Tüm müzik ve ses sistemi fırsatları için tıklayın !

Birşeyler Yapmalıydı, Ama Nereden Başlamalıydı?…


Doğduk, yavaş yavaş büyüdük. Büyürken belki yediğimiz lokmalarımız tamdı. Ama eksik olan bir şey vardı. Dinimizle büyüyemedik. Öğrenemedik bilmemiz gerekenleri. Ama hep eksikliğini de hissederek ve tamamlamaya çalışarak büyüdük. Pes etmeden yürümeye gayret ettik bu yolda. Resulü de anlatmadılar bize. Onu sevmemiz gerektiğini. Ama ayıramadılar bizi, anlatmasalar da biz öğrendik onun kim olduğunu, sevdik ta yürekten. Yerine getirmemiz gereken fazlardan bihaberdik bir zamanlar. Öğrendikçe üzüldük, üzüldükçe öğrenme isteğimiz arttı. Ve zamanla elimizden geldiğince görevlerimizi yerine getirmeye çalıştık.

Sonra dinini yaşama yolunda bizden önde olanlar çıktı karşımıza. Onlara baktık ve yine bir hüzne boğulduk. Çoğu kez çaldık resulün kapısını bir sitemle. Nasıl dedik, nasıl razı oldu benim Müslüman babam benim böyle büyümeme. Nasıl uzak tuttu bizi böyle. Sonra yüzlerimiz Allah’a döndü. Başımız öne eğildi. Açıldı ellerimiz, bir dua tutturduk ta en derinden. Yanık ciğerlerimizden dumanı tüterken ateşimizin, durmak olmaz dedik. Yola çıkmalı, yoldaş bulmalı ve yolu geriden gelenlere kolaylaştırmalı. Bir şeyler yapmalı. Allah’ın rızasına koşmalı. Ama nereden başlamalı?

Bilemedik. Ellerimiz boşlukta yukarı uzanırken, belki dedik, belki tutar birileri. Umutla dolu yüreğimiz ellerimizi uzanmak için cesaretlendirdi. Sonra bir dal tuttuk. Ama olmadı. Tuttuğumuz dal elimizde kaldı. Ya biz çok ağır geldik. Ya da çürüktü uzandığımız dal, bilemedik.

Sonra yolda yürürken, dertdaşlar gördük. İmrenerek baktık onlara ve aralarına katılmalıyız dedik. Koştuk onlara doğru. Var gücümüzle. Ama araya engel üstüne engel girdi. Varamadık. Başımız öne eğildi tekrar. Üzüldük, ağladık, umutsuzluğa düştük.

Sonra Allah’ı düşündük. O bizi bırakmaz dedik. Devam ettik koşmaya. Ya bizdeydi hata ya da vakti vardı daha. Belki de gitsek istediğimiz yere faydadan çok zararımız dokunacaktı. Bilemedik. Sonra durduk, düşündük. Belki de dedik durduğumuz yerde daha noksanlıklar var tamamlamamız gereken. Amacımız Allah’ın rızasıydı. O halde önce olduğumuz yeri ona uygun olarak güzelleştirmeliydik. Sarmalıydık yaraları, hoş etmeliydik kanadı kırık gönülleri. Belki böylece açılırdı hizmet yolumuz.

Sonra hizmet ne diye sorduk kendimize. İnsanlara faydalı olmak mıydı hizmet? Öyleyse en yakınlardan başlamak gerekmez miydi? Resul de öyle yapmamış mıydı? Etrafımıza baktık. Ne çok eksik ve yara vardı sinelerde ve tabiî ki bizde. Tamamlamalıydık elimizden geldiğince, sarmalıydık bütün yaraları. Belki onu da tam yapamadık, ama en azından elimizden geleni yapmaya gayret ettik. Ve sonra sabırla beklemeye koyulduk. Allah bizi de sadıklarla bir ederdi nasılsa. Cemaat tek başına da olsa cemaat değil miydi? Yalnız da yürüsek bu yolda hakka açılmıyor muydu kapılar? Azmettik. Önce koşmaya azmettik, sonra koşamadıysak yürümeye azmettik. Gene engeller çıktı karşımıza. Bu sefer emekledik. Emekleyemediysek de eğer, bu sefer emeklemeye azmettik. Hiç vazgeçmedik. Pes etmedik. Bazen umutsuzluk batağına düştük. Ama Allah tuttu elimizden. Ha gayret dedi bize, biraz daha sabır. İyi bak kendine. Ne arıyorsan gene sende bulacaksın.

Durduk. Aramaya koyulduk. Aramakla bulunmazdı lakin bulanlar arayanlar değil miydi? Bir mum yaktık ateşini yürekten alan. Gönül kandilimiz aydınlattı önümüzü. Yürüdük. Belki yanlış yollara saptık. Ama Allah’ın izniyle doğru yola çıkmak için azimle mücadele ettik. En büyük engelimiz nefsimizdi. Bizi Allah’tan ayırmak isteyen her şeye karşı bir savaş başlattık. Ve amansız bir mücadeleye giriştik. Taş üstüne taş attık vesveselere. Besmele çektik her nefeste. Yeniden, yeniden, yeniden başladık bittiğimiz yerde. İmanımız vardı bizim. İmkân ne gerekti. İman en büyük imkân değil miydi? Azimliydik, kararlıydık, umutluyduk biz. Gözümüzü ufka dikmiştik. Geri dönemezdik. Hakkın rızasına yürümeli ve ömrü böylece bitirmeliydik. Kaç figan yükseldi göğsümüzden saymadık. Kaç kere düştük ve yeniden kalktık bilmedik. Durmadık, yürüdük. Yol uzundu, yol çetindi, yol engel üstüne engelle doluydu. Sabırla aştık her engeli, sabırla baktık geleceğe. Geçilmez denen yerlerden sabırla yürüdük, ayağımıza batan dikenlere aldırış etmedik.

Büyüklerimiz ve kardeşlerimiz vardı bizim. Bizden önde olan ve yolu bizim için açan. Arkalarına bakmadan yolu temizliyorlardı, kolaylaştırıyorlardı yürümemizi. Onlara baktık. Biz de dedik, biz de onlar gibi olmalıyız. Biz de yolu açmalı ve temizlemeliyiz geriden gelenlere. Yoldaş bulamasak da yanımızda, Allah bizimleydi. Ve böylece devam etti yol. Sonu nerde biter diye düşünmedik. Revan olduk böylece yola.

Evet, bir şeyler yapmalıydı Allah’ın razı olacağı. Hizmet etmeliydi Allah için. Hiçbir çıkar olmamalıydı aklımızda rızadan başka.

Evet, bir şeyler yapmalıydı. Ve önce kendimizden başlamalıydı…

Ey şaşırmış gönül!

Dosta, candan giden bir yol vardır.

Ey yolunu kaybetmiş kişi!

Dosta apaçık da, gizli de bir yol vardır.

Eğer altı yönden de, senin yolunu keserler, kapatırlarsa korkma;

Çünkü senin gönlünün derinliklerinden sevgiliye giden gizli bir yol vardır. (Mevlana)

Ümmügülsüm Şahin / Minare.Net

Gelen Arama Terimleri:

Sitemizdeki Benzer İçerikler

  • Anonim

    Meşakkatli bir yolun yolcusuyuz, yanlış girdiğimiz her patikadan ders almalı ve evlatlarımıza zaman kazandırmalıyız. Çok güzel bir yazı. Yazarı tebrik ediyorum.

  • http://www.facebook.com/h.ekber Yiğit HanzaLa

    Yüce Rabbimizden, Bizleri Ümmete Hizmet Yolunda Birer Nefer Kılmasını Diliyor..
    Bu Güzel Yazınızdan Ötürü Sizi Canı Gönülden Tebrik Ediyorum..

Yazı Etiketleri

DMCA.com