakan Müslümanları… Bir başka tarafta Patani yani Asya’nın Filistin’i. Hemen yanı başımızda Suriye. Ve daha nicesi…</strong></p>
<p><strong>Zulüm yorulur mu dersiniz… Zalim zulmüne ara verir mi? Mazlumun yüzü ne zaman güler? Biz rahat rahat yiyip içerken, az ötede bir lokma yiyecek arayan çaresizleri ne zaman fark ederiz? Gariplerin halini anlamak için illa onların düştükleri çaresizlikleri yaşamamız mı gerekir? Dünyadaki adaletsizlik ne zaman biter? Ya da biter mi?<br />
</strong><br />
<em><strong>Peki, Allah’ın sahiplerine iade ettiği hakları ne zaman gerçekten o sahiplere veririz…</strong></em></p>
<p><strong>Ne çok sordum değil mi…</strong></p>
<p><strong>Aslında düşünüyorum da bir sabah namazı vakti, rabbin huzurundayken ve tam da secdeye gitmişken, arkamdan bir düşman gelip benim de canıma kastetse ve oracıkta beni öldürse, bu ne güzel bir ölüm olurdu. Ya da ötelerde zulüm altında inleyen din kardeşlerimize yardım götürürken, yolda çevrilip engellensem ve bir kurşunla hayatım bitse, her halde hiç şikâyetçi olmazdım. Haksız mıyım? Siz olsanız şikâyet eder miydiniz?</strong></p>
<p>Ümmügülsüm Şahin</p>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/bir-sabah-kalktiniz.html" title="kefere atatürk">kefere atatürk</a></li><li><a href="http://www.minare.net/bir-sabah-kalktiniz.html" title="kadınlık">kadınlık</a></li><li><a href="http://www.minare.net/bir-sabah-kalktiniz.html" title="minare ustaları">minare ustaları</a></li><li><a href="http://www.minare.net/bir-sabah-kalktiniz.html" title="tevbe">tevbe</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/bir-sabah-kalktiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu Türkistan&#8230;</title>
		<link>http://www.minare.net/dogu-turkistan.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/dogu-turkistan.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 20:48:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammedî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[çin zulmü]]></category>
		<category><![CDATA[çindeki müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[doğu türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[uygurlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2937</guid>
		<description><![CDATA[Komünist Çin’in Doğu Türkistanlı Uygur Türklerine uyguladığı zulüm hala devam ediyor. 21.yy.ın başında insanlık dışı uygulamalarla çaresiz bırakılmış, yardıma muhtaç bu insanların resimlerine veya gazetelerde çıkan katliam haberlerine bakıp hayıflanmak yeterli değil. Bu zulme dayanak sağlayan ideolojileri çökertmek için ilmi ve kültürel adımlar atılmalı ve iman eden her insan bu fikri mücadele içinde yer almalı… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/03/images.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2938" title="images" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/03/images.jpg" alt="" width="296" height="170" /></a></p>
<p>Komünist Çin’in Doğu Türkistanlı Uygur Türklerine uyguladığı zulüm hala devam ediyor. 21.yy.ın başında insanlık dışı uygulamalarla çaresiz bırakılmış, yardıma muhtaç bu insanların resimlerine veya gazetelerde çıkan katliam haberlerine bakıp hayıflanmak yeterli değil. Bu zulme dayanak sağlayan ideolojileri çökertmek için ilmi ve kültürel adımlar atılmalı ve iman eden her insan bu fikri mücadele içinde yer almalı…<br />
Rusya, Moğolistan, Kazakistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Keşmir, Tibet ve Çin’le çevrili Doğu Türkistan‘da Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar Türkleri, Huiler (Çin Müslümanları), Han milletine mensup Çinliler, Moğol ve Şibeler var. Bölgedeki Türk boylarının Halife Abdülmelik Mervan döneminde, kendi istekleri ile İslamı kabul etmeleriyle İslam aleminin ayrılmaz bir parçası olan Doğu Türkistan aynı zamanda İslam alemine değerli alimler yetiştirerek katkıda bulunmuş bir bölge olmuş.</p>
<p><img class="alignnone" title="d 2" src="http://farm8.staticflickr.com/7173/6792492795_17e1066af0.jpg" alt="" width="476" height="250" /></p>
<p>1863′de Yakup Bey önderliğinde kurulan Doğu Türkistan İslam Devleti, 1877′deki Mançur devleti (zamanın Çin İmparatorluğu) işgaline kadar bölgede hakim olmuş.<br />
1911 yılında Çin’de Komünist devrimi olunca 1943′e kadar bölgede Çinli yöneticiler tarafından yönetilen fakat Çin’den bağımsız bir devlet yer almış. 1933 yılındaKaşgar‘da Doğu Türkistan İslam Devleti kurulmuş. 1937′deki Rus işgaline kadar hayatta kalmış. 1944′de Çin tekrar bölgeyi işgal etmiş. Aynı yıl bu sefer Gulca’da Doğu Türkistan İslam Devleti kurulmuş. 1949 Çin işgaline kadar hayatta kalmış.</p>
<p><img class="alignnone" title="d 3" src="http://farm8.staticflickr.com/7027/6792492499_6cc6fcaeb5.jpg" alt="" width="450" height="299" /></p>
<p>1949 yılındaki işgalden beri Doğu Türkistan’lı kardeşlerimiz işgalci Çin devleti tarafından her geçen gün artan bir şiddetle devam ettirilen asimilasyon ve zulüm uygulamalarına karşı koymakta ve özgürlük için mücadele etmektedirler.</p>
<p>Doğu Türkistan, Çin için önemlidir çünkü barındırdığı maden, mineral, petrol ve doğalgaz yataklarıyla bir hazinedir. Çin’de çıkarılan mineralin %78′i Doğu Türkistan topraklarından çıkmakta. Çin Halk Cumhuriyeti topraklarından çıkarılan 148 tür madenin 118′i yine Doğu Türkistan topraklarından elde edilmekte. Çıkarılan madenler arasında; kömür, demir, uranyum, volfram, manganez, krom, kurşun, molibden, çinko, berilyum, lityum, niyobyum, tantal, sezyum, beyaz mika, asbest, altın sayılabilir. Ülkenin 25 bölgesinde altın, 7 bölgede bakır, 7 bölgede kurşun, 10 bölgede demir madeni 3 bölgede de uranyum bulunmakta.</p>
<p><img class="alignnone" title="d 4" src="http://farm8.staticflickr.com/7027/6792491721_70c8779c85_z.jpg" alt="" width="640" height="480" /></p>
<p>Doğu Türkistan da 500 noktadan petrol, 30 noktadan da doğalgaz çıkarılmaktadır. Keşfedilen petrol rezervlerinin Çin resmi kaynaklarınca tespit edileni 20-40 milyar ton ve her yıl 10 milyon ton petrol Çin’e taşınmakta. Sadece Taklamakan çölündeki petrol rezervi 50 milyar ton civarında tahmin edilmekte… Doğu Türkistan’da bulunan 2,2 trilyon ton kömür rezervi Çin rezervinin yarısını teşkil etmekte. Bilindiği üzere Doğu Türkistan kömürünün kalitesi çok yüksektir çünkü pek az sülfür içermektedir. Doğu Türkistan 150.000 km2′lik bir tarım arazisine sahiptir. Buğday, mısır, süpürge darısı, yulaf, arpa, üzüm, kavun, armut, elma, incir, ceviz, nar gibi ılıman iklim ürünlerinin hemen hepsi yetiştirilmekte, Tanrı dağları ile Altay dağlarını kaplayan 12.000 km2′lik ormanlık alan Sibirya karaçamı ve beyaz ladin ağaçlarıyla yüksek kalitede kereste sağlayan kapasitede.</p>
<p><img class="alignnone" title="d 5" src="http://farm8.staticflickr.com/7033/6792491043_24307a2403_z.jpg" alt="" width="526" height="359" /></p>
<p>Doğu Türkistan topraklarında 1988′den beri zorunlu doğum kontrolü ve toplu kürtaj uygulanmaktadır. Çoğunlukta iken, yürütülen politikalarla azınlık millet durumuna düşürülen Uygur halkının, şehirde bir, köylerde ikiden fazla çocuk sahibi olabilmesi yasaklanmış, çok ağır ekonomik ve idari cezalar verilmiş, hiçbir sağlık ve hijyen önlemi alınmadan zorunlu toplu kürtaj operasyonlarına tabi tutulmuşlar.<br />
Asimile olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan halkın uzun vadede en iyi mücadele yolu, yeni nesillerin iyi bir eğitimden geçmesidir. Bunu önlemek isteyen Çin yönetimi, halkın kaliteli eğitim alma yollarını kapamış, okullara kabul edilme oranı düşürülmüş, resmi dil Çince kabul edildiği ve Çin alfabesinde hiçbir değişiklik yapılmadığı halde, bölgede, son 30 yıl içinde üç defa alfabe değiştirilmiş. Uygur alfabesi önce Kirilce’ye, sonra Latin harflerine, önce Rusya sonra Türkiye ile kurulacak ilişkilerden korkulduğu için de son olarak Arap alfabesine zorunlu değiştirilmiştir. Uygur dilinde bir ansiklopedi veya sözlük bulunmazken, Uygur öğretmen ve fikir adamlarının Uygur tarihi, kültürü, sanatı üzerine yazı yazmaları yasaklanmıştır. Aksi halde, bölücülük suçlamasıyla cezalandırılmakta, tutuklanmakta ve okulları kapatılmaktadır. Türk öğretmenlere Çince ders verme mecburiyeti getirilmiş şu anda eğitim tamamen Çince olmuştur. Yani eğitim üzerinden kültüre müdahale için her yol uygulanmıştır.</p>
<p><img class="alignnone" title="d 6" src="http://farm8.staticflickr.com/7169/6792491281_f2fc82ba4c.jpg" alt="" width="400" height="277" /></p>
<p>Sağlıkta ise tam bir dram, içler acısı bir durum mevcuttur. Alt yapı eksikliği yanı sıra tedavinin ücretli olması nedeniyle halkın sıkıntısı, Doktorların çoğunun Çinli olması sebebiyle hastalarla iletişim problemi yaşanması, kan ihtiyacı olanlara AIDS’li kan verilmesi, tıbbi müdahale eksikliğinden hastalıkların %70 inin ölümle sonuçlanması, çocuk ölüm oranının binde iki yüz olması, sağlıksız şartlardaki kürtajlar sağlık sisteminin üzücü durumları.</p>
<p><img class="alignnone" title="d 7" src="http://farm8.staticflickr.com/7159/6792491171_50f4226d67.jpg" alt="" width="333" height="278" /></p>
<p>1949 yılındaki Komünist işgalle Çin devleti Doğu Türkistanlılara yönelik ilk sistemli zulmü dini alanda başlatmış ve devam etmekte. Dine inanmaları ve yaşamaları kısıtlanmakta, engellenmekte. İşsizlikse had safhada çünkü bu verimli toprak ve alanlarda Uygurlardan ziyade Çinliler istihdam edilmekte. Birazı da ucuz iş gücüyle Çinin iç bölgelerine götürülüp zor şartlarda çalıştırılmakta.<br />
Çin’in Doğu Türkistan’ı istilasından beri basılı ve görsel yayın devlet tarafından yapılmakta. TV, radyo, kitap, dergi, gazete kurumları devlete ait ve tabi komünist düzeni destekleyici tarzda yayın yapıyor. Yurt dışından yayın yapan internet sitelerinin çoğu yasaklanmış. Yurt dışında basılan kitap, dergi ve görsel yayının girişi yasaklanmış. Doğu Türkistan’daki Uygur kimliğinin ve medeniyetinin yok edilmesi amacıyla tarihi İpek yolu üzerinde Kaşgar’daki tarihi yapılar yıkılmaya başlanmış. Seyahat hakları kısıtlanmış, köylere giderken köy karakollarına bilgi veriyor, Çin’in iç bölgelerindeki otellere kabul edilmiyor, yurtdışına çıkışları yasaklanıyor.</p>
<p><img class="alignnone" title="d 8" src="http://farm8.staticflickr.com/7035/6792491963_318443131b.jpg" alt="" width="300" height="353" /></p>
<p>En önemlisi de Çin hükümeti, Uygurları terörist, katil, hırsız, bölücü, radikal İslamcı olarak yaftalamaya çalışarak, “dikkatli olmamız gereken, düşman millettir” anlayışını yaygınlaştırarak ırki ayrımcılığı tırmandırıyor.<br />
Türk kamuoyunun bu konuda hassas olduğu malum ancak bilgilendirecek ve çözüme yönlendirecek çalışmalar yapılması da gerekli. TV kanalları Doğu Türkistan’ı her yönüyle gündeme getirmeli. Medya organları sorunu duyurmalı ve de Doğu Türkistan halkına yayınlarla gerçekleri öğretmeli. Bölgeye yönelik bir radyo, TV, internet sitesi kurulmalı. Öğrenciler getirilmeli, dışarıda okuyanlara yardım edilmeli, lisans ve lisansüstü öğretimi destekleyerek aynı zamanda dini ve milli kimliğini korumasına yardımcı olunmalı. Bölgede donanımlı hastaneler açılmalı, Türk doktorlara ağırlık verilmeli. Din eğitimi veren din adamlarına da destek verilmeli, kitap ve araç gereçler temin edilmeli. Temel eserler günümüz Uygurcasına çevrilip basımı sağlanmalı. Devlet ilişkileri kullanılarak bunlar yapılabilir. Türkiye’den ve başka bölgelerden Türkistan’a yatırımlar yönlendirilip bölge ile ticaret artırılmalı. TC’nin Urumçi’de kültür ve ticaret ataşeliği açılması sağlanabilir. Dış işleri bunları kabul ettirebilir. Türk dünyasının birlik ve bekası için, aynı zamanda en temel hak olan insanların yaşama ve özgürlük haklarının sağlanabilmesi için bir şeyler yapılmalı. Türk soydaşlarımızın uğradığı katliamların, insan hakları ihlallerinin, asimilasyonların sona erdirilmesi için bir şeyler yapılmalı. Acilen ve elbirliğiyle…</p>
<p><strong>Gülgün Gökçe, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Kadın Kom. Gen.Bşk. Yrd.</strong></p>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="tecvit öğretmeni vcd">tecvit öğretmeni vcd</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="zulüm ile ilgili hadisler">zulüm ile ilgili hadisler</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="islamda cin">islamda cin</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="doğu türkistan zulmü">doğu türkistan zulmü</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="doğu türkistan müslümanları çin zulüm">doğu türkistan müslümanları çin zulüm</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="doğu türkistan işgali">doğu türkistan işgali</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="cuma ile ilgili hadisler">cuma ile ilgili hadisler</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="cinli köy">cinli köy</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="habervaktimarşiv">habervaktimarşiv</a></li><li><a href="http://www.minare.net/dogu-turkistan.html" title="çindekimüslümanlar">çindekimüslümanlar</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/dogu-turkistan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suriye için Meydanlara</title>
		<link>http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 22:08:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed YILDIZ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[suriye devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[suriye için miting]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeye destek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2934</guid>
		<description><![CDATA[Suriye&#8217;de Müslüman kardeşlerimizin zulme karşı ayaklanmalarından tam bir yıl sonra 18 Mart 2012 pazar günü Suriye&#8217;deki olayların 1. yılını tamamlaması sebebiyle biz de Türkiye&#8217;de Suriye&#8217;deki kardeşlerimizle olduğumuzu göstermek ve onlara destek olmak için İstanbul, Ankara, Adana, Konya, Kütahya, İzmir, Bursa, Elazığ, Sivas, Bingöl, Şanlıurfa, Mardin ve Antep gibi birçok ilde meydanlara çıkıyoruz. 18 Mart 1915 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/03/suriye-direnisi.jpg"><img class="wp-image-2935 aligncenter" title="suriye-direnisi" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/03/suriye-direnisi.jpg" alt="" width="604" height="258" /></a></p>
<p>Suriye&#8217;de Müslüman kardeşlerimizin zulme karşı ayaklanmalarından tam bir yıl sonra 18 Mart 2012 pazar günü Suriye&#8217;deki olayların 1. yılını tamamlaması sebebiyle biz de Türkiye&#8217;de Suriye&#8217;deki kardeşlerimizle olduğumuzu göstermek ve onlara destek olmak için İstanbul, Ankara, Adana, Konya, Kütahya, İzmir, Bursa, Elazığ, Sivas, Bingöl, Şanlıurfa, Mardin ve Antep gibi birçok ilde meydanlara çıkıyoruz. 18 Mart 1915 tarihinde zaferimizle sonuçlanan Çanakkale savaşında Suriyeli kardeşlerimizde vardı. Çanakkale şehitlerinin mezarlarında şehitlerin isimleri arasında Halep ve Şam’dan katılan mehmetçikler de vardır. Şimdi ise bizim Suriyeli kardeşlerimizin yanında durma vaktimizdir.</p>
<p>Peki Suriye’deki ayaklanmanın sebepleri neydi;<br />
- Suriye halkının kendi görüşünü ifade edememesi<br />
- Suriye’deki fesatlığın her yere yayılması<br />
- Ekonominin çok kötü durumda olması<br />
- Tek partili sistem<br />
- Belli bir görüşü veya fikiri savunmanın yasak olması yani kısacası muhalif olmanın yasak olması<br />
- 1982 de 80 bin insanın suçsuz bir şekilde öldürüldüğü katliam<br />
- Anayasadaki &#8220;Müslüman kardeşler hareketine mensup olanlar idama mahkumdur&#8221; diyen 49. yasa.<br />
- Cemil Esad’ın oğlu “Babamın Suriye içerisinde 920 evi Suriye dışında ise 5milyar dolar değerinde konutları vardır” demesi<br />
- Vatandaşın söylediği bir kelime yüzünden bile kayıplar listesine girer. Muhakeme edilmez ve ona ne yapılacağı söylenmez.<br />
- 1979 yılında bir genç kendi kardeşinin yerine tutuklandı. Daha sonrasında 1980 yılında kardeşi tutuklanıp idam edilir fakat bu genç anca 2004 yılında serbest bırakılır.<br />
(Bu, binlerce örnekten biri)<br />
- 38 yıldan beri İsrail ihtilali altında olan Golan tepelerini geri almak için bir kurşun bile sıkılmamıştır. Herhangi bir çalışma yapılmamıştır.<br />
Hafız Esad’ın 30 yıllık iktidarı ve Beşar Esad’ın 11 yıllık iktidarları boyunca raformların yapılacağından konuşuldu fakat şimdiye kadar bunlar görülmedi.<br />
- Beşar Esad iktidara geçtiğinden şimdiye kadar Amerika’da 3 başkan değişikliği oldu ve tüm dünya değişti fakat Suriye’de herhangi birşey değişmedi hatta daha kötüye doğru geriledi.<br />
Reform yapılması için Beşar Esad’ın karşısına 3 fırsat çıkmıştır. Bunlar;<br />
1 _ Suriye halkı, yönetimin babadan oğula geçmesini kabul ettiği zaman. Fakat herhangi bir raform yapılmadı.<br />
2 _ 2005 yılında yapılan Ulusal platformu. Fakat herhangi bir reform yapılmadı.<br />
3 _ Mısır ve Tunus devrimleri. Fakat herhangi bir reform yapılmadı.</p>
<p>Suriye halkı Mart ayında ayaklandığında şunları istemişti;<br />
1- 48 yıldır süren Olağanüstü halin fiilen kaldırılması. (17 mart 2011 tarihinde Olağanüstü hal kaldırıldıktan sonra 500 kişiden fazla öldürüldü)<br />
2- Anayasının 8. Maddesinin tamamen kaldırılması.<br />
Oda “Baas partisi Devletin ve halkın önderidir”<br />
3- Çok partili sisteme geçilme<br />
4- Seçimlerin demokratik şekilde yapılması ve bu seçimleri, dürüst ve güvenilir uluslararası bir heyetin denetlemesi.<br />
5- Tüm düşünce tututklularının hemen serbest bırakılması.<br />
6- Tüm kayıpların nerede oldukları ve hangi durumda olduklarının açıklanması.<br />
7- Mevcut bulunan istihbarat ve güvenlik güçleri cihazlarının cözülmesi ve yeniden yapılandırılması.<br />
8- Halkı öldürenlerin mühakeme edilmesi.<br />
9- Yolsuzluk yapanların ve rüşvetle çalışanların muhakeme edilmesi.<br />
10- 30 yıldan beri sınırdışı edilen ve sayıları 250.000 den fazla olan vatandaşların geri dönmelerine izin verilmesi ve bunların kesinlikle tutuklanmaması.</p>
<p>Bütün bu istekler normalde bir devlette bulunması gereken istekler olmasına rağmen Baas yönetimi barışçıl eylemlere karşı halka tekrar 1982de olduğu gibi tanklarla ve ağır silahlarla saldırdı.</p>
<p>Şimdiye kadar Suriye’da ölenlerin sayısı resmi rakamlarca 6185 bunların 419’u çocuk 289’u kadın. Ayrıca 30.000 yaralı bulunmakta ve 50.000’den fazla kayıp bulunmaktadır. İşkenceyle ödürülenlerin sayısı 377 ve tutukluların sayısı en az 100.000. Ayrıca 17.727 mülteci var, bunların 10.227’si Türkiye’de, 5.500’ü Ürdün ve 2.000’i Lübnan’da dır.<br />
Olaylar başladığından beri evler ve hastaneler basılır. Tedavi imkanları yok denilecek kadar kısıtlanır. Elektrikler ve sular kesilir. Ayrıca Esad hükumeti Suriye’deki birçok camiye saldırı düzenledi ve çoğu caminin minaresini yıktı.<br />
Tutuklamak istedikleri bir şahsın evini basıyorlar ve onu bulmayınca aile fertlerinden bayan olanlara taciz ederler erkekleri tutuklarlar bazen de direk aile fertlerinden birilerini öldürürler.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen halk halen özgürlük mücadelesine devam etmekte. Biz de komşu Suriye’de durum bu kadar kötüyken elimizden geleni insanlık adına yapmamız gerekiyor.</p>
<p>Unutmayın ki komşusu açken yatan bizden değildir.</p>
<p>Not: Hangi illerde nerede yapılacağı birkaç gün içerisinde yazılacaktır. Herhangi bir ilden yardım etmek isteyenler lütfen bizimle irtibat kursun.</p>
<p>Gösteri yapılacak olan yerlerin adresleri;<br />
- İstanbul &#8212; Beyazıt Meydanı &#8211; İSTANBUL<br />
- Adana &#8212; Merkez çarşı &#8211; İnönü Parkı Seyhan/ADANA<br />
- Ankara &#8212; Kızılay . Güven Park &#8211; ANKARA<br />
- Antalya<br />
- Bingöl<br />
- Bursa<br />
- Diyarbakır<br />
- Elazığ<br />
- Erzurum &#8212; Cumhuriyet Caddesi Lalapaşa Camii &#8211; Merkez &#8211; ERZURUM<br />
- Gaziantep &#8212; Öncüpınar sınır kapısı &#8211; KİLİS<br />
- İzmir<br />
- Konya<br />
- Mardin<br />
- Sivas &#8212; Selçuk çay bahçesi önü &#8211; Kent Meydanı &#8211; SİVAS</p>
<p>Not: Gaziantep için, saat 12:00&#8242;da Gaziantep Üniversitesi giriş karşısından otobüs kalkacaktır.</p>
<p>İrtibat Numaraları;<br />
İstanbul: 0535 732 01 83 (Mohammad AKTA)<br />
Ankara: 0541 473 48 00 (Mohammad)<br />
Adana: 0531 382 74 16 (Seyyid Kalkandelen)<br />
Bingöl: 0534 228 55 41 (Sedat Bulut)<br />
Diyarbakır: 0412 228 74 57 (Özgür Der)<br />
Elazığ: 0506 724 95 66 (Ayhan)<br />
Erzurum: 0554 309 47 75 (Hilal Tığlı)<br />
Gaziantep &#8211; Kilis: 0505 645 01 78 (Saad)<br />
İzmir: 0506 904 42 22 (Muhammed Luay)<br />
Konya: 0541 424 04 69 (Obada Yusuf)<br />
Kütahya: 0506 288 73 47 (Yalçın)<br />
Mardin: 0546 628 06 55 (İsmail Çoktan)<br />
Sivas: 0507 273 00 97 (Sinan Ceran)<br />
Şanlıurfa: 0545 901 38 59 (Fuat Emiroğlu)</p>
<p>SURİYE HALKIYLA DAYANIŞMA PLATFORMU</p>
<p>SURİYE MEDYA PLATFORMU;<br />
<a href="http://www.facebook.com/SuriyeDevrimi" rel="nofollow" target="_blank">www.facebook.com/<wbr>SuriyeDevrimi</wbr></a><br />
<a href="http://www.facebook.com/16TemmuzGenclikHareketi" rel="nofollow" target="_blank">www.facebook.com/<wbr>16TemmuzGenclikHareketi</wbr></a><br />
<a href="http://www.facebook.com/konusancizgiler" rel="nofollow" target="_blank">www.facebook.com/<wbr>konusancizgiler</wbr></a><br />
<a href="http://www.facebook.com/RNN.TR" rel="nofollow" target="_blank">www.facebook.com/RNN.TR</a><br />
<a href="http://www.facebook.com/filistingrubu" rel="nofollow" target="_blank">www.facebook.com/<wbr>filistingrubu</wbr></a><br />
<a href="http://www.facebook.com/haberseyret" rel="nofollow" target="_blank">www.facebook.com/<wbr>haberseyret</wbr></a><br />
<a href="http://www.suriyedevrimi.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.suriyedevrimi.com</a><br />
<a href="http://www.habersuriye.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.habersuriye.com</a><br />
<a href="http://www.haksozhaber.net/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.haksozhaber.net</a><br />
<a href="http://www.analizmerkezi.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.analizmerkezi.com</a><br />
<a href="http://www.suriyehaberleri.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.suriyehaberleri.com</a><br />
<a href="http://www.dosdogruhaber.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.dosdogruhaber.com</a><br />
<a href="http://www.haber5.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.haber5.com</a><br />
<a href="http://www.suriyedevrimi.blogspot.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.suriyedevrimi.blogspot<wbr>.com</wbr></a><br />
<a href="http://www.hdhaber.net/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.hdhaber.net</a><br />
<a href="http://www.haberseyret.com/" rel="nofollow nofollow" target="_blank">www.haberseyret.com</a></p>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="hilal tığlı">hilal tığlı</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="haberseyret com">haberseyret com</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="18 mart suriye">18 mart suriye</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="18 mart 2012 beyazıt mitingi resimler">18 mart 2012 beyazıt mitingi resimler</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="infak ilgili resimler">infak ilgili resimler</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="erzurumda suriye">erzurumda suriye</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="beyazıt meydanında suriye 18 3 2012 videoları">beyazıt meydanında suriye 18 3 2012 videoları</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="18 mart suriye mitingi fotografları">18 mart suriye mitingi fotografları</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="18 mart suriye mitingi">18 mart suriye mitingi</a></li><li><a href="http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html" title="18 mart pazar günü suriye mitingi">18 mart pazar günü suriye mitingi</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/suriye-icin-meydanlara.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orda Bir &#8216;Doğu Türkistan&#8217; Var Uzakta&#8230;</title>
		<link>http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html</link>
		<comments>http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Mar 2012 11:59:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammedî</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[çin zulmü]]></category>
		<category><![CDATA[doğu türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[islam alemi]]></category>
		<category><![CDATA[uygurlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minare.net/?p=2929</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Türkistan Gerçeği Doğu Türkistan gerçeği, dünyanın ve Türkiye’nin görmezden geldiği, görse de siyasi çıkarlar uğruna feda ettiği bir gerçek. Dini, milli ve kültürel köklerinden kopartılmak istenen ve gözlerini açtığı andan itibaren “Sincanlı” olduğuna inandırılmaya çalışılan bir tutsaklar ülkesi Doğu Türkistan&#8230; Doğu Türkistanlılar şimdi Kur’an okuduklarında dayak yiyor, Kur’an öğrenmek istediklerinde hapse giriyorlar. Daha doğmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/03/R1039606.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2931" title="R1039606" src="http://www.minare.net/wp-content/uploads/2012/03/R1039606.jpg" alt="" width="399" height="266" /></a></p>
<p><strong>Doğu Türkistan Gerçeği</strong></p>
<p>Doğu Türkistan gerçeği, dünyanın ve Türkiye’nin görmezden geldiği, görse de <strong>siyasi çıkarlar uğruna feda ettiği bir gerçek. </strong><br />
Dini, milli ve kültürel köklerinden kopartılmak istenen ve gözlerini açtığı andan itibaren <strong>“Sincanlı”</strong> olduğuna inandırılmaya çalışılan <strong>bir tutsaklar ülkesi Doğu Türkistan&#8230;</strong></p>
<p>Doğu Türkistanlılar şimdi <strong>Kur’an okuduklarında dayak yiyor, Kur’an öğrenmek istediklerinde hapse giriyorlar.</strong> Daha doğmadan yasaklarla karşılaşıyor, eğer devlet tarafından <strong>“fazlalık”</strong> olarak addedilirlerse annelerinin karınlarından zorla çıkartılıp öldürülüyorlar. Kendi dillerini, tarihlerini öğrenme hakları yok. İstedikleri üniversiteye girmek, istedikleri işte çalışmak onlar için hayalden de imkansız. Hayatlarının her aşamasında kimlikleri soruluyor onlara. Aidiyetleri sorgulanıyor, üstelik sorgulanmakla da kalmıyor, <strong>kendilerinden çalınıp yerine bir başkası konmaya çalışıyor.</strong></p>
<p><img class="alignnone" title="doğu türkistan" src="http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1039601.jpg" alt="" width="399" height="266" /></p>
<p>Suçları bir hak talep etmekse, bunun bedelini fazlasıyla ödüyorlar. Hesapsızca işkence görüyor, hapislerde ölüme terk ediliyorlar. Hapis hayatından ve dolayısıyla işkenceden evlerine dönenlerse <strong>normal hayatlarına bir daha asla dönemiyorlar</strong>: Çünkü artık ya psikolojik bozukluk ya da fiziksel sakatlıkla yaşamak zorunda kalıyorlar.</p>
<p>Çin Halk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan’ı hakimiyeti altına alıp bölgeyi <strong>“Sincan/Kazanılmış topraklar”</strong> olarak adlandırdığı tarihten bu yana, Doğu Türkistanlılara yönelik <strong>etnik temizlik ve asimilasyon politikası uyguluyor. </strong>Nitekim, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana <strong>35 milyon Doğu Türkistanlı katledildi</strong>. Yıllardır Çin zulmü altında olan <strong>Doğu Türkistan</strong>, Çin, Tibet, Keşmir, Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Moğolistan ve Rusya ile sınırı olan, <strong>1.828.418 km2 toprağa sahip bir ülkedir. </strong>Zengin yer altı kaynakları ve stratejik konumu ile <strong>Doğu Türkistan</strong>, Çin’in siyasi ve ekonomik nüfuz altına almaya çalıştığı bir bölgedir.</p>
<p><strong>Çin&#8217;in İnsafına Terk Edildi</strong></p>
<p><strong>Doğu Türkistan</strong>, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve tarihte iz bırakmıştır.M.Ö. 8-3 yıllarında İskitlere, M.Ö. 300-M.S. 93 arasında Hunlara, 522-744 arasında Göktürk İmparatorluğu’na; 744-840 yılları arasında Uygur Devleti’ne, 751-870 yılları arasında Karluk ve Karahanlılar İmparatorluğu’na ve 1509-1679 yılları arasında Saidiye Hanlığı’na ev sahipliği yapmıştır.</p>
<p>19. yüzyılda Yakup Han başkanlığında kurulan <strong>“Doğu Türkistan İslam Devleti” (1863)</strong>, Osmanlı, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştı. Ancak <strong>şu an Doğu Türkistan, uluslararası kamuoyunda tanınmamakta ve Çin’in boyunduruğu altında yaşamaktadır.</strong></p>
<p><strong>1876 yılında Çin-Mançu Devleti’nce işgal edilen Doğu Türkistan, </strong>1884’te Şinciang <strong>(Sincan) “Yeni Toprak/Kazanılmış Topraklar”</strong> adıyla Çin İmparatorluğu’na bağlandı. Doğu Türkistan halkının mücadelesi sonucu, <strong>Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti 1933 yılında Kaşgar’da kuruldu.</strong> Ancak bu Cumhuriyet çok geçmeden, <strong>komünist Çin kuvvetleri ve Stalin’in ortak hamlesi ile ortadan kaldırıldı.</strong> 1949 yılında komünist Rus yönetiminin askeri yardımları ile Doğu Türkistan Çin yönetimine terk edildi.</p>
<p><strong>Katliamlar bir Doğu Türkistan gerçeği</strong></p>
<p>Doğu Türkistanlılar, kısa süreli bağımsızlık dönemleri yaşamışlarsa da uzun yıllardır Çin’in etnik asimilasyon politikaları ile ezilmektedirler. Komünist Çin Halk Cumhuriyeti’nde sistem, ulusal çıkarlar doğrultusunda şekillenmiş; Çin’in 1949 yılından bu yana yürüttüğü politikalar <strong>Doğu Türkistanlıları asimilasyon ve etnik temizliğe maruz bırakmıştır.</strong></p>
<p><strong>1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin, 1952-1957 yılları arasında 3 milyon 509 bin, 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin, 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürülmüş ya da rejimin politikaları doğrultusunda oluşan kıtlık sonucu hayatlarını kaybetmişlerdir.</strong> 1965’ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı <strong>35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştır.</strong></p>
<p>Doğu Türkistan’da meydana gelen insan hakları ihlalleri, zaman zaman kimi insan hakları örgütleri tarafından dillendirilmiş olsa da, bu girişimler, <strong>yaşanan zulmün engellenmesinde etkili olamamıştır.</strong></p>
<p><img class="alignnone" title="doğu türkistan 2" src="http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1039602.jpg" alt="" width="400" height="277" /></p>
<p><strong>Etnik temizlik</strong></p>
<p><strong>Uygur Türkleri</strong> şiddetli olarak yürütülen bir nüfus planlamasına da maruz kalmaktadırlar. Uygur Türklerinin nüfusu Çin nüfusuna oranla %1,5 civarındadır. Çin Devleti <strong>Doğu Türkistan</strong>’da yaşayan ve azınlık olan halkı doğum kontrolü adı altında, <strong>büyük-küçük, kız-erkek ayrımı yapmadan öldürmeyi planlamaktadır.</strong> Normal durumda iki, nadiren üç çocuk doğurmasına müsaade edilen Doğu Türkistanlı kadınlar, <strong>“plan dışında”</strong> hamile kaldıklarında <strong>hamileliklerinin son günleri dahi olsa mecburi kürtaja tabi tutulmaktadırlar</strong>. Kadınlar nüfus planlaması dışında olan çocuklarını gizli olarak doğurdukları takdirde çok yüksek maddi cezalara maruz kalmakta, doğum yapan kadın veya eşi memur ise bu kişinin görevine son verilmektedir. Bu uygulamalar, <strong>Çin kanunlarında açık olarak yer almaktadır. </strong></p>
<p><strong>Yerel halkın menfi tavrı ve ırki ayrımcılık</strong></p>
<p>Çin’in içeri eyaletlerinde <strong>Çin vatandaşlarının Uygurlara yönelik tavrı da devlet bazında yürütülen ayrımcılık siyasetinin açık bir yansımasıdır. Çinli halk, bir Uygur gördüğünde ona kin ve nefretle bakmakta, polisler Uygurları keyfi olarak arayabilmekte ve sorguya çekebilmektedirler.</strong> <strong>Bir dükkâna Uygur girecek olsa bütün Çinliler ona tıpkı bir hırsıza bakar gibi şüphe ile bakmaktadırlar. Hatta dükkân görevlileri mikrofondan “Dükkânımıza Sincanlı girdi ceplerinize dikkat edin.” diyerek açıktan açığa anons yapabilmektedir.</strong> Taksiciler ve Otobüs şoförleri Uygur yolcuları almayı reddeder hale gelmiştir. Bu örnekler, <strong>ırki ayrımcılığın tipik ifadeleridir</strong>. Çin hükümetinin Uygurları <strong>“terörist, katil, hırsız, bölücü, radikal İslamcı” </strong>olarak yaftalama çabası, <strong>“Devletimize en büyük tehlike Doğu Türkistan teröristlerinden gelir.”, “Uygurlar ihtiyatlı olunması gereken, gözetlenmesi gereken düşman millettir.”</strong> anlayışını yaygınlaştırması ırki ayrımcılığı tırmandırmaktadır.</p>
<p><img class="alignnone" title="doğu türkistan 3" src="http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1039603.jpg" alt="" width="450" height="335" /></p>
<p><strong>Seyahat özgürlüğü kısıtlanıyor</strong></p>
<p>Doğu Türkistan’da seyahat önünde de ciddi engeller bulunmaktadır. Bazen bir köyden diğerine giderken dahi yerel güvenlik kurumlarından <strong>belge almak</strong> gerekmektedir. Reşit bir insanın bile yurt dışına çıkmak için <strong>pasaport alabilmesi neredeyse imkansızdır.</strong> Son günlerde yaşanan bir gelişmeyle de seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasında yeni bir uygulamaya geçilmiştir. Zira, daha önce kendilerine pasaport verilen kişilerin pasaportlarına devlet el koymaya başlamıştır. Devlet memuru da olsa, <strong>pasaport müracaatında bulunan Doğu Türkistanlılar, çok büyük ücretler ödeyerek pasaportlarını alabilmektedir.</strong> Oysaki bir Çinli pasaport müracaatında bulunduğunda talebi en geç 15 gün içerisinde yerine getirilmektedir.</p>
<p><strong>Hayati tehlike günlük yaşamın parçası</strong></p>
<p>Doğu Türkistan’da hiç kimsenin <strong>hayati güvencesi yok</strong>tur. Devlet, istediği zaman istediği kimseyi tutuklayabilir ve istediği şekilde cezalandırabilir. Bu noktada tutuklamak istediği kimsenin yabancı olması da önemli değildir. <strong>Binlerce kişi Çin hükümeti tarafından sudan sebeplerle tutuklanıp yerleri belli olmayan zindanlara götürülmekte, oralarda çürüyüp gitmektedir.</strong></p>
<p><strong>Tutukluların geride kalan çocuklarının ve ailelerinin durumu ise içler acısıdır.</strong> Dahası, bu kişilere yardım etmek dahi Çin kanunlarına göre suç sayılmaktadır. Çin, Doğu Türkistanlılara esir muamelesi yapmakta ve onlara türlü zulümleri reva görmektedir.</p>
<p><img class="alignnone" title="doğu türkistan4" src="http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1039604.jpg" alt="" width="399" height="266" /></p>
<p><strong>Bir hayal: Din ve vicdan özgürlüğü</strong></p>
<p>Doğu Türkistanlılar düşünce, ifade ve din hürriyeti alanlarında tamamıyla kuşatılmış durumdadır.<strong> Barışçı örgüt kurma, toplanma, siyasi haklar, kanun önünde eşitlik, azınlık hakları, eğitim hakkı, çalışma hakkı, mülkiyet hakkı, serbest seçimler, eşitlik, adalet, haysiyet ve ünü koruma, göç ve iltica gibi haklar bu halk için söz konusu değildir.</strong> Bu bağlamda hiçbir özgürlük sunulmadığı için, <strong>Doğu Türkistan</strong>lıların gerek ferdi gerekse ailevi ve toplumsal mahremiyeti hiçe sayılmaktadır. Çünkü mahremiyet, insanın insanca muamele gördüğü yerde vardır.<br />
<strong>Doğu Türkistan</strong>’da devlet memurlarının, işçilerin ve öğrencilerin <strong>ibadet yerlerine gitmeleri ve ibadetle meşgul olmaları yasaklanmıştır. </strong></p>
<p><strong>İbadet yaptığı tespit edilen kişiler işten ve okuldan atılmaktadır.</strong> Bu kişiler keyfi olarak gözetim altına alınmakta ya da para cezalarına çarptırılmaktadır. Dini eğitim almak isteyenlerin herhangi bir şekilde gidebileceği bir eğitim kurumu bulunmamaktadır. <strong>Camilerde ise, dini değerler değil, devlet yasaları tebliğ edilmektedir.</strong> Evlerinde dini kitap bulunanların kitaplarına el konulmakta; hatta evinde dini kitap bulundurma, bir suç unsuru olarak kabul edilmektedir. Bu tür kişilere para cezasından hapis cezasına varan birtakım cezalar verilmektedir. Aynı zamanda hükümet, bölgedeki Müslüman nüfusun dini haklarına getirdiği kısıtlamaları artırarak <strong>Ramazan ayında devlet kademelerinde ve bütün eğitim kurumlarında oruç tutmayı yasaklamaktadır.</strong> <strong>Doğu Türkistan</strong>’da ibadet olarak vasıflandırılabilecek her şey yasaklanmış durumdadır. Birçok cami kapatılmış, Müslüman din adamları üzerindeki resmi denetimler artırılmıştır. <strong>“Yurtsever olmayan” </strong>ya da <strong>“yıkıcı” </strong>olarak görülen dini liderler gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. <strong>Halka önder olabilecek kapasitedeki bazı aydınlar zehirlenerek öldürülmektedir.</strong></p>
<p><strong>Periyodik tutuklamalar</strong></p>
<p>Doğu Türkistan’da medya kuruluşları ve bazı devlet dairelerini <strong>“istenmeyen unsurlar”</strong>dan kurtarmak için<strong> “temizlik” </strong>amacıyla periyodik tutuklamalar yapılmaktadır. Bununla ilgili sayılamayacak kadar çok örnek vardır. <strong>Doğu Türkistan</strong> halkının çok sevdiği ve saydığı <strong>Abdulahad Mahdum</strong>, söz konusu durumun mağdurlarından biridir. <strong>Mahdum, yaşı 75’in üstünde olmasına rağmen, tam olarak suç teşkil etmeyen zanlara dayanılarak beş sene hapis cezasına çarptırılmış durumdadır. </strong>Hapishanelerde 1,5 m2’lik hücrelerde tutulan kişiler tüm ihtiyaçlarını burada görmekte, dış dünya ile hiçbir irtibatları bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Çin nüfusu artırılıyor</strong></p>
<p><strong>Çinli nüfusun Doğu Türkistan’a çok hızlı bir şekilde yerleştirilmesi </strong>sonucunda, yerli halkın asimilasyonu hızlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu uygulamanın bir parçası olarak yürütülen bir durum da şudur: <strong>Doğu Türkistan’daki Çin nüfusunu artıran Çin yönetimi, kimi zaman da Doğu Türkistan’ın çeşitli bölgelerindeki kimsesiz kız çocuklarını Çin’in muhtelif bölgelerine götürüp türlü işlerde kullanmaktadır.</strong> Eğitim amacıyla Çin’e götürüldükleri iddia edilen çocukların durumu da benzer şekildedir.</p>
<p><strong>Kültürel asimilasyon</strong></p>
<p>Farklı Türk lehçelerinde konuşan yerli halkın Çinceyi kullanmaya zorlanması gibi meseleler de bir çeşit zulümdür. <strong>Doğu Türkistan</strong>’da yaşayan milletlerin gelenek-göreneklerini, dini inançlarını, kendilerine özgü dillerini ve toprak bütünlüklerini ellerinden kaybetmeleri demek, <strong>bir milletin tarihten silinmesi demektir. </strong>Eylül 2002’den itibaren Sincan Üniversitesi’nde birçok derste Uygur dilinde eğitim yapılmasını yasaklayan bir resmi politikanın dayatılması, zulmün açık tezahürlerinden biridir.</p>
<p><strong>Zoraki geri dönüş</strong></p>
<p>Çin yönetimi, türlü yöntemlere başvurmak suretiyle sürgündeki Uygurları geri dönmeye zorlamaktadır. Uluslararası Af Örgütü, son yıllarda Nepal, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan ve bazı komşu ülkelerden Çin’e zorla geri gönderilen <strong>Uygur mültecileri</strong> ile ilgili dikkate alınması gereken raporlar yayımlamıştır. Bu ülkelerin hemen hepsi Çin’in taleplerine hayır dememiş ve kendilerine sığınan <strong>Doğu Türkistan</strong>lıları teslim etmiştir.</p>
<p><img class="alignnone" title="doğu türkistan 5" src="http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1039605.jpg" alt="" width="399" height="266" /></p>
<p>Sürgündeki Uygurların <strong>Doğu Türkistan</strong>’da bulunan aile üyeleri ve yakın akrabaları, Çin yönetimi tarafından tutuklanabilmekte, mal varlıklarına el konulmakta, telefon görüşmeleri dinlenmektedir. Çin, sürgündeki Uygurların ailelerini sürekli olarak sorguya çekerek onlara psikolojik baskılar yapmaktadır. Devlet yönetimi ile barışık olmayan ve yurt dışında yaşamayı tercih eden <strong>Doğu Türkistan</strong>lıların aile fertlerine, hatta uzaktan akrabalık bağları bulunan kişilere dahi pasaport verilmemekte, devlet kurumlarında iş imkanına sahip olmaları engellenmekte ve bu kişiler <strong>adeta toplumdan tecrit edilmektedirler.</strong> Bu tür uygulamaların deşifre edilmesi, hatta uluslararası hukuk normlarının hiçe sayıldığının ilan edilmesi dahi o topraklarda suçtur.</p>
<p><strong>Fabrika mı, toplama kampı mı?</strong></p>
<p>Çin hükümeti, Uygurlara yönelik olarak günlük hayatın her alanında farklı bir yıldırma politikası uyguluyor. Bu siyasetin temel hedeflerinden biri ise <strong>Doğu Türkistan’da Uygur nüfusunu azaltarak bölgeyi Çinlileştirmek.</strong> Bu bağlamda, Çin hükümetinin 2003 yılından beri uygulamakta olduğu <strong>“İşgücü fazlasını başka memleketlere yönlendirme”</strong> projesi ile <strong>Doğu Türkistan</strong>’da yaşayan Uygurlar özellikle <strong>genç kızlar </strong>zoraki olarak vatanlarından koparılıp Çin’in iç eyaletlerine çalışmaya gönderiliyor. Haziran ayında oyuncak fabrikasında saldırıya uğrayan Uygurlar da bu proje kapsamında, zoraki olarak Guandong’a sürülmüştü.</p>
<p>Çinli patronlara teslim edilen genç Uygurlar, ağır derecede aşağılanmakta, ucuz işçi olarak kullanılmakta ve sömürülmekte. <strong>Doğu Türkistan</strong>lı gençler, kendi milli kültür ve geleneklerinden uzaklaştırılırken, bir taraftan da <strong>Çin milliyetçiliği ve yerel halkın baskıları</strong> ile karşı karşıya kalmakta. <strong>Doğu Türkistan</strong>lı kuruluşların raporlarına göre günümüzde <strong>Çin’in içeri eyaletlerinde mecburi olarak çalıştırılmakta olan Uygur kız ve erkeklerinin sayıları tahmini olarak 500 binin üzerinde. </strong>Uygurlar, kalitesiz atölye ve fabrikalarda, iş güvenliği ve sağlık sigortası yapılmaksızın, fiziki güç gerektiren işlerde çalıştırılmakta. Atölyelere zorunlu olarak getirilen ve çoğunluğunu <strong>bayanların</strong> oluşturduğu Uygur gençlerinin, hareketleri kısıtlanmakta ve fabrika kompleksinden ayrılmalarına izin verilmemekte.<strong> Genç kızların</strong> maaşları eksik verilmekte, hatta kendilerine verilmemekte geldikleri köy veya nahiyelerin idarecilerine gönderilmekte. Fabrikalarda çalışan genç kızlar, itilip kakılmakta, adeta sıkı yönetim altında idare edilmektedirler. Uygurların çalıştırıldığı <strong>fabrikalar toplama kamplarını andırmaktadır. </strong></p>
<p><strong>Urumçi’de kitlesel katliam<br />
</strong><br />
Yıllardır Çin hükümetinin baskı ve asimilasyon politikası altında yaşayan Uygurlar içinde bulunduğumuz günlerde yeni bir katliama maruz bırakılmaktadır.<strong>2009 Haziran’ı sonunda Guangdong eyaletindeki bir oyuncak fabrikasında Uygur Türklerine yönelik saldırılar gerçekleşti.</strong> Özelde oyuncak fabrikasındaki saldırıları genelde ise kendilerine yönelik baskı siyasetini protesto etmek için <strong>Urumçi’de 5 Temmuz’da sokaklara dökülen Uygurlar da kitlesel bir katliama maruz bırakıldı.</strong></p>
<p><img class="alignnone" title="doğu türkistan 6" src="http://www.gulistandergisi.com/resimler/R1039606.jpg" alt="" width="399" height="266" /></p>
<p>Haziran ayının sonunda, Çin’in Guandong eyaletindeki bir <strong>oyuncak fabrikasında çalışan Uygurlar, Çinli işçilerin saldırısına uğradı.</strong> Oyuncak fabrikasında gerçekleşen saldırılarda, <strong>120 kişi yaralandı</strong>, uluslararası bazı haber kaynaklarına göre <strong>18 Uygur öldürüldü</strong>. Saldırı, <strong>200-300 Çinli işçinin ellerinde sopalarla Uygurların yatakhanelerine saldırmalarıyla başladı</strong>; <strong>saldırının ilk saatlerinde güvenlik görevlileri olaya müdahale etmedi</strong>. Olaydan sonra fabrikadaki 600 Uygur işçi farklı bir bölgeye nakledildi; <strong>temizlik işçileri olay mahallindeki kan izlerini iki saatlik bir sürede ancak temizleyebildi.</strong></p>
<p>Guandong’da Uygurlara yönelik gerçekleşen bu saldırıyı kınamak üzere <strong>5 Temmuz günü Ürümçi’de meydanlara dökülen 10 binlerce Uygur, Çin polisinin sert müdahalesiyle karşılaştı.</strong><strong> Çin polisi, miting başlar başlamaz Uygurların etrafını sardı; üzerlerine ateş açarak gösteriyi bastırmaya çalıştı. Mitinge katılan, yaşlı, kadın ve çocuklar da polisin ateşine maruz kaldı. Çatışma sonunda en az 140 kişinin öldüğü, 816 kişinin ise yaralandığı bildiriliyor.</strong> Gayri resmi kaynaklar ise ölü rakamının çok daha fazla olduğunu belirtmekte.<strong> Halen, şehirdeki bazı yolların ulaşıma kapalı olduğu ve enkaz kaldırma çalışmalarının devam ettiği belirtiliyor.</strong> Bölgenin dış dünya ile bağlantısı tamamen kesilmiş durumda. 5 Temmuz Pazar günü yaşanan kitlesel kıyımın ardından<strong> Urumçi’de sıkıyönetim ilan edildi</strong>. Halihazırda, Çin askerlerinin keyfi olarak ev baskınları düzenlediği, sorgu bahanesiyle tutuklamalarda bulunduğu ve Uygur halkına türlü şekillerde zulmettiği belirtiliyor. Yani, 5 Temmuz Pazar günü başlayan kıyım halen devam ediyor.</p>
<p><strong>Doğu Türkistan sorunu gündeme getirilmeli</strong></p>
<p><strong>150 yıldır İslam alemi, dünyanın birçok bölgesinde benzeri zulüm ve baskılara maruz kalmıştır. Bu zulmün arkasındaki çevrelerin en büyük hedefi, dini, özellikle de Müslümanlığı ortadan kaldırmaktır. Bugün Çeçenistan’ın Ruslardan gördüğü zulmü, Doğu Türkistanlılar Çinlilerden görmektedir. Dünya bu zulme göz yummaktadır. Doğu Türkistan meselesi sadece Uygurların bir sorunu olarak görülmemeli ve vicdan sahibi insanlar bu meseleyi sahiplenmelidir.</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> İHH Doğu Türkistan Raporu<br />
Gülistan Dergisi/ 103. Sayı<br />
Temmuz 2009</p>
<h4>Gelen Arama Terimleri:</h4><ul><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="din ve vicdanözgürlüğü">din ve vicdanözgürlüğü</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="doğu türkistan nüfus">doğu türkistan nüfus</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="uygur devleti">uygur devleti</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="türkistan">türkistan</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="uygurlar">uygurlar</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="insan ayrımcılığı">insan ayrımcılığı</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="uygur türkleri erkekler">uygur türkleri erkekler</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="Uygurlar Minare">Uygurlar Minare</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="türkiye ve uygurlar">türkiye ve uygurlar</a></li><li><a href="http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html" title="çin devletinin nüfusu">çin devletinin nüfusu</a></li></ul>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minare.net/orda-bir-dogu-turkistan-var-uzakta.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

